bu vakıflar, cemaatler, şeyhler, şıhlar hepsi üçkağıtçı onları biliyoruz. hatta bütün bunlar müstehak ama sırf birini gözaltına almak için saçma sapan sebeplere sığdırmak da ayrı bir saçmalık.
suçu tescillenmiş apo piçi için yıllardır özgürlük naraları atan, bunu kitlelere devasa mikrofonlarla/yayın kanallarıyla söyleyen, bunun televizyonlarda gösterilmesine çanak tutan, buna dair eylemler gerçekleştiren kişilere bile bir yaptırım uygula(ya)mayan sayın (!) yetkililerin; gücünün yettiğine "eğ başını" demeleri biraz alçaklık olmuş.
gündem değiştirme ve gündemi belirleme konusunda danışmanları ile birlikte mükemmel başarılı olan türk siyasetçi.
iyidir, kötüdür kendi içimizde bunu tartışırız ama başarılı olduğu gerçeği yadsınamaz.
bugün çıkıp "atatürk fetöcüydü." şeklinde bir açıklama yapsa, 3-4 gün boyunca tüm muhalifler önce atatürk'ün fetöcü olmadığını ispat etmeye; daha sonra bunun yalan beyan olduğunu hukuki sınırlar çerçevesinde kırmadan, gücendirmeden, başını belaya sokmadan, çekingen tavırlarla, aman diyerek anlatmaya; zaman diliminin farklı olduğunu anlatmaya uğraşır durur.
hatta bununla birlikte ak-troller de atatürk'ün fetöyle olan montajlanmış bir fotoğrafını yayınlamaya, diğer muhalif kesim de sosyal medyada "bu fotoğraf montajdır." minvalinde açıklamalar yapmaya devam eder durur.
hatta sözlükte bile "erdoğan'ın atatürk fetöcüdür gafı" şeklinde başlık açılıp binlerce entry girip, düzinelerce satır yazılıp çizilip güler eğleniriz kendi içimizde. ama ayak uydururuz o gündeme bir şekilde.
sonuç:
gündem değişir. amaç başarıya ulaşmıştır.
yıllardır süregelerek hala bunu anlamıyorsak biz daha beter durumdayız demektir. görmezden gelmek, önemsememek, sağduyulu davranmak daha doğru diye düşünüyorum. yani karşı tarafın başarısının en büyük sırrı, bir taş atıp çekilmesi. bizim de o taşla oynayıp durmamız.
abd ile türkiye diplomatik anlamda aynı kafadalar. çıkarları doğrultusunda tavır belirliyorlar; kesin bir duruşları yok yani.
aslında devletler arası diplomatik ilişkilerde çıkarlar doğrultusunda karar alma mekanizması belirlemek doğru bir tavır ama bizler insanoğlu olarak devletlerin ilişkisini de kendimizce duygusal olarak düşünüyoruz ve insanı/vicdani olarak doğru bulmadığımız noktalarda sanki işler yanlışmış gibi yorumluyoruz. devletlerin tüzel bir varlık olarak birbirinin nazını çekme, kapris yapma gibi zorunlulukları ve duygusal yanları yok sonuçta.
şöyle ki; türkiye kendinden taviz verdikçe bizim diplomatlarımız ve büyüklerimiz; "abd bize dost oleeey." diye düşünerek avunuyorlar. sesimizi kendi çıkarlarımız doğrultusunda ilk çıkardığımız anda da kafamıza bastırıyorlar, pençelerini gösteriyorlar. bu sefer düşman ilan ediyoruz.
bunu bilen büyüklerimiz de diplomatik ilişkilerimizin esneklik payını kimi zaman çeşitli olaylarla test edip nabız yokluyorlar. bu nabız yoklamalarının çığırtkanlığını yapan ana akım medya grupları ise "abd bize dost." , "abd bize dost değil." gibi çıkarımlarla halkın duruşunu değiştirebiliyorlar.
mesela imf bize para akıttıkça "abd türkiye'ye desteğini gösteriyor." şeklinde habercilik yapan bir medya grubu; imf para vermediğinde "batının türkiye'nin gelişimine sekte vurmaya çalışması." şeklinde habercilik yapabiliyor.
o yüzden haber sitelerinden mevcut gündemi takip ederken; öznel yorumlardan kaçınıp kendiniz yorum yapınız. emin olun birçok haberciden çok daha zekisiniz. kimsenin sizin düşüncelerinizi yönlendirmesine ihtiyacınız yok.
katılmadığım önermedir. g*tü yiyen de gelip söker.
