Ekoin
0 (düz adam)
yedinci nesil yazar 1 takipçi 0.60 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    penfa

    1.
  1. pendik belediyesi'nin aylık geziler için kendilerine tamamen ücretsiz temin ettiği 45 kişilik otobüs için, geziye gelenlerin her birinden "gider" adı altında 20 lira isteyen yönetcelerinin bulunduğu,
    "pendik fotoğraf amatörleri" adlı bir grup.

    bu gider adı altında alınan paralar için herhangi bir resmi işlem (makbuz falan) de uygulanmıyor tabii ki.

    toplanan bu paralar ile grup kurucularından birinin pendik'de bulunan copy center'ında, fotoğrafları beğenilen üyelere fotoğraf baskısı yapılıp hediye ediliyor.
    kendi paraları ile kendilerine hediye fotorğaf basılıyor yani hemde 45 kişiye değil, sadece seçilen bir kaç fotoğraf sahibine. geri kalan hayali para da, hayali bir kasada, yeni baskıların maliyeti için saklanıyor.
    hayali para diyorum çünkü resmi bir kayıt yok. olamazda zaten. belediye'nin temin ettiği ücretsiz araca ücret alıp bir de makbuz kesmek ayıp olurdu değil mi? sonuçta "gantisi benim" diye bir esnaf değimi vardır. aynı böyle bir durum. "para bizde raad ol" diyorlar.
    üyelerinden bir çoğu yok nd filtre, lens, dslr kumanda, tripod falan filan yokluğu çekerken, bedava olan bir şey için toplanılan para ki bu 900 lira,(ki 900 liraya bir iş bulsam hiç durmam yarın başlar çalışırım) tamamen fotoğraf basımına ayrılıyor. vay arkadaş.

    etkinlik açıldığında arkadaşım ve bir iki kişi daha sitem ediyor.
    tabii yönetici ve yöneticinin arkadaşı olan üyelerden biri hemen giriyor olaya:
    http://i.imgur.com/yv4JWlp.jpg
    en son bir arkadaşım "madem belediye arabayı ücretsiz veriyor, o zaman para neden toplanıyor, makbuz kesiyor musunuz?" sorusuna da sinirlenip,
    "arkadaşlar huzursuzluk çıkartmayın. bizim böyle adamlarla uğraşacak vaktimiz yok." deniliyor.
    ve hızını alamayarak devam ediyor:
    "ortalığı karıştırmayın, hesap numaranızı verin ben 30'ar lira yatırayım ne ok konuştunuz be, bir sigara parası bile değil, utanın!"
    http://i.imgur.com/nlRi6rA.jpg

    daha sonra arkadaşım belediye'ye bu konuyu araştırması için mail atıyor.
    cevap geldiğinde caps olarak attı, bende isimlerin üstünü değiştirip buraya atıyorum:
    http://i.imgur.com/Ll9OvFx.jpg
    ama fotoğraf grubu, etkinliğinde para isteyip, "her şey dahil mi?" diye soranlara, "yemek gibi kişisel ihtiyaçlarınız size ait sadece etkinlik için vereceksiniz" cevabını veriyor.
    arkadaşım tekrar bir mail daha atıyor belediye'ye:
    http://i.imgur.com/KWQ5Yqj.jpg
    ve ortalık bir anda karışıyor.

    grubun kurucusu uzun bir yazı yayınlıyor ve sonunda"20 lirayı ne için topladığımız bilinirken, ispiyonlamanın anlamı nedir?" diyor. ispiyonlamak. benim bildiğim kötü şeyler ispyonlanır, iyi şeyler değil.
    ve yazdığı uzun yazının sonunda tehditlerden sonra, durum biraz daha netlik kazanıyor:
    http://i.imgur.com/hx6uCJu.jpg

    belediye'nin ücretsiz aracından para talep eden yöneticileri belediye başkanıda tanıyormuşdemek ki.
    ve sonra belediye'ye 2. kez attı mail'den sonra arkadaşıma dalga geçer gibi bir cevap geliyor:
    http://i.imgur.com/KvFMsZc.jpg

    alla alla? e hani 72 saat önce "araba veriyoruz, ücret almıyoruz" falan filan diyen belediye, araba verdiği grubu tanımıyor ve ilişkisi olmadığını söylüyor.
    oysa grup o mail'den tam da bir gün önce etkinliğinde ne demiş:
    http://i.imgur.com/wGm8639.jpg

    garip. tabii türkiye'de bir sürü şey olunca bu devede kulak bile kalmıyor, devede pire kalıyor ama olsun.
    şuan üsküdar'da yerel gazete sahibi bir abimiz ilgilendi bizimle. haberini yapacaklar büyük olasılıkla.

