şu an için böyle bir maç gündemde yok. ama eğer bir gün bu iki ülkenin futbol milli takımları karşılaşırsa ve maç türkiye'de oynanacak olursa, larissa riquelme ve türevlerinin sağlığı açısından maça damsız girilmesi kesinlikle önlenmelidir.
5 te 5 hedefini yerine getirmek için büyük ihtimalle son maç olacaktır.
sadece beko basketbol ligi 2010-2011 sezonu şampiyonluğu için değil, fenerbahçe'nin, türkiye'nin en büyük spor kulübü olduğunu bir kez daha ispatlaması açısından da önem taşıyan bir maçtır ayrıca.
uydu alıcıları için maçlara şifre koyulmaması gereken politikadır. ayrıca şampiyonlar ligi günlerinde papatyam vb. diziler yerine maçları yayınlamasını temenni ediyoruz. kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz yahu!
9 mayıs 2011 tarihi itibariyle kesinlik kazanan transferdir. milli gururumuz nuri şahin, yıllık 2,5 milyon eurodan 6 yıllık sözleşme imzaladı. serbest kalma bedeli olarak ise real madrid, borussia dortmund'a 10 milyon euro ödeyecek.
düzenli forma şansı bulup, futbol alanında "türkiye" ismini daha fazla duyurması dileğiyle. başarılar...
aynaya baktığımda gördüğüm yazardır. kazanıp kazanamayacağı konusunda ne söylesem yanlış olur. ama şu da bir gerçek ki geçen sene de bu tarihlerde, sözlükte fink atıyordum ve şimdi bir kez daha girmek zorundayım.
takvimlerde 1 mart tarihinin görülmesiyle akıllara gelen durumdur. her ne kadar, mart aylarında havalar yeterince ısınmıyor olsa da ve kedi çığlıkları yüzünden uykusuz geceler geçirmek zorunda kalsak da kışın bittiğini, sıcak günlerin yakın olduğunu müjdelediği için mutluluk verendir.*
ayrıca benzerleri için:
(bkz: bugün sonbahar geldi)
(bkz: bugün kış geldi)
beşiktaş'ın baskısını iyiden iyiye hissettirdiği dakikalarda biletçi de bize doğru yaklaşıyor. bu arada yanımda annem, karşımızda da iki genç sevgili var. etrafımızda da maça ilgisiz bir insan topluluğu... neyse tam biletçi yanıma geldiği ve benim ücreti verdiğim anda, beşiktaş'ın skoru 2-1 yapan golü geliyor. ben elimi hass*ktir gibisinden sallıyorum ve suratım asılıyor. bunu gören biletçinin iç sesi muhtemelen; "ulan ödediği paraya bak, verdiği tepkiye bak şerefsizin. sanki mal varlığını üstüme geçirdim, pe*ev*nk!" gibi bir şeydir herhalde.
birkaç dakika sonra spikerin sesi kulağımda yankılanıyor; "ve cüneyt çakır..." diyor ve tüylerim diken diken oluyor. öyle bir ses tonuyla söyledi ki şerefsiz, "ve cüneyt çakır maçın son düdüğünü çalıyor" diyecek sandım ve "noluyoruz lan" diye düşündüm. tabi tüm bunlar sadece 1 saniyede gerçekleşiyor ve spiker sözünü tamamlıyor; "ve cüneyt çakır penaltı noktasını gösteriyor. bir de kırmızı kart var!" içimden "oley ulan oley, işte buuu!" diyorum ve gergin bir şekilde alex'in penaltıyı kullanmasını beklemeye koyuluyorum. kral atıyor ve skor 2-2 ye geliyor. içimde beraberliğin getirdiği mutluluk, ama dışa yansıtamayışımın verdiği burukluk...
birkaç dakika içinde trene 45-50 yaşlarında, kulağında bendeki gibi kulaklık olan bir adam biniyor. belli ki o da maçı dinliyor, ama rengini anlayamıyorum tabi. birkaç dakika daha geçiyor ve kulağımdaki spikerle aynı anda, az önce gelen adam bağırıyor; "goooooll!" herkes dönüp o adama bakıyor bir tebessümle. bende ise bariz bir sırıtma. ağızlarım kulaklarımda, ama bir de içimi görebilseniz... duygularım coşkun bir ırmak gibi içime sığmıyor. kalkıp o adama sarılmak, "gooolll dayı gooooll!" diye bağırmak, trende ufak çaplı bir stadyum ambiyansı yaratmak istiyorum, ama sadece istekte kalıyor bunlar. etrafımdaki insanların birkaç saniye önceki tavırlarıyla üzerimde yarattıkları, 'toplum baskısı'ndan çekiniyorum.
biraz sonra, karşımda oturan birinin, bana bakışlarını fark ediyorum. "ulan bu bebe niye öyle tip tip bakıyor acaba?" diye düşünürken suratımdaki o sırıtkan ifadenin hala suratımda olduğunu anlıyorum ve hemen eski vakur kimliğime bürünüyorum. aradan 1 dakika geçmeden 4. golümüz geliyor ve o coşkun adamdan, bu kez daha sakin bir şekilde; "dört" sesini duyuyorum. ardından da karşısında oturan adamlara, az önce bende olan sırıtkan ifadenin bir benzeriyle birlikte; "fener 4. golü attı" diye açıklamasını yapıyor.
benim içimde yine bir sevinç patlaması, ama sadece içimde kalması gerçekten çok kötü bir duygu. trenden inip boş bir arsaya giderek "goooolll" diye bağırmak, çılgınlar gibi eğlenmek, gerekirse... öhöm öhöm! neyse. öyle işte.
bu da böyle bir anımdır. buradan çıkarılacak ders: siz siz olun, böylesine önemli bir maçı, eğer hayati bir meseleniz yoksa kaçırmayın. canlı canlı izleme fırsatını bulamıyorsanız da kesinlikle otobüs, dolmuş, tren vb. toplu taşıma araçlarında, radyodan dinlemeyi tercih etmeyin. insan çok kötü oluyor lan. eve gelip özeti izlerken gollerde o kadar bağırdığım halde hala boğazımda bir yumruk varmış gibi hissediyorum. sakın haa!
* sınav stresiyle ne yapacağını şaşırmış, surat ifadesini bile oturtamayan sınavzedeleri, sınav çıkışında kapıda bekleyen veli grubudur.
tam içerdeki cehennemden kurtuldum derken gözlerinizin içine bakan yüzlerce insanla karşılaşmak, surat ifadenizden durum tahlilleri yapmaya çalıştıklarını bilmek ve tüm bunlar olurken kendi velinizi aramak tarifi imkansız bir eziyettir.
bu yaşananalar yetmiyormuş gibi sınav çıkışını görüntü kayıt cihazlarıyla belgeleyen velilerle karşılaşmak, işin en saçma boyutudur. "amacın ne senin amca?", "bu aptalca durumu niye belgeliyorsun?", "buradaki yüzlerce insanın gördüğü yetmiyor mu?" gibi haykırışlar içinizde kalır. "yeter ulan! dağılın çabuk." demek istersiniz, ama diyemezsiniz. sınav iyi geçmiş olsa bile o stres yükü bunları hissetmenizi kaçınılmaz hâle getirecektir.
bu gibi sıkıntıları yaşamak istemeyen öğrencilere ise tavsiye edebileceğim şey, sınav yerine bakmaya gittiğinizde, okulun arka kapılarını da öğrenip sınav günü çıkışta o kapıları kullanmanızdır.***
yine şehit haberleriyle sarsıldığımız günlerin birinde zeki kayahan coşkun, matrax adlı radyo programında şöyle demiştir;
"terör örgütünün amacı bizi dağıtmak, ülkeyi parçalamak, gündem oluşturmaksa biz de günlük hayatımıza devam edip onları haksız çıkarmalı, amaçlarına ulaştırmamalıyız."*
şimdi ben bu sözle, "öküz" düşüncelerine gönderme yapıyor, şehitlerin acısıyla herhangi başka bir konuyu bağdaştırıp kendine rant sağlamaya çalışanları, dikkat çekmek isteyenleri de şiddetle kınıyorum.
gerek oynadığı futbol, gerek oyuncuları, gerekse isimleriyle karizmatik bulunan takımlardır.
(bkz: valencia)
david(villa+silva), mata, baraja... nedense bana karizmatik geliyor.
transfer sezonu editi: işbu entry, artık bilinen geçmiş zaman ekiyle incelenmelidir.
annelerin çocukları için koyduğu katı kurallardan biridir. ezan saatlerinin değişmesi, çocuğu da karmaşıklığa sürükler. yaz saati uygulamasının sevilmesinin sebeplerindendir.