aynı işyerinde ve aynı departmanda çalıştığım, yüzünü ailemden daha fazla gördüğüm bu zat, yazdığım entry'i eksiliyor ve bunu da gururla söyleyebiliyor, bilmiyor ki intikam soğuk yenen yemektir, buradan kendisini ifşa edeceğim, az sonra bu başlığımı da eksilesin bakalım sıkıyorsa.
ergenliğin zirvesini yaşayan ve hormonları normal düşünme yetisini kaybettirmiş bazı arkadaşların, sadece sözlükteki kızları tespit ederek, onlara asılmasını ve kendi hayal dünyalarına malzeme çıkarmaya çalışmalarını konu alan başlık türleridir.
Yazıktır, acınasıdır, ezikliktir, kızamıyor acıyorum kendilerine...
2 yıldır çalışmakta olduğum şirketteki arkadaşımın ben işe girdiğim sırada askere gitmesi nedeniyle, şirket hattı bana devredildi. arkadaşımda kendine ait başka bir hat kullanmadığından, tüm özel işlerini bu numara ile yapmaktaydı. kendisi koyu bir saadet partisi üyesi olduğundan bu iki yıl içerisinde, sürekli olarak bana saadet partisi ile alakalı mesajlar gelmekteydi, toplantılar, seminerler, davetler... ne kadar arayıp, bu mesajları istemiyorum desem de bir türlü sona erdiremedim ve 2 yıldır da hattı kullandığım için artık numarasını değiştiremiyorum, tüm müşteriler bu numaramı biliyor, kartvizitlerimde bu numara geçiyor.
ve saadet partisinden gelen son mesajda şu şekildeydi, "sayın üyemiz seçim bütçemize katkı sağlamak amacıyla, imkanınız varsa kendiniz, yoksa, yakınlarınızdan, eş, dost, akraba ve tanıdıklarınızdan tedarik edeceğiniz asgari 1000tl katkınızı beklemekteyiz"
1 nisanda doğmanın şans mı, şansızlığım mı olduğu düşüncesini hala daha netleştiremediğim durumdur.
arkadaş, eş, dost tarafından hafızada kalması kolay, her an bir şakaya maruz kalma ihtimalinin yüksek olduğu bir gün.
nice şakaları atlattık be biz bu yaşa gelene kadar...
siktir etmek lazım bazen
umarsızca yaşamalı
yarına bel bağlamadan
sünger çekmeli hayata
yaşanmışlara, yaşananlara, yaşanacaklara
alayına boş vermeli, siktir etmeli...
insanları dış görünüşleri ile yargılamamak gerekiyor elbette ama sözüm aşırı kilolu insanlara. eski romadaki kanunlar uygulanmalı ve şişmanlık yasaklanmalı bence.
insan boyuna, tipine, huylarına müdahale edemiyor ama yiyip yiyip şişmek kendi elinde, azcık boğazını tutsan fıçı gibi olmayacaksın elbette. afrika'da kıtlık yaşanan ülkelerde obezite diye bir sorun yok çünkü kıtlık var.
şişman insanlarla birlikte yaşamak da güç, toplu taşımada büyük yer işgal ederler, arkadaşsanız gezerken size ayak uyduramazlar, özgüven eksiklikleri nedeniyle de toplumdan kendilerini soyutlarlar. şişmanlar daha melankoliktirler.
hakikaten sadece biraz çaba ve irade ile üstesinden gelinecek bir sorun şişmanlık.
yaş 30+
az önce gerçekleşen hadise; patron ki benden bir yaş küçüktür kendileri, bizim departmana gelerek beni ve iki arkadaşımızı şirketin bahçesine çağırmıştır.
yeni son model arabasının bagajını açarak, metal gri kaplı büyükçe bir kutu çıkartmış ve bizim şaşkın bakışlarımızla kutuyu açarak yeni oyuncağını bize tanıtmıştır.
4 tarafında pervanesi olan havada kendiliğinden asılı kalabilen beyaz renk muazzam bir oyuncak helikopterdir, altında full hd kamerası ve kameranın görüntüsünü anlık olarak yansıtan wifi'si ile kumandanın üzerine yerleştirilen telefonda gösterebilen, hd resim ve video çekebilen bir oyuncak.
gps ile konumunu buluyormuş, pili biterse kalktığı yere iniyormuş falan, bir uçurdu adam oyuncağını, resimler falan çekti, biz üçümüz ezik ezik alttan seyrettik. keşke bize de kumandayı verse de bizde birazcık oynasak dercesine baktık.
hani küçükken son model bisikleti ve uzaktan kumandalı arabalarıyla bize hava atan ezikleyen o zengin çocukları var ya, hala var amk hala eziklieyorlar.
