yattı kalkmaz taktiğidir.
-derbilerde rakip bastırdımı topu volkan'a verin. o kendini rakibe çarptırsın, kolunu kafasını tutup yere atsın kendini. dakikalarca yerde yatsın. nasıl olsa kaleci olduğu için müdahalesi saha kenarında yapılamıyor. oyun soğusun. tamam mı? nasıl fikir? bunu herbir derbi maçta beş kere yapsak tamam...hadi çocuklar!
şirkette kıl olunan herkese lafı sokup işten ayrılmak.
-asuman. hani sen erkek arkadaşınla telefonda saatlerce konuşurken ben sana sessiz sessiz birşeyler diyip sonra yok birşey diyorum ya.senin çenenin bağını ... ayrıca sölesene bana bu tiple kimle yatıyorsun?helal olsun.
-müdür. yıllarca içinde tutmuşsun...bi sıç artık be!
-abüzittin. sert erkek, çok karı götürmüş cool havalarıyla bizi yedin de geçen gün sex shoptan yaptığın alışverişin faturasını gördüm masanda. öküz masada bırakılır mı o. sarışın hemşire kıyafetli şişme almışsın.
-patron. bu arada senin hanım salı geceleri arkadaşa konkene gidiyorduya...valla çok iyi oynuyo...
çin malı skeleton, tourbillon saat üreticisi. tourbillon dediysek gerçeği değil tabiki. gittigidiyor da birçok satıcı bulabilisiniz. çinlilerden beklenecek kalitede. http://goerwatches.com/
istanbul'da 15 kişinin ikamet ettiği apartmana 30 kişilik seçmen kağıdı gitmesi ile ortaya çıkan apartman. 15 alakasız kişi de bu apartmanda ikamet ediyormuş ve bunlara da seçmen kağıdı gelmiş. acaba o oyları kimler kullanacak?
edit: referandumu kazananın kaybedenin olduğu bir seçim olduğunu sanan yazarlar varken tabiki 15 oyun hiç önemi yoktur. tabi yazar ne yapsın. referandum parti propagandalarına alet olursa öyle olduğunu sanacak. önemli olan bunun gibi yüzlercesi olduğu gerçeğidir. bunu anlayamayan yazarın da görüş alanı at hayvanından farksızdır.
en başta küstah insandır. cafede, çay bahçesinde umuma açık heryerde ayaklarını yan masanın sandalyesine, kendi masasının yanındaki boş sandalyeye uzatan şımarıktır. millet oturacak yer, masa ararken o ayaklarını uzatmış götünün keyfindedir. hiç de rahatsız olmaz. arkadaşları ile konuştuğu konu kim kimi ne yapmış, o kız bakire miymiş, o çocuk süpermiş, onun arabası iyiymiş gibi konulardır. her cümlesi falan oldum ile biter varya ile başlar. yüzüne sürdüklerinden kendi orijinal ten rengi anlaşılmaz. muhtemelen üniversite öğrencisidir, duyarlı, uygar, memleket meselelerine * kafa yorması gerekirken kendi ve kendi gibilerden başkası umurunda değildir. fütursuzca uzatır ayaklarını.*
iş arkadaşının yükselmesine dayanamayan, başkasının malını mülkünü kıskanan, bir başkasının kişisel özelliklerini, kişiliğini, özünü kıskanan ve en önemlisi başkasının mutluluğu ile mutsuz olan, kıskançlık duygusunun dışında ve masumiyetten çok uzak bir his olan hasetlik duygusu ile kendisi kazanamadığı gibi çevresindekilerin de kazanmasını engelleyen insan. bunlar diğerlerine örnek olsunlar diye yaratılmıştır. uzak olmaları için dua edilen, yüz çevrilmesi gereken insanlardır.
