cikolatavekahve
2312 (filozof)
üçüncü nesil yazar 5 takipçi 92.60 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    bekaret bozuculuk meslek olmus

    1.
  1. haber türk'te komik cinsel kurallar başlığındaki saptama.


    --spoiler--
    Tazmanya ve Avustralya'nın Gipssland bölgesinde yeni evli çiftler, gerdeğe ilk olarak, evlilik töreninin ortasında yere serdikleri bir hasır üzerinde ve bütün konukların gözleri önünde giriyorlar.

    Norveç'te plaj görevlileri, çıplak güneşlenen kadınları siyah plastik torbalarla poşetleyerek plajdan çıkartıyorlar.

    Arizona Cottonwood yasalarına göre; çiftlerin, "patlak lastikli" otomobil içinde sevişmeleri yasak.

    Hindistan'daki yasa, sıradan ev işlerini yapan kadınlara, evdeki evlenmemiş genç delikanlıların cinsel gereksinimlerini giderme görevini de vermiyor.

    Tayvan yasalarına göre, damadın akraba ya da arkadaşlarından biri, gelinin bekaretini alarak damadı, bu sıkıcı ve istenmeyen görevden kurtarıyor.

    Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Johannesburg kentinde bir kadın, her sevişme için eşinden para isteğinde bulunabiliyor.

    Endonezya'da masturbasyon yapan kişiye cezası kesinlikle başının kesilerek veriliyor.

    Guam'da erkekler için değişik bir meslek var. Bu mesleği yapan erkekler, şehir şehir gezerek bakire kızlarla para karşılığı ilişkiye girer ve bekaretlerini bozarlar. Bunun nedeni ise, Guam yasalarına göre bakirelerin evlenmesinin kesinlikle yasaklanmış olması.

    Kolombiya Cali'de, genç kızlar evlenip kocaları ile ilk kez cinsel ilişkide bulunurlarken kızın annesi olayı mutlaka izliyor.
    --spoiler--

    yorum yok, herkesin kuralları kendine.
    9 ...
  2. çocukların duyduğu her şeyi ulu orta söylemesi

    1.
  3. oy pusulasına mühür basmak yerine smiley yapmak

    1.
  4. smiley ile konuşmayı alışkınlık haline getirmiş, kararsız ve bilinçsiz seçmenin yapabileceği iştir.
    oyu geçersiz kılar, aman ha..

    ya niye ne saçma başlık diyorsunuz, şunlar da var;

    cevap vermek yerine smiley ile gecistirmek
    akbil yerine parmak basmak
    fren yerine gaza basmak
    apartmanda otomatik yerine zile basmak
    dansoze para yerine kentkart basmak
    telde kufretmek yerine tusa basmak
    dugunde taki yerine akbil basmak

    ekleme: gerçi bu başliklardan fren yerine gaza basmak ta bu durumu güzel anlatır ama, yazdık bi kere
    6 ...
  5. bikini giymenin kurallari

    1.
  6. bikini altını bacaklarından geçirip poponu örtecek kadar yukarı kaldır, bikini üzerini ise göğüslerini örtecek şekilde giy.
    gerisi önemli değil.
    9 ...
  7. kurban sahiplerinden noter vekaleti alan kasap

    ?.
  8. noterle akrabalık bağı olabilecek kişidir.
    0 ...
  9. dul kelimesinin pekistirme ozelligi

    ?.
  10. bazı hal ve durumları pekiştirmek amacıyla dul kelimesinin kullanılmasıdır.

    bana veya bir çoğuna anlamsız gelse de amaçlanan budur. dul kelimesi işin içine girince pekiştirilen özelliklerin başında, cinsel geçmişi olup partnersiz kalan kadının olası arayış ihtimalidir.

    bu ihtimal hevesine dayalı olarak yapılan konuşmalara genellikle ağızdan akan salyalar eşlik eder.
    bu söylem içindeki kadın erkek herkeste vardır bu salyadan.

    adamların salyalarının sebebi malum, verme ihtimali, kadınların ki ise, dedikodularına cinsellik, yasak, tabu vs vs gibi heyecanlar ile yeni bir malzeme bulma hevesi.

    hayır insanın, dul kadın kadar taş düşsün başınıza, kim kiminle kontrat imzalamış diyesi geliyor. sizin sözleşmeniz mi var, eşinizin sevgilinizin sizden önce ölmeyeceğine ya da ayrılmayacağınıza..

    dul kadın dedikoducudur, dul kadın kıskançtır, dul kadın kocanızı, sevgilinizi ayartır, dul kadın vericidir. peki ama kim bu dul kadınlar, içimizden birilerinin annesi, teyzesi ablası komşusu filan değil mi, uzaydan mı geldiler güruh olarak? bu yabancılaştırma, etiketleme neden?

    (bkz: mahallede dedikodu yapan dul kadinlar)
    1 ...
  11. bebeklere yemek yedirirken yapilan sacmaliklar

    1.
  12. bebeklere yemek yedirebilme adına yapılan refleksler ve anlamsız hareketlerin bütünüdür.

