eğitim seviyesi düştükçe şiddetin artması kaçınılmazdır. cahil bir kişi, konuşma esnasında tıkandığında yenildiğini zanneder ve kelimelerle ifade edemediğini yumruklarıyla anlatma ihtiyacı hisseder. bu bir meydan okuma veya tipini beğenmedim dövdüm durumu değil bir ifade biçimidir onun için.
bir pazar sabahı son ses müziğimi açıp, kambur bir şekilde internette sörf yaparken çok sevdiğim bir müzij grubunun röportajına rastladım. şöyle diyordu grup elemanlarından biri ve aslında çok güzel bir şekilde özetliyordu durumu.
''gündüz hrant' ın yürüyüşüne gidiyoruz. O yürüyüşte birisi yanımızdan geçerken, o kadar kalabalığın içinde, 'Hrant Dink en büyük şerefsizdi' diyebildi. O kadar ele geçirmiş, o kadar rahatlar ki öyle bir cesaretle bunu söyleyebiliyor. Oradaki insanların onu linç etmeyeceğini, kendi cemaatindekiler gibi olmadığını biliyor. Ama biz balık değiliz, elimize taş ve sopa alalım, yakalım, yıkalım, eselim gibi bir durum değil. ''
maalesef birliktelik ve kavga etmeden yaşama dürtüsünü kayboldu ve tekrar çıplak ayaklılara dönüş içerisindeyiz.
bazen tüm kurulu düzenin seksten ibaret olduğunu düşünüyorum.
girdiği her mekanda kendisini göstermek için şebeklik yapan arkadaşlarımdan, 10 yıllık arkadaşlarının dedikodusunu 2 günlük kızlara yapan pos bıyıklı adamlara kadar hepsi bu amaç uğruna karakterlerinden ödün veriyor gibi geliyor bazen.
minibüse binerken acaba güzel kız var mı acaba diye süzeninden..
doğum günü partisinde, ev sahibinden daha çok dikkat çekmeye çalışınına..
izlediği bir karakterden etkilenip, onun gibi olmaya çalışanından..
saçını başını yapmaktan tuvaletten çıkamayanına kadar.
eminim sözlük zirvelerinde de öyledir durum..
sanal alemde de durum pek farklı değil. bunun en bariz örneği, çok çok sosyal paylaşımların olduğu ortamlarda yaşanmaktadır. abartmıyorum yüzüklerin efendisindeki ortaçağ bildiğiniz. orglar falan var etrafta! şimdilerde apaçi diyorlar kendilerine. güzelde bir ırk olurlardı aslında. keşke tolkien zamanında kitabında apaçilerede yer verseydi. abartmıyorum ne aragorn, ne gandalf babayı alırlardı yüzüğü bunlardan. yakaladıkları hobbitleri falan bakkala sigara almaya yollarlardı.
aslında en başından beri anlatmak istediğim dadlu prenses i beğenen o 19 kişide gizli. biliyorum hepsi malum kişinin profiline girip fotoğraflarına baktıktan sonra 'bi beğeniyim belki ekler falan' düşüncesiyle beğendi. yoksa 'admin ellerine sağlık'' diyen, samimiyetinden ötürü çok hakediyor.
biraz kasıntıdır
eleştirmeyi sever
özgüveni sağlamdır
özgün olmaya çalışır
başaramadığında başka projelerden çalar
uyku düzeni yoktur
proje teslimi yaklaştıkca uyku süresi azalır
kola veya kahve bağımlısıdır
fast food vazgeçilmezidir
o yüzden ev yemeği yapabilen biriyle evlenmelidir
sanatsal ortamlarda bulunmak hoşuna gider
entelektüel sohbetlere girmeyi sever
abuk mizahıda sever
meslektaşlarından hoşlanır
genellikle meslektaşıyla evlenip büro açar
proje yarışmalarına girer
kazanamayınca jüriye küfür eder
sonra birinciye küfür eder
sırayla gider
sevdiği ve vazgeçemediği markalar vardır
inşaat mühendisleriyle anlaşamaz
son dakikada proje değiştirebilecek kadar çılgındır
değiştirmeye üşenen tırt mimardır
insanı sever
ama projelerini daha çok sever
çünkü; müşteri kazanmak için proje değil, proje yapmak için müşteri kazanır.
insanoğlunun yüzlerce yıllık beraberliğinden doğan bazı kuralları vardır. ''insan'' kavramını layıkıyla taşıyabilmek için her bireyin uyması gereken kurallar. bu kuralların farkındalığı için çok okumaya gerek yoktur, insan içerisinde bir gün geçirmek kafidir.
yine sıkıcı bir haftasonu yatağıma uzanmış, ağaoğlu nun cebinden çıkarttığı tomarla parayı ve akabinde attığı o tatlı gülüşü düşünürken telefonun titremesiyle gerçek dünyaya döndüm. ''skerinza böyle şansı benim cebimde niye 20 tl var lan'' diye avea dan geldiğini tahmin ettiğim kampanya mesajını okumayı protesto edip götümü duvara dönerek yatmaya devam ettim. başka bi yerde olsa telefonu herkesin görebileceği bir açıda tutar, operatörden gelmiş mesajı sanki çok seksi bir kızdan gelmiş triplerine girip göstere göstere okuyan ben değilmişim gibi. söylenerek kalkıp mesaja baktım.
bazen tanrının bizi duyduğunu düşündüğümüz anlar olur. o kadar acınacak hallere düşeriz ki ''hehe dayanamadı herhalde bu garibana'' diyerek yardım elini uzattığı anlar. işte o anlardan birinde geldi o mesaj. onun yerine toparla parayı tercih ederdim tabii.
