bir nevi baş kaldırma, kendini rahatlatma aktivitesidir.
nerede bir yetkili görsem basıyorum eksiyi, yumuluyorum eksi butonuna, butonu bozana kadar yer misin yemez misin?
hayatta daha güzel ne olabilir ki?
hımm... fondü! evet o güzel.
Her allahın günü "yeter artık istifa edicem!!!" dyen insandır.
Lafta kalır ama, icraat yok.
Bi arkadaşım var, neredeyse her gün konuşuruz, sık sık da görüşürüz,
Konuşmanın bir yerinde muhakkak isyan baş gösterir ve bir anda delirme yaşar. Sonrasında işten ayrilacam yeter artık yhaa geyiği.
Kendisi 10 yıldır aynı şirkette misal..
Ayrılma dedim, emeklilik geldi zaten..
Çok acayip.
insanı hayattan soğutan benzerliktir.
Dün akşam lüp lüp hurmaları yutarken, aynı anda görmüş olduğum küçük parmağım kadar olan hamamböceği ile, ağzımdan hurmayi çıkarmak sureti ile farkına vardığım benzerliktir aynı zamanda.
Sabah sabah yine tüylerim ürperdi yeminle...
Evet şeftali gibi insanım, böçük böçük tüy...
Kendimden de tiksindim, bu ne biçim çarşamba!?
Duyguları allak bullak eden, romantik esintilere gebe anlardır.
O sabah gülüşmelerini, kral fm'i, yağmurlu bir günde "abi bu ne biçim hava abim!?!?" dediginiz günleri anımsarsınız.
sanki tüm dünya size oyun oynuyormuşcasına hep geçtiğiniz yollarda onu anımsatan o kornayı duyar, kral fm'de o en sevdiği gökhan özen parçasını dinler, ağlarsınız...
Arabaya bindiğinizde duydugunuz o sigara kokusu yoktur artık, dünya bomboştur...
Kalbiniz acır, boğazınıza yumruk oturur, yutkunamazsınız...
Ramazan dolayısıyla normal saatin oldukça sonrasında kapılarını açan mahalle bakkalıdır.
Bir yandan "naapacan bakkalı, oruç tut ulan!" demek istiyor olması muhtemel olmakla beraber, bir yandan da "valla oruçluyuz uyuycaz biraz daha canım kardeşim" demek istiyor da olabilir.
Yine de mahallelinin pek sevdiği mehmet, osman, hikmet amca'dır o, canı sağolsundur. "nasıl bilirdiniz?" dedikleri gün "geç açtığı bakkalıyla" denecektir hakkında.
Olsundur, candır...
Aile üyelerinin çıldırdığına delalet'tir.
O mini bebe "gıı... Gıı!!" diyerek bıztttt diye gazını çıkarıverir. Sonra tüm aile üyeleri veleeee diye sevinç çığlıkları atar.
Sıçtığında ise tam bir karnaval havası..
Bebekler çok acayip profiller dostum. Eşek kadar adamları maymun ediveriyorlar.
Adının ne olduğunu bilmediğim bir kadın parfümünün, kokusunun sinek ilacını andırdığı kanaatine varan bünyenin sabah sabah farkına vardığı gerçeklik.
Yaz günü parfümle duş alan zeka aslında sinek ilacı da sıkmış olabilir tabi. Şaşmamak lazım.
Mis gibi kokacak ya aklınca...
Sıkacağın parfümü...
insanın ölüme bakış açısını gösteren ayrıntıdır.
Örneğin yaz sıcağında girin bir tünele, rayların buz gibi yansıması çarpsın yüzünüze, ölümü anımsarsınız.
Ya da dibi görünmeyen bir kuyuya bakın bir kaç dakika, ya içinden gelen serin hava ya da sizin o an hissettiğinizdir o soğukluk, ama ürperirsiniz.
Keza gece 3'te geçilen ışıksız bir sokak,
Yıkılmaya yüz tutmuş ahşap peri hikayeli bir bina..
Hepsinin ortak özelliği soğuk olmalarıdır.
Ölüm gelir falan aklına.
Peki ya ölüm sıcaksa dostum?
Ekmek fırını gibiyse mesela?
Ya da rüzgârlı ama kavuran bir kumsal gibiyse?
