Televizyonda çatışma sahnesi açmak,
Tencerenin içinde torpil patlatmak,
Kapı tutacağını kızdırmak,
Yeri bilye ile doldurmak,
Yukarıya kova içinde yapıştırıcı ile vantilatörün karşısına kuş tüyü koymak,
Hava muhalefeti geçene kadar, suçluları polis amcalara teslim etmek.
iibf ve sosyal bilimler okumuş, ingilizce bilmiyor ve bunun yanında diksiyonunuz düzgün değilse, ifade yeteneğiniz yoksa mutlaka başka bir yol düşünün, mutsuz olursunuz. ülkede toplam çalışan nüfusun %60'ı asgari ücret ve civarında, %25'i gündelik çalışanlar ve düzensiz işçilerden oluşuyor. Kalan dilim masanın üstünde, yemek isteyen yiyebilir.
görev tanımı belli, mutlu olacağın, maaşı iyi, çalışma saatleri uygun, kafanın rahat olacağı bir iş (imkansız),
departmanın belli olduğu ama sürekli başka işler de kitlenen, esnek çalışma saatli, maaşı orta düzeyde, fena sayılmayacak bir iş (%25),
günde 12 saat asgari ücretle çalışırım, her işi yaparım, sorgulamam diyerek kendinden emin ama bir yandan da küçük emrah profili çizersen (hemen)
derinlemesine düşünüldüğünde, hiçbir canlı özgür değildir aslında. özgürlüğün simgesi olan kuş bile özgür değilken, insanın her fırsatta özgür olduğunu dile getirebilmesi, kendini kandırmaktan başka bir şey değil. hayatın akışı sürerken, herkes kendi payına düşen sınırlı özgürlüğü yaşamaya çalışıyor o kadar. para, bulunduğu konum, dünya görüşü vb. değişkenler, o özgürlüğü daha fazla esnetmeye yarasa da; sınırların ardına kimse geçemez. o civarlarda dolaşılabilir o kadar.
hangi kombinasyonu denesem diye sürekli ikilemde kalan insandır. kahvaltının üstüne bir bardak çay içerken de gözü dalar ve günün muhtemel kritiğini yapar.
ailesinin koruma içgüdüsü ve olası sonuçları daha iyi öngörebilmesiyle; gerek iletişim sorunları, gerekse yanlış çözüm yollarıyla, çocuğun üzerinde isteyerek veya istemeyerek baskı oluşturması ve çocuğun buna karşı başkaldırma arzusuyla, zıt yönde hareket etme isteğinin sonucudur.
kız-erkek ayrımı yapmadan, etiketlemeden, yapıcı bir yaklaşımla dış dünyanın tehlikeleri hakkında bilgi vermek yeterlidir.
her dünya görüşü; kişinin muhakeme yeteneği, bakış açısı, etik ve ahlaki yargıları, soyut ve somut çıkarımlarda bulunabilme kapasitesi ve dünyanın tarihsel gelişimine vakıf olması ile orantılıdır. bu donanıma sahip olma yaşı göreceli olmakla birlikte, kesinlikle 18-20'li yaşlar değildir. bu seviyedeki ergen, özenti, aile ya da çevresel etkilere maruz kalmış objektif olmayan beyinlere itibar etmemek gerekir. zaten herhangi anlayış ya da yönetim sistemi; uzun süre ayakta kalabilse de, sonunda yıkılmaya mahkumdur.
eğitim ve gelişimi benimsemiş, hoşgörülü bireyler sağlıklı toplumları zaten oluşturur. bunun için herhangi bir -izm'in kobaylığını ve bayrak taşıyıcılığını yapmaya gerek yok.
türkiye gibi birçok medeniyetin, kültürün, soyun kesiştiği ve karıldığı topraklarda; kendisinin saf türk olduğunu zannedip, sizleri ötekileştirenler ile çatışmaktan vazgeçin. kendinizle barışık olun.
