Nazım Alpman'ın bu internethaberde ki yazısıdır. Saldırıya uğrayan karakola giden başbakandan bahsedilmektedir.
--spoiler--
Başbakan Tayyip Erdoğanın Hakkari dağlarındaki pozu Türkiye siyasetinin de fotoğrafı niteliğinde Genelkurmay Başkanı ilker Başbuğ ile birlikte Gediktepedeki siperin içinde dizlerinin üzerine çökmüş, ileriye doğru hüzünle bakan Erdoğan, bu ülkede yaşayan herkesin aklındaki soruyu bakışlarıyla dile getirir gibiydi:
-Nereye gidiyoruz?
Anadolu Ajansından Kayhan Özerin fotoğrafı tarihe atılan imza özelliğine sahip Başbakanı çökmüş bir ülkeyi bu fotoğraftan daha güzel hiçbir şey özetleyemezdi.
ÖLÜMÜN ARiTMETiĞi
Hakkâri dağlarında hayatlarını kaybeden gencecik insanlar üzerinden siyaset yapmak en hafif tanımla ayıptır!
Ama Türkiyede bu büyük bir pervasızlıkla yapılabiliyor. Ölüm acısı onlara vız geliyor.
Seslerini daha güçlü çıkartmak için böylesi felaket anlarını adeta dört gözle bekliyorlar. Şehitlerimiz, diye gürleyip ölenlerin yüzüne bakmadan çekip gidecekler.
Ama hayat öyle değil işte…
Hakkâri Dağlarında hayatını kaybeden Uzman Çavuş Ömer Kara’nın annesi Elmas Kara, oğlunun bayraklı tabutuna sarılıp arka arkaya üç soru soruyor:
-Oğlum sen neden öldün?
-Sen neyin bedelisin?
-Bunu bana söyleyin komutanım!
Ömer ve onunla birlikte dağlarda kalan hayatların sahibi olan 10 silah arkadaşı neyin bedelini ödüyorlar?
Türkiye zembereği boşalmış saat gibi bir görünüm arzediyor. Bir tarafta daha “çok öldürelim, daha çok ölelim diyenlerin naraları var, diğer tarafta ise biz de öldüreceğiz ve öleceğiz diyenlerin gururlu(!) demeçleri…
Erbil’de AFPye demeç veren PKK sözcüsü Ahmet Denis eğer operasyonlar durmazsa” diyor:
-Savaşı tüm Türkiyeye yayarız!
Birde ölen PKK militanı sayısı konusunda Türk Genelkurmayı ile ceset tokuşturması yapıyor:
-TSK’nın 130 PKK savaşçısını öldürdüğü doğru… Ama söylendiği gibi bunlar Mart ayından itibaren değil 2009 Nisanından bu yana verdiğimiz kayıplardır.
Yani üç ayda değil, on üç ayda 130 kayıp verdik, diyor.
Sonuç değişiyor mu?
130 Kürt genci artık toprağın altında değil mi?
PKK iLE GÖRÜŞMEK
PKK’yi yok sayarak, olayı asayiş sorununa indirgemek gelinen noktalardan koca bir duvar oluştu. Nazlı Ilıcak bu sabah Haber Türk televizyonunda aynen şöyle dedi:
-PKK ile de görüşülebilir, hatta görüşülmelidir!
Milli istihbarat Teşkilatı (MiT) eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş 41 yıllık meslek kıdemi dikkate alarak söylediklerini iyi okumak gerekiyor. Taraftan Neşe Düzele diyor ki:
-PKK Kürt Sorununun ikinci ayağıdır. Çözüm için PKK silah bırakmasıyla mümkün olur. Bunun için Abdullah Öcalan ve Kandil dahil herkesle görüşülebilir!
Hiç kimse Cevat Öneşin Türkiye düşmanı olduğunu söyleyemez her halde
Aklıselim için çaba harcıyor diye yorumlanabilir
Siyasette yeni bir çıkış yoluna ihtiyaç var.
Buna en çok Erdoğan’ın ihtiyacı olabilir. Çünkü siperdeki fotoğrafın verdiği mesaj hiç de iç açıcı değil:
-Başbakanı çökmüş ülke!
