6 aydır kanserle mücadele ediyoruz. Yaşadıklarımızı tarif etmeyeceğim uzun uzadıya, bu denli berbat ve çaresiz hissettiğim zamanlarım çok az olmuştur. Tüm bu sürecin arasına depremi ve salgını da ekledik, verdikçe veriyordu allah. Yaşanılanların benden neleri götürdüğünü henüz bilmiyorum ama son ameliyat ile birlikte göğsündeki canavarın-ki kendisi 14 cm ve 210 gram ağırlığında idi- hepsinin alındığını nihayet duyabildik. Artık Kemoterapiye gerek olmadığını, 6 haftalık radyoterapi uygulanacağını ve ondan bir ay sonra da işe dönebileceğini söyledi doktor. Abim benim babamdır, canımdır. Umarım kimse hayatında sevdiği birinin gözünün önünde eriyor olması ile sınanmaz çünkü zor hakikaten zor. Güzel gunlerin bizi beklediğine inanmak istiyorum ve sizi çok seviyorum. Kendinize iyi davranmayı unutmayın.
3 aydır mücadele veriyor, iyiye gitmesi gereken her konuda başa sarmayı bırak geriye gidiliyor. Çok zorluyor kendini çünkü yaşamak istiyor biliyorum. O çok güçlü, ben o kadar değilim. Ona onu ne kadar çok sevdiğimi, benim için ne anlam ifade ettiğini söyledim, belki ilk kez yaptım bunu. Hiç beklemediği, onu çok zorlayan ameliyattan birkaç gün sonra bana bunu attı; https://youtu.be/lyk1uEJBxis
Ve ekledi; yapacak bir şey yok bazen bu hayatta, böyle de olabiliyor.
Size yemin ederim ki ilk kez korktum. Korktum çünkü bu bir vazgeçiş biliyorum. Ona yardım et allahım, acılarını azalt, azalt ki tekrar ayağa kalkıp savaşabilsin. Milyonlarca sayfa yazabilirim size ama daha fazlasını yazamayacağım. Sevdiklerinize iyi davranın olur mu?
Kendi sefaletimin bir kez daha farkına varmış bulunmaktayım. Güzel bir haber aldım bugün, güzel olmasının sebebi ailemle kalabilecek olmam. işi güzel yapan tek kısım bu. Başkaları seviniyor,başkalarının seviniyor olmasına seviniyorum. Beni O'ndan ayırma tanrım. Amin.
Üç buçuk yaşındaki velet -off ya başımın etini yedin, sus artık- dedi. Sen üç buçuk yaşındasın ulan, deyimle ne işin olur! al eline kamyonunu sür gitsin. Anneme sordum ben bunun yaşında böyle konuşuyor muydum diye, mal gibi tavanı seyrederdin ne konuşması dedi. Aradan yıllar geçmiş alışkanlıklar kalmış demek. Yakşamlar.
Elimi atmayı bırak, yakınından geçtiğim her şeyi mahvettiğimin farkındayım. Mücadele edip sürekli mağlup olmaktan yoruldum. Kısacası sikeyim böyle hayatı. Kendine iyi bak sözlük, başka bir zamanda başka şartlar altında görüşürüz belki.
"Sevdiğin birini kaybetmenin ne demek olduğunu bilirim. Yüzünde hep bir hüzün olur insanın. Gülerken bile gözlerinde saklar onu. Mutlu olurken bile gizliden gizliye pişmanlık duyar."
Günlerdir iyi haber gelir mi diye beklerken, hemşirelerin, etrafında kimse yokmuş gibi konuşmasıyla öğrendim: "Selma teyze var ya, hani kalp krizi geçiren, öldü az önce o." Dört harf, iki hece. Öldü. Ne kadar kolay söylemek, sanki hiç olmamış, hiç hissetmemişsin gibi.
Arkadaşımın annesiydi. Geçmiş zamanlı anlatmak ne ürkütücü. O'na yardım edemem, kimse bana yardım edememişti ki. Geçiyor mu bu acı diye sorduğunda hayır geçmiyor da diyemem ki. Yardım et o'na, çabuk kabullenmesini sağla.
Hastanelerin de hastane kokusunun da içine sıçayım.