ne şahan o denli göklere bakabilir, ne de halil o denli aşağılara. ikisinin de seveni,altla üst arası karmakarışık bir düzlemdedir. ve ben bu karmakarışık düzlemleri zerre kadar sevmem. ha dersin "bu başlıkta ne işin var madem?" derim ki : " başlık parası be abi"
annemin ve kız kardeşimin islam anlayışıdır. validemin gerek yakın arkadaşları, gerek gün arkadaşları olsun, yarı yarıya başı açık ve kapalı ablalarımdan, teyzelerimden oluşmaktadır. ramazan gelir mukabelelere gidilir, yaz gelir plajlara. sizin o çok iyi tanıdığınızı zannettiğiniz allah, sizin beddualarınızla yahut kendi insiyatifiyle annemi ve arkadaşlarını cezalandıracaksa şayet, karşısında beni bulur. sıkıysa bir denesin. yo, başık açık olmak bir suç değil ya da namüsait bir mahiyette tazahür etmek hiç değilse eğer, o vakit siz hangi argümanlara sığınıp, anayasa mahkemesine yahut yargıtaya gidersiniz artık bilemiyorum. bırakın da inancına sahip olduğunuz dinlerdeki hukuk, inancına sahip olduğunuz savcı melekler ve inancına sahip olduğunuz hakim tanrı tarafından uygulansın.
ayrılan iki sevgilinin daha sonraları birbirlerine hal hatır sormaları bu derece mi tuhaf gelir insanlara, anlayamıyorum. bu şimdiye dek anlayamadığım 8759654856. tuhaflık bu gezegende. terkedeni katil ya da şerefsiz addeden anlayış 7582695242. sırada, terkedileni mağdur yahut kurban gören anlayış 7582695243. sırada, erkek yerine oğlan lafının tercih edilir olmasına duyduğum şaşkınlık da 4238974563. sırada yer almaktadır. iki şey sonsuz demişti değil mi einstein? fakat ben o kadar emin değilim.
televizyon kapalıyken,sıkı bir takipçisiyimdir.her programı severim ve "istanbul'u düşünüyorum" dur. bazen çok daha fazla sevdiğim bir program yahut film olursa, bu kez televizyonu ve gözlerimi açar, bu şekilde izlemeye çalışırım. ne tesadüftür ki yayıncı kuruluş o gün her zamanki gibi muayyen günündedir ve benim audio-visual ilişkimi reglamlarla baltalar. bir sigara yakar ve kitabıma dönerim.
başlık açmaya fazlasıyla değer bir yüz. dansçıdır aynı zamanda. yok böyle dans'ta niye yok'tur diye düşünürüm bazen ve hemen soğurum sonra kendimden. uyurken de gülümsüyor mudur acaba?
insanı çok şaşırtan bir durum olmasının, insanı çok şaşırtan bir durum olmasına sebebiyet veren durumdur. edebiyat ve şiir denince, ülke gençliğinin morganize bir şekilde adli tıbba gönderilmesi gibi yarım kalan işler den sadece bir tanesine örnektir. heyhat !
güzel bir randevu. yedinci sanat'ın dehası fefe. kaçıncı sanat bilmemekle beraber, müziğin dehası nino rota. bu da o eğlenceli randevudan kısa bir özet.
memleketimin sözlüğünde açılan bir başlık olması sebebiyle yazmadan edemeyeceğim bir başlık. ilkokul mezunu ile üniversite öğrencisi arasında yaşanması absürd olarak görülen cinsel ilişkinin, iki üniversite öğrencisi ile yahut iki ilkokul mezunu arasındaki ilişkiden nasıl bir farkı olabilir diyerekten ilk sorumu yöneltmek isterim. cümleyi "ilk sorumu yöneltmek isterim" diye sonlandırdığımdan dolayı ikinci bir soruya hak kazandığımı da düşünmek istiyorum. şöyle ki,ilkokuldan sonra öğrenime devam eden bir tipsiniz. ite kaka hadi liseyi de bitirdiniz. haftasonları nelerle uğraştığınızı da bilirim.dersanelere de yollandınız bir güzel, test çözme sanatı denen şeyin de esiri ve kompedanı oldunuz. seri üretim bir makina gibi de sınavda güzel bir net tutturdunuz ve Eflatun ve Aristo'nun siyaset ve dini karıştırmadan ,öğrencileri ile felsefi tartışmalar düzenledikleri o güzelim "universitas" ismini kullanan çakma yapılara girmeye hak kazandınız.
fakat sizin halen cinselliği yakalayamamış (sevişmemiş demiyorum, dikkat! ) bir tip olarak ilkokul mezunu ile üniversiteliyi çok farklı görüyor olmanızı, cinsellik peşinde koştuğunuza yormakta haklı mıyım? koşun koşun, çok yolunuz var.
eskişehir'de yaptım ben bu düşüğü. pek kanamalı olmadı ve fakat yüzümdeki kan rengi kızıllık uçup gitti, beyaz saraya kondu. bana dair her türlü resmi evrak (nüfus cüzdanı,öğrenci kimliği,ehliyet,kredi kartı vs. ne varsa) içindeydi. 3 aylık topluca yatan öğrenim kredim ve başbakanlık bursum üstelik el değmemiş bir şekilde aynı bölmede sıkı fıkı dururken. arkadaşın evine gelince farkettim durumu. yorgundum ve hemen koltuğa çöktüm. kıçımın sağ yanağında koca bir eksik vardı. sol yanak pek oralı olmazken, ona paralel, daha yukarılarda bulunan kalbim cızz etti. eskişehir'de, evimden uzak, beş parasız ve dımdızlak ben diyeyim George Orwell'ın Paris ve Londra'daki beş parasız hali, siz deyin Açlık'taki Knut Hamsun'ın ruhu.
pekala, abartmayalım. kısa ve geçici bir süreydi çektiklerim. cüzdan taşımıyorum artık.
yirmili yaşlarımın dibini görmeye ramak kaldı dostlar. işsizim. askerliğimi yapmadım henüz. "askerliğim" de ne ulan !? neye çevirdiniz beni be ! iş istiyorum ben. daha çok bira istiyorum. kadınlar istiyorum ben. vicdani ret değil bu, insani ret ulan, anlamıyor musunuz?
ben o kadına aşığım. şöyle ki, her denk gelişimde (eşit değil !, çok sayın matematik ve kümeler bilirler) kendimi alamıyorum. pekala, ben de biliyorum, hiçbir sonumuz, hele ki başlangıcımız yok bu ablayla, ama gel gör ki, bilinçaltımı üstüne getiren birşeyler var bu kadında. anlamlandıramıyorum. anlamsızca seviyorum bu kadını. bahtıma tüküreyim !