--spoiler--
Hpg'ye ait web sayfasıdır. Gerçekleştirdikleri eylemler Ordu tarafından gerçekleştirilen operasyonlar hakkında bilgiler vermektedir. inanıp inanmamak tercih meselesidir.
Gazeteci Nazım Alpman'ın internethaber köşesinde yazdığı yazısının başlığıdır.
--spoiler--
Marmara gemisi ile Gazze’ye yardım malzemesi götürerek israil ablukasını yarmayı amaçlayan iHH tarafından çekilen fotoğraflar, Hürriyet ile birlikte dünya basınında yayınlandı. iHH de bunların daha fazlasına kendi sitesinde yer verdi.
Baskını gerçekleştiren israilli komandolara “kahraman” unvanı verilmesi üzerine bu fotoğrafların yayınlanması fikrinin doğduğu açıklandı.
Yani israil’in cakasını “alaşağı” etmek amacıyla hareket edilmişti!
Bakın görün kahramanlarınızı nasıl hüngür-hüngür ağlıyorlar mesajı servis edilmişti. israilliler de fotoğrafları görünce “şahane” dediler:
-işte biz de bunun için (kendimizi korumak amacıyla) ateş açtık!
YARALI ASKERLERE iLK YARDIM
iHH fotoğrafları arasında bir de insani yardım fotoğrafı var. Ünlü ağlayan komandonun yarasına pansuman yapılırken çekilmiş karede israilli asker artık ağlamıyor, başındaki yaraya tampon konuluyor, iki Marmara yolcusu tarafından…
Burada durup şu soruyu sormak gerekiyor:
-Barış eylemcisi ile deniz komandosu arasında ne kadar fark bulunmalı?
Hemen bağlı bir soru da şu olabilir:
-ilkyardım alan bu israilli komandolar nasıl kan revan içinde kaldılar?
Tıbbi yardım güzel de onları o hale kimin getirdiğini de sorgulamak gerekiyor. Bütün bunlara içten yanıtlar verdikten sonra israil komandolarının yaptığı katliamı sonuna kadar eleştirmek, kınamak ve lanetlemek hakkına sahip olunabilir.
CEHPEDE ATEŞ EDEN GAZETECi
Barış için aktif eylemin her aşaması barışçı olmak zorundadır.
Barış gönüllü müsün?
Askeri hedef haline gelecek görüntü vermeyeceksin. Gücümün yettiği yere kadar fiziki şiddet uygularım, bittiği zaman var gücümle haykırırım: insan hakları çiğneniyor!
Böyle bir ölçü olamaz.
Bosna Savaşı sırasında Türkiye gazetesinden Yusuf Sancak adlı bir muhabir Hasan Celal Güzel ile birlikte Saraybosna’ya gitti. Dönüşünde okurlarının karşısına fiyakalı bir manşetle çıktı:
“Cephede bir Sırp vurdum!”
Bu şekilde bütün Türk gazetecileri “askeri hedef” haline getirdi.
Gazeteci savaşta tetiğe basmaz deklanşöre basar.
iSRAiL SOLU VE TÜRKiYE
insan hakları, uluslararası dayanışma konularına son yıllarda dahil olan islamcı akımlar eski alışkanlarından sıyrılamıyorlar.
Hatırlayalım istanbul’da bir avuç kalmış Rum azınlık için sık sık sahneye çıkanlar şöyle slogan atarlar:
-Vur vur inlesin Patrikhane dinlesin!
Nesine vuracaksın ki? 1927 sayımında 130 bin kişi olan istanbul Rumları 1460 kişiye inmişler zaten…
Savaş söylemi üzerinden insan haklarını savunmak mümkün değildir.
Bunun nasıl yapılacağını en yakın olarak israil’i solu gösterdi. Tel Aviv’de Meretz, Hadaş, Şimdi Barış ve Guş Salom taraftarları geçtiğimiz Pazar günü bir araya gelerek Mavi Marmara Gemisi baskınını ve Gazze ablukasını kınayan bir miting yaptılar.