    öncelikle ve neredeyse yedirme eylemini yapan herkesin yaptığı ağız açma meselesi vardır.

    mamayı kaşığa koyar çocuğun ağzına doğru uzatırsın.
    çocuk ağzını açsın açmasın kaşık yarı yola gelmeden sen ağzını açmışsındır.
    bu saçmalığı farkeden herkes yapmamak için özel gayret sarfeder, hele de başka birinin yanında veya dışarıda yemek yediriliyorsa...
    ama olmaz ikinci üçüncü kaşıkta istemdışı yine açılır o ağız. bazen yutkunma eyleminde bile bebeğe eşlik edenler vardır.

    bu kadın erkek herkeste ortak olan bir dürtüdür, sebebini bilmiyorum. hasta bir yetişkine çorba içirenleri gözledim onlarda bu ağız açma işini yapan pek yok. sanırım illaki bebek gerekiyor.

    bebek yemek yemeye pek hevesli değilse yemek yemesini sağlamak için diğer anlamsızlıklara geçilir.
    ya, kaşığı uçak yapar ve vuuuuvvv diye uçurarak ağzına sokarsın.

    ya, dur bir kaşıkta ablaya yedireyim diye yeme eyleminde yardımcı oyuncu rolünü üstlenmiş kızına kaşığı uzatırsın. ama son anda kaçırıp, kandırdırmmm çığlıkları ile bebeğin ağzına sokarsın.

    ya, saçma bir masal uydurup - bu pirinç taneleri arkadaş, hepsini birlikte al ağzına, boğazındaki kaydıraktan kayıp midende oynamak istiyorlar, diye saçmalar, - al bir yudum da su iç yağmur yağsın, diye devam edersin.
    ikinci kaşığı reddeden çocuğa, ama - bunlarda onların arkadaşları çok canları sıkılıyor yalnız kalmışlar, dersin. çocuk bu arada birbirleri ile oynadığını sandığı bir sürü şeyi yer.

    ya, al biberonunun uzatıyorum diyip ağzını açtırır bir kaşık mamayı tepersin, (üçüncüde kandırmak asla mümkün değildir) zaten bir süre sonra sana da inanmaz. ağzını sımsıkı yumar.

    ya, - bak biraz havuç salatası ye, göreceksin tavşanlar kadar hızlı zıplayabileceksin, diye kandırmaya devam edersin.

    sonuçta o yemek boyunca sürekli konuşan, yalan söyleyen, şaklabanlık yapan birisisin.
    her gün 5 öğün bunları gören çocuktan nasıl saygı beklersin ki. * *
    2 ...
  13. sevdigimizi secer ama en cok secmedigimizi severiz

    1.
  14. "sevdiklerimizi seçeriz ama en çok seçemediklerimizi severiz" olacakken sınırlamaya takılmış başlıktır.

    arkadaş, sevgili gibi insanlardan tutun, yediğimiz, giydiğimiz, gittiğimiz, okuduğumuz, dinlediğimiz, kokladığımız vs vs kısaca hayatımıza kattığımız kişi ve şeyleri sevdiğimiz için seçeriz. bunları, bizi çeken özellikleri sebebiyle ve isteyerek hayatımıza dahil ederiz. seçimi yaptığımız sırada üç aşağı beş yukarı bir fikrimiz vardır seçilenle ilgili.(sonradan yanıldığını farketme hakkı saklı tutularak)

    ama en çok sevdiklerimiz seçmediklerimiz, seçemediklerimizdir.

    anne- baba- kardeş ve evlat gibi.

    tabii ki, bu konuda herkesi kapsayacak bir genelleme yapılamaz, kardeşini sevmeyen, hatta anne ve babasını sevmeyen de vardır, olabilir. ama çocuğunu sevmeyen sanırım yoktur ve diğerleri de oldukça azdır.

    çocuğu ayrık tutarak, çünkü o bambaşka bir mesele. acaba insan seçme veya geri verme şansı olmayınca mecburen mi seviyor, yoksa birlikte yaşamanın getirdiği bir sonuç mu?

    daha iyisi şansın olmayınca elindekine kanaat etme gibi bir durum bile düşünülmüyor ve bu haliyle mi seviliyor.

    yoksa işin sırrı aile olma duygusunda mı, kendi içinde minik çıkar hesapları yapılabiliyor iken (çikolatanın çoğunu ben yemeliyim gibi) dışarıya karşı birlik olma bir olma güdüsü mü?

    bu bakışı genelleştirince millet olma kavramının temelindeki de buna benzer bir durum mu?

    sanırım en çok kendimize ait olduğunu düşünüp emek verdiklerimizi seviyoruz.

    sadece sanıyorum, bildiğimi iddia etmiyorum.
    1 ...
  15. baskalarinin hayatina gizlice konuk olma anlari

    ?.
  16. her hangi bir yerde, bir alışverişte, otobüste, yolda vs başka insanların ilişkilerine diyaloglarına, sevgi veya öfke ifade eden tavırlarına tanıklık yapma halidir.
    kısa bir anlığına o hayata izleyici olarak katılır, istemsizce yorumlar yaparsınız.
    bu gibi hallerin oluşması için her hangi bir uyaranın, farklı bir durumun olması gerekir.

    fasıl olan bir yerde yemekteyken gözlemlediğim yaşlı çift gibi;
    kadın ve adam karşı karşıya otumuşlar yemeklerini yiyip içkilerini içiyorlar. adam bütün gece aralık vermeden başı önüne eğik biçimde ağır ağır yemeğini yedi. kadın ise tüm şarkılara coşkun bir biçimde eşlik etti, efkarla eşinin yüzüne bakarak şarkılar söyledi, arada gaza gelip tef çaldı, şerefe kadehler kaldırdı ama kendi kendine...