    fotoğraf çekmek isteyen, bunların bu isteklerini görüp ücretsiz araba temin etmiş olan kurumlar üstünden hal-hatır ilişkisine rant elde etmeye çalışmak, hem günah, hem haram hem yasa dışı hem de ayıptır.
    ama oluyor işte. bu da böyle bir anımdır.
    1 ...
  2. hayyam pasajı ali usta

    1.
  3. hayyam pasajı alt katta asıl adı Ali Tekinarslan olan, TAm-iŞ adındaki dükkanında analog makina tamiri-satışı yapan bir insan.
    her ne kadar analog makina kullanıcılarının büyük bir bölümü bu ismin sonuna "usta" kelimesini getirselerde durum sanılandan çok daha farklı.
    şöyle ki;

    netteki araştırmalarımdan sonra makinamı götürüp teslim ettim ona. pazometremde bir bozukluk vardı.
    önce bir bilmişlik tasladı, makinayı anlatmalar bilmem neler... daha sonra yaptı hemen cart curt aldım makinayı çıktım dükkandan. ardından ışığın hala tutukluk yaptığını farkedince geri götürdüm.
    yine bir bilmişlikle konuşmaya başladı. "yok bu ortamda pazometre değer vermez zaten bıdı bıdı" dedi. alla alla dedim yıllardır kullandığım makina. sen tamirde iyiysen bende kullanmakta iyiyim bunu, makinamı bilmez miyim ben, sevgilim gibi olmuş artık yıllar yılı..
    ve makinayı alıp 2 gün sonra gel dedi.
    2 gün sonra gittiğimde yine bi labalilik, bilmişlik, "44 yıldır bu işin içindeyim, bir sorun olursa, içine sinmezse gel, makinanın bakıma da ihtiyacı var bir ara uğra" demeler falan. alıp çıktım makinamı ha ayrıca 2 adet pazometre pilini de 5 liraya okuttu bana sağolsun. bi saatçiden 2 tane pili en fazla 2 liraya alırdım. neyse efendim..
    hayyam pasajından çıkıp fotoğraf çekmek için sultan ahmet'e doğru yürüdük arkadaşlarla. orada makinayı çıkardığımda lensin benim olmadığını anladım. makinam 84 model, lensim ise 91 modeldi. tabi geri döndüm tekrar o kadar yolu, dükkana girdim.
    "abi lens benim değil" dedim. sanki suçlu benmişim gibi bi afra tafralar, arada da "yahu bunların hepsi aynı zaten nolcek" demelerle lensi aramaya başladı. vitrine falan baktı -ki ben tamire vermişim lensimin vitrinde ne işi var da oraya bakıyorsun?- o sırada "abi böyle bir lensti benimki" deyip o anda yanımdaki zenit'in üstünde duran lesi gösterdim.
    "e tamam yahu al bunu işte alla alla ne takılıyosun bunlara" deyip o lensi söküp verdi bana.
    lens çoktandır kullanılmadığndan diyaframı ilk basışta kapanmıyordu adam gibi -ki hala kapanmıyor- ve en önemlisi 90 modeldi yani makinamın orjinalliğini tek kelime ile sikip atmıştı.