Binlerce israilli barış gönüllüsü israil bayrakları yanında Filistin ve Türk bayrakları dalgalandırdılar Tel Aviv’in göbeğinde… Hatta altı köşeli israil yıldızını kırmızı zemine yerleştirip kenarına bir hilal koyarak Türk-israil ortak bayrağı bile yaptılar.
Barış istemi böyle dile getirilir.
israil’de ve dünyanın her yerinde solcular alanlara böyle çıkarlar:
-Barış eylemcisi, barışçı olur!
--spoiler--
ateşkes bitiren Pkk örgütünün Çukurca'da polis aracına yaptığı saldırıdır.
--spoiler--
Hakkari'de bir polis aracına saldırı düzenlendiği, yaralıların olduğu bildirildi.
Alınan bilgiye göre, Hakkari-Çukurca kara yolunda, Emniyet Müdürlüğü'ne ait zırhlı araca düzenlenen silahlı saldırıda bazı polislerin yaralandığı bildirildi.
Yaralıların nakli için ambulanslar bölgeye sevk edilirken, Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şubesi ekipleri, Hakkari Devlet Hastanesi Acil Servisi önünde yoğun güvenlik önlemi aldı.
--spoiler--
Bunların ''sol'' anlayışı fakir edebiyatı yapmak. Solcuların da herkesin fakir olması gerektiğini savunduğunu sanıyorlar. Ya da sanmıyorlar ama öyle işlerine geliyor.
Türkiye Su meclisi nin ülke genelinde başlattığı imza kampanyasıdır. Atlas dergisinin de doğal üyesi olduğu Türkiye Su Meclisi memleketin her bir bölgesinde özellikle karadeniz olmak üzere yapılan (Hes) Hidro Elektrik Santrallerine karşı bir savaş vermektedir. Hes'ler doğayı katletmekle kalmıyor aynı zamanda bölgede ki işsizliği ve göçleri körüklüyor. Aynı zamanda kültürel yaşama darbe vuruyor. Şimdi zaferler kazanılmaya başlandı sizde bu mücadeleye destek olun!
Kullandığınızda yabancı turist sanılmanız kaçınılmazdır. Ayrıca sosyal olarak iyi bir yönüde vardır, koca koca kamyonlar bile size saygı duyarlar.
Önemi ise kafayı yarıpta yaşayabilirseniz anlaşılır. Öyle ki hiç olmadık yerlerde ölümlü kazalar olabilir. iki tekerlek bu güven olmaz. Oldukça uygun fiyatlarda kasklar bulunmaktadır.
Sermaye basınının her bir toplumsal olayda bahsettiği provakötörlerin yakıp yıktığı bankalar, özel araçlar, mcdonald s lar kısaca mülke uygulananın şiddet olmamasıdır.
15 Ağustos 2008 de bulunan fosil modern insanla, homo cinsi ile australopithecus arasında bir geçiş basamağıdır. Hatta Homo erectus'un doğrudan atasıdır.
ilkel özellik olarak kabul edilen uzun kollarla birlikte ileri kabul edilen uzun bacaklar ve gelişmiş leğenkemiğine sahip.
Çoğu ülkede yasak olan reklamlardır. Ancak Ukranya'da bir tabelada spor yaparken gülümseyen bir kadının yanında marlbora paketi ile reklam edilmesi oldukça ilginç görünmüştü gözüme. Ayrıca Türkiye de ki reklamlara örnek olarak aklımda kalan atlas dergisi 92 sayısında spor ürünleri reklamı ile aynı sayfada bulunan parliement reklamını hatırlıyorum.
Patagonlar veya Patagonya devleri, ilk defa zamanın az bilinen bölgesi ve sahili olan Patagonya'da rastlanan efsanevi insan ırkıdır. ilk Avrupalıların kayıtlarına göre, boylarının normal insan boyunun iki katını geçtiği, hatta bazı kayıtlara göre 3,5 - 4,5 metreyi bulduğu söylenir. Yaşamış olması mümkün olmayan bu insanların varlığı, bölgedeki Avrupalıların akıllarında, 18. yüzyılın sonlarında büyük ölçüde çürütülene dek 250 yıl kadar kalmıştır. Ancak Güney Amerika efsaneleri birkaç dev kabile soyundan bahseder. Örneğin, ortalama 7 fit (2,134 metre) boyunda ve kızıl saçlı oldukları söylenen Peru'nun Çancasları veya Çanakları [1].