2012 yılında kendi şahsi aracıma türk bayrağı astım diye ceza yemişliğim bile var. belki hatırlayan olur; o zamanlar akp hükümeti oy garantilemek için açılım saçılım ayağına ermeni kırması piçlere yanlıyorlardı. yasak getirilmişti o dönem.
"türk bayrağı astığım için bana ceza kesecek polis buna da tamah eder." deyip camdan yere 20 lira atmıştım o an elime o geçtiği için. basıp gittim durmadım bile. o polis inşallah fetöden metöden bir şeylerden içeri alınmıştır.
o kestiğin sonradan evime yolladığın ceza da çoluğunun çocuğunun rızkından çıkmıştır inşallah.
aksine; araba sahibi olmak bir vizyon değildir. yani tüm hayatının merkezine, en güzel yaş aralığına bu şekilde tamamen maddi bir hedef koyacak kadar sağlıksız düşünüyor isen şöyle kolayca sahip olabilirsin:
temel ilköğretim öğrenimini tamamladıktan sonra açıktan lise okur, tüm zamanını çalışarak geçirir, yaşından dolayı asgari ücretin çok az altında çalışırsın meslek sahibi olmadığın için.
eğer ki ailene de kazandığın paradan yardım etmeyecek kadar asalak bir yaşam tarzına sahip isen; bir senenin sonunda, "anında araba sahibi olmalıyım." kafasındaki bir insanın sahip olmak isteyeceği (modifiyeli şahin, abart egzozlu civic, çakal kasa bmw vs.) türden bir arabaya gönül rahatlığı ile sahip olabilirsin.
ayrıca cümlene "ruhunuz o kadar fakir ki..." diye başlamışsın. yapma. bilmediğin, tanımadığın, gözlemleme ve anlama şansının olmadığı insanları yaftalama. bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olma. ruh zenginliği; cüzdanındaki birikim veya buna endeksli oluşturduğun bir hayat değil, beynini ne ile doldurduğunu kapsar. kullandığın kelimenin anlamını bilmen için belirtiyorum.
yakın bir arkadaşım lise zamanında, henüz okul bile bitmemişken hem 3 ev hem de araba sahibi olmuştu.
şöyle ki; orospu çocuğu bir zengin bebesi, arkadaşımın annesi ile babasının kullandığı arabaya çarpıp, onların ölümüne sebep olmuştu. zengin bebesinin ailesi baskılarla, tehditlerle ve rüşvetlerle olayı örtbas ettiler. arkadaşım tek çocuktu ve sizin tabirinizle dünya kadar malı olmuştu.
ama hala çocukluğunu ve gençliğini anne-babasız geçirmenin, sevinçlerini paylaşamamanın, kendi düğününde bile elini öpecek bir ailesi olmamasının kahrıyla yaşar durur.
dönem dönem günübirlik ya da hafta sonu dahilinde yaptığım eylemlerdendir.
öyle otel tatili vs. beni darlıyor, çok kasılıyorum. gitmesi, gelmesi, ulaşımı, yerleşimi derken hem zaman, hem de maddi olarak külfet.
daha çok bisiklet ile gidebileceğim ve konaklayabileceğim yerler tercih etmeye özen gösteriyorum. içinde çadır, mat, fener, bisiklet tamir ekipmanları, evde hazırlanmış birkaç sandviç, içecek, powerbank bulunan sırt çantam yeterli oluyor. outdoor ekipmanları çok fazlasıyla çeşitli ama bisikletin üzerinde iken çok fazla ağırlığa da gerek yok. *
ayrıca öyle korkulacak bir şey de yok yani. güvenlikli, yabani hayvanların cirit atmadığı, kısmen kontrollü bölgeler var her şehirde. ister orman içi, ister deniz kıyısında; tamamen kişisel tercihinize göre siz belirleyebilirsiniz.
