dotcom
0 (düz adam)
on birinci nesil yazar 1 takipçi 0.80 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    boston

    50.
  1. nacizane tavsiyelerimi paylaşmak isterim. öncelikle buraya gitmeden evvel aman allahım gidiyorum ama ne yapacağım evimi arabamı şunu bunu nasıl organize edeceğim diye düşünenlere söyleyeyim, her şeyi 10 gün içerisinde organize etmeniz mümkün. gelen giden onlarca mağdur görmüş birisi olarak size tavsiyem acele etmeyin. atlı kovalamıyor, gitmeden evimi tutayım arabamı alayım aha 3-5 kuruştan kaçıp craigslist'ten her şeyimi halledeyim diye düşünmeyin. orada 1 sene ve daha fazla yaşayacaklar için neler yapmalı?

    1. bence ideal olan gidip evi, muhiti görmek ve evi o şekilde tutmaktır. ev tutmak için 1 hafta size yeterli olacaktır. facebook'ta boston'da yaşayan türklerin grupları var. oradan 1 haftalık oda kiralamak veya maddi durumunuza göre 1 haftalık bir otel tutmak en güzelidir. gittiğinizde dorchester, brockton gibi suç oranını yükselten tehlikeli bölgeleri araştırın. tuttuğunuz evin buralara yakın olmamasına özen gösterin. gideceğiniz okul veya şirkete uğrayın, burada çalışanlardan ideal yerleşim bölgeleriyle ilgili yardım isteyin. daha sonra bir liste çıkarıp evleri gezin ve hızlıca karar verip evinizi tutun. otelde kalıyorsanız derdinizi anlatıp erken check-out yapma şansınız da olabilir. evinizi tutarken araba faktörünü mutlaka göz önünde bulundurun. downtown'da aylık otopark fee'leri 400 dolar civarındaydı en son. araba alacaksanız biraz daha şehir dışındaki free otoparkı olan evlere mutlaka bakın.

    2. ilk gidişinizde interneti bol bol kullanacaksınız. iletişimi sağlamak açısından hemen bir hat edinin. ayrıca daha ilk günden sağa sola telefon numaranızı vermeye başlayacaksınız. orada yaşayanlarla tanışacaksınız elbet. hangi hatlardan memnun olduklarını sorabilirsiniz. veya sözlükten att, t-mobile veya metropcs ile ilgili yazılanlara bakabilirsiniz. bunun yanında gidip bir bank of america hesabı açtırın. paranızı yanınızda taşımayın. zaten hemen debit card veriyorlar. her köşebaşında da atm var. öğrenciyseniz bunu mutlaka belirtin, annual fee'lerden falan yırtarsınız. size çek defteri de verirler. ev tutarken vs. resmi olması açısından mutlaka çek yazın. telefon hattı ve banka hesabı size çok lazım olacak.

    3. evi tuttunuz, sıra geldi mobilyaya. orada geçici olarak kalan türkler, özellikle ailece yaşayanlar yüzde 99 düzgün tiplerdir. dönmek isteyenler olursa bunların mobilyalarına talip olabilirsiniz. bunlardan yüksek fiyat çekenler de olacaktır, gidiş tarihi yaklaşıp tutuşup ben ne yapacağım diyenler de. tutuşanlar al götür de tek para istemiyorum diyebilir. hemen uhaul'dan kamyonetinizi kiralayıp evin önüne çekin bence. televizyon, salon takımı, mutfak masası, kitaplıklar vs. bu şekilde çözebilirsiniz. tavsiyem yatağınızı sıfır almanız. hatta gidip hemen bir yatak alın ve eve yerleştirin. yatak almadığınız her günün sabahı bel ve boyun ağrısıyla uyanabilirsiniz. yatakla birlikte tabak, çatal bıçak kaşık ve bardaklarınızı da alabilirsiniz. evlerde avize olmadığından lambanızı da kendiniz almak durumundasınız. yoksa mobilya için ikea, ev gereçleri vs. için wal-mart'ı tercih edebilirsiniz.