    Tam o gün arife günüydü ve bayram sonu makinayı sevgilime yollayacaktım. sinirden çıldırdım, terledim, titredim. adam ise hala bana "içine sinmezse getir" deyip kıvrak el hareketleri ile "bak böyle böyle işte bıdı bıdı" diyordu.
    elimde makinamın seri numarası yazılı bir kartı vardı. tüketici derneğine falan gitsem, sevgilime yetiştiremezdim hem arife, sonrası bayramdı muhtemelen bayramdan sonraya atacakalrdı. mecburen lesi aldım ve çıktım dükkandan içimden küfrede küfrede..

    benim için makina sadece makina değildir. dua etsin dedemden kalma zenitimi götürmemiştim gerçekten polis falan çağırmak zorunda kalırdı o dükkanı yakardım yani. bir arkadaşımın daha başına gelmiş böyle bir durum o da anlattı ertesi gün bana buna benzer bir olay. birde flaş takılan yer kırıktı ama ben öyle sevmişim o makinayı tutmuş kırmış geri kalanınıda. yahu sana ne? bende pense ile kırmasını bilirim, zımparalayıp düzeltmesini bilirim. yani baştan sona fiyasko. şu güne kadar kimseye kötülük etmedim ama biri analog makinama bir şey edince dayanamıyorum hele böylesine..

    Kısaca analogcular arasında internette çoğu yerde adı geçen Ali usta dediğimiz adam,
    makinaya, müşteriye tek bir damla saygısı olmayan, 44 yıl boşuna ustalık yapmış, alternatifi yokmuş gibi kasılan, karşısındakini aptal yerine koyan, Fotoğraf makinasının bir makinadan fazlası (duygusal bir bağ olayı) olduğuna inanmayan herifin tekidir. cidden makina alacaksanız, yaptıracaksanız gideceğiniz son yer olsun. 84 yapımı lensimi kaybedip üstüne.. neyse sustum ben, hala düşündükçe sinirim bozuluyor.

    Dükkanına gitmeyin, gidecekleri engelleyin. en azından analog makinanıza, analog fotoğrafa bir sevginiz saygınız varsa.

    edit: yarın gidip lensinden memnun olmadığımı, lensimi bulduysa onu almak istediğimi ve onun durmadan "içine sinmezse gel halledelim 44 yıllık esnafım bıdı bıdı" demesini hatırlatıp lensin içime sinmediğini söyleyeceğim. sevgilime makinayı mecburi pazartesi yollayacağım, sinirlerim mecburi yine gerilecek.
    4 ...
  4. varsayımlar nafile

    1.
  5. karma karışık adlı toplama albümde, eren kazım akay'ın kendi albümünden bağımsız olarak söylediği şarkıdır.

    şöyle ki: http://www.facebook.com/v...463365378891&comments
    0 ...
  6. ruhi su 25 yıl anma gecesi

    1.
  7. dostları ve korosu aramızdan ayrılışının 25. yılında, zincirlikuyu'daki mezarı başında büyük devrimci sanatçı ruhi su'yu 20 eylül pazartesi günü türküleriyle anacak.

    aynı gün, dostların, sevenlerinin, öğrencilerinin katılacağı anma etkinliği boğaziçi üniversitesi garanti kültür merkezi'nde düzenlenecek "ruhi su 25. yıl anma gecesi" siyle devam edecek.ilk buluşma olan mezar başı anması 12:00 - 13:00 saatleri arasında yapılacak. "...ruhi su 25. yıl anma gecesi" boğaziçi üniversitesi garanti kültür merkezi'nde 20:00 - 22:00 saatleri arasında gerçekleşecek.

    etkinlikte ruhi su dostlar korosu ve konuk sanatçılar sahne alacak, barkovizyon gösterimi yapılacak. öncesi, kültür merkezi fuayesinde ruhi su fotoğrafları sergilenecek.
    anma etkinliğimize giriş ücretsizdir.

    http://www.facebook.com/e...32759053438131&ref=mf
    0 ...
  8. yosun tutmuş gitar teli

    1.
  9. yıllardır çalınmaya hasret olan gitarın, ustasına tepkisi.
    çaldıktan sonra parmaklarındaki yeşilliğe bakıp "değiştirelim artık telleri" dememek elde değil.
    0 ...
  10. dünya için çal

