vücudun spor, çikolata veya sürekli acı yiyecek yemek gibi etmenler nedeniyle salgıladığı endorfini salgılayamayınca verdiği "bu ne biçim hayat, bana acil endorfin lazım" tepkisi.
şahsen ben bunun spor versiyonunu yaşıyorum. Çok fazla kardiyo çalışanlar zamanla endorfin bağımlısı oluyormuş. Vücut devamlı endorfin salgılamak istiyor, salgılayamayınca da kişi kendini evin içinde olduğu yerde koşarken bulabiliyor. (evet, benim bu.)
o değil de cidden feci bir bağımlılık, böyle bir huzursuzluk, böyle bir çölde vaha görür gibi evde koşu bandı aleti görüyorsunuz. çok kötüyüm sözlük, bana acil endorfin lazım. çikolata falan denedim de bana mısın demedi. biraz daha koşayım en iyisi. :)
ülkemizin en güzide eğitim kurumlarından olan galatasaray üniversitesinin küllerinden yeniden doğması için galatasaray kulübü tarafından organize edilen bağış kampanyasıdır.
bir üniversitenin onarım, yapım sürecinde katkınız olsun isterseniz, kampanya bağış detaylarına şu linkten ulaşabilirsiniz:
new york merkezli bir kişisel bakım ve kozmetik markası. cilt, vücut ve saç bakımı için birbirinden güzel ürünleri var.
cildini eczacılık geçmişi olan bir markaya emanet etmek isteyen herkese tavsiye edilir.
özellikle içinde amazon beyaz kili bulunan kil maskesinden oldukça memnunum. nemlendirici olarak da ultra facial cream'i müthiş bir krem.
uzun uzun araştırdım, ürünlerini denedim. bence piyasadaki en güvenilir kozmetik markası. hatta bakın şöyle de bir sitesi var.
national geographic'in turistlerin nasıl dolandırıldığını anlattığı "dolancılar şehri" isimli belgeselin istanbul ayağıdır. sunucu, belgeselde üzerine taktığı gizli kamerayla istiklal Caddesi'nde ve tarihi yarım adada dolaşırken başına gelenleri tüm dünya'yla paylaşmaktadır.
kanımca gayet gerçekçi ve başarılı bir belgesel olmuş. bu belgeseli de "kendimizi ve bu imajımızı nasıl düzeltebiliriz?" diye değil de "bizi rezil ettiler" diye yorumlamak gerçekten oryantalist bir bakış açısı olsa gerek:
iain stewart tarafından sunulan bbc yapımı muhteşem bir doğa belgeseli.
dünyada ilk bitkilerin ortaya çıkmasıyla birlikte, oksijenin dünyayı yaşama elverişli hale getirmesi son derece güzel görüntülerle birlikte izleyiciye sunuluyor.
iain stewart, 2000 yıllık kayalardan oksijeni ayrıştırılıp havaya salmak gibi eğlenceli aktivelerin dışında, dünyanın neden mor değil de mavi bir gezegen olduğu açıklıyor. bunu yaparken izleyicilerine olası bir mor dünya görüntüleri sunuyor, su kenarlarındaki bitkilerin ana karaya yayılışını güzel görsellerle açıklıyor. fotosentez olayını etkileyici grafiklerle akıllarda soru işareti kalmayacak şekilde anlatıyor.
benim en çok dikkatimi çeken yer, bitkilerin kendi aralarındaki iletişim yöntemlerini bilimsel bir şekilde açıklaması oldu. evet, bitkiler bir saldırı anında diğer bitkileri uyarma ve savunma mekanizmaları geliştirmelerini sağlayacak kendilerine ait bir dile sahipmiş.