(bkz: haset) (bkz: kıskanç)
oy karşılığı bir çuval kömürü bedava alan halkın seçim olmayınca soğuktan donmasıdır. kömürü bedava aldı diye oyunu verip bugün kömür alamayınca küfür eden cahil halktır. benim karnımı kim doyurursa ona oy veririm deyip seçim döneminde bedava bakliyat alıp bu sene aç kalan halktır. tokadı yiyip yiyip her defasında aynı hatayı tekrar yapan, küçük hesapçı halktır. aynı zamanda kendilerine yazıktır. ama hiç hesap sormaz. hiç düşünemez. anlayamaz. anlasa da görmek istemez.
belediyelerin halka hizmet etmek için değil halktan para koparmak için tüm sokakları ispark haline getirmesi, tüm kaldırımlara demir koyması yetmiyormuş gibi; tüm arayışlardan sonra oh sonunda arabamı park edecek bir yer buldum diyip park eden vatandaşın arabasının sileceklerini kaldıran esnaftır. aslında esnaf pislik yapmıyor. asıl pisliği yapanlar milletten verginin kralını alıp, vergi benzeri harçlarla iliği kemiği kurutup ücretsiz ya da ucuz otopark imkanı sağlamayanlardır *.
herşeye rağmen delikanlı bir hareket değildir sileceği kaldırmak, dükkan önüne park ettirmemek.
mahalle arasında top oynarken mahallenin ağır abilerinin oynayan çocuklara yaptığı klasik tehdit kokan uyarı. ağır abi baştan uyarır çocukları. o top ona gelirse eğer, büyük ihtimalle ya topu havaya diker atar uzaklara ya da caddeye yollar. ya da topun sahibi olan çocuğu ortada sıçan yaparlar, ağlatırlar. bir diğer pislik yapma yolu da topu mahallenin en çaçaron karısının balkonu, bahçesi ya da camına atmak ve bunlar attı demektir. ama unuttukları birşey vardır ki o da o küçük çocukların iki sene sonra dalyan gibi olacağıdır.
edit:imla
sloganı cola turka yahşi batı nın harbi kolası olan başlayıp bitmek bilmeyen cola turka*reklamıdır. oynayan eleman biraz sempatik olsaymış yahşi batı filminden alınan gazla yapılan soğuk espirilere belki tebessüm edilebilirdi. ama ülker bu elemanı çok aramış herhalde ki sayısını bilmediğim versiyonu bulunan reklamın tümünde oynatmış. eleman saf türk genci modunda ama ne tip ne de oyunculuk buna müsait. reklamın versiyonları var. fakat hepsi sırayla oynatılıyor ve hepsinin sonunda aynı slogan: yahşi batı'nın harbi kolası. filmden dolayı ilgi çekeceği kesin fakat ses getirmeyeceği aşikar. cem yılmaz da güzel nemalanmış olacak ki reklamın soğuk espirilerine aldırış etmemiş.
çölün ortasına kapalı tesiste kayak pisti yapan, dünyanın en lüks ve büyük otellerine sahip olan, en fakir vatandaşının altında range rover cip olan, zenginlere ada satıp bu adacıklara ultra lüks evler yapan, arabalarını*** altın kaplatan ya da gümüşten ürettiren arapların amerikalı, avrupalı ultra zenginlerin gazı ve görgüsüz, amerikan uşağı şeyhlerin kaypaklığı ile geldiği son nokta. akabinde bu kadar zengin adamın dubai'ye inanılmaz yatırımlar yaptığı göz önüne alındığında dünya batsa dubai batmaz diye düşündüren durum.
anket niteliğinde başlık açıp ilk entry olarak da ankete karşı olduğunu belirten, anket yapılmaması gereğine atıfda bulunan ama anketi açmaktan da geri kalmayan zihniyet.
işi gücü olamadığından kendini avon ürünü pazarlamaya adayan dandik avon ürünlerini öve öve bitiremeyen ısrarcı kadındır. o artık bir pazarlamacı olmuştur.