Patagonlar hakkındaki ilk bilgi, 1520'lerde dünyanın etrafını dolaşan Ferdinand Magellan ve mürettebatının onları Güney Amerika sahillerinde gördüklerini iddia etmeleridir. Magellan'ın uzun yolculuğunun tarihçisi ve yolculuktan sağ çıkan az sayıdaki kişiden biri olan Antonio Pigafetta yerlilerle karşılaşmalarını ve boylarının normal insanın iki katı olduğunu yazmıştır:
"Bir gün aniden çıplak ve dev boyutlarda bir adamı limanın sahilinde gördük, dans ediyordu, şarkı söylüyordu ve kafasına toprak atıyordu. Kaptan-general Magellan, adamlarımızdan birini devin yanına yolladı, o da aynı hareketleri barış işareti olarak yapacaktı. Bunu yaparak, devi kaptan-generalin beklediği adacığa getirdi. Dev, kaptan-generalin ve bizim yanımızda çok şaşırdı ve gökten geldiğimizi düşünerek parmağını havaya kaldırarak işaretler yaptı. O kadar uzundu ki ancak beline geliyorduk ve orantılıydı..."
Pigafetta ayrıca Magellan'ın bu insanlara "Patagão" (veya Patagoni ) adını verdiğini kaydetmiş fakat bunun nedenlerini açıklamamıştır. Pigafetta'nın zamanında bu ismin kaynağı olarak pata veya ayak olarak düşünüldüğü ve "Patagonia" kelimesinin "Büyük Ayak Toprakları" anlamına geldiği şeklinde yorumlanmıştır. Ancak, bu da kökenbilim açısından tartışmalıdır, -gon sonekinin anlamı da açık değildir. Yine de, "Patagonia" ismi ve yerli halkın dev olduğu fikri, sabit kalmıştır. Yeni Dünya'nın daha sonra yapılan ilk haritalarında bölge regio gigantum ("devlerin bölgesi") olarak adlandırılmıştır.
1579'da, Francis Drake'in gemi papazı Francis Fletcher, Patagonyalılarla uzun buluşmasını yazmıştır.
1590'larda Anthonie Knivet Patagonya'da 3,5 metre uzunluğunda cesetler gördüğünü iddia etmiştir.
1766'da, tuğamiral John Byron'ın kaptanlığındaki HMS Dolphin'in ingiltere'ye geri dönüşünden sonra, dünyanın etrafını dolaşırken Patagonya'da 9 ayak uzunluğunda bir yerli kabilesi gördükleri söylentisi yayılmıştır. Ancak, seferin kayıtlarının 1773 yılında tekrar düzenlenerek yazıldığı metinde, Patagonyalıların sadece 1,98 metre boylarında olduğu yazılmıştır; belki uzun, fakat kesinlikle dev değil.
Byron'ın karşılaştığı insanlar büyük ihtimalle bölgenin yerlileri Tehuelçelerdir. Daha sonraki dönemlerin yazarları, Patagonya devlerinin bir aldatmaca veya en azından abartma ve bölge hakkında ilk bilgi veren Avrupalıların notlarının yanlış yorumlanması olduğunu düşünmüşlerdir.
Torres del Paine, (ispanyolcada Paine'nin kuleleri), Şili Patagonyası sınırları içinde kalan bir milli park. Milli park ismini gökyüzüne kule gibi uzanan masif 3 kayadan alır. içinde yaşayan yaklaşık 60 pumaya, kanat genişliği 3 metreyi bulan kondorlara, And Dağları'na özgü bir hayvan olan guanakolara ve gri patagonya tilkisi gibi hayvanlara ev sahipliği yapar.
Konum ve iklim
Şili Patagonyası'nda,ülkenin 13 yönetim bölgesinden olan, Magallanes y la Antártica Chilena Bölgesi'indedir. Puerto Natales şehrinin 140 km kuzeyinde kalır. Parkın kuzeyinde Arjantin sınırı, batısında Grey Buzulu, güneyinde Lago del Toro gölü doğusunda ise Lago Sarmiento de Gamboa Gölü bulunur.