- nasilsin darkside? akşam biseyler yapalim mi canim?
- aa super olur. finaller falan derken sikildim baya son gunlerde.
(sikilmek yazdım yaa. değiştiriyim şunu kocaman bir sik var ortada. skldim yazsam? o zamanda "dobra dobra bir sikilmek yazamıyor" diye gülebilir. bi de içim elvermedi sikilmek falan. noluyoruz lan, erkek adam yollar mı böyle mesaj? ne desem ki. biraz bunaldım.. evet bu iyi gibi "biraz bunaldım son günlerde".. doğru kelime bunalmak. oldu oldu...)
yaşan bu ahlaki travmaya rağmen haftasonunu evde gerçirmek zorunda kalan bir bünye için inanılmaz bir tekliftir. ama insanoğlu, detaylara takılıyor böyle. bazen de hemen atlayıp ''tamam nerde kaçta?'' diye bodoslama dalmak yerine naza çekiyor sanki çok önemli biriymiş triplerine girerek. tatlı bir açıklama yapma gereği duyuyor bazıları. fakat bunlarıda sürekli batırıyor
net olmanın rahatlığı varken işi yokuşa sürdüğünün farkına varmadan
birçok yalan yaşadım. bazen astronot oldum zıplamaya çocuk yaşta başladım, bazen de zeki ama anlaşılamayan çocuğu oynadım okul koridorlarında. biraz daha büyüyünce... hiçbir zaman kimlik arayışında olmadım. her hareketimin bir amacı vardı. hayatın bana sunacaklarına karşı yapılan bir stratejiden ibaretti tüm bunlar. her karakterden birşeyler kapmak, onları düşünmek, onlar gibi düşünmek ama asla onlar gibi olmak değil. asla onlara özenip kararlar vermek, bu kararları vermeden ayna karşısına geçip saatlerce rol kesmek değil. sadece ama sadece hayattan beklemediğim bir tokat yememek için. kontrolümün dışında gelişmelere sebebiyet vermemek için. günü geldiğinde ''elveda'' diyip tüm gerçekleri, aşkları, sevenleri arkamda bırakabilmek için.
hadi.. bir oyun daha başlasın ve rollerimizi keselim. ama şimdi sıra sizin..
aslında yazılabilecek o kadar çok şey var ki kendisi hakkında. neşeli günler filmiyle mi başlasam işe, yoksa hababam sınıfıyla mı, yoksa diğer filmleriyle mi bilemedim.
bir oyuncu düşünün. rolünü layıkıyla yapmanın yanında, büründüğü karakter her ne olursa olsun her kesime hitap edebilsin, onların saygılarını ve sevgilerini kazanabilsin. yeri geldiğinde inatçı ve dediğim dedik koca olsun. yeri geldiğinde idealist ve öğrencilerini çok sever bir hoca.
görmedim ki onun hakkında bir tane kötü laf söyleyen. ne kadar kutsal bir durumdur bir oyuncu açısından. ne kadar şahane.
bilmem... belkide her yoğun bakıma girdiğinde sevenleri tarafından ''aman mahmut hocam üzme bizi'' söyleriyle, dualarıyla yeniyordur azrail i. belki birileri gerçekten sesimizi duyuyor ve biraz daha zaman veriyordur her seferinde.
eğer öyleyse, yine; aman hocam üzme bizi. ne olur gitme kemal sunal gibi.
geçen gün aklıma geldi, ''nerede bu cihaz çocukluğum geçti onunla biraz hasret gidereyim'' diyerekten aramaya koyuldum. şaka şaka.. ne hasreti? paraya sıkışmıştım, satacaktım iyi bir paraya alıcısıda hazırdı. ne diyordum? heh.. aramaya başladım işte bir türlü bulamadım. sonra son çare annemin karşısına dikildim;
- anne bu commodore 64 nerde yaa? sabahtan beri arıyorum..
+ o neydi ki evladım? nerde bıraktıysan ordadır.
- ya hani ruslar dan almıştınız bana küçükken. atari gibi bişey. büyük disketleri vardı.
+ hee hatırladım tamam. onu ben eskiciye verdim evladım.
- neeeeeeeeaaaaaaaaaaaaaaaa!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
işte.. evden kaçan bir çocuğun dramı. yok yok ben kaçmadım. ama düşünmedim değil hani. evden kaçmayı değil, eskici olmayı tabiki. *
kendisine, birleşmiş milletler tarafından barış elçisi ünvanının yanında, ''dünya iyi niyet ödülü'' nü kendi ellerimle takdim etmek istediğim ve alnının orta yerine, çekirdek yedikten sonra tuz etkisiyle angelina jolie dudağı gibi olan dudaklarımla kocaman bir öpücük kondurup, dudağımdan alnına geçen tükürük özsuyumu ellerimle sildikten sonra kulağına ''sen benimsin'' diyip akabinde topuklarımı götüme vura vura hızlıca yanından uzaklaşmak istediğim yazardır.