Sol frame denen özellik yüzünden aklına yazacak bir şey gelmeyen sözlük yazarlarının önlerine düşen her başlığa fikrini yazması nedeniyle kendini doğrulayan gerçeklik.
Twitter da bunu perçinlemiş, tuz biber ekmiştir. Hayırlısı.
bir chuck berry şarkısı. 1962 yılında the beatles tarafından da kaydedilmesine karşın 1994 yılında çıkan live at bbc albümüne dek herhangi bir albümde yer almamıştır. the beatles versiyonunu john lennon seslendirir. memphis, tennessee şeklinde yazılır. çankaya, ankara der gibi biraz. en enteresan olay ise chuck berry şarkılarını the beatles'ın çok daha güzel yorumlamış olmasıdır. bu şarkıda da açıkça görülmektedir. değişik.
Long distance information
give me Memphis Tennessee.
Try to find the party
trying to get in touch with me.
She would not leave her number
but I know who placed the call.
'Cos my uncle took the message
and he wrote it on the wall.
Help me, information,
get in touch with my Marie.
She's the only one who'd phone me here
from Memphis Tennessee.
Her home is on the south side
just beyond the ridge,
just a half a mile
from the Mississippi Bridge.
Help me, information,
more than that I cannot add.
Only that I miss her
and all the fun we had.
We were pulled apart
because her mom would not agree.
Help me get in touch with her
in Memphis Tennessee.
The last time I saw Marie
she was waving me goodbye,
with hurry homedrops on her cheek
that trickled from her eyes.
Marie is only six years old,
information please.
Help me get in touch with her
in Memphis Tennessee.
kişinin sahip olduklarının miktarıyla övünmesi, maddeten değerli olan kazanımlarıyla diğer insanlar üzerinde hakimiyet kurma, diğer insanları ezme girişiminde bulunmasıdır.
bu kişiler sanır ki, elinde bulunanların miktarı ne kadar artarsa karşı tarafı o kadar etkisi altına alır ve kendisine karşı bir hayranlık uyanır.
kendilerine banka hesap cüzdanlarındaki bol sıfırla, fezaya fırlatılan bir roket misali hıza sahip olan internet bağlantılarıyla, konuşmak ve mesajlaşmak dışında bir de amuda kalkabilen cep telefonlarınlarıyla ve toprak mahsülleri ofisinin ambarları kadar geniş hard disk kapasiteleriyle mutlu bir hayat dilerken şu kelimeye bir göz atmalarını salık vermekten kendimi alamıyorum;
the beatles başlığı altında toplanan dört zat-ı muhteremin* yaptıkları yürek okşayan aşk şarkılarının kişinin halet-i ruhiyesinin yön değiştirmesinde ne denli etkili olduğunu gözler önüne süren tespittir.
başka hangi sanatçı veya grup tercüman olabilir kişinin hissiyatına bu kadar derinlemesine ve başka hangi sanatçı veya grup körükleyebilir sevdayı her seferinde o büyümeyen çocuk edasıyla.
ben küçükken çok salaktım şeklindeki özeleştiri mahiyetinde olan cümleyi evirip çevirip, ego tatmini yapmaya çalışan kişi hezeyanını belirtir cümle.
yaptığı son salaklığın küçüklük zamanlarına denk geldiğini belirtir kişi bu cümleyle. geçen zamanın fazlalığı ile yaptığı işlerin doğruluğu arasında müthiş bir doğru orantı kurduğunu haykırır herkese.
ne kadar çok isterdim bu konuyla alakalı olarak, "bilmem hangi büyüğümün bana zamanında söylediği bir şey var ki bu duruma cuk oturur." şeklinde başlayan bir cümle kurabileyim. ama yok anasını satayım. böbürlenmenin zararlarıyla alakalı şahsıma hitaben kullanılmış bir aforizma yok.
evin küçüğü olan fırlama veletlerin abilerini evin diğer üyelerine rezil etme girişiminin özetidir. cümlenin sonundaki r harfi düşer. o harfi cümlenin sonunda kalır ve bölünerek çoğalır. dile getirilirken aldığı hal; abim xi seviyooooooooooo şeklindedir.
bu cümle haykırıldıktan sonra en az bir şamar sesi duyulur olacak o kadar'a yeni efekt önerisi verircesine.
ebesinden hazetmeyen, kendisiyle kötü anıları olan, canı sıkılan, bazen de sacmalamakta sinir tanimamak isteyen bireyin serzenişlerini iletmek amacı ile yazdığı yazıların ana başlığıdır.
parmak kadar çocuğun kafasına vurmaya utanmıyor musun it oğlu it? yok yok. popoma vuracağına kafama vurmuşsun. şimdi anlıyorum bunu. yoksa bu kadar şuursuz olamazdım. olur muydum? olmamalıydım. kaç tane beyin hücremi öldürdün lan? doğru söyle bak bir şey yapmayacağım. niye böylesine bön bakıyorum ben dünyaya? niye böylesine paranoyak halim. yok mu benim tedavim? sen beni bitirdin ama şimdi ben de seni bitirecem ebe. sen kahrolası bir ebesin. doktor neyim değilsin. sadece mal bir ebesin. (ebeleri aşağılamıyorum efenim)evet sen ebelerin en malısın. kafa ile popo ayrımı yapamayacak derecede salaksın. ulan tamam sıfatım kıçıma benziyor olabilir. eller ile ayakların konumundan da mı anlamadın şuursuz? 2 dakikanı almazdı kontrol. ne olurdu baksaydın bir kere. neresi lan bu çocuğun kıçı-başı diye. vurdun kafama öldürdün hücreleri, virane ettin sen benim geleceğimi.