Milli park 2420 kilometrekare alanı kapsar. 3000 m yükseklikteki dağlar, buzullar ve fiyordlar Torres del Paine'nin sınırları içinde kalır.
Parka ismini veren 3 adet granit kayalı dağ, milli parkın sembolü olup, deniz seviyesinden 2200 ila 2500 m yüksektedir. Dağlar hemen hemen parkın merkezindedir. Dağların güneyinde,isveçli jeolog Otto Nordenskjöld'in ismini taşıyan göl Lago Nordenskjöld bulunur.
Milli parkataki en yüksek dağ 3050 m yüksekliği ile Cuernos del Paine Grandedir. Parkın büyük bölümü buzullarla kaplıdır ki bunların en ünlüsü Lago Grey gölündek, Grey buzuludur.
Yazın ortalama sıcaklık 11 derece iken ısı kışın yaklaşık 1 derece civarına kadar düşer.
Tarihçe
Bundan 14000 yıl önce Patagonya'daki son buzul çağı sona erdi. O zamandan beri buzullar geri çekilmektedir. Zamanının prehistorik hayvanlarıda burada yaşamışlardı. Bunlardan birinin iskeletini 1895 yılında alman maceracı Hermann Eberhard, parkın doğusunda keşfettiği Milodon mağarasında buldu.
Parkın Şili hükümeti tarafından düzenlenmesinden önce ,Torres del Paine ormanları, koyunlarına otlak alanı açmak isteyen arazi sahiplerince yakılmıştı. Bugün doğa tekrar kendi halinde gelişmesine bırakılmıştır.
1959 yılında kurulan Milli Park, 1978 yılında UNESCO tarafından doğal biosfer koruma alanı olarak ilan edilmiştir.
17 Şubat 2005 tarihinde,dikkatsiz bir turistin sebeb olduğu çıkan bir yangın sonucu, 15000 hektarlık ormanlık arazi kül olmuştur. Ayrıva küresel ısınma dolayısıylada buzullar git gide küçülmektedir.
Flora ve fauna
Tabiat açısından çok yönlüdür. Büyük buzul alanlar, yüksek dağlar, çok sayıda göl, tundra ve ağırlıklı servi ağacından büyük ormanlara sahiptir. Orkide de dahil olmak üzere çok çeşitli çiçeklere rsatlamak mümkündür.
Yine hayvan dünyası da çok yüzlülük gösterir. Guanakolara, Darwin Nandularına ve kondorlara ev sahipliği yapar.
Turizm
Milli Park tamamen ziyarete açıktır. idare merkezi Lago Toro alanındadır. Parka otobüsle Puerto Natales 'den ulaşılır.
Parkın içinde çok sayıda küçük idare noktası vardır. CONAF çok sayıda yürüyüş parkuru düzenlemiştir. ilaveten çok sayıda kulübe ve kamping alanı bulunur. Parkın gereksiz şekilde kirletilmemesi için çok sıkı çevre şartları uygulanır.
Torres del Paine, trekking sevenler, dağcılar, buzul turistleri, hayvan ve botanik severler için bir cennettir. Doğa çok değişken olup fantastik manzaralar sunar.
Ojos del Salado, Dünya'nın en yüksek volkanı ve Güney Amerika'nın en yüksek ikinci dağıdır. Şili ve Arjantin sınırında olan Ojos del Salado, Atacama Çölü'ndeki konumu sebebiyle ender olarak karlarla kaplıdır.
Dağa ilk tırmanış 1937 yılında Polonyalı bir bilimsel gezi grubuyla gerçekleştirilmişitir.
Herhangi bir patlama raporu kaydı olmadığından, sönmüş volkan olarak kabul edilir. Buna rağmen hâlâ gaz hareketliliği vardır. Bu şekilde 1937, 1956 ve 14 Kasım 1994'de su ve kükürt buharlarının da açığa çıktığı hareketlilikler tespit edilmiştir.