Yahut hidrellez ateşiyse örneğin?
Ters köşe olduysak mesela?
Ben ne diyorum ki mesela..?
1986 doğumlu genç yazar.
kalemle suç ortağı olup, satırları kirletmişlerden.
başarılı bir yol dileriz.
ya da sadece bir yol...
kimisi darmadağın oluyor yol bulacağım diye.
genç ve sağlam yazarlara ihtiyacımız var,
kuruyor ülkemin edebiyatı...
Garson çaya uzatmıştı elini ki bir ses geldi " Unuttum ". Gözlerini uzaklardan garsonun yüzüne çevirdi. " Biliyor musun ? Unuttum onu. Onu unutmak kolay olmadı. Çarpan bir yüreği durdurmak ne zordur bilir misin ? Yaşamayı unutmak gerekir önce. Çayı o yüzden unuttum işte. Neyse unut gitsin şimdi bunları. Bana yeni bir çay getiriver. Belki zamanıdır yeniden yaşamaya başlamanın."
Çay geldi gelmesine de adam gitmişti. Unutmuştu işte unuttuğunu.
Şüphesiz ki türkiye cunhuriyeti başbakanıdır.
Cnn muhabiri vardı bi tane misal,
Gezi parkının yıl dönümünde ustayı devirmeye çalıştı.
Çok şükür ki kahraman türk polisi hemen bu iğrenç amacı fark edip "van minüt, ver iz yor pasaport?!???" dedi bu işgalci ve hayın adama...
Sonrası "al bunu al al al...".
Bize nazar değdi necati.
engelin kafada olmamasının yeterli olduğunu gösterir.
engelli dediğimiz insanların başarılarına bir çok sözde engelsiz ulaşamıyor bile nitekim.
hoş,
engeli kafada olanlardan siyasetçi bile oluyor ülkemde,
onda da sıkıntı yok...
avatar filmi soundtrack'i.
küçük bir spoiler de vererek;
insanların ağaç yurdu yıktıkları anda çalan şarkıdır aynı zamanda.
içim bok gibi oluyor dinleyince, ama kendimi de alıkoyamıyorum.
iyi ki oldu dediğim filmlerden olmakla beraber, iyi ki olmuş da soundtracklerini dinleyebilmişiz de diyorum.
Neil Gaimanın, çıktığı ilk hafta çok satanlar listesinin zirvesini zorlayan romanı.
Gaimanın kendi tabiriyle; Anansi Çocuklarından sonra yazdığı ilk yetişkin romanı.
Yetişkinler yolları takip eder.
Çocuklar keşfe çıkar.
Yetişkinler aynı yolu yüzlerce, binlerce kez yürümekten sıkılmaz; yoldan çıkmak, çalıların arasına dalmak, çitlerin arasındaki boşluklardan geçmek çoğu yetişkinin aklına bile gelmez.
O, kendini tanıyor; başkalarına inanıyor; bu çelişki her şeyini bir testere gibi doğruyor.
O, ne cüretkar, ne de pervasız. Ürkek de değil. Özgür bir yaşam onu korkutmazdı.
Ama böyle bir yaşam ihsan edilmedi ona, ama bu da tasalandırmıyor onu, doğrusu kendisi için tasalanmıyor bile.
Ama hiç tanımadığı birisi var ki, sürekli onun için, sadece onun için tasalanıyor.
Birisinin kendine yönelik tasaları, özellikle bu tasaların sürekli olması,
yalnızlık anlarında işkence eden bir baş ağrısı yapıyor onda.
Onun bakışlarında buzlar erirdi. Aramızdan camlar kalkardı.
Ben "mucize" der ürkerdim, o cebime kıpkırmızı bir elma koyardı.
Dudak kıvrımına kıvrılır yatardım. "Serap görüyorum" derdim, inanıp inanmamak arasında kendimi bir salıncağa atardım.
Sonra hayal mi gerçek mi salınımları bırakıp kendimi salıncaktan atardım.
"ipi kopmuş bir uçurtmayım" derdim kendi kendime ve bunu uçurtma için en güzel uçuşun, ipi kopuk olabileceğini düşünürdüm.
