facebook'ta abazan bir elemanın, tartışmanın tam da ortasında "your eyes are amazing" diyerek tartışmaya dalması sonucu, tartışmaya katılanlardan birinin verdiği yaran cevaptır. orjinali şöyledir: "diego dur allahını seversen sen de zaten ortalık karışık"
"filiz sevişelim mi" gibi ünlü olması öngörülmekte, başlıklarda "adam haklı beyler" kadar olmasa da sık kullanılacağı otoriteler tarafından iddia edilmektedir.
michael jackson'ı "mic-ha-el-jack-son" şeklinde türkçe okumaktan farksızdır. özel isimlerin türkçe karşılığı olmadığını, bu yüzden de konulduğu şekilde okumanın daha doğru olacağını fark edemeyen zihniyetin kullanımıdır. bunun yanında sırf türkçe karşılığı diye michael(maykıl)ı mikail diye de okumanız abestir. elbette türkçe'yi olabildiğince kullanmak önemlidir ama saçmalamadan bunu yapmak gerekir. bir de düşünmek lazım tabi: dünyada hangi millet google'ı kendi dilinde okumaya çalışır ki? adını koyan "gugıl" demiş, sen istediğin kadar "go-og-le" de dur.
ekleme: aynı şekilde yabancıların da türk isimlerini kendilerince okumaları da mantıksızdır. özellikle de telaffuz anlaşılmayacak hale geliyorsa. (evet go-og-le'nin kelimenin aslıyla uzaktan yakından alakası yoktur. git şimdi go-og-le diye devam et sen.ayrıca kelimelerin aşağı yukarı okunduğu gibi yazıldığı (bkz: fonetik) dillere bakın bakalım, oradakliler google'ı nasıl okuyorlar.
iett'nin eski otobüslerindeki laçkalığı iğneleyen ifade. Otobüsteki diğer varlıkların oturdukları rahatsız plastik cisimlerden tutun da, özellikle günün yoğun saatlerinde balık istifi şeklinde giderken, şöförün arkadakilerin halini anlamamasından mütevellit (bkz: tok açın halinden anlamaz) yaptığı manevra ve ivmelendirmelerin, insan üzerindeki yıkıcı etkisiyle ortaya çıkmıştır. insan yolcu değil, sanki adeta yüktür. Otobüsün hayvani sesi, havalandırma (kış için) ve klima eksiği (yaz için) de cabasıdır. Ayrıca Mecidiyeköy-Beşiktaş hattına bilinçli olarak uygulanan zulümdür.
hakkında hiç konuşulup düşünülmemesi üzerine gerçekleşebilecek olaydır. öyle ki, "ben bunu nasıl hatırlayamam yaa" dediğimiz bir çok "önemli" an vardır derinlerimize insek. yine de hep aynı soruyu sorarız kendimize: unutabilmem mümkün mü? unutamadığınız bir şey varsa, o hala çevrenizdedir, siz hala onunla ilgili konuşuyor ve düşünüyorsunuzdur. kayıp giden bir şeyse ellerinizden, hala gidişini kabullenemiyorsunuzdur. başınıza gelen berbat bir şeyse unutmak istediğiniz, hala bir nesne, bir kişi, bir mekân onunla doludur ki onu unutmak için, o nesneleri de unutmanız gerekir.
ama... emin olun, hatıralarınızı "ancak kendinizi düşündürdüğünüz" zaman hatırlayacak, belki o zaman bile ayrıntılarını unutacak hale geleceksiniz bir gün. siz hiç anlamadan bile "en değişilmez" şeylerin gidişi unutulacak. "en berbat şeyin başa gelişi" zihnin karanlık dehlizlerinde diplerde kaybolacak.
an itibaren yakalandığımı hissettiğim bağımlılıktır. sen yıllar yılı yazma, gel şurda bir ayda bağımlı ol, olacak iş mi arkadaş? ben ne güzel sadece okuyordum, istediğime gülüyor ya da "ybsg" diyordum. ne oldu şimdi o umarsız, o pasif gözlemci ruhlu, o hayatı sadece izleyen, sadece gözlemleriyle yetinen, pasif, mal, dingil... noluyo lan?! doktor bana bir çare bul doktor. doktor senin...
evet bir saat sonra az çalıştığım bir finalim var...