ülkemiz gençlerinin bu gibi bilimsel buluşlara imzalarını atması bizi gururlandırıyor. eğer soyadı değiştirilirse belki de türkiye uçak üretimine başlayabilir. evet evet bence de değiştirilsin.
fantazi çakmasıdır. ülkem cengaverlerine turnusol kağıdıdır. yiğidime bak be, bizi serberst bırakın biz halledelim diyor. yavrucak meydana inip birilerinin başını ezecekmiş. he-man atını getireyim mi? oğlum niye duruyorsunuz lan? ne tutuyor sizi. vatanın için üç-beş yıl içerde yatmayı göze al lan o zaman. madem o kadar yüreklisin. hep bir onlara serbest bize yasak muhabbeti. yasaksa yasak ciğerparem. delersin yasağı. ama olmuyor değil mi. çünkü yemiyor. hemen yanı başında oluyor lan bu olaylar, fezada geçerleşem şeyler değil, molotoflar, taşlar, sopalar. biliyorsun sen de.
ısrarla "devlet bizi bıraksın biz bunları sikelim" muhabbetindesiniz. git yavrum şurdan iki adım ötene. işte tam oradalar. başlarını ez. tutan var mı yok.
ha anladım. siz devletinizi çok sevdiğinizden kanunsuz hiç bir iş yapmıyorsunuz. hmm az kalsın size klavye delikanlısı diyecektim. özür dilerim.
gencecik bir çocuğun bir damla kanına değmez hiçbir şey. orası tamam. ama ciğerim "al sana açılım" naraları falan nedir, ne alakadır anlamış değilim. sonra nasreddin hoca demiş ki anlayanlar anlamayanlara anlatsın. bu ülkede terör saldırısı falanı filanı olmuyordu da bu "açılım" hengamesinden sonra mı çıktı bu saldırılar. hiç mi yapılmadı daha önce bunlar? bunu açılıma bağlamak nedir la. ne alakadır. yıllarca kurşun sıkmışız. ben sıkmışım, sen sıkmışsın, baban sıktı, dayın sıktı.
nedir yani? bu mesele bomba yağdırarak hallediliyordu ise 30 yılda neden bitmedi? madem ne açılımı, savaşalım diyorsun, bana söyle bakalım 30 yıldır ne yapıyoruz zaten?
rica ederim içindeki canavarı bu ülkeyi öne sürerek böğürttürme.
enterlediği satırlara hasta olduğum bir abi. mest oluyorum. ohş. geçen de izmirle alakalı yazı yazmış. şöyledir izmirliler böyledir diye 50 satır yazı yazmış. yazının sonuna da bir cümlelik "izmirlilerin yaptığı fiili saldırıyı tabi ki tasvip etmiyoruz" demiş. canım benim ya.
tahrik varsa, suç oluşturuyorsa, devletin savcısı çalışsın. milletin arabasını taşla, tekmele, bunlar faşist deyince de "o ahmet türk senin izmir'de yazlığın var, naaber" deyiver.
sanat ne içindir tartışmasına girmeyeceğim donatello. ama ama bu ne la. haspam villada yaşamazsa bunun sorumlusu halk oluyor. toparlamak üzereyim az sabır. bak mesela yıllarca har vurup kalça savuran, lüksün anasını ağlatan birileri bir gün bir şey olur da şaşalı günlerinden uzaklaşıp normal insanlar gibi yaşamaya başlarsa hemen televizyonlarda boy gösterir. acıklı hallleri gözümüze sokulur. eski dostların vefasızlığından dem vurulur. o kadar gariban ki vurgusu yapılır. lan it üç gün aç kaldın kopardığın yaygaranın haddi hesabı yok. bir ömür aç yaşayıp gıkı çıkmayan bu halktan utan.