    adamın oradaki varlığının kadın ile hiç ilgisi yoktu sanki. adam tek başına gelmiş ve tanımadığı bir kadının karşısına oturmuş gibiydi. ve bu çift yalnız olduğu için kadının adamdaki bu durgunlukla tezat oluşturan canlılığı çok çarpıcıydı.

    uzun yıllardır evli olan bir çiftti muhtemelen, belli ki dışarı çıkmayı isteyen kişi kadın, adam da kırmamış getirmiş. işte tam burada bu nasıl bir birlikte yalnızlık diye düşünmeden edemiyor insan. bana ne, bize ne, ama ister istemez izliyor ve fikir yürütüyorsun. gidip kadına katılmak onunla birlikte eğlenmek istedik. sadece istemekle kaldık...
    2 ...
  17. dört kadının helalliğine kadın açısından bakmak

    ?.
  18. son evlenilen kadın açısından ve üzerine kuma getirilen kadın açısından ayrı ayrı bakıldığında, hisedilen şeyler farklı görünse bile birleştikleri nokta genellikle ortaktır.

    ikinci bir eş alma hakkını kendisinde gören erkek ile yapılmış evliliğin nasıl olduğunu çok uzun tartışmaya gerek yok, zaten bir kalıp var önümüzde. kadın yıllarca o adama karılık yapmış, müşterek çocuklarını dünyaya getirmiş, genellikle kocasının fikir ve doğruları doğrultusunda yaşamış, itaat etmiş ve adamın karısı olma sıfatını birey olma hakkının önüne koymuştur.

    sonra bir gün, her ne sebeple olursa olsun, adam bir kez daha evlenmiştir. kadının yaşadığı evde, bir kapının ardında yeni gelinle karıkoca olmuş ve aynı evde yaşamaya devam etmişlerdir.

    kadınlar sabah aynı kahvaltı masasında buluşmuş ve istemsizce de olsa birbrlerini görmüşlerdir. o iki kadın ondan sonra aynı çatı altında yaşayacaklardır. hayatları ve kocaları müşterektir. başkaca bir müştereği olmayan iki insanın aynı evde ve insanın doğasına bu kadar aykırı bir konumda yaşatılmasını zorunlu kılan bir durumdan bahsedilirken, helal kelimesi nasıl kullanılır anlamam.

    tahayyül dahi edemiyorum gece yatma vakti geldiğinde kimin nasıl yatacağının belirlenmesini, çünkü bu bir güç savaşı gibi olmuştur iki kadın arasında. erkeğe birden fazla eşin helal olduğu, ancak bu kişiler arasında ayrım yapılmaması dengeli ve adil davranılması gerektiği buyurulduğuna göre adam gecelerini kadınları arasında denk biçimde bölüştürecektir. adalet burada mıdır. peki o kadınlardaki değersizlik hissini, o kadınların kadın kimliklerinde yaşayacakları çözülmeyi, o kadınların dayatılmış bu zorunlulukla ömürlerini tüketmesindeki bedeli, bunları kim ödeyecek karşılayacak ki adaletten bahsediyoruz.

    üç kişinin içinde olduğu bir ilişkide iki kadının yenilen haklarına rağmen helalden ve adaletten bahsetmek en yumuşak tabir ile saçmalığın dikalasıdır.
    6 ...
  19. tiki olan tiki

    ?.
  20. belli söz ve davranışlara karşı istemsiz tepkisi olan tikilerdir.

    kendilerine kısaca tikli tiki derler.

    yanında converse denilince zıplayan bir tiki tanımıştım, hali içler acısıydı... *
    tiki nedir bilmiyorum; tek anladığım bu güruhu oluşturan kişilerin ortak bir giyim ve davranış tarzları olduğu, çoğunluğunun kız olduğu, çoğunluğu kız değilse bile kızları daha çok ilgi çeken, nişantaşı civarında konuçlanan kişiler ...
    1 ...
  21. uyku tutmamış yazar

    1.
  22. uykusu gelip uyuma evresine geçmeyi becerememiş yazardır.

    bize ne diyebiliriz, ama gelip billgisayar başına oturup entry girerse, hem de o an için sadece kendisini ilgilendiren bir başlık açarsa, diyemiyoruz işte.

    sadece yazarı ilgilendirecek subjektif entryler silinir bahanesiyle bunu silmeyin modlar, kimbilir kaç milyon tane * uykusu kaçmış yazar vardır.

    sadece beni ilgilendirdiğini kanıtlayabilirseniz, buyrun sözlük sizin...

    zorunlu ilave: uyku tutmamış yazarın ilerki evreleri için (bkz: uykusuzluktan başı dönen yazar)
    ikisi aynı değildir, keyfimizden mi burdayız..
    1 ...
  23. kotu haber nasil verilmeli sorunu

    ?.
  24. bir yakınına, sevdiğine hatta hiç tanımadığın birisine kötü bir haberi iletmek zorunda kaldığında yaşanılan sıkıntılı haldir.

    bir ölüm, kaza, hastalık veya benzeri üzücü bir haberi iletme görevi size düşmüş olabilir. habere duyulan üzüntünün üzerine bir de bu haberi yakınlara nasıl ileteceğiniz derdi çöreklenir yüreğe...

    yıllar önce anneme teyzemin eşinin ani ölümünü haber vermek zorunda kalmıştım. uzun süre kardeşlerimle bunu nasıl söyleyeceğimiz ve annemin rahatsızlanmasına (kalbi ile ilgili bir sorun olduğu için) nasıl engel olacağımızı tartıştık durduk. bu kadar konuşunca doğru bir yol bulduğumuzu sananlar yanıldı.