katma değeri yüksek ürün üretmek. insanların ihtiyaç duyduğu ve satın aldığı şeyleri, ithal edilen malın kalitesiyle yarışır ve rekabet edebilir fiyata sunmak. ithalat kalemlerini, sadece en gerekli ve üretmeyip satın almanın mantıklı olduğu ürünlerden seçmek ve kısıtlamak. bu sistem oturunca, ortaya bir marka çıkartmak ve iyi bir pazarlama stratejisiyle ihracat yapmak ve ülkeye dolar girdisi sağlamak. burada özel sektöre çok iş düşüyor. büyük ekonomileri ayakta tutan şey, serbest piyasanın gücü ve özel sektördür.
hiç durmadan istikrarlı bir çalışma ile her şey yolunda giderse 10-15 yıl içerisinde; bırak düşmesini, dolarla dalga geçmeye başlarsın. gerçek anlamda dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeye oynarsın. çünkü; ülkemiz 60 yıldır gelişmekte olan ülke ve o potansiyeli var.
diğer türlü; devlet para ve maliye politikaları ile dolara müdahale eder. birkaç ay ortalık yatıştı zannedersin. sonra kendi para birimin olmadığı için ve baskılama gücün zayıfladığı için, daha büyük dalgalanmalar meydana gelir. bu böyle devam eder ve yukarıda belirtilen önlemler hayata geçirilemezse; ülke ekonomisiyle alakalı her şey, siyasilerin ve finans kuruluşlarını yönlendirenlerin iki dudağı arasından çıkacak sözlere bağlı olur. günü kurtarmak ve ağza bir parmak bal çalmakla, bir adım ileri, üç adım geri gidilir.
doyumsuzluk, bencillik ve neden daha çok olmasın düşüncesinden kaynaklanmaktadır. bunu bir kişiden, trilyon dolarlık hacme vurduğun zaman; on ülke büyüklüğündeki afrika ve benzer ülkelere düşen, o parayı bölüşenlerin kırıntılarıdır. kendini hiçbir şeyden sorumlu tutma, ondan sonra bıdı bıdı yap. hani yaratıcı yok sayılıyor ya; milyar doların kırkta biri hesaplandığında belki farklı boyuttan bakılmaya başlanır. ha inanmıyor musun? kendi kapının önünü süpür, insanlık görevini yap. günün birinde afrika ile de sınırlı kalmayacak. birkaç yüzyılda bir köklü değişimler yaşanan dünya, artık bu düzeni sürdürmekte zorlanıyor. biz göremesek bile, bir gün devran dönecek. aksi mümkün değil.
ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol sözüyle destekleyebiliriz. ibadet ederek müslüman gibi görünebilirken, iyi bir insan olup, ibadetleri yok saydığı için dinden çıkabilir. namaz kılmak, oruç tutmak müslümanlar için farzken; namaz kılıp, oruç tutan kişi aynı zamanda, fesat, yalancı, güvenilir olmayan biri olabilir. bunlar o kişiyi kötü insan yapar. burada kasıt; bu tip insanların ibadetinin de, inancının da zayıf olduğunu anlatmaktır. kötüleri iyi, iyileri kötü sanabilirsin. sadece ibadetiyle değil her şeyiyle değerlendir demektir. boşver namazı, orucu, ibadeti; yeter ki iyi insan ol demek değildir.
ürünün tasarımı, yarattığı algı, sezon, arz-talep, ürün sayısı gibi etkenler fiyatı belirler. bir şort hiçbir zaman pantolon kadar satılmaz. aynı renk aynı numara ayakkabılardan sandalet olan daha pahalı olabilir. şort, pantolonun yarısı diye fiyatı da daha az olmuyor yani. bütün giyim ürünleri böyledir.
gece tırnak kesmenin günah olması,
kara kedinin uğursuzluk getirmesi,
sen bi kapağı at gerisi kolay cümlesi,
askerlik anılarının yarısı,
herkesin birbirinin yeğeni ya da kuzeni olması.