1931 yılında modern elektronik bilgisayarların öncüsü ilk analog bilgisayar olan Differential Analyzer'i icat etti. Vannevar Bush, 11 Mart 1890 tarihinde Massachusetts Eyaletindeki Everett kentinde Emma Linwood née Paine, Perry Bush çiftinin oğlu olarak doğmuştur.
itilmekte olan bir levha ile bir diğer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket çok.....
Amaaannnn banane yaaa
He zina he.
Elektromanyetizmada yalıtkanlık sabiti veya dielektrik sabiti, bir malzemenin üzerinde yük depolayabilme yeteneğini ölçmeye yarayan katsayı. Başka bir ifade ile yalıtkanlık sabiti, bir elektriksel alanın etkilerinin veya yalıtkan bir ortam tarafından nasıl etkilendiğinin ölçümüdür.
Epimenides'in bu ifadesi Epimenides paradoksu olarak adlandırılır. Zaman zaman Yalancı paradoksu veya Giritli paradoksu olarak da anılmıştır. Paradoks şuradan kaynaklanmaktadır: Eğer "tüm Giritliler yalancıdır" önermesini doğru kabul edersek, kendisi de Giritli olan Epimenides'in yalancı olması gerekir.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, memleketi Konya’da partisinin Meram ve Karatay ilçe kongrelerine katıldı. Kongrede partililere seslenen Davutoğlu, Siyasi Partiler Kanunu’nu değiştirerek halkın iradesiyle tercih yapmasının engellendiğini ifade ederek, “Kimseye ihtiyacımız olmadan, yapılacak ilk seçimde, Gelecek Partisi sembolü çınar altında buluşanlar seçime gireceklerdir, kimse bunu engelleyemez. Anadolu’ya çıkarım ve sadece ‘Esselamun Aleyküm’ derim, bütün Anadolu’yu ayağa kaldırırım. Kimse engel olamaz” şeklinde konuştu.
Sözlerine AKP’den ayrılış sürecini değerlendirerek başlayan Gelecek Partisi lideri Davutoğlu, “Bir muhasebe yapın, halkın kalbini niye kaybediyorsunuz bunu hesap edin ve kendinize çeki düzen verin diye çağrı yaptığımızda her zaman Hazreti Ömer’in ahlakından bahsedenler, Hazreti Ömer’in bir Cuma hutbesinde kendisine kılıç çekerek hesap soran sahabeye gösterdiği sabrı göstermediler. Cevap vermediler, hesap vermediler, biz haklıyız diyemediler. Şunu dediler: Çıkın bu partinin dışına deyip bizi ihraç ettiler ve demokrasi tarihimizde ilk defa bir parti genel başkanını sadece hakkı söylediği ve sadece yeni bir hale davet ettiği için ihraç istemiyle disipline gönderdiler” diye konuştu.
Dört yıldır kendisine her türlü ambargonun uygulandığını dile getiren Davutoğlu, şunları söyledi: “Her türlü amborgayla konuşmasına engel olduk ve her türlü hakareti trol çeteleri üzerinden ona yaptık, artık peşinden kimse gelmez diye düşündüler. Onlar Anadolu insanının kalbindeki cevheri bilmezler, Anadolu insanı içlerinden çıkana sahip çıkarlar ve onlarla yol yürürler ama içlerinden çıktığı halde onların ahlakını, onların faziletini, onların irfanını terk edenlere de mutlaka ders verirler.” diye konuştu.
Gelecek Partisi’nin 8 ay önce kurulduğunu ve bunun 3 ayının pandemi süreci dolayısıyla evlerde geçtiğini hatırlatan Ahmet Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Birçok baskıya ve medya ambargosuna rağmen 64 ilimizde il başkanımızı atadık. 300’ü aşkın ilçemizde örgütlendik. Bugün itibariyle 70’i aşkın ilçemizde kongremizi yaptık. inşallah gelecek hafta da Batman’da ilk il kongremizi gerçekleştireceğiz.”
Erken seçim söylentilerine ve Gelecek Partisi’nin seçimlere katılımına ilişkin açıklamalarda da bulunan Gelecek Partisi lideri, Siyasi Partiler Kanunu’nu değiştirerek insanların iradesiyle tercih yapmasının engellendiğini söylerken “Ama kendilerine başka partilerden birisi geldiğinde de bunu büyük bir zafer gibi anlatanlara inat ben söylüyorum: Kimseye ihtiyacımız olmadan, yapılacak ilk seçimde, Gelecek Partisi sembolü çınar altında buluşanlar seçime gireceklerdir, kimse bunu engelleyemez.” diye konuştu.Davutoğlu, “Onlar bizi susturmaya çalışsalar, medya ambargosu uygulasalar, biz sadece halkın karşısına geçip selam veririz. Hani Arakanlılara ‘Selamun Aleyküm’ demiştim ya ve binlerce Arakanlı ‘Aleyküm Selam’ demişti ya, Anadolu’ya çıkarım ve sadece ‘Esselamun Aleyküm’ derim, bütün Anadolu’yu ayağa kaldırırım. Kimse engel olamaz!” dedi.
83 milyonu kucaklayan bir parti kurduklarını vurgulayan Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Hangi dini inanıştan, hangi siyasi görüşten, hangi etnik kökenden, hangi mezhebi anlayıştan, hangi ideolojiden olursa olsun 83 milyonu kuşatan bir parti kurduk. Bu partinin adı Gelecek Partisi. Onlar ise; yüzde elli artı biri aldıkları zaman yüzde kırk dokuzu milletin dışında sayan, kendilerinden farklı düşünen herkese hain yaftası vuran, dışlayıcı ve otoriter bir anlayışın temsilcisi oldular. Biz bugün Gelecek Partililer olarak Türkiye’nin her yerine gideriz. Her bölgede örgütleniyoruz. Hiç öyle anketlere falan bakmayın. Öyle bir dip dalgası geliyor ki; o dip dalganın üzerinde inşallah amiral gemisi Gelecek Partisi olacak.”
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Başkent genelinde faaliyet gösteren 13 Organize Sanayi Bölgesi'nin (OSB) yöneticileriyle bir araya geldi.Yavaş, kendisinden önceki belediye yönetiminin yaptığı ihalede asfaltın tonunun 60 dolardan alındığını, bu rakamı 25 dolara çektiklerini söyledi.
Büyükşehir Belediyesi Mogan Sosyal Tesisleri’nde gerçekleşen görüşmede; Ankara’da istihdamın geliştirilmesi, sanayi üretiminin artırılması ve OSB'lerle ilgili talepler masaya yatırıldı.
Başkan Yavaş'ın başkanlığında Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Baki Kerimoğlu, ASKi Genel Müdürü Erdoğan Öztürk, EGO Genel Müdürü Nihat Alkaş, Ankara Kent Konseyi Başkanı Halil ibrahim Yılmaz ve daire başkanlarının yer aldığı toplantıya; Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Seyit Ardıç, 1. OSB Başkanı Mehmet Niyazi Akdaş, 2. ve 3. OSB Başkan Vekili Mete Çağlayan, OSTiM Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Yülek, Ankara ivedik, Anadolu, Ankara Dökümcüler, Çubuk Hayvancılık ihtisas, Başkent, Elmadağ Mobilyacılar ihtisas OSB başkanları da katıldı.
Sanayicilerin taleplerini dinleyerek, tek tek not alan ve her türlü desteği sağlayacaklarını belirten Başkan Yavaş, Başkent sanayisinin gelişmesi ve istihdamın artması için iş birliğine hazır olduklarının altını çizerek, “Ankara’da yatırımlara ve iş gücüne katılımın artmasını sağlayan projelere öncelik vermek istiyoruz. Sanayicilerimizle ortak projelere imza atmayı arzuluyoruz” dedi.
Pandemi sürecinde uygulanan sokağa çıkma yasaklarında Başkent'te önemli bir asfalt seferberliği başlattıklarını anlatan Başkan Yavaş, şu değerlendirmelerde bulundu: “Ostim, ivedik ve Siteler gibi noktalara büyük ölçüde asfalt serildi. Gelirlerimizde yüzde 70'e yakın düşme var. Buna karşılık enerjide, elektrikte bize hiçbir erteleme yapılmadı. Belediyenin gelirleri azaldı ama giderlerini hiç durdurmadılar. Tüm bunlara rağmen asfalt çalışmalarımıza devam ediyoruz.”