    1.
  11. klasik facebook gruplarından biridir. "beğen, paylaş, arkadaşarını davet et" sözlerini duyamadığınız gibi sadece sokaktan dünyaya sesini duyurmaya çalışan insanların videoları ve resimlerini barındıran sağlam bir arşivdir. playing for change videolarından etkilenip bunun türkiye sayfası olmak için açılmış ama daha sonra sokak müziğine yönelmiştir video ve resimler.

    http://www.facebook.com/dunyaicincal linkinden de girebilirmişsiniz.

    en sağlam video da şudur herhalde: http://www.facebook.com/v.../video.php?v=406851163891 *
    0 ...
  12. yıllık izinlerde top sakal bırakan memur

    1.
  13. dikkat ederseniz bazı memurlar yıllık izinlerinde hemen top sakal bırakırlar.
    yıllık izinlerinde top sakal bırakan memur sinsidir, çakaldır.
    "ulan ne yapsam da kaytarsam, ne yapsam da şu paraları hesabıma geçirsem" diye düşünür.
    bi yolunu bulsa hemen düzene karşı gelecektir top sakal bırakan memur.
    0 ...
  14. toplu konutların insan hayatına etkisi

    1.
  15. şu sıralar pek bir moda efendim toplu konut yapmak ve oturmak. vadi evleri, kelebek evleri, arif evleri.. sürüp gidiyor..
    zart yapı zurt yapı'nın verdiği reklamlarda insanlara "bugün pazar ama huarrem beyler evlerinde çünkü burada herşey var" deniliyor. evet herşey var gerçektende. yani sınırlardan çıkmadan ne isterseniz yapabilirsiniz. yüzebilirsiniz, arabanızı park edebilirsiniz, alış veriş yapabilirsiniz, çocukları park'a götürebilirsiniz, eğlenebilirsiniz, güneşlenebilirsiniz, futbol tenis zart zurt gibi sportif faaliyetlerde bulunabilirsiniz, sinemaya gidebilirsiniz, yemek yiyebilirsiniz.. hatta ileride kayak bile yapılacak sloganı "evinizin kapısı doğaya açılsın" olan toplu konutlarda.
    insanlar teller ile dış dünyadan ayrılıp bir hapisane misali betonların arasına tıkılacak. internet falan filan derken.. sosyal yapı tamamen yok olacak efendim. evet evet bu olacak ileride. evinizin kapısı yapay doğa'lara açılacak doğru..
    yanlız birşeyi unuttu bunlar dedim entry'i girerken. "iş" tabiki. iş yerleri uzakta bu adamların değil mi?
    hayır!. işe gittiklerini kim söyledi ki size...

    toplu konutlar'ın insanları hayvanlaştırdığı gerçeğidir. bir at çiftliği, tavuk çiftliği gibi insanlar da çiftlik yerine toplu konutlara yerleştirilir. hayvanlar gibi yemlerini yerler, eğlenirler, vakit geçirirler sınırlar ardından.
    hapisane'den hiçbir farkı yoktur. hatta daha kötüdür. özel güvenlikler falan. evet insanlar kendi ırklarından korkan hayvanlardır. bu yüzden toplu konutların etrafı 3-4 metrelik duvar ile çevrilip duvarın üstüne de dikenli tel çekilir. kameralar konulur. insanın insana yaptığı en büyük ayıptır.

    (bkz: dünya üzerinde kendi türünden tek korkan canlı insandır)
    0 ...
  16. kışın öküz gibi yiyip yazın zayıflamaya çalışmak

    1.
  17. karınca ve çekirge hikayesindeki "çekirge" olmuş insan eylemidir.
    hayır yazın öküz gibi yesen, kışın da eşekler gibi zayıflasan olmaz mı be insan?
    zaten sıcak, vıcık vıcık ter her yer sen bir de kalkıp spor yapacağım diye uğraş of rezillik dizi geçip bele geldi vallahi.
    0 ...
  18. bir yalnızlıktır ki aylardır nutella yemiyorum

    1.
  19. "artık nutella'yı nasıl yiyiorsa.." diye tepki verilesi sözdür.
    adam aylardır yalnızdır ve nutellayı paylaşarak yemek istiyordur. ama kimsesi olmadığı için aylardır tık yoktur.
    klasik küçük emrah sözünün günümüze uyarlanmış hallerinden efendim.
    0 ...
  20. ilkokul öğrencisinin yeni ve temiz sayfa sevgisi