    4. sıra geldi yaşama alışmaya. şimdi öncelikle şunu söyleyim, evinizle, arabanızla, okulunuzla vs. ilgili ne kadar ödeme varsa hepsini internet üzerinden yapabilirsiniz. o yüzden mutlaka bir kağıda aldığınız hesapların kullanıcı adlarını ve şifrelerini yazın. hangi çağdayız demeyin, txt'ye değil, kağıda yazın özellikle ve onu da duvar panonuza pinleyin. bilgisayara bir şey olduğunda öylece kalırsınız. diğer türlü de maillerde aranır durursunuz. her kurumun şifre veya kullanıcı adı kombinasyonları farklı oluyor bu yüzden hepsinde aynısını seçmeniz de zor. internet ve tv çözümünüz için muhtemelen comcast alacaksınız. elektriğiniz nstar olacak. yani bu gibi şeyleri kaydedin. size yakın olan marketlerin ve benzinliklerin adreslerine bakın. rutin gideceğiniz market, geceleri vs. de lazım olacak 7/24 açık bir benzinlik marketine ihtiyacınız olacak. market alışverişleriniz için stop & shopveya shaws'ı kullanacaksınız muhtemelen. bu ikisinden de indirimlerden faydalanmak için free membership card çıkartın. ikisinde de meyve sebze baya pahalıdır. bir kilo domates almak için yürek yiyip gitmelisiniz. bu yüzden burayı pek bilen var mıdır bilmiyorum russos 'u mutlaka iyi öğrenin. en taze meyve-sebzeleri buradan temin edebilirsiniz. onun dışında quincy market'ın pazarını soruşturun. eğer alışverişleriniz topluca oluyorsa bj's'e mutlaka üye olun. özellikle bir kaç kişi yaşıyorsanız burası hayat kurtaracaktır. bir de tüyo, genelde restoranlar restaurant depot'dan alışveriş yapar. bizdeki metro grossmarket gibi yani ama yiyecek üzerine kurulu. pizzacılarda çalışan bir sürü türk var, genelde bilirler burayı. onlardan kart rica edebilirsiniz. biz türk marketlerini çok tercih etmemiştik açıkçası. anlayamadığım bir snob'luk var bunlardan. mesela 3-4 tane nargile almaya gitmiştik adamlara. misal 100 dolar dediyse, dedik bak internette 50 dolar, 75'e ver senden almış olalım, türksün sen kazan. adam bize 'benim amerikalı müşterilerim var alacaksan al, almayacaksan gölge etme' tarzında bir şeyler söylemişti. üstelik verdiği fiyat çevredeki satıcılardan da pahalıydı. tabi satmak zorunda değil ama iyi niyetli olarak gidip dumur olmuştuk. aradığınız neredeyse her şey yukarıda yazdığım marketlerde bulunur. domuz eti yemiyorsanız kosher'e güvenin mutlaka. türk marketinden alışveriş yapıyorsanız da son kullanma tarihlerine mutlaka bakın.

    5. (ve son) orada yaşayan insanlardan buradaki gibi güzellikler yapmalarını beklemeyin. mesela yaşınız 25'ten küçükse araba kiralamada yüzde 40-50 daha fazla ödersiniz. birinci dereceden akrabanız değilse misal 'kardeş senin adına kiralayalım' gibi güzellikler beklemeyin paşa paşa paranızı ödeyin arabanızı kiralayın. olası bir belada o kişinin de başı derde girer, üstelik kaçış da olmaz. birbirine kazık atan onlarca türk göreceksiniz. polise vs. intikal edecek olaylarda ortalıkta kimse kalmaz emin olun. iyilikten maraz doğar derler ya, siz bu konuları kimseye açmayın. kendi başınıza çözmeniz en iyisidir.
    2 ...
  2. nice

    28.
  3. dün aksam bana hayatim boyunca kolay kolay unutamayacagim birseyi gördügüm sehir.

    cimiez semtinde bulunan parc des arènes de cimiez (musée matisse'in de bulundugu park) geceleri agirlikli olarak göcmen genclerin ise ciktiklari, müsteri kitlesinin de sex ayarasiylari icerisinde olan, özellikle parali olgun yada yasli kadinlarin ve yasli adamlarin oldugu bir parktir. bunu daha önce de biliyordum. parkin ilerisinde bir arkadasim oturuyor ve bu infoyu bana daha önce vermisti zaten. ilk duydugumda aciksaci biraz sasirsam da sok edici bulmamistim bu olayi...

    aksam ona giderken parkta göreceklerimi asla tahmin edemezdim. bir bankta üc kisi, ortada 60 küsür yasinda oldugunu tahmin ettigim bir kadin ve her iki yaninda tahminimce 70 yaslarinda adam oturuyordu. kadinin elleri adamlarin penislerindeydi. soft bir tabirde bulunmam gerekirse tombala cekiyordu.

    aslinda pek tabularim yoktur. insanlari da pek yargilamam, özellikle sex konusunda ama dün gördügüm sahne beynimden gitmiyor. sok olmanin ötesinde bir durum yasadim. sonrasinda empati kurmaya calistim ama basaramadim. ben bu genc yasimda bile ayni anda iki erkegin penislerini elime almamis bir insanim. kaldi ki bu sahne birde parta geciyor ve basrol oyunculari, normalde sex hayatlarinin bittigini düsündügümüz insanlar.