önceden hazırlanmış besteye göre söz yazan kişidir. içindeki duygulardan ziyade, bestenin yansıttığı duyguya göre şekil verir yazdıklarına. üstelik yazdığı satırlar o beste olmadan hiçbir duygu veremez okuyan kişioğluna. şair değillerdir.
"çelişkiler yumağına saplanmış olmak." şeklinde kısaca özetlenecek sendromdur.
her kim ki içerisinde bulunduğu sektöre, o sektörün verdiği imkanlar sayesinde bok atıp prim toplama gayretindeyse, o kişi bu sendroma tutulmuştur. günümüzde ne modern tıp, ne psikanalitik, ne cinci hocalık müessesesi ne de köpekle cinsel ilişkiye girmek bu derde deva bulabilmiştir.
okan bayülgen isinli zat-ı muhterem, adının ve sıfatının her daim taze kalmasının, kendi kitlesi dışındaki insanlara ulaşabilmesinin yegane sebebi magazin sektörüne, televizyonlarda bulunan çarpıklıklara, yine ekmeğini yediği beyaz camdan ayar üstüne ayar veren bir arkadaştır. medya arkası bölümü ile bütün kadın programlarını tabir yerindeyse köpek götüne sokup çıkartarak "ne kadar entelektüelim, ne kadar duyarlı ve bir o kadar düzene isyan etmiş bir bireyim" havalarıyla büyüdükçe büyümüş, king kong'u, godzilla'yı kıskandıracak boyutlarda bir canavara dönüşmüştür.
medya maymunluğu mesleğini icra eden güzide sanatçılarımızın her birini okkalı tükürüklerle fişleyip, yine o fişlediği sanatçılarımıza yine o sürekli verip veriştirdiği tarzlarda programlar yaparak, şifresi 31313131 olan çelik kasasında ömrünün sonuna dek yetecek kadar birikim yapmıştır.
şimdi bu arkadaşın yaptığı kendiyle ölümüne çelişmektir. bu arkadaşın yaptıklarını göremeyip, şu güzelim tespite ve hakaretle uzaktan yakından alakası olmayan sözlere ayar verme gayretinde olacak arkadaşlara sözüm;
basit bir matematik oyunundan ibaret olan medyumdur.
81, 72, 63, 54, 45, 36, 27, 18, 9 ve 0 sayıları karşısında sürekli aynı simgeler görünmektedir. neden? çünkü hepsi 9 sayısının katıdır. peki bunun küre ile ne alakası var?
hangi sayıyı tutarsanız tutun, rakamları toplamını kendisinden çıkardığınızda ulaşacağınız nihai sonuç 9 sayısının katı olacaktır. dolayısıyla da 9'un katlarının yanına konan simge kürenin içine gizlenir. simge sürekli değiştirilerek kurbanın hadiseye uyanması engellenmeye çalışılır.
tsi 21:45'de nou camp'da oynanacak şampiyonlar ligi 2. tur müsabakası. ilk maç 1-1 berabere sonuçlanmış idi.
iddaa isimli, devlet eliyle kumara teşvik eden güzide oyunun türkiye temsilcileri lyon'un galibiyetine 10 ganyan vermiş iken oynamamak olmaz hafızlar.
juninho gibi bir bombacı, benzema gibi kıvrak bir santrafor, kallström gibi cm efsanesi bir maestro ve victor valdes gibi bir sürahinin aynı ortamda bir araya gelmesi halinde neler olabileceğini bu gece hep birlikte göreceğiz. "geçen maçta da aynı ortamdaydılar, beraberliği zor kurtardılar skik!" diyecek olanları da düşündük ağalar beyler.
bu maç için asıl beklenen nedir? barcelona'nın evire çevire yeneceği. barcelonalı topçuların bu maç için beklentisi nedir? lille'e 2 kez kaybeden lyon'u kendileri karşısında hiçbir varlık gösteremeyeceği. barcelona taraftarlarının bu maç için beklentisi nedir? bir karnaval havasında çeyrek finale uzanılacak olması?
peki gerçekleşecek olan nedir dostlar? barcelona'nın babayı alması. ilk 10 dakika içerisinde lyon golü bulup, kontra ataklarla 2. golü aramaya başlayacaktır. bakın buraya yazıyorum. edit neyim de yapmam. sizce lyon takımı son iki maçını neden kaybetti? lyon camiası artık kendi liglerinden ve fransa kupası'ndan bıktı hacılar. üstüste 7 kez ligue 1'i kazandı herifler. şampiyonlar liginde daha ilerilere gitmek istiyorlar. 2 haftadır bu maça konsantre oluyorlar.
çok net söylüyorum;
"oynamayan pişman olur."
ilk yarı 2, ikinci yarı 2 oynamak da çok saçma olmayacaktır.