sanki biz mecburuz birilerini ömür boyu refah içinde yaşatmaya. sanki bunu garanti etmek zorundayız. şu da var ki onca saçma sapan insanı öyle hallere getirmişiz ki onlara imrenenlerin de çıkması şaşılacak şey değl. bir insan hem bu kadar salak olup hem de epey zengin olunca "olunuyor demek ki" diyenler gittikçe çoğalıyor.
enteresan milletiz. belki günde yüzlerce kez televizyonda görüp "salak lan bu" dediğimiz insanları kendi elimizde, asla sahip olmayacağımız yerlerde oturtuyor, arabalara bindiriyor, kıyafetler giydiriyoruz. evet evet bunu kendi elimizle yapıyoruz. sonra sen ay sonunu nasıl getireceğini düşünürken, öteki yurt dışından ne getirteceğini düşünüyor.
hayır canım. sanatçının açlıktan ölmesi gibi sadistçe fikirlerimiz yok. gel gör ki hangi sanat acıyla yoğrulmadan bir şeye benzeyebilmiş. acısını harcı yapan insanlar zaten bunu, bu haliyle kabullenmiştir.
hal böyle iken albümünü almayanı yuhlayan, filmine gitmeyeni tükürükleyen bir sanatkar anlayışı sağlam temellere oturmadığından bok çukuruna düştü, düşecektir. biz sizi zengin etmek zorunda değiliz. sanat diye icra ettiğiniz şey de bize lütuf değildir.
en değişiği şu olsa gerek: oturup vücudunun en büyük yerine, göt desem kestirme olur, vatanı ne kadar sevdiğinden bahsetmek. vatanı o kadar seviyorum ki vatanı sevdiğimi söylemekten icraata vakit kalmıyor. çay olsa da içsek. koyar mısın?
ne zaman ankara'da bir zirve olsa götü kurtarmak, göte güvenmek, götü yememek, göt güvenliği gibi tabirler geçiyor. bu da onlardan bir tanesi sanırım. niye acaba? ne demiş adam; herkes yediğinden ikram eder.
bizi üzmüştür.
lan oğlum ne mal adamlarsınız yahu. işte zihniyetinizi bu şekilci algınızdan ötürü şeyime bile sürmem. hep bir fabrika havası, hep bir robot edası. ne yapmış? türkiye cumhuriyeti'nin kurucusuna gazi mustafa kemal demiş. be angut cumhuriyet kurulurken "atatürk" diye bir sıfat mı vardı? beyin amcıklaması geçirdiğiniz o kadar bariz ki.
hayır adamı "türk" kelimesi kullanmaktan rahatsız olmakla itham ediyorsun, ilkokula giden çocuklar kadar bile "türk"çe bilmiyorsun.
hemen yapıştır sloganı gelsin, tribünler üçlü çeksin: ne mutlu türk'üm diyene.
orangutanlar eşlik etsin. atamızın seviyesine ulaşılmaz. olum birine hitap etmek için seviyesinde mi olmak icap ediyor.
türkiye cumhuriyeti devleti'nin başbakanına rte demekte beis görmeyen götü boklular, atatürk'e gazi mustafa kemal dendiği için eleştiride bulunuyor.
ha merakını gidereyim götünden, tayyip erdoğan'dan haz etmiyorum ciğerparem. ama hakkındaki eleştirilerimin elle tutlacak bir tarafa sahip olacaktır en azından.
sarıgül'ün talimatıyla yapılan sistematik bir çalışma olduğu besbelli. işin enteresanı heryerde yazıları aynı adam yazıyor. yazısından tanıdım, tanısan sen de seversin. bu iş için birini maaşa bağlamış belli ki.
adam ülke yönetimine mi talip yoksa boya badana mı işine girecek ayırdetmesi zor.
otobüste minibüste arkadaş grubuyla gevşek gevşek devam eden yolculukları, arkadaşlarının inmesiyle sert bir bakışa, donuk bir yüze dönüşür. sanki bir tebessüm etse, arkadaşları indiği için skecekler bunu.