    evet côte d’azur'da bolca sex vardir ama parkta oynasan yasli insanlarin olacagi hayatta aklima gelmezdi.

    bu arada basima birsey gelmeyecekse, yani fuhusu özendiriyor gibisine gg olmayacaksa sunu demek isterim. malum yaz ayi, interrail dönemi. nice'e giden genc delikanlilarimiz olur da paralari biterse, biraz para kazanmak isterlerse bir gece parc des arènes de cimiez'e gidebilir. insanin yurtdisinda parasiz olmasi malum kötüdür...
    0 ...
  4. prag

    154.
  5. film platosuna benzeyen şehir. gecesi gündüzü gerçekten mükemmel bir görüntü sergiliyor. ortasından geçen vltava nehri şehri ikiye ayırsada mükemmelbir bütünlüğü var. öte yandan bu şehirin hemen hemen her bölgesi her sokağında buruna çalan sidik kokusu daha akılda kalıcı... bir de metroyu biletsiz kullanmamak gerekiyor, ne tür bir mazeretiniz olursa olsun (daha ilk günümüz, abi biz turistiz, bişeyden haberimiz yok, burası prag mı? vs.) görevli amca 30 euronuzu çekip alıyor. bu yüzden pragdaki ilk günümü "soyulduk lan!" havasında geçirdim. ama sonraki günlerde atmosfer toparlatıyor insanı... sonuç olarak bu güzel şehir de yapılması gerekenlerden bazıları vltava kenarında bir çek birası içmek, saat kulesine çıkmak, kuledeki belli zamanda yapılan kukla şovunu izlemek(vakit ayırmasanız da olur çok matah bişey değil), meydan da konser varsa becherovka ve birayla ambiansa kapılmak gibi güzel eylemler olabilir... son not olarak tezgahlarda satılan şapka ve benzerlerini kafanıza takıp foto çektirmeye kalkmayın, satıcı amcadan bayağı vurgulu bir ses tonuyla " here is not circus!" azarını işitebilirsiniz.
    0 ...
  6. lüksemburg

    52.
  7. şirin ülke. eski şehir ve yeni şehir olarak ikiye ayrılıyor. şehrin eski kısmı masalsı. buraları merkezden binebileceğiniz turistik "citysight" trenlerine binerek ve tarihini dinleyerek gezebilirsiniz. ülkenin tarihi 900 lü yıllarda bir kalenin yapılmasıyla başlıyor. tarih boyunca sürekli bir oraya bir buraya çekiştiriliyor, bir ara ispanyolların eline geçiyor, sonra fransızların, hollandalıların, almanların... tarihini anlatırken bir de bir fırtınadan bahsetti. canlandırma da yapılmış, rüzgar sesleri, o sırada "storm is coming" diye bağıran köylüler falan filan. sonra bu fırtınada 25 kişi öldü diye bilgi verdi. saygı duydum.
    insan önce "bizde günlük sıradan bir haber bu?" diye düşünmeden edemiyor haliyle
    ayrıca 800 kişilik orduya sahip ülke.
    0 ...
  8. paris

    305.
  9. balayı şehri. champs elysees üzerindeki otelden tüm şehir yürünerek dolaşılıyor ve seine nehri insana inanılmaz romantik yürüyüş imkanları sunuyor. gitmeyi düşünenler için claridge champs elysees otelini tavsiye ediyorum, otel odaları çok güzel ve geniş, otel zafer takına 50 metre yürüme mesafesinde. alın sevdiceğinizi yanınıza kolkola çıkın caddeye yürüyün yürüyün yürüyün. şarap konusu ise ayrı güzellik şişesine restoranda bile 6 euro verdiğiniz şarap burada benim diyen şaraptan iyi çıkıyor 4.günün sonunda artık yavaş yavaş şarap çeşitlerini öğreniyorsunuz ya da biz çok abarttık öğlenden içmeye başlayarak. "fransızlar bilse bile ingilizce konuşmaz" şehir efsanesini kim çıkarttı onu da merak ediyorum...
    0 ...
  10. barcelona

    164.
  11. çok kimse bilmez ama amsterdam gibi cannabis'in legal olduğu şehir. 20 euro verip smoking clublerdan birine üye olursanız 50 grama kadar canabis satın alabilir ve bulundurabilirsiniz. bir de balkonlu bir otel tutarsanız cannabisi otelde bile tüttürebilirsiniz. bir de hatun yanınızdaysa ve alkol de varsa inanılmaz güzel anlar yaşayabilirsiniz. cennetteki huriler sizin olsun bana 5 gram cannabis, 70'lik local rum bir de sarışın ukraynalı yeter.
    0 ...
  12. © 2025 uludağ sözlük