Göreve geldikten sonra ihalelerin açık ve şeffaf bir biçimde yapılarak, Büyükşehir'e kaynak aktarmaya çalıştıklarını hatırlatan Başkan Yavaş, “Bir firma daha önceki dönemde Ankara'da aşağı yukarı birkaç milyar dolarlık asfalt ihalesi almış, tonu 60 dolardan. Biz şimdi 19 firmanın girdiği açık ihaleyle aynı firmaya 25 dolardan yaptırıyoruz. ihaleye çok firma girince kırım da çok oluyor” dedi.
Sanayicilerin yetişmiş itfaiyeci ve itfaiye istasyonu taleplerine de cevap veren Başkan Yavaş, işe alımlarda liyakata önem verdiklerinin altını çizerek, şöyle konuştu: “Biz göreve gelmeden Büyükşehir'e 600 itfaiyeci alınmış. Bu 600 itfaiyeciden 157 kişi kalmış. Diğerlerinin çoğunu memur yapmak için almışlar ve diğer kurumlara aktarmışlar. Biz Şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndan izin aldık, itfaiyecilik okulu mezunlarını alıyoruz. Mülakata katılacak 1200 kişi arasından bu işin eğitimini almış 300 kişiyi istihdam edeceğiz. Başka yere geçmelerine de izin vermeyeceğiz.”
Libya’da Türkiye'nin attığı stratejik adımlar sonrası adeta bozguna uğrayan BAE, Türkiye’ye yönelik düşmanca tutumuna devam ediyor. AB temsilcisi Borrell ile görüşen Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed, “Sonuçları felaket olur” diyerek Türkiye’ye Libya tehdidi savurdu. Savunmadan Sorumlu Bakan Ahmed Al Bowardi, Atina ile Türkiye’ye karşı atılacak adımları görüştü. Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş da Türkiye’ye karşı Fransa’ya dayanışma mesajı verdi.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da darbe, terör ve işgallerin önde gelen destekçisi Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed yönetiminde, Türkiye'ye karşı her cephede saldırılarını yoğunlaştırmaya başladı. Özellikle Libya'da Türkiye destekli uluslararası meşruiyete sahip Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin (UMH) terör örgütü lideri Hafter güçlerini sahada bozguna uğratmasından sonra Abu Dabi yönetimi Ankara'ya karşı açık cephe alma politikasını yoğunlaştırdı.
Türkiye'nin çıkarlarını direkt hedef alan BAE, hem bölgede hem de diğer coğrafyalarda işbirliği ve ittifak arayışını da yoğunlaştırdı. Son olarak Abu Dabi yönetimi üç koldan Türkiye'yi hedef aldı. BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed el Nahyan, "Türkiye'nin Libya'daki mevcut rolüne devam etmesi durumunda sonuçlarının 'felaket' olacağı" sözleriyle işin boyutunu tehdide kadar çıkardı.
Abdullah bin Zayed, dün Avrupa Birliği (AB) Dış işleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Türkiye'nin Libya'daki rolünü küstah sözlerle hedef aldı. BAE medyasının aktardığına göre Abdullah bin Zayed, "Türkiye'nin rolü, mevcut şekliyle Arap dünyası tarafından hoş karşılanmıyor. Eğer Türkiye aynı şekilde devam ederse sonuçlar felaket olur" ifadelerini kullandı. Bin Zayed'in, Mısır'ın çabalarından övgüyle bahsettiği de belirtildi.
BAE'nin Savunma işlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Ahmed Al Bowardi'nin de dün Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Panagiotopoulos ile bir video konferans görüşmesi gerçekleştirdiği BAE resmi haber ajansı "WAM" tarafından bildirildi. ikili görüşmede, ülkeler arasında savunma ve Askeri işbirliğinin güçlendirilmesine yönelik ne gibi adımların atılabileceği masaya yatırıldı. Haberde belirtilmese de görüşmede ortak hedefin Türkiye'ye karşı atılacak adımlar olduğu değerlendiriliyor. BAE gibi Yunanistan da Libya da terör örgütü lideri Hafter'i destekleyen ülkeler arasında yer alıyordu.
Abu Dabi'nin son birkaç gün içinde Türkiye'ye karşı attığı bir diğer adım ise Ortadoğu'nun eski sömürgeci güçlerinden Fransa'ya gönderdiği dayanışma mesajı oldu. BAE'nin Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş, Twitter hesabı üzerinden, Fransa'nın, bir Türk fırkateyninin bir Fransız gemisine kilitleme yaptığı yalanını sahiplendi. Gargaş, tweetinde Türkiye'ye açık cephe aldı ve Fransa'yla dayanışma mesajı verdi.
israil Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkesinin diplomatik ilişkilere sahip olmadığı BAE ile yeni tip koronavirüsle mücadelede işbirliği yapacağını açıkladı. Netanyahu, yaptığı yazılı açıklamada, israil ve BAE sağlık bakanlıkları tarafından Kovid-19 ile mücadelede işbirliğine gidileceğinin duyurulacağını belirtti. Netanyahu, israil ile BAE arasında yapılacak iş birliğinin "son aylardaki yoğun görüşmelerin" sonucu olduğunu kaydetti.
Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) planlarını uygulamak ve islami eğilimli partiler aleyhine propaganda faaliyetleri yürütmek amacıyla Fas medyasına yatırımlar yaptığı belirlendi. Abu Dabi yönetimi, kamuoyu oluşturmak ve kendi ajandasını uygulamak için büyük bütçeli gazeteler ve internet siteleri kurmaya başladı. Ancak Faslı uzmanlara göre, BAE medya üzerinden planlarını hayata geçirmekte başarısız oldu. Fas halkı da BAE'nin kara propagandasından etkilenmeyerek planı bozdu.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy imzasıyla yayınlanan resmi açıklama şöyle:
"Hiçbir açıklamasında Kıbrıs Türklerinin Ada’nın doğal kaynakları üzerindeki eşit haklarına atıfta bulunmayan ve Kıbrıs Türklerini yok sayan AB’nin bu teklifi ciddiyetten uzaktır.
Daha önce de defaatle vurguladığımız üzere, Kıbrıs meselesi çözülene kadar hidrokarbon kaynakları konusunda Kıbrıs Rumlarının muhatabı Kıbrıs Türkleridir. Bu çerçevede, GKRY Dışişleri Bakanı'nın muhatabı da biz değil, KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay'dır.
Doğu Akdeniz meselesinde bir çözüm arzu ediliyor ise, atılacak ilk adım, Ada’daki iki halkın bir an önce biraraya gelerek, hidrokarbon kaynaklarının araştırılması ve işletilmesi konusunda, gelir paylaşımı dahil, ortak bir işbirliği mekanizması kurmalarıdır. KKTC’nin 13 Temmuz 2019 önerisi bunun için gerekli zemini sağlamaktadır.
Kıbrıs Adası'nın batısında deniz yetki alanlarının sınırlandırılması ise, ancak Kıbrıs meselesi çözüldükten sonra mümkün olabilir. Ülkemizin, Kıbrıs Cumhuriyeti unvanını gasp eden ve Kıbrıs Türkleri'ni temsil etmeyen GKRY ile masaya oturması hiçbir şekilde sözkonusu olamaz."
15.000 yıl önce bugün israil olan yerde yaşayan insanlar, arkeologların keşfettiğine göre yılan ve kertenkele yemiş.
Tarihsel olarak israil, Filistin, Lübnan ve Suriye ile Ürdün’ün bazı kısımlarını kapsayan coğrafi bölge Levant’ta yapılan önceki kazılarda, kertenkele ve yılanlara ait binlerce kemik ortaya çıkarılmıştı. Genelde hayvan kemikleri, eğer bu hayvanlar yeniyorsa eskiden antik insanların yaşadığı yerlerde bulunuyor. Fakat kertenkele ve yılanların, insanların beslenme düzeninin parçası mı olduğu veya bu kemiklerin, diğer yırtıcıların geride bıraktığı şeyler mi olduğu bilinmiyordu.
Modern pulluların (kertenkele ve yılanların içinde bulunduğu grup) kemikleri üzerinde deney yürüten araştırmacılar; aşınma, yanma veya avcı kuşlar tarafından sindirilme gibi farklı tip yüzey hasarlarına yönelik görsel örnekler geliştirmişler. Bu kalıpları, israil’in Carmel Dağı yakınındaki bir mağara bölgesi olan ve insanların 11.500 ila 15.000 yıl önce işgal ettiği el-Wad Terası’ndan alınmış pullu kemiklerindeki hasarlarla karşılaştıran bilim insanları; antik kemiklerin büyük kısmının insanlar tarafından yendiğini belirlemiş.
ilk fosilleri ile 2008 yılında Sibirya’daki bir mağarada karşılaştığımız Denisova insanları, o günden bu yana insan ağacının en esrarlı dalı olmaya devam ediyor.
Bu insanlar da tıpkı Neandertaller gibi Homo sapiens döneminde yaşıyorlardı; ancak on binlerce yıl önce yok oldular. Neredeyse on yıl boyunca Denisovalıların varlığını tek bir alanda, kırık bir parmak kemiği, 4 kişiye ait dişler ve kalıntılardan elde edilen DNA ile tanıdık. 2019 yılında ise ardı ardına gelen birkaç keşif sayesinde eski akrabalarımıza ait çok daha fazla detaya kavuştuk. Bu detaylar sayesinde bazı sorular yanıt bulsa da yenileri ortaya çıktı. Kesin olan tek şey, Denisovalıların düşündüğümüzden çok daha karmaşık bir yaşam sürdükleri idi: Asya’da büyük bir alana yayılmış, son derece çetin ve değişik koşullarda yaşamışlardı. Mart ayında araştırmacılar iki ufak kafatası parçası bulunduğunu açıkladılar. Bunlar, Güney Sibirya’nın Altay Dağlarındaki Denisova mağarasında yeni keşfedilen beşinci kişiye aitti. Ancak esrarlı kuzenlerimize dair en şaşırtıcı haber bu mağaranın dışından geldi.
Mayıs ayında Nature dergisinde yayınlanan bir yazıda, araştırmacıların Tibet platosundaki bir mağarada, Denisova insanına ait olduğu ortaya çıkan bir çene kemiği parçası bulunduğu müjdelendi. Böylece ilk defa, Denisova mağarası dışında bir Denisovalıya rastlanmış oldu. 160 bin yıl yaşında ve deniz seviyesinden 3200 metre yükseklikte bulunan bu kemik, yaşayan eski insanların bizim türümüze nazaran çok daha çetin koşullarda ve soğuklarda yaşayabildiklerini kanıtladı. Bu keşif aynı zamanda modern bir esrarı da aydınlatmış oldu: Bilim insanları günümüzde Tibetlilerin Denisova insanlarına ait genler taşıdıklarını düşünüyorlardı. EPAS1 adı verilen bu gen, vücutta oksijen taşıyan kırmızı hücrelerde bulunan bir protein olan hemoglobin üretimini değiştiriyor ve yüksek rakımlarda yaşayabilmeye olanak tanıyor. Ancak Denisova mağarası yüksek rakımda olmadığı için, araştırmacılar orada yaşayanların neden yüksek yaşama uyum sağlamış olduklarını çözememişlerdi. Tibet’te bulunan çene kemiği işte bu sırrı çözmüş oldu; Denisovalıların bilinen yaşam alanını da en az 1600 kilometre genişletti; aynı zamanda bir-iki soruya daha açıklık getirdi. Bilim insanları henüz Çin’de ortaya çıkarılmış birkaç kemiği tanımlayamamışlardı. Denisova kemiklerinin neye benzediği anlaşıldıktan sonra bunların sınıflandırılması da kolaylaştı.
Denisova insanlarına ait fosiller hem sayıca az, hem de parçalanmış halde bulundu. Ancak bilimin elinde en az o kadar değerli birşey daha vardı: DNA. ilk Denisova genomu 2010 yılında, yeni keşiflerle neredeyse eşzamanlı olarak yayınlandı. Bu sayede bilim insanları bu türün tarihini farklı bir perspektiften görme şansı elde ettiler. Birçok araştırmacı tarafından kısa süre önce yapılan çalışmalar, Denisova ve modern insan genomlarını karşılaştırarak Tibet EPAS1 geni gibi bağlantıları ortaya çıkardılar. Diğer çalışmalarda, Güneydoğu Asya ve Okyanusya’da yaşayan insanların Denisovalılar ile çok ufak genetik farklılıklara sahip oldukları öğrenildi. Nisan ayında Cell’de yayınlanan bir makalede, Denisova tarihine ait yeni bir bulgu ortaya atıldı: Endonezya ve Papua-Yeni Gine’de yaşayan 161 kişinin genomları taranarak Denisova DNA’sının modern insanda hala yaşayan kırıntıları ile karşılaşıldı. Araştırmayı yapan ekip, Denisovalı olarak tanıdığımız türün, aslında eski insanların Sibirya’dan Güneydoğu Asya’ya kadar yayılan 3 belirgin türü olabileceğini öne sürüyor. Bulgulara göre Endonezya ve Papua-Yeni Gine’deki çalışmalarda elde edilen DNA’larda, Sibirya’dakinden farklı iki Denisova topluluğuna ait izler mevcut. Bu gruplardan biri, Denisovalılardan en az Neandertaller kadar farklı. Bu da, tamamen farklı bir alt tür olabileceğini gösteriyor. Öyle ki, Yeni Zelanda Massey Üniversitesi’nden Murray Cox, “Denisovalılara ve Neandertallere ayrı ayrı isim veriyorsak –ki veriyoruz-, bu gruba da farklı bir isim vermemiz gerekir” diyor.
Bazı antik timsah türlerinin dinozorlar gibi arka bacakları üzerinde yürüdüklerine ve üç metrelik boylarına dair keşifler şok etkisi yarattı.
Paleontolog Dr. Anthony Romilio; araştırmacıların başta, benzer şekilli fosilleşmiş ayak izlerinin başka bir antik hayvan olan Teruzorlara ait olduğunu düşündüğünü söylüyor.
“Alanlardan birinde, ayak izlerinin iki ayağı üzerinde çamur tabakasında yürüyen dev bir teruzor tarafından meydana getirildiği düşünülüyordu; şimdi anlıyoruz ki bunlar, bipedal (iki ayağı üzerinde yürüyen) timsahların izleri.” diyor Dr. Romilio.
“Ayak izlerinin boyutu 24 santimetre civarında. Bu durum, izleri bırakan canlının bacaklarının, yetişkin bir insanınkilerle hemen hemen aynı boyda olduğu izlenimini uyandırıyor. Bu hayvanlar oldukça uzundu; üç metreden uzun olduklarını tahmin ediyoruz. Ayrıca arka ayak izlerinin her yerde bulunabildiği bu alanda, bir tane bile ön ayak izi yok.”
Profesör Kyung Soo Kim’in lideri olduğu araştırma ekibi, kısa süre sonra neden hiç ön ayak izi olmadığına dair ipuçları buldu.
“Normalde timsahlar, çömelmiş vaziyette yürürler ve geniş izler bırakırlar.” diyor Profesör Kim. “Tuhaf bir şekilde, bulduğumuz izler oldukça dar görünüyor; sanki bir timsah ip üstünde dengede kalmaya çalışmış gibi. Kuyruğun yerde sürüklendiğinde bıraktığı izlere de hiç rastlanmadığını göz önüne aldığımızda, bu yaratıkların iki ayak üzerinde yürüdüğü netleşiyor.”
“Dinozorlar ile aynı biçimde hareket ediyorlardı, ancak bu ayak izleri dinozorlar tarafından bırakılmamıştı. Dinozorlar ve onların neslinden gelen kuşlar, ayak parmakları üzerinde yürüyorlar. Timsahlar ise tıpkı insanlar gibi ayak tabanları üzerinde yürüyorlar; bu sayede topuklarının bıraktığı izler açıkça görülebiliyor.”
Ayak izleri 110-120 milyon yıl öncesine tarihlenmekle birlikte Güney Kore’de, hayvan izlerinin olduğu bir alanda yapılan analizler sonucu bulundu.