    önce nöbetçi eczane bulup kullandığı dilaltı hapından aldık, sonra eve gittik.
    gecenin bir vakti bizi görünce telaşlanan annemi birşey yok öylesine geldik diye sakinleştirdikten sonra oturtup konuşmaya başladık. işte tam bu sırada gerizekalı ben önce anneme dilaltı ilacını verdim, kadın arkasından berbat bişey geleceğini anladı. ve söyledik...

    diyeceğim, kötü haberi vermenin kolay bir yolu yoktur. doğru bir yolu vardır mutlaka ama onu da ben bilmiyorum. dilerim birdaha kimseye kötü bir haber vermek zorunda kalmam.
    0 ...
  25. genclerin gelecek beklentilerindeki sinirsizlik

    ?.
  26. genç olmanın tanımı, gençliğin ta kendisidir.

    genç insanı diğerlerinden ayıran şey, büyük hayalleri, umutları ve bunları gerçekleştirecek şansa ve güce sahip olacağına inanmasıdır.

    her zaman yeni bir şeyler olacak, yeni olanaklar imkanlar elde edilecek, şans yüze gülecek ve her istenilene tek tek sahip olunacak sanarsınız.

    boğazda bir yalı, yeni bir şey icat edip dünyaca tanınmak bile imkansız değildir, zordur uzaktadır ama imkansız değildir. okul bitecek ve mesleğinizi yaparken bütün bu fırsatlara sahip olacaksınız, hatta evlilik yolu ile bile bunlara sahip olabileceksiniz.

    gençlerin; inançları, doğru bildikleri uğruna kendilerini sonuna kadar ortaya koymalarının sebebi de budur. dünyayı değiştirebileceklerine, yanlış bilen insanları düzeltebileceklerine inanmak.

    ne zaman ki hayat zorlukları ile, ufak ufak hayallerinizin bazılarının gerçekleşme olanağının olmayacağını anlamaya başladınız, o zaman adım adım gençlikten uzaklaşmaya başladınız demektir.

    gençliğin o uçarı narin ve coşku dolu güçlülük sanrısı, hayaller ile birlikte uzaklaşmaya başladıkça; genç beden gençlikten uzaklaşmaya başlamıştır.

    kimisi ise neredeyse hiç genç olamamıştır. hiç bu fırsata sahip olamamıştır. hayat onlara her zaman acı yüzünü göstermiş vaktinden evvel yetişkin olmuş hatta çocuk bile olamamışlardır.

    gençliğin em imrenilecek, özenilecek yanıdır bu coşku...
    2 ...
  27. cocuklarin cizgi filmleri gercek sanmalari

    ?.
  28. somut ve soyut kavramının tam olarak oluşmaması, duyup gördüklerine inanma potansiyelleri ve yüksek hayal güçleri sebebiyle çocuklar belli bir döneme kadar izledikleri filmlere, çizgi filmlere ve dinledikleri masallara inanırlar.

    bir hafta sonu şirince ye gitme planları yapılmıştır. evin 6 yaşındaki küçük erkek bireyi şirince ye gitme planlarına büyük bir sevinç ve coşku ile katılmıştır. yola çıkmak üzere arabaya binince oğlan annesine dönüp,

    - anne şirinleri de göreceğiz değil mi, demiştir.

    gülmeli mi, gülmemeli mi..
    0 ...
  29. bok yolu gözlemek

    ?.
  30. bebeklik dönemi sorunlarından birisidir.
    öyle ki telefon konuşmalarında dahi, hal hatır sorar gibi sorulur. 48 saat süresince bebek kaka yapamamış ise fitil koymak, zeytinyağı içirmek veya popoya zeytinyağı sürmek gibi şeyler ile yardımcı olunur. daha da olmaz ise 3. gün lavman yapılır. bebeklerin minicik dünyaları düşünüldüğünde büyük bir sorundur.
    0 ...
  31. burnundan nohut filizi çıkan çocuk

    1.
  32. kimsenin görmediği bir sırada burnuna nohut sokan çocuktur.

    hemen hemen herkes çocukluk döneminde eline geçirdiği şeyi ağzına götürme eğilimindedir. bebekliğin oral döneminde kendi kakasını yiyenler bile olmuştur. (bir tanesini ben biliyorum, aramızda kalsın kardeşim çok kızıyor bundan bahsedilmesine)

    el ağız koordinasyonunu başaran bebek yavaş yavaş yüzünde keşfettiği yeni deliğe de birşeyler sokma eğilimine girer. önce parmagı olur bu.. bakar ki büyüklerden çok uyarı alıyor,- çek bakıyım parmağını burnundan, ayıp, bunu gizlice yapmaya başlar. zamanla buruna sığacak büyüklükte bulduğu şeyleri de orada saklamaya kalkar.

    en tehlikelilerinden birisidir, nohut ve leblebi. yuvarlak olduğu için çıkarmak çok zordur ve pek büyük olmadığı için farkedilmez ise çimlenebilir.

    bir gün çocuğun burnundaki nemli ortamda rahatça çimlenmiş nohutun filizi, burun ucundan boy gösterince anlarsınız, çocuğunuz organik gıda işine başlamıştır.
    2 ...
  33. insan hatirlandigi surece olumsuzdur

    ?.
  34. bedenin ölümü ile yokolmanın aynı şey olmadığını ifade eden cümle...