Ojos del Salado , 20. Yüzyılda yapılan bazı ölçümlerde Aconcagua'dan yüksek çıkarak, kıtanın en yüksek dağı olarak tespit edilse de, yeni GPS temeline dayanan ölçümler bu sonucu onaylamazlar. Hatta Ojos del Salado, 1994 yılında yapılan bir ölçümde Monte Pissis dağı 6.882 m çıkınca, Güney Amerika'nın 3. en yüksek dağı konumuna gelmiştir. ancak takip eden yıllarda bu ölçümün yanlış olduğu tespit edildiğinden , bugün Ojos del Salado'nun bu dağdan, 80-100 m daha yüksek olduğu bilgisi kesinleşmiştir (yeni ölçüm 6.795 m).
Zirvesi, sıradışı yüksekliği ve ısısı dolayısıyla sadece tecrübeli dağcıların tırmanmasına olanak verir. Zirvede tespit edilen kurban alanları sebebiyle, burasının, inkaların kurban rituellerini yerine getirdikleri yer olduğu tahmin edilmektedir.
Ojos del Salado bir Dünya rekoruna da sahne olmuştur. Alman Matthias Jeschke 4 Mart 2005 tarihinde Toyota Landcruiser 90 V6 aracıyla 6.358 metreye ulaşarak, bir araçla çıkılan en yüksek rakım rekorunu kırmıştır.
Cerro Fitz Roy ya da Cerro Chaltén, Güney Amerika'nın Arjantin Patagonyası'nda 3.406 m yükseklikte bir granit dağdır. Los Glaciares Milli Parkı'nın en önemli unsurlarından biridir.
Bölgenin eski sakinleri Tehuelche kızılderililerinin dilinde dağın adı El Chaltèn olup, kendi dillerinde volkan anlamına gelmektedir. Bugün buraya en yakın durumda bulunan köy, El Chaltén adını taşımaktadır. Bu noktadan çıkışla dağa çok sayıda günübirlik yürüyüş gerçekleştirilir.
Dağı 1877 yılında Francisco Pascasio Moreno keşfetmiş ve Charles Darwin'in araştırma gemisi HMS Beagle'nin komutanının adını vermiştir: Robert FitzRoy.
1951 yılında bir Fransız grubu, Lionel Terray önderliğinde, Jacques Poincenot, Guido Magnone, M.A. Azena, R. Ferlet, Lliboutry, Depasse, Strouvé ve Arjantinli Francisco Ibáñez 'in katıldığı bir bilimsel gezi başlattı. Bu gezi şansız başladı. Bir nehir geçişi sırasında tecrübeli dağcı Poincenot boğuldu. Daha sonra dağa ilk tırmanma denemeleri çok zor olarak gözüktü. ilk olarak 2 Şubat 1952 tarihinde Terray ve Magnone buraya tırmanmayı başardı.
16 Ocak 1986'da Thomas Bubendorfer dağa ilk defa tek başına tırmanmayı başaran kişidir.
Şekli ve sıradışı hava şartları yüzünden bu dağ, bugün bile tırmanması son derece zor olan yerlerlerden biridir.
Fitz Roy-Massifi'nden Cerro Daudet'e kadar olan sınır hattı Şili ve Arjantin arasında uzunca bir süre tartışma konusu olmuştur. Ortak bir sınır komisyonu, 16 Aralık 1998'de sınıra son şeklini vermiştir.
Neredeyse her eylemin izinsiz olarak gerçekleştirildiği Güney Kore'de bu eylemlerde yaşanan çatışmalardır. Sendikaların ülke çapında gücü oldukça büyüktür benzin istasyonları dahi bulunmaktadır.
Çatışma eğitimi verirler. Çatışmalar oldukça düzenli ve örgütlü bir biçimde gerçekleştirilir. Öyle ki bir eylemcinin aynı anda 4 molotof kokteyli attığını görebilirsiniz. Belirli bir döneme kadar her türlü hakka sahip olan polislerin artık eylemcilere belirli bir müdahale hakkı bulunmaktadır.
Youtube'de bir çok görüntüye ulaşılabilir. işte bir kaç etkileyici video: