"bir uçurumda duruyorum elimi tut düşüyorum
ah bu sen misin bakışların kara bir kış üşüyorum
seninle yol ayrımında kadere yürüdük el gibi
ve yarın gün ağarınca bir daha göremez aşk bizi
bu vedaya gönlüm yok.."
Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
içimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy
Birkaç köy sular altında.
Kalbimin doğusu,
Her resme güneş çizen bir çocuktu.
Gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda
Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları.
Ölümün ötesinde bir köy vardı
Orda, uzakta, kalbimin en doğusunda
Şimdi bana yalnızca
Dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı.
Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
Yorgundu oysa
Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.
Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.
Okyanusları mavi olmayan.
Benim için hayat,
Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.
Geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil
Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.
Bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.
Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını
Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara
Bir gül parasına satardı.
Oğlan kıza bir gül alsa
Bilirdim odur en kırmızı zaman.
Adına aşk diyorlardı
Kalbimin en doğusunda bir yalan dünya vardı.
Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan.
Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
Boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla
Kediler gibi mırıldanarak.
Alkolden bir denize bıraktım kalbimi
Kırmızı bir sandal gibi,
Arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla.
Avuçlarımla konuştum,
Allah büyüktür diyen insanlar gibi.
Kedi dili bisküvilerinin bir pastayla konuşması gibi
Yumuşak ve kremalı konuştum onunla.
Baharda leylaklar açardı boynumda
Mor ve pembe konuştum karanlıkla
Gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim,
Sözler vardı içimde işe yaramayan
Sözlerle konuştum karanlıkla...
Önce söz yoktu kalbimin en doğusunda
Sözler...
Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan.
bazen bir yürek, bir ses, bir şarkı tanıştırır insanları; şimdi ben bu şarkıları kime söyleyeyim? mesela...
gökhan sarsam ve meclis'i tanımam da böyle oldu işte, bir ilhan şeşen konserinde... sevdiğim şarkıları sadece alıştığım isimden dinlerim kuralımı yıktı o gün gökhan sarsam sesiyle...
ilhan şeşen'e olan aşkımı bilen bilir; amca'dır, can'dır...
gökhan sarsam ve meclis; piyanoda yuri ryadchenko, uduyla mete aslan ve o şahane yorumuyla gökhan sarsam "efkarlık ilhan şeşen şarkıları" isminde bir albüm çıkardı ve bugünlerde tüm müzik marketlerde satışta... gökhan'ın sesi ve amca'nın şarkıları birleşince tadından yenmez bir albüm olmuş...
karşı kıyılara gidip, geri gelip, bodrum'da yıldızları sayıp, ülkenin bilmem neresinde güneşi batırabiliyor, ilk kez aşık oluyor gibi heyecanlanabiliyorsunuz... müzik böyle bir şey, her şarkıda başka bir hayaldesiniz... hele ki aşık olduğunuz şarkılara bir kez daha aşık oluyorsanız...
Ağlıyor istanbul
Ayrılığa Dayanamam
Her Şeye Rağmen
Sevinçle Uyan
Şimdi Ben Bu Şarkıları Kime Söyleyeyim
Temenni,
ayrılığa dayanamam sandığınız noktada duvarlardan silinmiş elin tenin kokun, besbelli unutulmuş yolu istanbul’un derken bir bakmışsın albüm sonunda çoğalmış temenni’leriniz; Bana gelsen benim olsan, Beni sevsen temelli... Bu ne davet ne cesaret, Bu yalnızca temenni...
kendinize bir güzellik yapmak istiyorsanız bu albüm tavsiyem olsun... her şeye rağmen sevinçle uyan’ırsınız, pişman olmazsınız...
kadın ruhunu en az bir kadın kadar iyi anlatabilen yazar. şu sıralar 3. kitabı yarım kalan ile yarım kalmış hikayelerimizi tamamlıyor...
mutlu sonlar ya da bırakıp gitmeler artık yarım değil...
son zamanların en iyi kitaplarından, okumanız tavsiyemdir...
fotoğraf delisi ve bir dönem fotoğrafla uğraşmış biri olarak bu kadar geç tanıdığıma kahırlandığım fotoğraf sanatçısı.
hayat tesadüflerle doludur ruhuyla tanışılan bir adam. hırslı, başarılı, inatçı, duyarlı ve kendisinden beklenmeyecek ölçüde mütevazı. eften püften photographer'lardan değil, fotoğraf sanatçısı sıfatının tam olarak karşılığı... şeytan tüyünün kendisine fazlasıyla torpil geçtiğini düşündüğüm adam.
ateş kantürk, işinde ve hayatında ateş'ini ne zaman yakıp ne zaman söndüreceğini iyi bilenlerden; aşkla, acıyla, dostlukla ve belki de bazen yalnızlıkla pişerek nefes alanlardan...
hayata ve hayatın içindeki her canlıya sahip çıkan; hayvan hakları ve engelli hayvanlar için verdiği emeğe düğme iliklenecek ender insanlardan biri...
o benim sanatına ve duruşuna hayran olduğum fotoğrafçılardan; bu hayata gerekli ve ben seviyorum o'nun bu gerekliliğini...
ve gerçeği "ateş" olanların meyvesi yanmak oluyor işte bazen...
gökhan türkmen'in son şaheseri... albümün diğer şarkılarını dinleyemedim pek ama bunu çok sevdim;
Ağır olur senden yana dengimize
Karışığız hava gibi kendimize
Biliyorsak inadımız sevgimize
Yarın yine bakacağız rengimize
Hayata dik bakma
inişin zor olur
Her yaşın sende bir nedeni bulunur
istersin ama gönül aşka konulur
Sır bu sende boşsa bende doludur
Sır bu sende boşsa bende doludur
Sana daha fazla bakmak istemiyor canım
Canımı yakmak istemediğinden içimde akıyor kanı
Fikrimde salkım saçak neşeliyken adın
ipe astığım itiraf fırtınam gibi yakın.
ULUSAR, üniversite yıllarında Arama Kurtarma Topluluğu çatısı altında yıllarca beraber çalışmış, sayısız operasyon, eğitim ve tatbikat deneyimine sahip bir ekip tarafından kurulmuş arama kurtarma derneğidir.
ULUSAR yalnızca Türkiye'de değil, tüm dünyada olabilecek doğa felaketlerinde; yangın,
sel ve kazalar da canlıların hayatlarını kurtarmak adına bir araya gelmiş gönüllü bireylerden oluşmaktadır. Bu her arama kurtarma derneğinin kendine seçtiği birincil görev olmakla beraber ULUSAL ARAMA KURTARMA DERNEĞi içinde böyledir. Ancak ULUSAR toplumu doğal afetler ve kazalar konusunda bilinçlendirmeyi ve bu misyonu öncelikle tüm Türkiye'ye daha sonra bütün dünyaya yaymayı kendine ilke edinmiş bir kurumdur.
her türlü doğal afette üzerine düşen görevi en iyi şekilde yapmayı kendine ilke edinmiş amatör ruhla çalışan profesyonel bir ekip bu gruba can vermektedir.
bu zamana kadar başlığı neden açılmadı diye hayretler içerisinden kaldığım haber spikeri. haber spikeri dediysem öyle bilinen salon çizgisinden ödün vermeyen, işaret parmağı sıklıkla yanağında duran erkek haber spikeri modellerinden değil. gitmesek de görmesek de aldığımız havadislere göre adam en sıkısından rocker, şamata bir tip, gitar falan da çalıyor yani. hem rockerlık hem akdeniz akşamları modu aynı bünyede buluşunca enteresan olması kaçınılmaz oluyordur tabi...
eh madem girdik mevzuya biraz tarihçesinden pardon özgeçmişinden de inciler sunalım;
istanbul doğumlu olurlar efendim kendileri. Eskişehir Anadolu Üniversitesi iibf iktisat bölümü mezunu...
eskişehir'de başladığı radyo programlarının ardından, 1996'da Kanal E'de haber spikerliğine adım atmıştır... o adım bu adım diyerekten; BRT, Star ve ATV'de görev yapmışlığı da vardır.
Haber spikerliğinin yanı sıra muhabirlik deneyimi de bulunan törün, 2006 Aralık ayından bu yana cnn türk'te haber spikerliği yapıyor. Kariyer Akademisi'nde mesleğiyle ilgili dersler veriyor.