    ölümsüzlük, geride bıraktığın izler ile ve hatırlanıldığın sürece olasıdır.
    her insan yetişme döneminde kendince önemli birşeyler yapacağını, başaracağını ve iz bırakacağını umar, hayal eder. ancak pek az insan, herkes tarafından bilinen kabul ve takdir edilen şeyleri gerçekleştirmeyi başarır.

    bu insanların geride bıraktıkları yaşamaya ve adı anılmaya devam ettiği sürece, yaşadıkları varsayılır. bunlar yaptıkları yararlı şeyler, bıraktıkları eserler sayesinde ölümsüz kılınmıştır. ondandır atatürk ölmedi yüreğimde yaşıyor diye haykırışımız. ne zamanki adı anılmaz olur ve yaptıkları unutulur, ölüm o zaman gelir.

    bu durum sadece yararlı işler başarmış ve insanlara fayda sağlamış insanlar için geçerli değilidr. hitler gibi kıyımlara katliamlara önderlik eden sadece küçük bir kesim tarafından sevilen ama tüm dünyanın lanetlediği insanlar da ölümsüzlük elde ederler bu anlamda. ancak bu ölümsüzlük dahi, kötüyü akılda tutmak adına gerekli ve önemlidir.

    herkes dünya için önemli ve bilinen şeyler yaratamaz, ancak sevdikleriniz sizi andığı sürece geride yaşamaya devam edersiniz. en azından birilerinin hayatında iyi bir iz bırakmak hedeflerimizin minumumu olmalıdır.

    en azından; çocuklarım ve hayatına minicik katkılar sağladığım, yüzlerinde tebessüm oluşturduğum, yüreklerinde bana dair sevgi bulunan insanlar ile ismimin etrafındaki olumlu sözler hayata bıraktığım izler olacaktır. daha ötesini ise kimbilir, belki fazlası olacaktır.

    küçücük bir kasabada dünyaya gelen, bir sürü çocuk ve meşakkatli bir yaşamdan sonra dünyadan göçen anneannem, büyükbabam, dedem ve babaannem en azından ben onları hatırladığım sürece yaşayacak.
    4 ...
  35. hiperventilasyon

    1.
  36. hiperventilasyon; dalış öncesinde sık ve derin soluyarak kandaki oksijen miktarını artırıp, karbondioksit oranını düşürme eylemidir. böylece dipte kalış süresi uzatılmaya çalışılır. hiperventilasyon yapılarak dalındığında, dipte nefes alma dürtüsü ertelenebilir.
    riski ise kandaki oksijen seviyesi kritik sınırın altına inene kadar nefes alma dürtüsünün ertelenmesi ile yüzeye çıkarken kandaki karbondioksit miktarı kısmi basınçla hızla yükselirken, oksijen azlığı da şiddetini artırır ve yüzeye bir kaç metre kala sığ su bayılması adı verilen bilinç kaybı gerçekleşir. eğer yalnız dalınıyor ise sonu ölümle bitebilecek bir risktir.
    2 ...
  37. saci corap ile yatirmak

    ?.
  38. babamın niye aklına gelmemiş diye düşündüğüm yöntem.
    mendilin iki ucunu arkadan iki ucunu önden bağlayarak aynı sonuca ulaşmaya çalışırdı. her banyo sonrası kafasına mendil bağlayan baba
    1 ...
  39. osuran bebegin gulumsemesi

    ?.
  40. bir iki dakika öncesinde kıpkırmızı kesilip şişmiş suratın gevşeyip renginin normalleşmesinin ardından gelen tebessümdür. yerindedir, o an için sahip oldukları en büyük dertten kurtulmuşlardır. keşke her dert böyle kovulabilse..
    4 ...
  41. sözlük yazarlarının evhamları

    1.
  42. sözlük yazarlarının kuşku duydukları şeylerdir.
    evham: kuruntu, kuşku, vesvese...
    (bkz: yemek yapmayı bilmeyen anne)
    1 ...
  43. cocukluk asklari

    1.
  44. insanın çocukluk devresinde hissettiği, yaşadığı aşklardır. çocuklar da aşık olur ve her aşkın sonrasında hissettikleri yıkılış ile yetişkinlik dönemindeki aşklara hazırlık yaparlar.

    ilk aşkım;
    upuzun boylu, yakışıklı kocaman ve güçlü adam.. kucağına sokulduğumda saçımı okşayan elleri sevgi dolu, yüzüme bakarken gözlerinde gördüğüm hayranlık dünyanın en güzeli olduğumu hissettirecek denli büyük..
    bir karısı vardı ama ona aşık olmama engel değildi bu, onun beni sevmesine de... kahramanım ilk aşkımdı, evet kocaman bir burnu vardı ama dünyanın en yakışıklı, en güçlü erkeğiydi. ben babamla evlenicem dediğimde, sen büyüyecek kendi yaşında delikanlıları seveceksin, baban zaten annenle evli, dediler.. sanki ben bilmiyordum babamla evlenemiyeceğimi, ama hayal etmek hoşuma gidiyordu. en çok beni sevsin, en güzel beni bulsun, sürekli benim akıllı güzel kızım diye okşasın istiyordum.. hatta bazen babamın eve geleceği saatte bir yaramazlık yapıp annemden azar işitiyordum ki, babam gelince;- kim üzmüş benim güzel kızımı diye kucağına alsın..
    büyüdüm, babamın varlığına ve sevgisine duyduğum inanç ile büyüdüm.