Bazıları buna "düşme hali" diyebilirdi. Ağaç dallarına ya da elektrik tellerine takılmadan önceki düşme hali.
Umursamayabilirdim.
Onlar benim elma büyüsünde olduğumu, onun yüzünden başka bir şey görmediğimi,
saatlerce onu seyretmenin, ondan söz edildiğinde, asla dolmayacak bir kuyu açlığıyla dinlemenin ve dolup dolup geceleri oyalanmak için eşek kulaklı bir kralın hikayesini sabahlara kadar ezberden tekrar etmenin nasıl bir şey olduğunu bilmeyebilirlerdi.
Sorsalar söylerdim "vallahi" derdim "ben de bilmiyorum bu kadar derine tüpsüz nasıl daldığımı göğsümde bir ağırlık hissetmeden''.
hastalıklı bir düşünce olmakla beraber,
çok da insani'dir.
çokçaları şöyle düşünür örneğin;
+ duydun mu, bilmem kim beş parasız kalmış.
- yaaa, demek ki insan ne oldum değil ne olacağım demeli...
ikinci kişi, içten içe bir haset yaşıyordur efendim, bizde yoktu bizimle taşak geçiyordu bak ne oldu kafası bu.
insanın içindeki kötüye delalettir bu.
misal bir başka örnek;
+ duydun mu, nejat işler hastaneye kaldırılmış.
- o kadar içerse olacağı oydu, haketti.
bir köşede hayatına devam ederken, hiç kimse tarafından aranmayan, yalnız ve yalnızca, ağlanacak bir omuz,
dinleyecek bir bünye arandığında mesaj atmak yahut aramak sureti ile çağırılan,
sonrasında tekrardan köşesine gönderilen insandır.
hayatınızda varsa böyle insanlar,
biraz götverensiniz siz de, kusuruma bakmayın hafız.
bir nevi yıldızlar geçidi olan aile komedisi filmi. Robert De Niro, Diane Keaton, Susan Sarandon, robin williams gibi başarılı oyuncuları zevkle izleyebileceğiniz bir film.
ha tabi başında da dediğim üzere, klasik bir aile komedisi denebilir.
içinde biraz da duygusallık barındırıyor elbette.
ancak ilişkilere ve evliliğe farklı bir açıdan bakmış diyebiliriz.
türkçeye tam çeviri ''büyük düğün'' olarak çevrilmiş.
ha tabi siz ''evdeki yabancı, gelinin tarağı'' gibi çeviriler beklerdiniz normal olarak, ancak yorum katılmadan dümdüz çevirilmiş hayret edilecek şekilde.
velhasılı, bir pazar akşamı, hava da yağmurlu tek başıma ne yapayım ben derseniz,
açın izleyin.
izlememekten bir şey kaybetmeyeceğiniz gibi,
izlemekten de pişman olmazsınız kanımca.
zaten 5.5'lik puanı ile, çok da büyük bir vaadi olmadığı açık.
ama seyri zevli...
herhangi bir dine ya da dini öğretiye istinaden kendine bir yol ve inanış sistemi seçmiş olan inançlı kimselerin,
inanmayan insanlara oranla daha sevgi dolu olması durumudur.
doğru mudur yanlış mıdır kısmına gelirsek,
sana bir tokat atana diğer yanağını da çevir diyen inançlı kişi isa'yı asanlar, başka inançlı kişilerdi...
bu da inançlı & inançsız ayrımının dilema noktasıdır.
o yüzden, bu sadece bir genelleme olarak kalır,
kesin bir tarafı yoktur.
annesine sigara içtiğini belli etmemek için kafası güzel olan tip'tir.
sabahları annesinin sigara paketinden monte carlo aşırıp,
izmarit sırılsıklam sümük gibi bir hale gelene kadar, arkadaşlarıyla çevirip çevirip bir dal sigarayı da içen kişidir bu.
alkolü fazla içince de, yine ağzına parfüm sıkmak sureti ile, alkol kokusunu yok ettiğini de sanır yüksek ihtimal.
lise üniformasına ait gömleğinin de uçlarını pantolonun üzerine çıkarır ki,
tarz olsun...
konuya dönersek,
baba yahut anneye sigara içtiğini söyleyemeyecek yaşta olan kızlar & erkeklerdir bunlar.