Pek çok kuruluş tarafından 'Yılın haber spikeri' ödülünü aldı, 2005 yılında da TJK'nın Basın Başarı Yarışması Ulusal Görüntülü Medya (televizyonlar) Haber Röportaj dalı birincisi oldu.
üniversite yıllarında tiyatro oyunculuğu ve müzik çalışmaları yapmışlığı da vardır.
Haber spikerliği dışında mesleği ile ilgili eğitimler veriyor. spikerliğin saygınlığına gölge düşürmeyecek dublajlar ve özel gecelerde, açılışlarda, konserlerde sunuculuk da yapıyor.
Gerek haber spikerliği gerekse de gazetecilikten pek çok birincilik ödülü var. En son Marmara Üniversitesi (2008) tarafından düzenlenen yarışmada, 20 bin kişilik bir anket sonucu, yılın 'En iyi Haber Spikeri' seçildi.
Yaklaşık 10 yıl radyoda müzik programı yaptığından dolayı, 60'lar ve 70'ler yaklaşık 5 bin albümü var. Dolayısıyla iş dışında da iyi müziğin olduğu mekanlarda kendisine rastlamak mümkün.
Besteleri olan Burak Törün'ün hobileri arasında gitar çalmak, yemek yaparak misafirlerine ikram etmek yer alıyor. hani kendisine bir yerlerde rastlayan olursa yediğin, içtiğin, pişirdiğin senin olsun hele bize bir tarif ver diyebilir. Koyu bir Fenerbahçe taraftarı olan Törün, kitap ve film senaryosu yazmayı düşünüyor...
Düşünme aşamasından çıkıp pratiğe döküldüğü anı bekliyoruz...
Memleketin yetiştirdiği en düzgün adamlardan. Takip edilesi...
Burdan kendisine selam ederdim ancak kameraya el sallayıp eltisi gillere selam edenlerden olmak niyetinde değilim.
ferhat göçer'in son hiti... gene ferhat göçer ve biraz yastayım tadında...
sözler;
tek yönüm sendin izini kaybettim
bir iz bir yön olmadan düştüm yollara
bir sağa çarptım, bir sola çarptım
savruldukça savruldum hep çıkmazlara
çınladıkça adın kulağımı kapattım
bir son veremedim içimdeki tiz çığlıklara
hep sendeydi aklım, bedeni aldattım
savruldukça savruldum koldan kollara
bakmadı gitti dönmedi bile arkasına
eğdim boynumu çaresizce galip gelen gururuma of
duydum ellere yarmış, yerini yeller almış çoktan
bense kendimi salmış, yüreğini yaralar sarmış yoktan
bir kızı bir oğlu varmış, kendi hayatına dalmış
en acısı da beni hatırlamamış unutmuş çoktan.
soner gerçeker, geç tanıdığım ama iyi ki tanımışım dediğim müzisyenlerden. müziğin en başarılı isimlerinden biri olduğu ve bu yönde gelecek vaad ettiği aşikar. yorumcu, şarkı sözü yazarı ve besteci. aynı zamanda rafet el roman vokali.
şarkı sözlerindeki, notalarındaki hüznün insanın içine işlememesi mümkün değil. kendi adıma, her geçen gün yeni bir şarkısıyla tanışıp, o şarkının melodisiyle sarhoş olabiliyorum. senden sonra ve haketmedim seni en çok bilinen şarkıları olmasına rağmen, o duyguyu taşıyan daha çok şarkısı var kaçırılmaması gereken. kendimi anlatmak zorunda mıyım, bir an olur, ağlayasım var, kaybolan yıllarıma bunlardan bir kaçı...
hayat felsefesi var bir de pek bir sevilesi, takdir edilesi; "Herkes tarafından sevilen, yalancı bir insan olmaktansa; sevilmeyen doğru bir insan olmayı tercih ederim", der...
samimiyeti ve duygusuyla, uzun yıllar ismini en güzel şekilde duymak dileğimiz...
yaz akşamları insan aşkı ve aşkı kaybetme korkusunu daha mı sık yaşar? bazı şarkılar yaz akşamları sizi daha mı çok mahveder? mesela; kalbim sana dünden razı... nasıl gelir size bir yaz akşamı, kendinizle baş başa kaldığınızda dinlediğinizde?...
