bir yahudi din büyüğü ne demiş bakın: "eğer ben kendimden yana değilsem kim benden yana; ve kendi nefsimden yana olmakla ben neyim? eğer şimdi değilse ne zaman?"
erdem in karşılığı yine erdemdir. ademoğlu dürüst olmasının karşılığını nerde aramalı?
ahlaklı olmak insana kaybettirir. hayatı stratejik oyunlar toplamı-game theory- diye kabul edersek sahtekar olmanız çoğu zaman hatta herzaman sizin çıkarınızadır. etrafınızda başarıya ermiş kişilere, kadınları ve paraları götürenlere bir bakın lütfen: siyasetçiler, futbolcular, medyanın tepesindekiler, devleti idare edenler... yalan söylemeden, adam kayırmacılığı yapılmadan, ilkesiz davranmadan kısaca ahlakı dairenin dışına itmeden başarıya ulaşılabilir mi?
bir öğrenciyi ele alalım. sınıfta herkes kopya çekiyor ve o kişi kopyayı bir ahlaksızlık örneği addediyor. herkesin kopya çektiği bir ortamda ahlak abidesi olmanız zararınızadır. yeryüzü üzerindeki bütün işler de böyle cereyan ediyor. herkesin haydut olduğu bir serencamı yaşıyoruz. sizin ahlakınızdan kime ne? leonard cohen ne demişti o ünlü şarkısında: iyi oğlanlar kaybeder, bunu herkes bilir... everybody knows. zarlar hileli, boşuna kasmayın...
tabiki dürüst olmanızı gerektirecek durumlar da var: çıkarınıza uygun geldiğinde.
çalın çırpın, ezin, yokedin, acımayın!
büyük zalimler kafası ezilmemiş mazlumlar arasından çıkar
Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir
kadın gider ve bir şair doğar bundan
(Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim)
"Yazın bittiği her yerde söylenir"se
kadının gittiği de her yerde söylenir
kadın gittiği her yerde şiir diye söylenir:
Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde
yaz biter kadın giderse, bunun sonu şiirdir,
yazın sonu şiirdir, şiirdir aşkın sonu...
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse
yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir,
yazın peşinde şehir, kadının peşinde şiir
eylülün semtine kadar böyle gidilir
bir gecede gittimdi hazirandan eylüle
eylül yazdan terkedilmişti, şiirse haziranda
kadın tarafından terkedildi o söylenceye:
Bütün oğullar anneyi bir şiire terkeder!
O kadın beni terkederse şair olurum
oğul olduğum kadın sakın beni terketme,
şiirdir söylenir, yazdır biter, kadındır gider
Kaydet arabım kartımın numarası belli değil
Çocuklarımın sayısı sekiz
Dokuzuncusu da yolda
Yazsonunda burda
Kızıyor musun
Kaydet arabım taş ocağında çalışıyorum
Emekçi yoldaşlarında
Çocuklarımın sayısı sekiz
Giysilerini defterlerini
Taştaş çıkarıyorum ekmeklerini
Sadaka bekleyecek değilim kapında
Konağının önünde küçülecek değilim
Kızıyor musun
Kaydet arabım adım var yalnız yoktur soyadım
Bu diyarda öfke kazanında yaşayan
En sabırlı insanım
Zamanın doğuşundan daha eskiye
Yılların bilinmesinden daha eskiye
Selvilerden, zeytinlerden daha eskiye
Uzanmıştır köklerim
Karasaban süren bir ailedendir babam
Soylu efendilerden değil
Ve dedem bir çiftçiydi
Ne neshebi belliydi ne seceresi
Kitap okumadan önce
Güneşin yükselişini öğretirdi bana
Evim bir koruyucu kulübesi
Dallardan ve kamışlardan
Rahatlattımı seni bu durumum
Adım var yalnız yoktur soyadım
Kaydet arabım saçlar kömür karası gözler kahverengi
Ayırıcı niteliklerim
Başımda kefiyemin üstünde bir kan
Ayalarım sert mi sert kaya gibi
Tırmalar neyi tutsa
Adresim sokakları adsız
unutulmuş bir köydenim silahsız
taş ocağındadır tarladadır tüm erkekleri
kızıyor musun
Kaydet arabım sen yağmaladın bağlarını atalarımın
Sürdüğüm çocuklarımla sürdüğü toprağı
Sen yağmaladın
Bana ve torunlarıma hiçbir şey bırakmadın
Şu kayalıklardan başka
Ve diyorlar ki hükümetiniz bunları da alacakmış
Öyle mi
Öyleyse kaydet
Kaydet birinci sayfanın en başına
Nefret etmem insanlardan hiç kimseye saldırmam
Ama aç kalınca yerim etini toprağımı gasp edenin
Kolla kendini kork benim açlığımdan
Kork benim öfkemden kolla kendini
bir muzdarip, bir muhalif ve doğmamış bir jöntürk olarak nietzsche nin ismi. eğer nietzsche türkiye de doğsaydı ne olurdu diye sorduğumuzda alacağımız cevap. ne de olsa namık kemalden dört yaş küçükmüş üstad (bkz: üç noktanın söylediği)
cem mumcu ya ait bir tespit. intelijensiyamız ve halk arasındaki kopukluğu kısaca böyle ifade etmiş. sözleri şöyle:
"bunlar ölülerini nasıl gömeceğini bilmeyen tek insan türü. türk aydını ölüsünü nasıl gömeceğine dair bilgiye sahip değil. dünyanın hangi kabilesine gidersen git, kendi kültürel ritüelleri içinde bir ölünün mezara nasıl gömüleceğini, tabutun nasıl taşınacağını ya da nasıl yakılacağını bilir. bunlar bilmez. bunlarla birlikte cenazeye gittiğinizde eğer sıradan halk, cemaat orada olmasa o ölü orada kalır usta! bunlar tabutu omuzdan omuza geçirmeyi de bilmez, toprak atmayı da... kenarda aval aval dururlar. ölüsünü gömmeyi bilmeyen insnın ben entelektüelliğini değil, varoluşunu tartışırım. "
-17. yy ingiltere'sinde "old nick" tabiri hem makyavelli hem de şeytan için kullanılırdı -
diyor kitap
halbuki üstada kızacak bişey yok. siyasetin ve siyasetçilerin doğasını açıklamış o kadar.ahlak-siyaset ilişkisini çok güzel anlatmış. dünya işleri muamma göründüyse size prens i okuyun
şöyle de bir sözü var:
"birine vereceğiniz zarar onun intikam almasını önleyecek miktarda olmalıdır"
üstadın bir öğrencisi daha aşırıya gitmiş aynı ırmağa bir kez bile girilemeyeceğini söylemiş. değişim o kadar yoğun onu anlatmak istiyor çömez. yine birisi bişey söylediğinde parmağını ağzına götürüp sallarmış. e tabi karşısındakinden çıkan söz ona gelene kadar değişime uğrar. boynuz kulağı nasıl geçer alın size
kalabalığa prim vermez üstad. eşekler samanı altına tercih eder der. bize kalan fragmanlarındaki üslubu sadece bir filozof gibi değil bir şair adeta bir peygamber edasındadır. gaybtan haber veriyo gibi hissettim bir ara: "ölümde insanları ummadıkları, hayal edemedikleri şeyler bekler" demiş, gitmiş görmüş ve bize anlatıyor.
logos , kosmos, ölçüler içinde değişme vb bilgemizi anlamak için hazmedilmesi gereken kavramlar.
değişimin filozofuna bazıları melankolik yakıştırması yapmış. bir kahin gibi konuşuyor: kapalı ve bulmacacı, süssüz ve karışık.
bir fragmanla bitirelim
"umut edilmeyeni umut etmezsen, onu bulamazsın. çünkü ne bir iz vardır ne de bir yol."
1899 da buenos aires te doğmuş adamımız. "acayip" "fantastik" diye nitelendirilebilecek öyküleriyle meşhurdur. tanrı, düşler, kabala, gaşolar, kanun kaçakları
işlediği konuladan bazıları.magnum opus u "alçaklığın evrensel tarihi" serlevhalı kitabı. platon un esin perisi tezine inanırmış. edebiyatı güdümlü bir düş olarak anar hazret.
konuşmalarının derlendiği "yedi gece" binbir gece masalları,karabasanlar , şiir vb hakkındadır. en az öyküleri kadar esaslıdır konuşmaları
kitapları doğulu diyebileceğimiz kahramanlara da sahiptir bazen. "muhteşem türk" lerden biriyle bile karşılaşabilirsiniz. hatta kuran dan bir alıntı. binbir gece masallarını çok beğenir ve bunlardan esinlendiği öyküleri de vardır.
poe, kafka üstadları arasında. nasıl olmuş da nobel vermemişler. latin edebiyatının usta yazarlarından. hatırlayabildiğim aşkla ilgili tek hikayesi var: ulrike
"ey okuyucu , Tanrı seni uzun önsözlerden korusun"
diyor. bizde burada duralım.
yıllar bana kilgore trout olmaya boyun eğmeyi öğretti