adı ne olursa olsun adam kesmenin, ev yıkmanın, katletmenin, zorbalığın, baskıcı otoritenin, sürü psikolojisinin din ve din zaafları kullanılarak meşrulaştırılma çabasıdır.
her iki tarafın da (belki daha fazla tarafın) birbirine bakışı aynıdır.
insanların bitmek bilmeyen bi aydınlanma çabasına kavuşması dileğiyle...
edit: @3 hocam karşına aldığın taraf da aynı şekilde bakıyo sana.
sakalın istenmeyen durumlarda kesme zorunluluğudur.
misal:
işe gitmek için kalkılan bayat çay kıvamında sabahta traş ayna karşında rutin traşını olurken haftalardır bıraktığın ve kendine yakıştırdğın keçi, top sakalın, cücüğün (bıyık da dahil edilebilir) bi kısmını gözlerinde daha çapaklar varken yanlışlıkla almak ve obsesifliğinden ya da kurtulamayacak kadar kesildiğinden tüm sakalı kesmek zorunda kalmaktır. (çok uzun bi cümle oldu ne yazdığımın farkında değilim)
misal 2:
ortaokul-lise dönemlerimde (evet orta okulda sakallarım vardı) (bkz: bunlar hep akraba evliliği) çıkşta buluşacağım kız arkadaşım ya da gideceğin mekanda yaşımı belli etmemek için bıraktığım bi haftalık sakalla sabah sabah daha afyonumuz patlamışken okul yönetimince yakalanıp soğuk suda, kantinde satılan 1 liralık jiletlerle traş olma durumumdur.
sözlükte sıklıkla gördüğüm başlıklar bütünüdür. yok şöyle kürt böyle kürt şunu da yapmış kürt bunu da söylemiş kürt.
öncelikle söylemeliyim ki ben de bir kürt'üm bir asker çocuğuyum. her ikisini de ne ortam olursa olsun söylenmekten utanmadım kaçmadım. çocukluğum ve gençliğimin bir döneminin geçtiği askeri lojmanlarda bile hiç ayrımcılığa uğramadım sivilde uğradığım kadar. bu ülkede yaşayan insanların çoğundan ülkemi daha çok sevdiğime inanıyorum. babam 3-6 aylık göreve gittiğinde telefon başında uyuyup acaba bir haber gelicek mi diye beklediğimi hatırlıyorum. telefonu her seferinde ''alo baba'' diye açıp başka bir erkeğin sesini duyunca yaşanılan durumun pek kolay olduğunu sanmıyorum. biliyorum ön yargılarını yıkamadığım birçok insan olucak. tüm bunların çevrenizdeki kürtlerin etkisiyle oluşmuş tabular olduğuna eminim. kimse sütten çıkmış ak kaşık değildir ve herkesin iyisi kötüsü vardır. bu ölçütün de yalnızca vicdanla ve eğitimle ölçülebileceğini sanıyorum, ırkla değil.
çevremdeki türk arkadaşlarımla kürtler üzerine muhabbet yaptıktan sonra kürt olduğumu söylediğimde ''abi sen farklısın'' diyolar. nerem farklı? aynı topraktan gelmedik mi aynı dili konuşmuyo muyuz? hiç mi aranızda asan kesen çalan çırpan insanlıktan nasibini almamış türk yok? inkar edilemeyecek kadar vardır. bak o insanlara şöyle bi uzaktan, ne var eksik? insanlık ve eğitim...
gözünü seveyim, sözlüğe girebilecek kadar internet kullanabilen insansın. oku okuttur. çıkar at gözlüklerini.
geri bırakılmış bir bölgeden bahsediyorum. dikkat et bölge diyorum ırk değil. kürdüyle, türküyle... ''bunlar hep acıtasyon'' diyiceksin belki de. gel beraber sanayileşme oranlarını gösteren bi haritaya bakalım, gel beraber şehirleşme oranlarını gösteren bi haritaya bakalım. gel beraber bir öğretmene kaç öğrenci düşüyor şehir şehir bakalım. bu sadece kendi pencerem.
tüm bunlara rağmen ikna edemedim mi seni? şu ülkenin 30 yıl alnının teriyle çalışmış babam için döktüğüm gözyaşının akıttığım terin bi hakkı varsa hakkımı helal etmiyorum kardeşim. kendi memleketime giderken üzerimde taşıdığım askeri kimlik kartımdan dolayı öldürülme riskim korkum, bu ülkeye bişeyler katmaya çabam bi hak veriyosa bana hakkını helal etmiyorum kardeşim.
umarım ki bir gün o hor gördüğün halktan bir kıza aşık olursun da o zaman oturup konuşmak isterim seninle.
Yanimda olsa. Sorsam: "ben yokken neler yaptin?" diye. Anlatsam uzun uzun, ben konussam o dinlese. Gozlerimin icine baksin, sesim catallastiginda cayimi uzatsa, elleri saclarimda basim dizinde olsa, yine "biz" olsak. Kiskansam, belli etmesem. Her yere onunla gitsem. Bi parcam olsa yine. Yedigimden ictigimden tat alabilsem. Her adimim ona dogru olsa. Her nefes alisim kokusunu tasisa burnuma...