Araştırmacılar başlangıçta ön ayak izlerinin yokluğunu sorguladılar; sonuçta günümüzdeki timsahlar “dört ayaklı” ya da dört ayakları üzerinde yürüyor.
“Timsahlara ait fosilleşmiş izler, Asya’da çok nadir bulunur; neredeyse bin ayak izine sahip bu zenginliği keşfetmek oldukça sıra dışıydı.” diyor Dr. Romilio.
“Bir hayvan yürürken, arka ayakları, ön ayaklarının bıraktığı iz üzerine basma potansiyeline sahiptir; bu sayede iz üzerine çok fazla baskı uygulanmış olur. Fakat Kore’deki alanda buna dair bir kanıt bulamadık. Bu durumun düşük kaliteli bir korumadan kaynaklandığı da söylenemez çünkü bu fosiller olağanüstü; ayak tabanlarındaki ince detaylar ve pullar bile korunmuş durumda.”
Kore Yarımadası’nda geçtiğimiz hafta sonunda yükselen tansiyon sonrası dünyanın gözü bölgenin üzerinde. Güney Kore sınırından Pyongyang yönetimine karşı propaganda amaçlı broşür ve balonların gönderilmesi kriz yaratmış, Kuzey Kore tarafının buna yanıtı ise sert olmuştu.
Kuzey Kore, 16 Haziran’da sınır hattındaki Kaesong’da bulunan Güney Kore’yle iletişim ofisini bombaladı. Seul yönetimi adına açıklama yapan Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Kim You-geun, “Eğer Kuzey Kore tansiyonu yükseltmeye devam ederse çok sert yanıt vereceğiz” dedi.
Sibirya'nın kuzeydoğusundaki Verkhoyansk kasabasında Cumartesi günü hava sıcaklığı 38 dereceye ulaştı.
Bu, Kuzey Kutup Dairesi'nde, kayıtların tutulmaya başlandığı 1885 yılından bu yana görülen en yüksek sıcaklık.
Uzmanlar bu bölgenin dünyanın geri kalan yerlerinden iki katı aşkın hızda ısındığına dikkat çekiyor.
Rusya'nın başkenti Moskova'nın yaklaşık 4 bin 800 kilometre doğusundaki kasaba, dünyanın en soğuk bölgeleri arasında yer alıyor.
Burada sıcaklıklar sık sık eksi 50 derecenin altında seyrediyor. 1892'de sıcaklık eksi 67,8 dereceye düşmüştü.
Pazar günü kasabadaki sıcaklık 35,2 santigrat derece olarak ölçüldü. Uzmanlar bunun Cumartesi günkü rekorun bir anomaliden ibaret olmadığını gösterdiğine işaret ediyor. Verkhoyansk'ta Haziran'da en yüksek ortalama sıcaklık 20 derece.
Verkhoyansk, 67,5 kuzey enleminde yer alıyor. Kuzey Kutup Dairesi ise 66,5 derecede başlıyor.
Bu kasabanın yaklaşık 1.100 kilometre doğusunda yer alan Çerski'de de geçen hafta 30 derece sıcaklık ölçülmüştü.
Bilim insanları bu sıra dışı durumun çok büyük bir alanı kaplayan ve "sıcaklık kubbesi" olarak bilinen yüksek basınçtan kaynaklandığını söylüyor.
2020'de Sibirya'da görülen aşırı sıcaklıklar donmuş toprak tabakasının (permafrost) çözülmesine neden olmuş, bölgede görülmedik şekilde erken orman yangınları başlamıştı.
Sibirya'dan Alaska ve iskandinavya'ya son yıllarda artan orman yangınlarında donmuş toprak tabakasının erimesi, atmosfere çok miktarda sera gazı yayılmasına neden oluyor. Orman yangınları, deniz buzlarının kapladığı alan ve kalınlıklarının azalmasına yol açıyor.
Sibirya'nın Norilsk kentinde bu ay başlarında permafrost erimesi sonucu bir santralin tankı çökmüş ve Ambarnaya Nehri'ne 20 bin ton dizel yakıt sızmıştı. Bunun Rusya'nın Kuzey Kutup Bölgesi'nin tarihinden görülen en büyük sızıntı olduğu belirtiliyor.