    1.
  21. yıllardır nedeni bulunamayan bir sevgidir. ben de sevmiştim vakti zamanında o temiz sayfaları.
    ilkokul çocukları genelde sayfanın arkasını kullanmazlar, hep çevirdikleri sayfaya değil de önlerine gelen o yeni, pırıl pırıl sayfaya yazmak isterler yazacaklarını. nasıl bir sevgidir bu bilemiyorum efendim.
    0 ...
  22. söz dinlemeyen asi ruhlu saç teli

    1.
  23. sağa yatırsan yatmaz, sola yatırsan yatmaz böyle illaki yerçekimine karşı gelecek olan saç telidir.
    jöle falan da fayda etmez bu saç teline. hatta örgütlenir pezevenk, bi kaç arkadaşı ile birlikte kalkmaya başlar iyice sinir eder insanı.**
    0 ...
  24. asıl klişenin insan vücudu olması

    1.
  25. yapılan tüm klişelerin gerçek nedenini gözler önüne seren önermedir.

    gerçek hayat insanın çevresinde değil, insan vücudunda saklıdır ve çevresi ne kadar değişirse değişsn insan hep aynıdır. bu yüzden aslında yapılan tüm klişeler kolpalıktan ibarettir. tabiki aklın yaptıkları.
    akıl ile beden ne kadar iç içe olsalarda, aynı şeyleri yapmak zorunda değillerdir.
    aklınızdan "hayır ben bu insanla sevişmemeliyim" derken vicudunuz "ohh yee man!" der genellikle mesela.
    çünkü aklınızı siz, vücudunuzu ise duygular yönetmektedir.

    bir kadına buluşmalarda çiçek götürme klişesi aslında klişe değildir. ha aklınız ile düşünerek alıysanız evet klişe olur ama bedeniniz o kokuyu hissedip "ulan bu çiçeği almalısın" diyorsa bu artık duyguya girer.
    yeni yeni tanıştığınız bir insana birşeyler hissetmeye önce vücudunuzda başlarsınız.
    karnınız ağrır mesela. kramplar girer her yerinize. elinizi kolunuzu nereye koyacağınızı bilemezsiniz onun yanında oturduğunuzda.
    oturduğunuz yer bir sahildir ve o size "güneş ne güzel batıyor" der. belki klişedir.
    "saçların çok güzel" der ve belki klişedir. ve belki siz ona sırf yalnızlıktan kurtulmak için "hoş bi çocuksun" dersiniz klişe olursunuz gün batımında. ama bunları söylerkenki halinize bir türlü anlam verememişseniz, bu artık klişelikten çıkmıştır. evet belkide o an dünyadaki 5 milayr insan da aynı şeyi yapmışlardır bir toplu ayin gibi ama klişe olmamıştır hiç biri.
    sonra yolda birden elini tutarsınız. "ulan el ele yürüyen falan filan aşık klişesi" dersiniz belki. ama elini tuttuğunuzda birden karancalanmaya başlıyorsa eliniz, göğsünüzden birşeyler akıyorsa içinize işte orada, tam da orada vücudunuz aklınıza "hassiktir oradan ne klişesi yavrum!" diyordur emin olun.

    eğer karşınızda çok klişe bir insan varsa ve bu insan sizden cidden hoşlanıyorsa, ve siz tüm bu klişelikleri o insana yükleyip dalga geçecekseniz önce durup başlığa bakmanız gerekir:
    "asıl klişe, insan vücudunun kendisidir."
    0 ...
  26. güneşli havada gölgeye bakıp saç düzeltmek

    1.
  27. bir ben mi yapıyorum bilmiyorum bu olayı. ama araba camına bakıp saçları düzeltmek kadar keyfe kederdir.
    yürüyorsunuz, güneş arkanızdan vurmuş önünüzde yere bir gölge düşmüş ama kafası biraz garip sağdan bir şey çıkmış, solda bir olaylar dönüyor falan. hemen bi atarsınız elinizi geriye "lan acaba ne olmuş?" edası ile, düzeltirsiniz saçınızı.