aşka en hazır olduğunuz ama geçmiş korkularınızın da peşinizi bırakmadığı bir şarkı belki de kalbim sana dünden razı. selim oğur'un yazıp, besteleyip, bir de üzerine kendi sesiyle yaşayarak can verdiği bir şarkı...
herkese ayrı bir tat verir ama ben bu şarkıyı yanıma alıp, gecenin bi vakti bir denizin şarkısına geçmek istiyorum şarabımla birlikte ve ufka dalarak...
sözleri;
Geldiğin gün var ya kapıdan içeri bir girdin ya
Baktığın an var ya içim nasıl yandı ya
Yazıp bozup tekrar baştan aldığım her nefeste
Sevdim mi yoksa ben de yangına mı teslim oldum
Zaten hep aşktan yandım
Kim bildi ki değerimi
Sen de bir gün çekip gidersen
Beni silersen yandığımla kalırım
Bir yangın yerinden yeni çıktım ben
Kalbim sabıkalı
Dur elim kolum bağlı gözlerinin hapsinde
Kalbim sana dünden razı
Ben ki aşktan çok kez vurgun yedim
Kendime gelemedim
Dur elim kolum bağlı gözlerinin hapsinde
Kalbim sana dünden razı.
yüreğinizin en inatçı, en hırçın, en çocuk yanını ve aşkın en masum, en arzulu halini bulabileceğiniz bir şarkı aşka müdavim. söz-müzik, her zaman olduğu gibi selim oğur. kendi sesiyle inletmiş şarkının her zerresini selim oğur. isyan eder gibi... kendiyle yüzleşir gibi... aşkı zincire vurur gibi...
sözleri;
YAKıŞMADı iKiMiZE DE
NE AYRıLıK NE SANCıLı AKŞAMLAR
UYMADı FiKRiMiZE
TADı KAÇMıŞ ADı BATMıŞ TARUMAR ŞARKıLAR
SiLMEYi iSTESEN DE
BU FiKRi BEĞENSEN DE
BU AŞK BÖYLE BiTMEYECEK
BU YANGıN BÖYLE SÖNMEYECEK
AH BENiM HALiM
DELi DELi DELi DELi HALiM
SENiN ESERiN KALP AŞKA MÜDAViM
ZAVALLı KALBiM
DELi DELi DELi DELi KALBiM
SANA ATıYOR SENDEN VAZGEÇMEM DiYOR.
en şahanesinden bir ravi incigöz şarkısı. sevilir, dinlenir, tekrar sevilir... sözlere buyrun;
Uzun zamandır peşindeyim
Görmüyor musun ne haldeyim
iki kelime çıksın o mübarek ağzından
Bıktım şimdi git yarın gel fasıllarından
Aşk dediğin bizde
Hem de en alasından bulunur be güzelim
Kalbin taştan mı acılar aşktan mı?
Hep böyle ağlarsam bu yaşamak mı?
Gel bana gel boşver ne derse desin el alem
Bana gel isterse yedi cihan görsün sövsün
Beni fark edebilmen için melekler kalbinden öpsün
Gel bana gel boşver ne derse desin el alem
Bana gel isterse yedi cihan görsün sövsün
Beni fark edebilmen için melekler kalbinden öpsün
Uzun zamandır peşindeyim
Görmüyor musun ne haldeyim
iki kelime çıksın o mübarek ağzından
Bıktım şimdi git yarın gel fasıllarından
Aşk dediğin bizde
Hem de en alasından bulunur be güzelim
Kalbin taştan mı acılar aşktan mı?
Hep böyle ağlarsam bu yaşamak mı?
Gel bana gel boşver ne derse desin el alem
Bana gel isterse yedi cihan görsün sövsün
Beni fark edebilmen için melekler kalbinden öpsün
Gel bana gel boşver ne derse desin el alem
Bana gel isterse yedi cihan görsün sövsün
Beni fark edebilmen için melekler kalbinden öpsün
Melekler kalbinden öpsün.
Melekler kalbinden öpsün.
ki an se thelo ki an me thelis tipota de vgeni
sto meseo to katarti imaste demeni
me ta heria ston aera moni su horevis
ke me denis ke me linis ki olo me berdevis
me ta podia methismena ke horis tis gobes
s'ena ergo dihos telos olo kanis probes
ki an se thelo ki an me thelis tipota de vgeni
sto meseo to katarti imaste demeni
me ta heria sikomena kapu thes na ftasis
mian aorati kordela prospathis na piasis
me ta matia su klismena mesa mu kitazis
san olanihto vivlio pali me diabazis
çevirisi;
ellerin havada tek başına dans ediyorsun
ve beni bağlıyorsun ve beni çözüyorsun ve beni sürekli karıştırıyorsun
ayakların sarhoş bir halde ve dans ayakkabıların olmadan
sonu olmayan bir filmde sürekli prova yapıyorsun
beni istiyor olsan da, seni istiyor olsam da hiç bir şey çıkmayacak (herhangi bir neticeye varamayacağız)
ortanca (gemi) direğe(ine) (ikimiz de) bağlıyız
ellerin kalkmış halde bir yerlere ulaşmak istiyorsun
görünmez bir kurdele yakalamaya çalışıyorsun
gözlerin kapalı halde benim içime bakıyorsun
apaçık bir kitap gibi beni tekrar okuyorsun.
Anne ve babasını trafik kazasında kaybettikten sonra kendi hayatına ve kurduğu büyük düşlere küsüp eve kapanarak şizofreni hastalığına yakalanan genç bir kızın yaşam hikayesini konu alan bir mustafa özgün filmi. filmlerinin senaryosunun da kendisine ait olması mustafa özgün'ü donanımlı ve farklı kılan özelliklerinden... detaylar için;
mustafa özgün yönetmenliğinde çekilmiş drama-macera filmi. senaryo da yönetmenin kendisine ait. filmin konusu;
"Çocukluktan itibaren şiddete maruz kalan Rekin, okulda başarılı ve sabırlı bir öğrencidir. Rekin'in, Tıp Fakültesi ikinci sınıftayken bulunduğu mahallede yaşayan Saliha Hanım öldürülür, paraları alınır ve olay Rekin'in üstüne atılır. Cezaevinden çıktıktan sonra kendine bir televizyon tamir dükkânı açarak yaşamını bu şekilde sürdürmeye çalışmaktadır. Rekin bir gün, yıllar önce cinayetin ne şekilde üzerine kaldığını öğrenir ve seri bir katile dönüşür."
çektiği ve çekeceği filmler ile sinema literatürlerinde karşılaşacağımız genç yönetmenlerimizden mustafa özgün. 20.12.1987, izmir doğumlu. cannes film festivaline yollamış olduğu bilinmeyen yaşın yorgunu filmi ile belli ki kısa zamanda büyük işler başarmış. yaptıkları yapacaklarının teminatı gibi sanki... yönetmenden çok yönetemeyenlerin mevcut olduğu, şarkıcıların film çekmeye çalıştığı ülkemizde sinemaya gerçek ve yeni bir soluk, yeni bir heyecan ve yeni bir başarı gibi...
kendisini henüz çok taze tanımış olmanın merakıyla çekeceği eserleri yakından takip edeceğim kendi adıma... ve yakın gelecekte adını daha sık duyacağımıza eminim... demedi demeyin!...
keremcem'in son albümü hayata'nın en güzel şarkılarından biri.
......
Bilsen kalbime ne acı yazdılar
Sende onlardanmısın
Güzel bakışlarında yalanlar taşırmısın
Yok inanmam
Sen başka taraftasın aşkın insafındasın
Ellerimden tutarsın
Yeterki boynunu bükme
Ne olur yanımdan gitme!
Bilsen ne kadar hasretim güvenmeye
Böyle şüpheyle bakmam kendi zayıflığımdan
Belki korkaklığımdan
Yoksa benim tek derdim senin aşkın
Ne istersen yaparım
Ölmeyede razıyım
Jim Beam tarafından düzenlenen karikatür balonu doldurma yarışması. her kategorinin en beğenileni birer PlayStation 3; jürinin en çok beğendiğini ise iPad bekliyor. son katılım 31 mart!
--spoiler--
Sence erkek aklının denklemi ne? Neye çalışıyor? Nasıl çalışıyor?
Bunun için bir matematik dehası olmana gerek yok! Yarışmaya katıl, esprini bul,
boş karikatür balonlarını doldur...
Ne mi kazanacaksın?
Her kategorinin en beğenileni birer PlayStation3, jürinin en çok beğendiği yorum da bir iPad kazanacak!
--spoiler--
--spoiler--
Birbirimizi ne zaman anlamaya başlarız? Ne zaman birbirimizi dinlemeye başlarız? Ne zaman bağışlayacı oluruz ve bundan da, önce, kimi neden bağışlamamız gerektiği noktasında mantık kullanmayı öğreniriz? Ne zaman duygu ve mantık dengesini kurarız? Sözde duygusallıktan ne zaman kurtulup dengeli tavırlar sergilemeyi öğreniriz bilemiyorum. Kısacası dengeli olmayı öğrendiğimiz gün, gerçek insan olma yolunda emin bir adım atmış olacağız..
Su içmekten aciz olan fakat acziyetini, mahkumiyetini viski bardağı ve zilli kahkahalarıyla gizlemeyi bilen akıllı akılsız, yalancı yalnız insan!
insanı insan yapan ne varsa, salyalarıyla savuran zavallı yalancı yalnız insan!
inşallah bir gün, karaya çıkarsın, tökezlersin, yere kapaklanırsın ve kendini bulursun yalancı yalnız insan!
Kafanı çarpmadıkça insan olacağın yok senin yalancı yalnız insan!..
Bir gün içinizdeki o koca dünyayı paylaşmak iserseniz eğer, şimdiden dua yolculuğuna çıkın. Çıkın ki, hiç'e olan mahkumiyetiniz son bulsun.
--spoiler--
Okumuş-okumamış kız ayrımına buyrun dedirten ibretlik (!) ve komik yazı... *
buyrun;
......
--spoiler--
Kabahat ya eğitim sisteminde ya da yerli dizilerde... Kız beyninin gri bölgesinde de arıza olabilir... ille de suçlu aramıyorum ancak gözle görülür bir gerçek var... Kız ne kadar cahilse evliliği o kadar uzun süreli oluyor...
Demek ki cehalette mutluluk var, en azından istikrar var...
Hükümet adamları "Aileden Sorumlu" olanı başta, kafa kafaya vermeli ve okumuş kızlara "görücü usulüyle evlenme mecburiyeti..." getirmeli...
Hukuka uymaz demeyin bana...
Yetmiş kişinin katilini "içeride mağdur oldu..." diyerek ahalinin arasına salmak hukuka uyuyorsa, bu hayda hayda uyar...
Peki, Neden okumamış kızlar için değil de okumuş kızlar için görücü mecburiyeti?
Sorunun cevabını "okumamış kızların" hayata hazırlanışından başlayarak arayalım...
Modern cumhuriyetimizin eğitim kurumlarından çıkanların haline bakarak şunu söyleyebiliyoruz...
"Bizdeki eğitim, beyinde hasara yol açıyor..."
***
Temsil, kızı ilkokuldan sonra kapatıyorsun eve.. Böylece Milli Eğitim sisteminin yıkıcı etkisinden çıkarıp anasına teslim ediyorsun...
Kızın eğitimini o saatten sonra anası üstleniyor... Onu hayata, başka bir deyişle evliliğe anası hazırlıyor...
Kız çocuğu; bamya pişirirken, su kaynama noktasına geldiğinde içine limon katmazsa o bamyanın salya bırakacağını mutfakta belliyor...
ÖLÇÜ : BURÇ
Nihayetinde; anasının riyasetinde hayata hazırlanan bir kız çocuğu kısmeti çıktığında ne yapacağını bilen biri haline geliyor...
Beklentileri makul, kadınlık görevleri kafasında gayet net biri olarak gidiyor koca evine... Arıza çıkmıyor...
Okumuş kızlarda ise durum tam tersine...
Bir kere mutfak eğitimleri baştan zayıf oluyor... Çeyiz düzmüyorlar... Ev kadınlığını küçümsediklerinden klasik evlilik ritüellerinin tamamı eksik kalıyor...
Ellerinde güvendikleri bir diplomaları var... O diplomanın çevresine dantel çerçeve yapmayı bile akıl edemeden gidiyorlar koca evine...
Eğitim bunlarda zihinsel olarak da bir fark yaratmıyor...
Ev kızı fala, büyüye nasıl inanıyorsa; bunlar da "astroloji" denilen modern şarlatanlığa bin beter inanıyorlar...
Kendi halinde bir ev kızına kısmet çıktığında yani kapısına görücü geldiğinde merak ettiği ilk şeylerden biri damat adayının geçimi olup olmadığıdır...
"Evi var mı? Arabası var mı? işi sağlam mı? Bankada parası var mı? Ailesi gereğinde ona ekonomik anlamda destek olabilir mi?"
Adayın eli yüzü düzgünse aranan ilk kriterler bunlardır...
Okumuş kıza ise zaten görücü gelmez...
Karşısına biri çıktığında ise fikri şaşkın olduğundan "işti, evdi, arabaydı..." gibi şeyleri sormaz bile...
ilk merak ettiği şey şudur:
"Acaba hangi burçtan?"
Eğer astrolojiye ters bir durum yoksa evlenme teklifini kabul etmekte sakınca görmez...
Doğal olarak hiçbir erkek "Ben kadın milletinin hayatını karartma burcundanım..." demeyeceği için başı belâdadır..
***
Okumuş kızın takıntısı "kendi ayakları üzerinde durma..." cümlesinde saklıdır...
Kız kısmının yüzde doksan dokuzu evlenmeden önce buna yürekten inanır...
Aldıkları kuru diplomanın "kendi ayakları üzerinde durmaya..." yeteceğini zannederler...
Ancak eğitimle birlikte edindikleri değer yargıları onları rahat bırakmaz...
O değer yargılarının içinde "beyaz atlı prens" vardır...
Coşkuyla kutlanması gereken yıldönümleri vardır...
Sevgililer Günleri vardır...
Tek taş yüzükler vardır... Amerikan dizilerinden öykünme abartılı jestler vardır... Birinden biri eksik kaldı mı dünyaları yıkılır...
beklenti büyük
Eğitim denen şey haliyle beklentileri de yükseltiyor...
Elindeki latteyi o saatte masaya bırakıp, gider... En tevazu sahibinin aklında "Şeysel Adaları" vardır... Üstelik masrafı paylaşmayı da aklına getirmez...
O halletsin ben de kendi ayaklarımın üzerinde durayım, diye düşünür...
Yüz görümlülüğü olarak her zaman para eden beşi bir yerde takamazsın...
Kendisine "ev kızı muamelesi" yapıldığını düşüneceğinden bozulur...
Beş bin liraya alınıp bin liraya satılamayan bir tek taş beklentisindedir...
Bütün bu anlattıklarım, erkeğin maddeten yeterli olması halinde ortaya çıkabilecek şeyler...
Bir de ipsiz sapsızlarla beraber yaşama veya evlenme takıntıları var ki sosyoloji ve psikoloji bilimleri henüz bunun açıklamasını yapamadı...
Özellikle erkeğin serseri bakışlısı ve cebi deliği bu okumuş kızları evrendeki "kara delikler" gibi kendine çeker...
Aileler eş seçiminde devre dışı kaldığından bu çekimi önlemenin çaresi yoktur...
Okumuş kız gider... Yakışıklı, eğlenceli bir cıbır bulur...
Hem kendi ayaklarımın üzerinde durayım hem de onu adam edeyim diye debelenip durur...
*
Çevrenize bakın... Okumuşlar arasındaki boşanmaların oranı beni haklı çıkaracaktır...
"Görücü usulünde" ısrar etmem bu yüzdendir...
Kız okumuş da olsa bu sistem çalıştı mı kendi hayırlarınadır... En azından anaları babaları kız istemeye geleni sorgulamaya "burcunuz nedir?"
sorusuyla başlamazlar...
Tecrübeleri ile damadın hayırsızını, çulsuzunu, adam olması imkansızı yüz metreden teşhis ederler...
Aileden Sorumlu Hükümet Bayanı'na sesleniyorum...
Şu işi kağıda döküp yasalaştırsanız da herkes sebeplense...
--spoiler--
karşılaması bana nasip olmuş yedinci nesil yazar... aman efendim hoş gelmiş, bu zamana kadar nerelerdeymiş... gözümüz yollarda bekledik, ee hadi şimdi klavyene kuvvet...
aynı zamanda boğa burcu... eyvah eyvah!... *