Arkadaşlar, unutulmayan ve dinlerken insanın coşturan bir şarkı listesi yapmaya çalıştım.
tavsiyelerinizi ve bak bunu da eklemelisin dediğiniz şarkıları bekliyorum.
3 Doors Down - kryptonite
iron Mailden - wasting love
placebo - every you every me
cardigans - my favorite game
metallica - astronomy
alien ant farm - smooth criminal
marilyn manson - sweet dreams
megadeath - countdown to extinction
nirvana - smells like teen spirit
papa roach - last resort
puddle of mudd - control
system of a down - when angels deserve to die
not: benzer tarzda müzik önerileriniz beklenmektedir.
bir belgeselde izlenmiş ve ileri düzeyde ilgi uyandırmış bir olaydır.
muhtemelen şu an bu sözlükte bu yazıyı okuyan veya bulunan hiç kimsenin görmesinin muhtemel olmadığı bir olaydır, ancak milyonlarca yıldır süregelen dünyamızı çok yakın bir zamanda nasıl bir tehditin beklediğinin açık göstergesidir.
karbondioksit salınımı, fosil yakıtların kullanımının artması, küresel ısınma gibi faktörler ucu uca eklendiğinde, önümüzdeki 100 yıl içerisinde deniz seviyesinin 2 metre, sonraki 100 yıl içinse 5 metre toplamda, 7 metre artması beklenmekteymiş.
bunun sebebi olarak ise kutuplarda bulunan tüm buzulların erimesi olarak gösterilmektedir, sahil kasabaları ve ada ülkelerinin tamamının sular altında kalması beklenmekteymiş.
danimarka ve ingiltere gibi zengin ülkelere bu konu ile alakalı olarak, dev deniz bariyerleri imal ederek, şehirlerini koruma altına aldıklarını düşünmekteymişler. okyanus kıyısında bulunan ülkeler bu konuda daha şanssız olarak gözükmekteymiş.
fakir ülkelerse deniz seviyelerindeki yaşam koşullarını yüksek yerleşim yerlerine taşımak zorunda kalabileceklerdir.
ülkemiz gibi akdenize kıyı olan ülkeler içinse durum biraz daha farklı gözükmekte, yapılan çalışmalara göre; cebelitarık boğaz girişine tamamını kapatacak genişlik ve yükseklikte bir baraj yapılması ve bu baraj ile atlas okyanusu ile akdenizin birbirinden ayrılması, akdeniz ise tamamen bir iç deniz haline getirilmesi düşünülmüş, barajın altından açılacak kanallar ile de yılda 60cm suyun buharlaştığı akdenize, okyanustan su takviyesi yapılması düşünülmektedir. aksi halde, akdeniz kıyılarında bulunan tüm kıyı şeridi sular atında kalabilecek potansiyele sahipmiş.
hollanda gibi deniz seviyesinin altında bulunan ülkelerde, halihazırda yeni bir mimari geliştirilerek, yüzen evler, yollar ve şehirler inşa edilmeye başlanmış, hidrolik sisteme benzer bir sistem ile deniz içerisine kurulan bu yapılar, suların yükselmesi ile birer şamandıra gibi yükselerek, mevcudiyetlerini korumayı başaracaklarmış.
bir yandan hayatımızı kolaylaştıran onca yeni buluşlara imza aterken, diğer yandan kendi elimizle sonumuzu mu hazırlıyoruz acaba?
4,5 milyar yıl
bir çırpıda söylemesi ne kadar kolay, ağızdan bir solukta çıkıveriyor. Dünya kütlesi 4,5 milyar yıl önce meydana gelmiştir. ilk tahmin edilen canlı, 3,7 milyar yıl önce bir protein olan canlı hücresidir. Bilinen veya tahmin edilen insanlık tarihi MÖ 50.00 yıllarına dayanmaktadır. Yine yapılan araştırma ve bulgulara istinaden, yaklaşık 52000 yıllık insanoğlu tarihi, icatlar, yaşama şekillerine ve yerleşik hayata geçme durumlarına istinaden, bazı çağlara bölünmüştür.