eğer ki yeni insanları tanımayı da seviyor iseniz; yolda bin bir türlü insan sizi 'ilginç' bulduğu için sohbet kurmaya çalışacak, hatta bulunduğunuz bölgeye göre belki çadır komşularınız olacak, her şeyden öte cidden arınmış olacaksınız.
bekaretini o veya bu sebeple, bir şekilde yitirmiş her kadına, 'fahişe' muamelesi yapan dangalakları susturmuş kadındır.
olm ne yapıyorsunuz siz? hiç anneniz yok mu? veya evlenip boşanan bir kadın tanıdığınız? onların da o zaman sizin mantığınıza göre herkes ile ilişkiye mi girmesi gerekiyor? bu kadar geniş misiniz? tüm dünyayı zevkinize göre yontmaya bu kadar meyilli olmayın. daha gençsiniz, insanları olduğu gibi sevin, yargılamayın kolayca.
bir kadının veya bir erkeğin geçmişinde doğru - yanlış verdiği her karar sadece kendisini bağlar. o süreç sonunda kendini 'zarara uğramış' da hissedebilir; pek tabi hissetmeyedebilir. bu da sonuçta kendi tercihidir. ama verdiği kararlardan dolayı ona aşağılık bir insan muamelesi yapmanız ve sizin zevkleriniz doğrultusunda davranmasını beklemeniz ise sizin haysiyetsizliğinizi gösterir. yapmayın çocuklar.
sorunun hala araçta olduğunu sanıyor ya bu taksiciler; ona yanıyorum.
zihniyet sıkıntılı, anlamadıkları şey bu. vatandaşa insan gibi davranmayı öğrenin, gerisi gelir. zaten o zihniyete bir kez girdiğiniz zaman; arabanızı da temizler, üstünüze başınıza çeki düzen de verir, arabada sigara da içmez, daha saygılı da olursunuz.
bireysel siyasi tercihlerini dile getirdikleri için vatandaşı araç içi kamerayla kaydedip bimer'e veya cimer'e şikayet etme terbiyesizliklerini saymıyorum bile.
uzun lafın kısası, özellikle istanbul içindeki taksicileri askeri bir disipline alacaksın ki ne yapmaları ne yapmamaları gerektiğini öğrensinler. yoksa araba lüks olmuş, pis olmuş fark etmez.
bedelli askerlik yapacak olanlara zengin demiş crossd nickli sığır. bir de müdürmüş he he. şirkete sağlayacağı katma değere bakmadan, askerliği nasıl yaptığına göre işe alım yapacakmış. holding'de müdürmüş ama işe alımlarla kendisi ilgileniyormuş. profesyonel iş görüşmelerinde "askerliği nasıl yaptın söyle bakiyim sen." diyecekmiş. sallama lan bari davar; az yaz klavyen çürümesin. ne analitik biliyor, ne toplumsal fayda biliyor, ne matematik biliyor. al senin yerine yapayım bari oku:
bedelli için uygun yaş aralığında olup da evinde oturmayan bir adam en kötü ihtimalle asgari ücretle çalışıyor olsa; 1600 x 12 = 19.200 lira para yapar. bu adamın sigorta kaybı da var en az 300 liradan * 12 = 3600 lira. askerde hiçbir şey yemese içmese en az 250 lira gideri var; 12 ayda 3000 lira yapar. bu adam 1 yıl geç emekli olacağı için o paradan da olacak 1000 lira desen bugün, 12.000 lira yapar. yani toplamda askerliğin bir kişiye maliyeti yaklaşık olarak 38.000 lira.
