Sevgili hacı dayım'ın küçük dayım'ın yoklar tiradı'na karşın sarf ettiği ünlemli nida. Allah selamet versin, yüzünde bir dolu gerginlik vardı; parmakları arasında aşağı doğru sarkıttığı kırmızı kehribar renkli tespihi renginde. Epey eğlenmiştik ma aile. Hacı dayım dinci ama herkes gibi özünde iyi adamdır. Geçen şehrimize nur gibi geldi de şarabi renkli tespih hediye etti bana. Ben tespih kullanmam ki dayı dedim, la havle bakışı attı eyvallah diye teşekkür ettim. Polemiğe gerek yok. Yoklar tiradı hep karın ağrısı. Bir insan dayısıyla dıdısıyla din felsefesi neden konuşur ki. Demi.
Kimse de çıkıp demiyor ki şeyh pezevengi de kim ki. Şeyh kadar başınıza taş, şeyhinizin ve şeyhlerin başına şey düşsün. Bu kadar el pençe divan durma meraklısı bir toplum olamaz. Dersin omuzlarındaki civatalar elleri pençe dururken kurbağacıkla sıkılmış ve sıkıldığı yerden paslanmış. Salın kollarınızı birey olun kapı divan kulları.
"Benim sayısalcı arkadaşlarım davar." boşluk bırakmak bazen sulh'tur. Da var ile davar arasında mevcudiyet ile hakaret arasında uçurum vardır. Gerçi "davar" çok naif bir hakaret. Sesli harfler çok baskın duruyor eyvallah ama r harfi havayı yumuşatıyor.
Kedinin dişisi. ne kadar ispanyolca değil mi? Ama arapça. Araplar kedinin dişisine sannora derken kedi bence iki kat güzelleşiyor, yeryüzünün tonu birkaç kat açılıyor. Kelimenin artikülasyonuna bakar mısınız mesih isa aşkına! En sevdiğim kelime olup, en sevdiğim insanları çağrıştırır.
"Göklerdeki babamız; Yerin günahını aziz kanı ile üstlenen yüce isa, kutsal bakire Meryem... Bu yüce isimler adına, mırıldandığım ve içimde saklı günahlarım için kendime acıyorum Tanrım. Mabedin ruhunu gölgeleyen içsel ve zihinsel günahlarımı affet, beni günahlardan koru, kalbime dirayet, bedenime huşu dolu göksel aşkı sirayet ettir. Bedenini ve ruhunu sana adayan, isa ve Meryem ışığı altında olan, aziz ve azizelerin yolunu yol bilen kulun ve mabedinin kölesi olan... Beni affet ve beni benden muhafaza et Tanrım."
(her dua bir sebep ya da sebepler barındırır)
Kilisenin duvarları bedenime serinlik veriyordu. Bu serinlik kutsanmış olmanın şevki ile mutluluğuma mutluluk katıyor, ettiğim dualar mabedin kubbesinde yankılanarak; mumların ateşi âdeta mistik yanım için alev alev dans ediyor gibi hissediyordum. Bu hisleri birkaç aydır hissetmiyorum! içimde depreşen bazı hislerin buna engel teşkil ettiğinin ayırdındayım. Uzun seneler aynı yolu kullanmama rağmen, geçtiğimiz ay, senelerce "Garip" bir yerin önünde geçtiğimin farkına varmıştım. ilkin garip olarak tanımladım bu yeri ve gözlerimi sakındım buradan. Hatta önündeki kaldırım yerine karşısında olan kaldırımı kullanmaya başladım. itiraf ediyorum; karşı kaldırımdan içerisi daha net görünüyor... ilk gördüğüm kare, küçük küçük evlerin arasından renkli dehlizlere doğru uzanan merdivenler, basamakların erkekler kalabalığındaki kaybı ve pencerelerden sarkan memeler! Karenin en baskın tonları ve işareti memeler ve bıyıklardı. Burası şehvet satın almaya gelmiş erkeklerin kadınlarla pazarlığa yatak paylaştığı genelevdi. Kareden içimdeki korku ile karışık hislerle uzaklaştım. Uzaklaşmak bir mesafe ölçüsüydü, oysa insanın içinden uzaklaşması olur şey değildi. Ölçüsüzlük içimde edepsiz şeyler örüyor, bu örgü daha çok geceleri nüksediyor ve rüyalardan gerçeğe sabah aydınlığında arama sular bırakıyordu! Kaç defa bu kare rüyama girdi hatırlamıyorum. Bir keresinde memelerin en süt beyaz olanına dudağı örtük bir bıyık dokunuyor, süt beyaz içindeki mavi damarlar bir yol gibi genişliyor ve genişleyen yollardan basamaklar ortaya çıkarak, basamakları erkekler ve kadınlar dolduruyordu. Sert ve simsiyah fırça gibi olan bıyıklarla gıdıklanan memenin sahibesi kıkırdıyor ve kadının yüzü yüzümle değişiyordu! Sıçrayarak yataktan kalkmıştım ve bacaklarımın arasında deli bir deniz ben uykudayken uyanmış da bana sular seller gibi iz bırakmıştı. Sularıma dokununca, göz göze geldiğim haç beni çok utandırmıştı. Cansız bir eşyadan utanmak gibi gelir bilmeyene ama ben bilmeyenlerden değil bilenlerdenim. Bir başkası olsa yataktan sıçrayarak uyanmaz, bıyıkların arasında olan kalın ve diri dudaklar arasında ezilmeyi... Ne dediğim umrumda ve böyle şeyleri düşünmek bile kalbimi ürkütüyor. Bir ses kare değişiminin kışkırtıcı bir fikir olduğunu söylerken, öteki ses iblisvari fikirlerden tanrıya yaklaşmayı öğütlüyordu. Şehvet daveti ile öğüt icabeti arasında gidip geliyordum ve tam da bu ifâde; gidip gelme ifâdesi bile icâbet yerine davete göz kırpıyordu. Bedenimin her zerresinde, kelimelerin içindeki giz apaçık olmuştu bana. Davet içimdeki yangını kamçılarken, icâbet dürtüsü yangınlarım içine buzul bir soğukluk serpiyordu. Bedenim melek ile iblis arasında git gel yaşıyor, Erkekler ve Kadınların şehvet muhabbetinden payıma arada kalmışlık gel gitler düşüyordu.
Emekçi bir kardeşimiz. istanbul esenyurt ilçesinde Tekstil işçisi olan kara, tazminatsız çıkarıldığı işyerinden basın açıklaması yaptığı sırada eski patronu tarafından başı taşla yarılmış. Yüzündeki kan lekesi emeğin boğulup boğdurulduğu bir deryadır.
Dünya Ahrazlar fedarasyonu'nun geçtiğimiz yıllarda olağanüstü kurultayının toplanması sonucunda ortaya çıkan akım. Tek konuşan sözcülerinin yaptığı açıklamada, dört ayak üzerinden iki ayak üzerine durmayı öğrenip sesini keşfeden homo sapiens'in yeterince konuştuğuna değindi. Hem sağır hem dilsiz olmanın gerekliliğini savunan sözcü, üç maymunu oynayan çağ insanlarına lanet okuyarak sözlerini tamamladı.
Sosyoloji mühendislerinin konunun pasif bir direniş olduğunu dile getirip önlem alınması gerektiğini deklare ederken, birleşmiş milletlerden herhangi bir oturum ya da gündem talebi olmamıştır.
Şairlere ve şiirlere bakınca, eksik kalan ya da eğreti duran bir önerme.
sigmund freud beyefendi'nin, gittiğim her yere benden önce bir şair gitmiş dediği birinden bahsediyoruz. Şair masum değildir ve kat'a saf iyilik ve güzellik, edep ve erkan meseli olamaz. Şair hayatın kendisidir. iyisiyle kötüsüyle, estetik ve hoyratlığıyla, günah ve masumiyetiyle...
Nice şair toz kondurulmayan bu tanımlar silsilesi nedeniyle öteye nakıs ve kederli gitti. Tanımlara göre bir şair yol kenarında işeyemez, sövemez ve sokak dili ile konuşamazmış... Altına mı işesin adamcağız. Nedir bu toz kondurmama, münevver torna tesviyesi, konak insanı halet-i ruhiyesi.
Bırakın yol kenarına, ayrık otlar üzerine işesin! Ondan da kendine bir feyz alacaktır muhakkak. Edep edep diye adamı boğdunuz, bırakın edepsizlik şiirsel ihsana boğulsun.
Kedinin gözleri mealen, allah akıl fikir versin ve bakışlarında bir o kadar da ümitsizlik hakim. Dua ediyor ama umut ettiği de söylenemez. Kedi dişi. Erkek olsa söver, git kocanı dantelle yelloz diye.
Blogda yazmak teşbihte hata olmasın, suya yazmak gibidir, bunun aksine sözlük interaktif refleksleri barındırır. Argo bir ifadeyle, blog kafa siker, sözlük ise beyin ile sevişir.