öğrenciyken bizzat yaşadığım olay. sınav kağıdına, kopya çekmenin verdiği gaz ile yanındaki kopya çektiği arkadaşının adını yazmaktır. sınava kopya çektiği adamın kağıdını aynen geçirme düşüncesi ile start almış öğrenciye, kopya çekerken yakalanmanın dışında ömür boyu unutulmayacak enayilik hissini yaşatan durum.
beşiktaş'ı kendi oyun parkına çeviren başkan yıldırım demirören'in yapması gereken şey tüpçü olarak kalmaktır. ama babası korktuğu için şirkete sokmuyor onu büyük ihtimalle. **
tranzonda bir pidecinin duvarındaki ikaz.lokantaya fırın yapılıyor.fakat fırın küreğinin uzunluğu hesaba katılmıyor ve fırına giren kürek çıkamıyor.lokanta sahibi bu sefer duvarı kırıyor ve bir pencere açıyor.kürek sapı da buradan sokağa çıkıyor.gelen geçenlere çarpmaması için de sokaktan geçen vatandaşa uyarı yapılıyor.ne diyelim evin odasına buzağı iken konulup koca öküz olunca odadan çıkaramayanları da gördük;duyduk.
kırmızı ışığın yanıyor olduğunu görse de şehrin sıkışık trafiğinde tam gaz trafik ışıklarına giden araç şöförü. bu tipler kırmızı ışığın önce sarı sonra da yeşile dönüşeceğini umut edip kırmızıya takılmadan tüm kırmızı ışıkta bekleyenlerin yanından hızla geçmeyi hesaplar. fakat istanbulun kalabalık trafiğinde bir sonraki kırmızı ışığa mutlaka denk gelirler ve o yanından geçtiği adamlarla yan yana kırmızı ışığı beklemek zorunda kalırlar. böylece anlamsız hız ve gerzekçe bir ego tatmini yaşarlar.
kadınların kendi aralarında düzenlediği günlerde ve misafirlikte ilk akla gelen hediye borcamdır.borcam öyle bir üründür ki alan da memnundur, hediye edilen de memnundur. zira ürün ucuzdur;alan memnundur. borcam çeşit çeşittir ve işlevseldir; hediye edilen kişi de memnundur. ama her gelenin borcam ve türevi hediyeler getirdiği yeni evliler ve evini yenileyenler için aynı şey kesinlikle geçerli değildir. zira evde züccaciye mağazasında satılacak kadar borcam vardır ve yarısı kutusunda bir başka misafirlikte hediye olarak götürülmek üzere saklanır.
(bkz: hediye gelen borcamı hediye etmek)
bu ülkenin en büyük sorunu, düşmanı cehalettir.çocuklarımız ömürlerinin sonuna dek daha sonra tamir edilemeyecek cehalet hastalığı ile yetiştirilip büyütülüyor.cehaletin bir çeşidi doğduğu gibi boş levha olarak bu dünyada yaşamını sürdürüp dayatmalara göre, erkin söylediğine göre yaşayarak kendini bir parça olsa bile gerçekleştiremeden, insan olduğunun, düşünebildiğinin, yönetebilip kendini yöneteni de yönlendirebileceğinin bilincine varamadan ölüp gitmektir. uygarlıktan nasibini almadan yetişen insan bulunduğu bölge için patlamaya hazır bomba gibidir. medeniyetin öğretilmediği insan, insanlığının farkına varması sağlanmamış insan çevresine her türlü zararı verir. cahil insan bugün çıkar sana namus dersi verir. sana din dersi verir. sana yol yordam öğretmeye çalışır kendi cehaletinin farkında bile olmadan. insanlar öğrenmiyor. insanlara hiçbir şey öğretilmiyor. medeni insan olmak engelleniyor. insanların kendini gerçekleştirmesi, sosyal insan olması, medeni olması istenmiyor. daha sonra elalemin karısına kızına saldıran, kendi namusu dışında kimsenin namusunu düşünmeyen, kendisi dışında herkesi namussuz gören, kendi karısı kızı dışında herkese namussuz gözü ile bakıp onlara yapılabilecek herşeyi mübah gören hayvan gibi bir ırk doğdu ve bunların evlatları daha da hayvan gibi