    - lan saçlarım ne kötü olmuş yahu.
    - noldu arif abi?
    - ya gölgeye baksana hüseyin, tip yok gölgede.
    - aman abi ne tipi anlamadım ben, iyisin işte.
    - olum bak kulağımın ordan enseye doğru bişey çıkmış ulan mafolmuşum ya..
    - abi abartıyosun.
    - çabul bi araba camı bulmamız lazım...
    0 ...
  28. oyunlardaki bekleyen karakter tribi

    1.
  29. oyunda oynadığınız karakteri bi müddet öylece boş boş beklettiğinizdeki durumudur.
    bi noktadan sonra o anki ruh haline* göre türlü şebeklikler, atraksyonlar yapar bu karakterler. oyunu tasarlayan adamlar uğraşmış bu iş için kasmışlardır benim en çok da ona aklım ermez.

    yıllar önce gta'nın ilk versiyonunu oynarken arkdaşımla yaşadığım diyalog geldi aklıma:
    - ekoin bak şimdi..
    - ??
    - dur dur dokunma bak bekle..
    - ..
    - ..
    - aa.. sigara içiyo lan adam eheheh.. sıkıldı lan, sigara içiyor.
    - hahahha.
    - hehehe.
    - ..*
    - ..
    - ..
    - ..
    - dur dur bekletelim de bi sigara içsin lan.
    - biz de o arada kola mı alsak?
    - eheh.
    0 ...
  30. sevgiliden ayrılık sonrası uykusu

    ?.
  31. uykuların en garip olanıdır. yatağa uzanılır, hiçbir şey gelmez akla. öylesine istemsiz bir rahatlama kaplar ki dört bir yanını insanın, ne üzüntü ne başka bir şey vardır artık. yıllarca uyumak ister insan öyle boş bir beyin ile. uyanınca geçer mi herşey? belki. ama uyumak güzeldir.
    0 ...
  32. anne dayağı sonrası uykusu

    1.
  33. anneyi şiddete başvuracak derecede delirten çocuğun, yediği dayak sonrasında salya sümük, ağlaya ağlaya mışıl mışıl uyumasıdır. spa etkisi yaratır bünyede. böyle terapi gibi bir şey yahu.
    5 ...
  34. temizlik yaparken psikopatlaşan anne

    1.
  35. sağa sola çatan annedir.
    evin temizlendiğine mi inanmaz, kafasında ne vardır hala araştırılıyor ama annelerin temizlik yaparken kendinden geçtikleri bir gerçektir efendim.

    - anne ya azcık çizgifilm izlesem.
    - tamam meleğim, amannn annesinin kuzusu muuucckk!
    *
    - anne ya çizgifilm izliyodum.
    - kalk git başka yere, sabahtan beri oturuyorsun yaa bir de ekmek almış eline, yeni temizledim oraları dökme ahh kime çektin bilmem ki sen. yok yok yaşanmaz bu evde. kalk! kaaalllkk!!! daha yemek yapıcam baban gelecek, misafirim gelecek.
    - ... tamam be ne bağrıyon?
    - kalk kalk git git git..
    1 ...
  36. belediye otobüsünün hat numarasını dövme yaptırmak

    ?.
  37. çiçekti, böcekti, dikenli teldi, barkottu derken ne yapacağını bilmeyen bünyenin, "aa.. ulan neden her gün bindiğim belediye otobüsünün hat numarasını yaptırmayayım" diyerek dövmeciye koşması eylemi.

    "ben hep burada yaşayacağım lan" deyip daha sonra sıkılmaya yol açabilir tabiki. yaptırmamakta yarar var.
    1 ...
  38. kızılay kolunda açılın ben doktorum deme hissiyatı

    ?.
  39. kızılay kolu olan her ilkokul, ortaokul hatta lise öğrencisinin yaptığı eylemdir, hissettiği duygudur.