geri döndüğünde iş bulabilme kaygısı, varsa eşini dostunu çocuğunu gözü arkada bırakma riskini saymıyorum bile; sonuçta para karşılığı yok. adam 38.000 liralık maliyeti 15.000 liraya satın alıyor. bunu bile bile yapmayan asıl salaktır. vizyonsuz ve geleceğini düşünmeyen biridir.
bizim şirkette tekniker olarak çalışıp da kredi çıkmayan biri askere gitmek zorunda kalacaktı, patron takviye verdi; geri bize ödeyecek. personelin yanında olmak böyle olur, senin gibi hasta ruhlu olarak değil.
topluma illa ki silah tutarak fayda sağlanmaz. okuyarak, araştırarak, çalışarak, sanat yaparak, üreterek bir şekilde katkıda bulunursun. yeter ki asalak olmayın; asalak zihniyetlerde olmayın.
erdoğan şimdi çıksa; "5 dk sonra seçim yapacağım, beni seçerseniz benim gibi düşünmeyen herkesin kafasını keseceğim." şeklinde açıklama yapsa; en az %40 yine alır. kimi korkudan, kimi kindarlıktan yine verir oyunu.
anlam veremediğim, çözemediğim bir bağlılık var kitlesi ile arasında.
atatürk öldükten sonra anıtkabir yapıldı ki; amacı atatürk'ten ziyade, atatürkçülüğü anmak ve unutmamaktı.
tayyip öldükten sonra yandaşlar tarafından muhtemelen 'ağıtkabir' yapılır ağlama duvarına çevirmek için. çünkü ne bir ideolojiyi, ne bir duruşu temsil etmiyor.
binlerce yıldır; dinler, kutsal kitaplar ve peygamberler sapkınlığın çok olduğu yerlere gönderilmiştir ki o insanlar feyz alıp kendilerini düzeltsinler diye.
islamiyet'in doğduğu zamanlarda da arap coğrafyasının durumu pek iç açıcı değildi sonuçta.
türlü kötülükler peşinde olan insan grubunu bir amaca yönlendirmenin, ortak bir çatı altında buluşturmanın en kolay yolu da din olduğu için çok da zor olmamıştır.
şu sıralar cebinde son bir kuruş kalana kadar kendin için harcamaya bak. nihayetinde, bundan sonraki hayatında senin harcamalarına senin adına karar verecek birçok birey mevcut olacak. çok istediğin yeni bir pc, playstation, desteklediğin takımın forması vs. varsa ihmal etme; al şimdiden. *
şaka bir yana, gözün aydın. mutlu mesut yaşarsın inşallah.
bazen sol frame'de abes bir başlık görünce "aha, donuz listesine yeni mallar düşmüş." diye bakacak oluyorum. başlıkta 15-20 entry var ama görünen sıfır.
sokaklarda top oynayarak, bir şekilde kavga ederek büyüyenler bilir. sokakların bile bir raconu vardır. kavga ettiğin birinin anasına bacısına dil uzatacak olsan, önce seni linç ederler senin tarafındakiler bile.
ama öyle bir hale geldik ki liderleri "ananı da al git" dediği halde, onu iyi göstermeye çalışacak kadar haysiyetsizleşen insanlar türedi. üstelik ekonomik olarak bunalan bir tarım işçisine söyledi bu lafı. kavga filan da yok yani.
soyunuzu sopunuzu da alın gidin inşallah.
edit: aktroller de eksilemeye başlamış. sizin de soyunuz kurusun inşallah.
bir galatasaray'lı olarak fenerbahçe'li kardeşlerimden ricam; bırakın ali koç'u kendi haline, takımınızı şampiyonlar ligi seviyesine getirir.
çünkü fenerbahçe'yi gönülden seviyor. diğerleri gibi para aklamak için, sükse yapmak için başkanlık koltuğunda oturmak istemiyor. o yüzden darlamayın adamı, enkazı temizlemesi elbette ki zaman alacak.
mantık olarak rakibimin güçlenmesini istemiyor olmam gerekir ama; türk futbolunun gelişmesi, izlediğimiz derbilerin bize keyif vermesi amacıyla bu tip vizyonlu insanların arkasında durmak gerekir.