    6 yaşındaydım üst komşunun oğlundan hoşlandığımda. adı ahmet'ti, sarışın sessiz bir çocuktu. erkek kardeşim yoktu ve erkeklerin ayakta işediklerini biliyordum ama nasıl olduğuna akıl erdiremiyordum. evin arka bahçesinde aynı anda çiş yapmayı önerdim, böylece ayakta çiş yapmanın sırrını öğrenecektim. bende ayakta çiş yapabilirsem belki babam bir oğlu olmasını bu kadar çok istemekten vazgeçer diye düşünüyordum. ama ahmette farklı bir parça vardı o olmadan ayakta çiş yapmak mümkün değildi. tam bu keşfin şaşkınlığı içindeyken annem pencereden
    - çabuk eve gel, diye bağırdı. yanlış birşey yaptığımı hissederek eve gittim ve bir tokat yedim, ahmedi sevmedim ondan sonra.

    8 yaşındaydım ve sınıfımdaki nejat isimli bir çocuğu beğenmeye başlamıştım. o da sarışındı ne hikmetse. sınıfın en çalışkanları olarak yarış halindeydik. özellikle onunla yarışıyor olmaktan büyük keyif alıyordum. o da sık sık saçımı çekerek beğenisini dile getiriyordu. tenefüslerde yakalamaca oynadığımızda beni yakalamak için genellikle o koşardı. yakaladığında ellerini cimcikleyip tekrar kaçardım. çok sürmedi taşındık ve nejatı bir daha yıllar sonra gördüm. beni ilk hatırlayışı 'şu cimcikleyen kız' cümlesi ile oldu.

    sonraki okulumda kahramanım oktay dı. oktay çalışkan değildi ama çok sosyal ve sporcu bir çocuktu. en hızlı koşanlardan, en çok sevilenlerden birisiydi. bende yakalamaca oyununda yeni bir taktik geliştirmiştim. yakalandığımda bileğim burkulmuş gibi yapıp kendimi yere atardım ve kolumu bıraktıklarında da tazı gibi kaçardım. oktaya duyduğum aşk, eve giderken beni yakalayıp yanağımdan öpünce bitti. çok korkmuştum ağlayarak ablama anlattım ve onu sevmekten vazgeçtim.

    sonrası yatılı okul ve yazık ki sadece kız okulu olduğu için, çarşı izninde bir anlığına gördüğüm kişileri beğenmekten öte gitmedi hissiyatım.
    bende öğretmenlerime aşık oldum.

    kim demiş çocuklar aşık olmaz diye...
    6 ...
  45. degerlendirilebilecek esyalarin israfi

    1.
  46. hepimizin, az veya çok bilinçsizce yaptığımız savurganlık çeşididir.

    sahip olduğumuz ve kullandığımız, eşyaların bize göre kullanılma süresi dolduğunda başka nasıl değerlendirilebileceğini düşünmeden çöpe atıp yok etmemiz ve bu yolla ayrıca çevremizi de kirletmemizdir.

    ilk öğretimde ders kitaplarının ücretsiz ve devlet tarafından karşılanmasından önce, sadece ders kitaplarının ücretleri bile bazı aileler için zorlayıcı olabiliyordu. eğitim eşitliği prensibinden bakılarak bu kitapların devletçe karşılanması yerinde olmakla birlikte, olanağı olan aileleri de kapsaması bana ilk zamanda da gereksiz gelmişti. ders kitaplarının satın alındığı dönemlerde bir ikinci el kitap piylasası vardı ve öğrenciler kitaplarını iyi kullanıp yıl sonunda satarak yeni yılın kitap parasına katkı sağlarken başka bir çocuk kullanılmış bu kitabı daha ucuza alıp kullanmaktaydı.
    şimdi ise sene başında kitap öğrenciye veriliyor ve yıl sonunda o kitap ile ilgili herhangi bir dönüşüm yapılmıyor.
    her öğrenci her yıl yeniden kitap alıyor ve zaten kitaplar her sene değişiyor.. en azından okul bu kitapları geri alıp kilo ile satarak kendisi için bir kaynak yaratamaz mı? en azından bu kitapların iadesi istenemez mi? her yıl her bir öğrenci için 7-8 kitaptan kaç tane kitap dağıtıldığını bunun ülke ekonomisine yansımasını bir düşünün. biz bu kadar zengin bir ülkemiyiz. yoksa gerikalmışlığımızın, muhtaçlığımızın temelinde bu bilinçsizliğimiz mi yatıyor.
    cam şişelerin,okunmuş gazetelerin ve bunlar gibi tekrar dönüştürülecek bir sürü çöpün nasıl bilinçsizce yok edildiğini, bilinçsiz kullanılan enerji kaynaklarının yanına eklersek neden bu kadar doğal, tarihi ve ekolojik güzelliğe rağmen niçin hala fakir olduğumuz görebiliriz sanırım.
    1 ...
  47. söylenişi komik olan mesleki ünvanlar

    1.
  48. müdür, hakim, savcı, doktor, kaymakam, öğretmen, hemşire, sekreter vs vs gibi bir sürü ünvan yanına bey ve hanım takısı getirilerek kullanılır. bazen ismini bilmediğiniz için bazen ise halin icabına göre isim yerine ünvanı, bey ve hanım kelimesi ile birleştirek kullanırız.
    ancak bazı mesleki ünvanların bey ve hanım takısı ile birlikte kullanılması komiktir.

    her hitaptan sonra gülme isteğine kapılmanıza sebep olan ünvanlar bu başlığın konusudur.

    muhasebeci bey, vezneci bey, benim tanık olduklarımdan ikisi.. *
    vezneci bey ne yahu, yazıktır. ahmet bey, mehmet bey veya sadece beyefendi neyinize yetmiyor...
    2 ...
  49. ucretin kisik sesle soylenmesi

    ?.
  50. özellikle alış maliyeti üzerine eklenen kar payı ile hesap edilemeyen hizmet bedeli için ve parayla fazlaca haşir neşir olmamış, paralı insan statüsüne ulaşmamış kişilerin yaptığı şeydir.
    ücrete konu şey bir eşya ise ve bir alış değeri var ise üzerine eklenen kar marjı ile ücretini gönül rahatlığı ile söylersiniz. ama para konusu olan şey bir hizmet ise ve bu konuda otopark parası, köprü geçiş ücreti gibi rutine oturmuş bir uygulama yok ise bedel söylemek zordur.
    hele işin başında iseniz mesleğin para kısmına fazlaca alışmamış iseniz ve gelecek o paraya ihtiyacınız fazla ise iş iyice güçleşir. konuşmanın o anına kadar tuttuğunu koparan cabbar avukat, bir anda süt dökmüş tırsak kediye döner. len böyle ağzının içinden korka korka istersen parayı, bu adam işi sana verir mi? hele de başkasının 5 lira dediği iş için 3 lira dersen baştan kaybettin. daha sen bu paranın hakkın olduğuna inandığını gösteremiyorken adam nasıl inansın.
    zor iştir vesselam, paran çoğaldıkça parayı konuşmak kolaylaşır..
    keşke doktorların özel muayenehanelerinde olduğu gibi ücret sekretere ödense...
    3 ...
  51. dedikodu yapma isteginin tv programlarinda tatmini

    ?.
  52. dedikodu yapma istek veya ihtiyacının televizyon programları ile tatmini biçiminde, ayağımıza, evimize getirilen hizmettir. çok geniş bir kesime aynı anda hizmet ettiği için hiç tanımadığınız birisi ile dahi bu konuda dedikodu yapma şansına sahip olabilirsiniz.. sınırsız konu, sınırsız dedikodu sloganıyla reklamı yapılacak denli büyük bir hizmettir bu..

    dedikodu kimisi için sadece istek iken kimisi için ihtiyaç halini almıştır, yada böyle olması için elden gelen yapılmaktadır. öyle ki akşam yemeğinde ailenin fertleri, günlerinin nasıl geçtiğini konuşmak yerine gerçekte hiç tanımadıkları iki kişinin ilişkisini tartışmaktadır.

    dikizi teşvik eden biri bizi gözetliyor tipi programlardan tutun, tüm magazin programları ve sabah kuşağı programlarının çoğu bu amaca hizmet etmektedir. evin penceresine oturup mahalleyi dikizleme günleri yerini bir başka pencereye bırakmıştır, dedikodu dinlemek içim mahallenin meraklılarına muhtaç olmak yerine bir düğmeye basmak yeterlidir. dünya çapında dedikodu kanalı halini alan tv bu amaca en iyi şekilde hizmet etmektedir. artık ana haber bültenleri bile dedikodu yapma isteğimize hizmet etmektedir.

    yazılı basında sunulan haberlerin çoğu, dikkat çekici kılınmak adına dedikodumsu mahalle ağzı başlıkları ile sunulmaktadır.

    önce magazin programları ile ünlü tabir edilen kişilerin hayatlarının ayrıntılarına dahil olmuşuz ama kesmemiştir. nihayetinde bir avuç insan anlat anlat nereye kadar değil mi.. bu sefer kendi ünlümüzü kendimiz yaratıp dedikodusunu yapmak için yeni programlar ve yeni ünlüler yaratmışız, bu da yetmemiş. bu kez bildiğimiz sıradan ailelerin özel hayatlarını (ama çarpıcı yanları, kavga vs olmak kaydı ile) gündüz kuşağı programlarında yayınlamış, telefonla kavgalar yüzleştirmeler yapmışız yine yetmemiş.. doyumu yok ki bunun besledikçe artan bir ihtiyaç halini almış..