    - lan pas at ariff..
    - tutt..
    - aahhhhhhhhh!!!
    - noldu lan haydar?
    - lan ayağımı burktum çok feci.
    + açılın ben doktorum..
    - mına koyayım senin, siktir git hocayı çağır bana aahhh..
    0 ...
  40. günümüzde bir esnafa öğrenciyiz abi demek

    ?.
  41. eskiden olsa öğrenci baş üstünde tutulur, hele ki üniversite öğrencileri krallar gibi yaşarlardı gittikleri illerde.
    komşular yaptıkları yemekten onlara da getirir, "oğlum var mı ihtiyacınız" derlerdi.
    ama günümüzde "abi biz öğrenciyiz" derseniz boku yediniz demektir.
    çünkü artık günümüzde öğrenci, yolunacak kaz olarak görülmektedir. siz acındırdığınızı sanarsınız ama aslında kazıklanacaksınızdır.

    - burada evler ne kadar usta? kiraları?
    - 300 falan.
    - öğrenciyiz abi biz yahu. ne bu fiyat böyle?
    - o zaman 500'e kapatalım. evi göstereyim mi?
    0 ...
  42. hapşurma arifesindeki burun kaşıntısı

    ?.
  43. ben böyle güzel, böyle tatlı kaşıntı görmedim hayatımda.
    burnunuz kaşınır, içinize derin bir nefes çekersiniz ve artık kurtuluş yoktur sonu hapşuruktur bu işin.*
    hapşuruk öncesi burun kaşıntısı her insanda olur. buna göre gardımızı alır, cebimizden selpak çıkarır ya da çevremizdekilere bir el ederiz. sevilesi, öpülesi kaşıntıdır.*
    0 ...
  44. kaygan parkede çoraplarla paten yapmak

    1.
  45. şu parkeler nasıl da kayıyor öyle. tam bir buz pisti mubarek.
    bazen mutfağa gitmek istersiniz, kaya kaya gidersiniz salondan.
    küçücük bir evde, sıkıntınızı atmak için küçük bir atraksyondur. ama parkeli evde yaşayanların çok fazla bir çoğunluğu o parkeler üsünde çoraplarıyla paten yapmıştır. kimse inkar etmesin.
    0 ...
  46. marketlerde kullanılmamış poşetleri açamama telaşı

    50.
  47. sıra size gelmiştir bir yandan kasadaki kız ya da erkek "evet efendim ne ile ödeyeceksiniz bıdı bıdı" der, bir yandan kuyruktakiler bıdı bıdı ederler ve siz bu arada o salak saçma poşetleri açmakla uğraşırsınız.
    parmaklarınızı yalarsınız kaymasın diye ama olmaz, hadi biraz açtınız diyelim gerisi gelmez, çamaşır silkeler gibi silkelersiniz poşedi falan. bir telaş bir abluka olayı.
    hayatın en heyecanlı anlarından biridir marketlerde yeni poşet açmak.
    4 ...
  48. atari salonlarında her oyunun birincisi olan aaa

    ?.
  49. bir atari salonu efsanesidir. hangi oyuna bakarsanız bakın birinci her zaman aaa'dır. "ulan kim bu aaa?" dersiniz, cevap gelmez kimseden. o kimi zaman zenginden alıp fakire, kimi zaman da babadan alıp atari jetonlarına verir parasını. o bir halk kahramanı, o öğrencilerin ve atari oyuncularının efsanevi savaşçısıdır.

    buradan kendisini bir kere daha şiddetle anıyoruz.
    0 ...
  50. minibüsün dolduğuna ikna olamayan minibüs yolcusu

    ?.
  51. otobüsün dolduğuna inanamayan şoför başlığına ilk baktığımda, "evet ulan bu şöförler harbiden böyleler" demiştim ama dün yaşadığım olay sonucu işlerin tam tersi olduğunu anladım.

    minibüs şöförü yol üstündeki her parmak kaldıran yolcunun önünde duruyordu. ve her parmak kaldıran yolcu da minibüse biniyordu doğal olarak. işim garip tarafı ise, zaten tıklım tıklım olan minibüse binen her yolcu birileri inip de içerilere doğru girdiğinde yeni yolcular biniyordu elbette. ve bu eski yolcular "kaptan yeter artık dolduk, sucuk gibi olduk terledik alma kimseyi yahu" diyorlardı. bilmedikleri olay ise, minibüs şöförünün yolcuları teker teker kollarından tutup zorla minibüse bindirmiyor olmasıydı. yani yolcular kendi istekleri ile biniyorlardı ve hiçbir yolcu da tıklım tıklım minibüs önünde durduğunda "ulan çok dolu, sonrakini bekleyeyim" demiyordu.

    yolcular bir türlü minibüsün dolduğunu ikna olmadıkları için durmadan biniyorlardı. ve her binen yolcu dışarıdan, minibüsün derinliklerine ilerlediğinde cidden minibüsün dolduğunu görüp şöföre bağırıyordu.
    gerçekten çok garip bir durum.
    şöföre bağıran o kadar yolcudan biride çıkıp, minibüsün önünde durduğu yolcuya "kardeşim binmeyin çok dolu" demiyordu. aslında mantıklı olan belkide buydu. iett şöförü ya da metrobüs şöförü sizi almak zorundadır almazsa dönüp şikayet edersiniz. tıklım tıklım gelirse binmez, "ulan bir sonrakine bineyim" dersiniz. metrobüs, el ettiğinizde durur, binip binmemek size kalmış olaydır. kimse şöförü suçlayamaz.
    ama iş minibüse geldiğinde herkes şöföre küfrederken, kimse yolculara küfretmez çünkü kimse kendisine dışarıdan bakamaz. insanoğlunun yapısında vardır bu.

    "ulan hayvanları bile böyle taşımıyorlar" derler yolcular birbirleri ile konuşurken, sinirli bir halde şöföre laf soktuklarını sanıp. ama onlar da bilirler ki, bir sürü hayvanı tepe tepeye götüremezsiniz. hayvan binmemekte ısrar eder, zorlarsınız bindirmek için. işte biz bir hayvan kadar bile olamadığımız için "abi gel gel sıkışırız lan" mantığı ile biner, sonraki "abi gel gel sıkışırız lan" mantığı ile binenler için de şöföre "sıkışık sıkışık gidiyoz lan mafolduk" deriz. biz, biz cidden gerizekalıyız dostlar.
    hepimiz minibüsün dolduğuna bir türlü ikna olmayan minibüs yolcularıyız.
    biz kendine dışarıdan bakamayan, kendimiz haricinde herkesi eleştiren angutlarız.

    minübüs şöförü "çök abi çök polis var" dediğinde, ayakta yolcu alan şöför'ü kurtarmak için değil, aslında ayakta bindiği kendisini kurtarmak için eğilen salaklarız.
    "ayakta yolcu almak" diye bir ceza çok saçma bence. o ceva ayakta olacağını bile bile binen yolculara kesilmeli. tıklım tıklım minibüse binen insanoğluna kesilmeli o ceza. o cezayı eğer biz kabul etmişsek (ki yasa çıkaranları, yasa çıakrmaları için vekaleten biz seçiyoruz) minibüse binmemeyi kabul etmişiz demektir ayakta. ne garip şey lan şu hayat.

    zaten yaşadığım şehir pendik'de böyle doldu biliyorum. geçen gün "oha lan 1 milyon olmuş nufusumuz" dedim arkadaşa. o da bana "olum dağa taşa her yere ev yaprılar" dedi. belki de çok alakasız belkide çok alakalı ama, biri de dönüp artık "abi bakamayacağınız kadar çocuk yapayın lan burası çok sıkıştı, adamlar dağ taş deliyor artık ev yapmak için" demiyor.
    adam "çocuğum da oturur" edası ile 3 katlı evi 5 katlı yapıyor. depremde yıkıldığında takdir-i ilahi oluyor..
    bu konu garip yerlere bağlanıyor yeter artık, entrye son veriyorum.

    - hayatın anlamına ulaşmama az kaldı be arif.
    - başlangıç noktası olarak neyi aldın abi peki?
    - minibüsü arif. hayat hep orada kesişiyor.
    - ??
    - bunu çözersem, hayatın anlamını bulcam lan.
    - eyvallah abi ne diyeyim..
    0 ...
  52. © 2025 uludağ sözlük