bunu dileyenin o eski sevgiliyi gerçekten sevmiş olduğunun, samimi ve saygılı bir insan olduğunun göstergesidir. güzeldir, insana huzur verir. ayrıca eski sevgilisini mutlu olmasını isteyen insanlardan güzel yeni sevgili olur.
internetteki çakma versiyonuyla beni eğlendiren programdır. eski yarışmacılar tarafından kurulmuşa benzeyen bu versiyonda sesli soru yerine sorulan şu görsel soru bu gece beni benden alıyor: http://milyoneryarismasi....ecenin-sorusu-bu-da-nesi/
bazı az düşünen milliyetçilerin iddiaların aksine, bayraklar milletlere değil devletlere / ülkelere ait olduğundan, türk değil türkiye bayrağı olarak anılan ve adına dizilen methiyelerin aksine, aslında renk ve şekli pek de güzel olmayan bayrak.
daha güzel renklerde, üstünde sivri uçlu şeyler (hilal gibi) bulunmayan bir bayrak olsa daha şık olurdu; mesela mor - mavi - turkuvaz dalgalar gibi.
kamyoncuların "bir sana bir de sabah uykusuna hasretim" cümlesiyle özetledikleri durumdur. küçük çocuğu olan anneler de pazar, tatil demeden gün doğmadan uyanmak zorunda kalabilirler, erkenden uyanan kendi çocuğunuzdan kaçış yoktur. anneler gün doğmadan uyanmayıp arada bir de olsa 9 filan gibi daha insani saatlere kadar uyuyabilmek için, sabahın 4'ünde, 5'inde, 6'sında uyanan bebeklerini geri uyutmanın yollarını ararlar. benim için bu yol panjurları kapatmak üstüne de çift kat perde çekmek ve sabah 5-6 gibi bebeği emzirip geri uyutmatka sebat etmektir.
pıtırcık. küçük vampir. fatih erdoğan kitapları, hatta şöyle başlardı hepsi: "çocuktum ufacıktım, bir susayıp bir acıktım, dedim dede masal anlat, dedem dedi sen anlat. ben anlattım dedem güldü bilmem dedem neden güldü." bu fatih erdoğan kitaplarının "beş beyaz benekli baykuş bana bakıyor", "pabucumun bağı çözüldü", "ablam bana dil çıkardı" gibi isimleri vardı.
parasızlık, soğuk, yollarda uzun uzun yürümek, ayaklarına kara sular inmesi. ama heyecan verici eski sokaklar. buralarda kimbilir kimler neler yaşandı diyebilmek. gelmiş geçmişin ve bugünün kalabalığına karışabilmek. onun içinde kaybolma zevki. köklülük.
büyük ihtimalle kendinde olmayan bir annedir. ilerleyen günlerde yapılan haberlere göre (bkz: http://www.sabah.com.tr/Y...-aglar-uyur-diye-dusundum) bebeğin öleceğini anlayamamış, hatta yataktan düşmesin diye yanına yastıklar koymuş... bir gün, aslında bebeğini ölüme terk ettiğini anlayacak olursa eğer, büyük acılar çekecek olan anne... yaşadıklarında toplumun saçma sapan değer yargılarının büyük payı olan anne... http://evlenmedendogurabi...-bebekleri-kim-olduruyor/
büyük ihtimalle ne yaptığının farkında olmayan, hayatı kararmış bir kadındır. bu kadının bebeği olduğunu herkesten saklamasının, onu algılayamamasının çok önemli bir nedeni, toplumun evlenmeden çocuk doğuran kadınlara karşı yaptığı "canice" baskıdır. bu zavallı bebeğin ölüme terk edilmesiyle bu ülkede işlenen namus cinayetleri arasında apaçık bir bağ var. kadına cani diyip ötesini düşünmeyen, evlilik dışı ilişkileri sözlük dahil her yerde yargılayıp duranlar o bebeğin ölümünde suç ortağıdır. ötesini düşünmek isteyenler buyursun: http://evlenmedendogurabi...-bebekleri-kim-olduruyor/
doğum yapan kadınların genellikle yaşadığı sorundur. "bebek annesine gülünce annenin saçları dökülür" sözü bu durumun zamanlamasını ve ne kadar yaygın görüldüğünü anlatır. sebebi, hamileyken yükselen bazı hormonların saçlarınıza çok iyi gelmesi, 9 ay boyunca nerdeyse hiç saçınızın dökülmemesidir. doğumdan sonra hormonlarınız normale dönünce onca ay kafanızda fazladan duran saçlar hep beraber dökülmeye başlarlar. her banyoda küvetin deliğini tıkarcasına dökülürler. sonra geçer. bebek oturunca, emekleyince filan.