büyüyor. daha küçükken bu devletin ortak mallarına zarar veriyor. bu ülkenin vatandaşlarının malına mülküne zarar veriyor. hem de büyük hırs ve istekle. göz göre göre, düşmanın malına zarar verir gibi kendini tatmin ederek zarar veriyor. tecavüzler, sapıklıklar, adam kaçırmalar, kafa koparmalar, hırsızlıklar, dolandırıcılıklar çığ gibi büyüyor. ve malesef bunları yapanlar gözlerini bile kırpmıyor. cehalet bunları yapma hakkını veriyor onlara. en kötüsü de bu. adamlar kendilerinde tüm bu olan biteni gerçekleştirme hakkını görüyorlar. işte buna da cahil cesareti deniliyor. cehaletin hayvandan farksız kısmı buraya kadar anlatılandan çok daha öte aslında. cehaletin bir diğer kısmı da bilmemek, sahip olmamak, öğrenmemekle alakalı değil. diğer kısmı görgüsüzlükle alakalı. her dönem belli zümrelerin sahip olduğu tepeden inme zenginliklerle sindirilmemiş maddi zenginlik ve onun getirdiği yaşam şartlarındaki dengesiz iyileşme, görgüsüz bir nesli de beraberinde getiriyor. bu nesil de para ile, ailelerinin kendilerine bahşettikleri ile her şeyin çözülebileceğine ve herşeye sahip olunabileceğine inandırılmış bir nesil. malesef sonları hüsranla bitebiliyor. kendine güveni çevresindeki güçlerden ve maddi imkanlardan ibaret olan bu nesil bu ülke için hiçbir anlam ifade edemez. en kaliteli eğitimin verildiği okullarda okuyup doğduğundan beri içi boş olarak yetiştirilmiş bir insanın birden bire medeni, görgülü bir hale gelmesinin imkanı var mı? bu tek şartla gerçekleşir. kişi kendinin farkına varır da bu yoldan ayrılır, öğrenir gelişirse bu cehalet engellenir. ülkemiz ne yazıkki bu iki cehaletin yetiştirdiği nesillerle yaşıyor. hala akrabanın akrabasının namusuna göz diktiği, ahlak dersinin ahlaksızlarca verildiği, medeniyetin ve insan olmanın öğretilmediği insan olamamış ırk ile maddi imkanlarla herşeyi elde edebileceğine inanmış şımarık, sonradan görme, sakil gençliğin oluşturduğu ırk. bu ikisi de destekleniyor maalesef. böylece herkes rahat ettiği şartlarda yaşamaya devam ediyor. bu ülke de başkaları tarafından yönetilmeye, bizim hak ettiğimiz gibi yönetilmeye devam ediyor. tam da istendiği gibi.
evin parasını verdiği için kiracı olması kiracının bağırarak sevişmesini engelleyecek birşey olmayıp tam tersi daha da bağırmasına imkan verebilir.diğerine kendi evinde kiracı gibi hissetmesi değil yanına bir partner bulması düşüyor. *
08.09.09 tarihinde silivri,çatalca bölgesinde meydana gelen sel felaketi sonrası istanbul büyükşehir belediye başkanı kadir topbaş'ın meydana gelen felakette sorumluluktan sıyrılma açıklaması.insanların öldüğü,evlerin yıkıldığı,binlerce otomobilin sulara karıştığı,canların manevi ve maddi olarak yandığı bu durumda bile politika yapıp kin kusmanın tezahürü.insalara kime oy verdiğini,nasıl bir vicdana oy verdiğini görme imakanı sunan beyanat. (bkz: show tv)
daha evlilik hazırlıklarında rengini belli ederek herşeye karışan, yapılan alışverişten insanı soğutan, buzdolabına da koltuk takımını da perdesine de diye küfür ettiren, düğün hazırlıklarında yapılmadık kıllık bırakmayan kaynananın alacağı karşılıktır.evlilik sonrasında da damat bu yapılanları unutamadığından bu nefret havasından bir türlü kurtulamaz.içinden sürekli bir sebep arar onun açığını yakalamak için.ve bu böyle sürüp gider;kaynana yaşlanıp bunayınca artık birşeylere karışamayıncaya kadar.