Taş Devri; MÖ. 50000 5500 yılları arasında süregelmiş olup, Kaba Taş Devri, Yontma Taş Devri ve Cilali Taş Devri olarak yaşanmıştır. Ardından MÖ. 5500 ile MÖ. 3500 yılları arasında, maden devri olarak adlandırılmıştır. Sonrasında MÖ. 3500 ile MS. 375 yılları arasında ise ilk çağ yaşanmıştır ve Kavimler göçü ile sona ermiştir. Ortaçağ 375 yılında başlamış ve1453te Fatih Sultan Mehmetin istanbulun fethi ile sona ermiştir. 1453 yılında başlayan yeni çağ ise 1789daki Fransız ihtilaline kadar devam etmiştir. 1789 ve sonrası ise Yakınçağ olarak adlandırılmış ve halihazırda devam etmektedir.
Yaklaşık 52000 yıl, savaşlarla, anlaşmalarla, göçlerle, isyanlarla, ölümlerle, kısacası yaşam mücadelesi ile geçti. Asıl çelişki, kafa karışıklığı da burada başlıyor, Biz nereye gidiyoruz?
Düşünün, çokta uzaklara, ilk çağlara gitmeye gerek yok. Bundan 100 yıl öncesi olan yakın tarihi düşünün, birçok kaynakla çok rahat ulaşabilinecek bilgilere ulaşabilirsiniz. 100 yıl öncesindeki yaşam koşullarına bakın, yerleşik hayatın zorluklarına, bilgiye ulaşmanın güçlüğüne, ulaşıma, haberleşmeye, üretime, ürün tekeline, teknolojiye, bilime bir göz atın. Çok kısa zamanda, çok köklü değişiklikler olmadı mı hayatta? Onbinlerce yıl içinde icat edilen, kullanıma başlayan ve süregelen buluşlar, çok kısa zamanda, yenilenmedi mi?
Elektriğin icadı ile başlayan süreç, çok kısa sürede hayatımızda köklü değişikliklere sebep oldu. Türkiyede ilk elektrik 1902 yılında kullanıma başladı, 1900lü yıllarda doğan biri olarak, tarih hiçte eski sayılmaz, ya sonrası! Önce radyo girdi evlere daha sonrasında, tüplü siyah-beyaz televizyonlar, yarıiletkenlerin keşfi ile, transistörlü devreler yapıldı ve mikroişlemciler üretilmeye başlandı. 2000li yılların başında taşınabilir bilgisayar sahibi olmak lüksken, artık ihtiyaç durumuna geldi. Internet hayatımızın her alanında yerini aldı ve bilgiye, sevdiklerimize, ulaşmak saniyeler almaya başladı. Mektup diye bir şey vardı, yerini e-mail, sms ve akıllı telefon uygulamalarına bıraktı. Ürün çeşitliği arttı ve süpermarketler, alışveriş merkezleri hayatımıza girdi. Motorun kullanılması ile araba ve uçaklar geliştirildi, ulaşım için öncelerinde harcanan aylar süren yolculuklar, saatlere indirgendi. Cep telefonu yaygınlaştı, hatta herkesin kullanımına sunuldu, isteyen istediği anda istediği kişi ve bilgiye ulaşabilir oldu. Akıllı cihazlar ile, istenilen bilgi anında ve her yerde ulaşılır oldu. 3D televizyonlar, 4K teknolojisi ile evimizde dış dünyayı yaşar hale geldik. Gezegenleri keşfedip, yolculuklar yapıldı, araçlar gönderildi, örnekler alındı, araştırıldı. Dünya yörüngesine yüzlerce uydu gönderildi ve dünyada keşfedilmemiş, görülmemiş hiçbir yer kalmadı. Teknoloji ve icat listesi uzadıkça uzar aslında ama, asıl soru şu; Sonrasında ne olacak?
Madalyonun diğer yüzü; doğal kaynakları tüketmek üzereyiz, canlı türleri yok oluyor, buzullar erimeye, atmosfer delinmeye başladı, doğal ürünler neredeyse ulaşılamaz oldu. Petrol ve tatlı su kaynakları bitmek üzere
insanlık tarihi boyunca yapılamayan, tüm bu gelişmelerin çok kısa sürede meydana gelmesi, korkutucu değil mi? 100 yıl öncesi demiştik, peki ya 100 yıl sonrası?
Sizce de icat edilebilecek, üretilebilecek her şey tamamlanmak üzere değil mi?
Ya sonrası