    şöyle bir düşündüm de insan nasıl eğlenir diye, yukarıda saydıklarım nasıl bir eğlenme tipidir. ne bir hobi, ne bir bilgi, ne bir mutluluk ne bir neşe var bunların içinde.. sadece yaşanmayan hayatların yerine başkaların hayatlarını izleyerek tatmin olma..
    olmayalım bu kadar aciz olmayalım. bunların yerine yapılabilecek o kadar çok şey var ki, yazık.. zamana yazık, kendimize yazık, çocuklarımıza, gençlerimize yazık..
    2 ...
  53. damarlarından kanı çekilmek

    1.
  54. ölüm halini anlatan fiziki durumdur.
    ancak bazen bu sadece hisden ibaret olur, yaşadığın yoğun üzüntü, şok, acı karşısında damarlarındaki kanın çekildiğini sanırsın, tüm bedenin, beynin uyuşur. ölümle eş gibidir hissttiklerin.. ölsem daha iyiydi dersin, ama ölmezsin.. yazık ki ölmez ve hissetmeye devam edersin..
    0 ...
  55. yaşanmış etkileyici bir hikaye

    1.
  56. Şimdi anlatacağım geçen gün kürtaj başlığına entry yazdığım sıra aklıma gelen bir yaşanmışlıktır.

    Üniversite ikinci sınıftayken tanıştım kızla, sessiz pek dikkati çekmeyen sade bir kızdı. Doğulu bir ailenin sekiz çocuğundan birisi ve en büyükleriydi. Babası işsiz ve alkolik, annesi bir kamu kuruluşunda hizmetli olarak çalışan vaktinden önce yıpranmış çilekeş bir kadındı.
    Kardeşlerinin hepsi okul hayatını zor koşullarda sürdürmekte hatta iki tanesi fen lisesinde okumaktaydı. Tabi tüm bu bilgileri sonraki zamanlarda öğrendim.
    Tanıştığımız ilk günlere dönelim. Kızdan ayşe diye bahsedelim. ayşe'nin okulda pek arkadaşı yoktu, okul ve ev arasında gidip gelir, kantine vs diğer topluca gidilen yerlere takılmazdı. Zaman içerisinde ayşe'yle diyalogumuz çoğaldı. Okula gelmediği günlerin notlarını bizden almaya başladı.
    Bir sınav döneminde ders çalışmak için bir arkadaşın evinde topladığımızda ayşe'yi de çağırdık sevinerek ama biraz tereddütle kabul etti. Kızlı erkekli bir grup arkadaş beraber ders çalıştık ayşe erkenden eve gitmem lazım diye ayrıldı, biz çalışmaya devam ettik. yarım saat kadar sonra kapı şiddetle çalındı. Kapıyı açtığımızda iri yarı kamyon şoförü tipli (aşağılama kastı yok, sadece tanımlamaya çalışıyorum) bir adamla birlikte kapıda duruyordu ayşe..

    ayşe'nin yüzünde morluklar gözün birisi neredeyse kapanmış ve adam öfke içinde.. ben ayşe'nin kocasıyım dedi adam, demin burada olduğunu söylüyor. içeriye bakmak istiyorum. Kapıyı açıp içeri buyur ettik. içerideki iki erkek arkadaşı görünce adamın yüzündeki kaslar seğirmeye başladı. O sırada arkadaşın teyzesi odadan çıktı da adam aklındaki fikirlerin birazını kovdu. Ayrı bir odaya aldık arkadaşı ve kocasını. Adam ayşe'nin ondan izin almadan buraya gelmiş olduğunu ve bu yüzden onu dövdüğünü söyledi. Sakinleştirip durumu izah ettik ve evlerine gönderdik. Ayşe'nin yüzündeki utancı ve aşağılamışla karışık korkuyu hiç unutmuyorum.
    Hikâyenin gerisini ertesi gün ayşe'den öğrendik. Maddi durumu kötü olan babası ayşe'yi kahvede tanıştığı bu adama başlık parası karşılığında imam nikâhlı ikinci eş olarak satmış. Ayşe ise okumak için başka çaresi olmadığı için okula devam etmesine izin verilmesi koşulu ile buna razı olmuş. Adam tır şoförü olduğu için onun yolda olduğu dönemlerde okula düzenli gelebiliyor iken evde olduğu zamanlarda bin bir bahane ile okula gitmesine fırsat verilmiyordu. Ayşe üniversite hayatını bir sürü cinsel, fiziksel ve duygusal istismar ile tamamladı.

    Son sınıfta bir hocanın da yardımı ile başka bir şehre kaçıp naklini başka bir üniversiteye aldırdı. Gittiği şehirde hocanın bir tanıdığının yanında çalışarak okulunu tamamladı.

    Bu arada adam ısrarla kızı aradı, gazetelere karım kaçırıldı diye haber verdi, hocayı suçladı, cumhurbaşkanına kadar mektup yazıp karısının bulunmasını istedi.
    Kız okulu bitirip mesleğine başlayınca izmir'e geri döndü, artık ekonomik olarak ta kendine yeter durumda olduğu için adamın tacizlerini püskürtebildi..

    Bu bir üniversite okuyabilme mücadelesi..
    78 ...
  57. hayatini anlattigin kitabin onsozu

    ?.
  58. hayatını, yaşam deneyimlerini, anılarını anlattığın kitabın önsözünü oluşturacak anlatımlar bütünü..

    hayatında yer etmiş insanlara, sevdiklerine teşekkürleri de içeren, sen olma yolundaki dönemeçlere değinen ve hayat felsefenden çıkarımlar bulunduran yazıdır.

    şimdilik sadece tanım yaptım. uygun bir zamanda olası böyle bir kitabın başına yazabileceğim önsöz de yer alabilir bu başlıkta.
    böyle bir kitap yazsaydınız önsözünde nelerin olacağını içeren başlıktır.
    3 ...
  59. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük