nasıl yaa? dediğimizi nasıl duydu merak konusudur.
yıl olmuş 2014, hala penisli vajinalı bilgi entarisi girilmemiş bir konu bulmayı becerebilmiş yazarımızı kutluyor, yazdıklarının Allah belasını vermesini umarak siktirolup gidiyorum.
geçerliği ve güvenirliği düşük olan sınavdır. (eğitim bilimciler ne demek istediğimi anlarlar) yoksa siz güzide gençlerimizin daha yüksek sıralamalarda görmemiz gerekirdi.
Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi...
Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.
Demiştim sana hatırlarsan:
Önemli olan 'zamana bırakmak' değil
zamanla bırakmamak'tır.
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır
Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim.
ahıska türklerine sırt çeviren, sırf çin ile aramız bozulmasın diye çin'in uygur türklerini katletmesine ses çıkarmayan recep tayyip erdoğan için türk dünyasının lideri yorumunu yapmış, zamanında ülkücüydüm diyebilmiş ama hiç bir zaman ülkücülüğün ne olduğunu bilememiş dallama yorumudur.
insanlarda gelişim nöbetleşe devam eder. yani vucudumuzda bir bölüm gelişmeye başladığında diğerleri yavaşlar veya durur, bittiğinde sırada ne varsa o gelişir.
ergenlik döneminde kizlarda ostrojen, erkeklerde testesteron hormonun salgilanmaya başladığında diğer hormon salgilamalar yavaşlar, örneğin endorfin (mutluluk hormonu) ve bu da organizmayı sinirli, stressli bi yapıya sokar.
ayrıca bu dönemde ergenin ahlaki yapısında daha önceki yıllarda olmayan "sana göre bana göre" gibi görecelik kavrami oluşmaya başlar, bir gruba ait olmak, kendi kararlarını kendi vermek isterler. ve önüne çıkan engellerde (anne, baba, sistem vs.) hep bi isyan etme eyleminde bulunurlar.
ergen tribi bundan kaynaklanır işte...
az önce ben bilgi içerkli entry mi girdim?
ne oluyor lan, özüne dön. am göt meme am göt meme.
ülkemiz eğitim sisteminin en gereksiz programına sahip olan liselerdir. en geç 20 sinde genelde kaçarak evlenirler burada okuyan/mezun olan kızlarımız.
2 sene önce sprey boya ile giriş kapısınnın duvarına "kezban meslek lisesine hoşgeldiniz" yazmıştım
pişman değilim, şimdi de olsa o deli kan bedende yine yaparım.
biz türk milleti lider odaklıyızdır. evimizde babamız liderdir mesela; bağıran, çağırandır. hangimiz böyle olduğu için ondan nefret ettik? tayyip'te sokak ağzıyla, argo tavırlarıyla bir siyasetçi gibi değil, mahallenin berberi gibi konuştuğu için bu türk milletine çok yakın ve samimi geliyor.
bu yüzden parti değil, liderden kazanıyor akp. muhalefet partilerinde ise kasetlerle başa gelmiş, belgelerle gelerek "beklenen lider" diye düşündürüp sürekli tayyip'ten kapak yemiş, onun tuzaklarına düşüp CHP'ye bir antisempati oluşturmuş, oy toplamak için saçma sapan işlere girerek partisi ve ilkelerine ters düşmüş liderlik vasfının olmadığı, kemal kılıçtaroğlu' ve artık yaşlanmış olan devlet bahçeli ; konuşurken yaptığı gaflarla halkın komedi malzemesi olan, zamanın şartlarında halkın en ihtiyaç duyduğu ve yaşananlar karşısında kabaran görüşleri partisinin isminde ve tüzüğünde yer alırken, kendisi ve yanlış kriterlerle seçtiği adamları (m. vekilleri, b. başkan adayları vs) bunları ülkeye anlatmada yetersiz kalıyor. gençlere yerini bırakmıyor ve hala 80 lerin siyasetçi ağzıyla konuşuyor.
ikinci olarak, din faktörü . bizim ülkemiz 91 yıl geçmesine rağmen laikleşemedi. ismet inönü'nün icraaları da halkı CHP'den soğuttu, zamanla dini sömürerek bir yerlere gelmek isteyen partiler türedi ve şuanda amaçlarına ulaşmışlardır. bir bayram günü köyünüze gittiğinizde hasbelkader siyasetten konu açıldığında 2014 yılında-hala "CHP'ye verelim de din elden mi gitsin" diyen akrabalarımız, dedelerimiz amcalarımız vardır. ve cemaat liderleri, "hocaefendimiz xxx partisine oyumuzu vermemizi istiyor" mantığıyla oy verenler...
Üçüncü'sü devlet-hükümet ayrımının toplumumuz tarafından yapılamaması; yoksul kesimin, çifçinin ve engelli vatandaşlar ile onlara bakanların sosyal devlet anlayışı altında yapılan bütün yardımların sanki başta olan kişi giderse kesileceğini ve ya onun sayesinde bu yardımı aldığını düşünülmesi. yine bu ayrımın yapılamadığına en güzel örnek Marmaray projesidir diye düşünüyorum. bu proje sanki akp'nin kendi parasıyla halka hediye edilmiş gibi partililer tarafından partizanca ve hunharca savunuldu. dünyadaki çapında en fazla vergiyi veren ülkeler arasında olduğumuzu unutup "biz yaptık" dedi. akp nin yaptığı marmaraya binmem diyen bile çıktı, sen düşün.
dördüncü olarakta bu ülke koalisyon yönetiminden korkuyor. çünkü biliyor ki yemeyecek siyasetçi, yedirmicek parti yok. yerse bir kişi yesin mantığıyla olabilitesi en yüksek partiye oyunu veriyor. tayyip de bunun farkında, bu yüzden kendisinden önceki dsp-mhp-anap koalisyonundan her mitinginde bahsediyor. koalisyon ortamında yolsuzluk yarışı oluyor, bu makamda bizim adamımız olsun yarışından ülke ilerleyemiyor, türkiye bunun örneklerini yaşadı, sevdiğimden savunduğumdan değil burada örneğini vermem gerekir; tek başına iktidar menderes ve özal dönemlerinde radikal adımlar atılıp, ülke ekonomik olarak ilerlemiştir.
bu saydıklarım iktidarda olan parti ile barajı yine geçmesi muhtemel partiler arasında oy verirken halkın gözeteceği düşünceler. ben "eğitimsizlik" diyorum, sen koyun de, cahil de, ananızı avradınızı ben si..ttirip gidiyorum bu ülkeden de... böyle işte.
30 mart tarihinde oy pusulasında ak parti dışında 26 parti daha olucak. 23 partinin kesin barajı geçemeyeceği düşüncesiyle oy verilmeyeceğini düşünürsek %10 barajının türkiye demokrasisindeki en ağır yara olduğunu bir kez daha anlamış oluruz.
ya yazar ya da söyleyen yanlışı olduğunu düşünerek kürdistan'a özerklik verildiğini varsayalım. bu ülkenin bayrağına, toprağına aşık binlerce gencini kim tutabilir o zaman? çıkıcak olayların yanında gezi olayları üniversite şenlikleri gibi kalır. unutmayalım ki milliyetçiliği ağır basan bir çok kişi sırf polis devletin polisi, ismi türk polisi diye gezi eylemlerinden uzak durdu. demokratik açılım, barış süreci adı altında hali hazırda verilen imtiyazlara ses çıkarmamış olunsa da; özerklik türk milletinin tarihinden aldığı acı bir ders, asla kabul edemeyeceği bir kavramdır.