bir kaçış cümlesi. "içimdeki çocuk bööle yap dedi" deyip deyip türlü iş karıştıranların ve üstüste gelen hatalarına kılıf arayanların mottosu. ne çocuğu be! 14 yaşı bitince herkes genç, 18'den sonra da erişkin. gelmiş 30 yaşına, halen çocuksuyum, çocuk gibiyim masalının arkasına saklanıyor.
Radcliffe bilim kütüphanesi. oxford üniversitesi'ndeki radcliffe camera'da bulunan büyük kütüphane. buradan ingiltere'deki bütün bilimsel dergilerin arşivlerine ulaşabilirsiniz.
kadınların bir kısmında görülen hastalığın adı. yetiştirme biçimi ve toplum bu hastalığı körüklüyor. küçük yaştan itibaren aman hanım hanımcık giyin, aman babanın terliğini getir, aman da komşu teyzene şirin bir gülümseyişle şu tabağı götür diye diye yetiştirilen kız çocukları büyüyüp birer "beğenilme" hastasına dönüşebiliyor.
en acısı da ne biliyor musunuz? bazıları "ben beğenilme hastası değilim" diye bağırıp antikahramanlığa soyunuyor ve alışılmışın dışında laflarla, sözlerle yine bir tür beğenilmenin peşine düşüyor.
benim gibiler ise durumunu biliyor. beğenilme meselesine keşke daha az taksam dediğim anlar çok oluyor. yine de giyemiyorum arkadaş, o çok rahat düz ayakkabıları. varsa yoksa ayağımı sıkan, morartan o topuklular. bu dediğim tabii, giyim kuşamla kısıtlı değil. beğenilme arzusu insanı düşündüğünü söylememeye, inandığı gibi yaşamamaya, kendini baskı altında tutmaya götürüyor. en kötüsü bunlar herhalde.
ilk zamanlarda internet sitelerinde kendi hakkında abuk subuk yorumlar yapıldıkça ağlana sızlana millete "canım yaniyoee" diye mesajlar atarak ilgi toplayan ve yaralarını sardıran, sonradan zaman içinde aldığı birçok kötü tepkinin yanısıra "canım cicim" mesajlarına da kavuşan ve bunları nimet sanat kişinin olduğu şeydir.
internete ilk daldığı günlerde masumdur. sonra kirlenir. yalakalık, ayarmatörlük, ilgi manyaklığı içinde tam bir k-a-ş-a-r olur. o noktadan sonra dini imanı ilgidir. manyaklığını hoşgörelim. amen.
yanlış bir görüş. yıllar geçtikçe görürsün ki kaypak hep kaypak ama sen bir zamanlar onun ne kaypak olduğunun farkına varmamışsın.
insanlar değişir diye birşeye inanan kişi, insanları tanımayan kişidir. insanları tanıdıkça değişmediklerine, yıllar içinde hep aynı kalıp gerektiğinde bazı huylarını gizlediklerine ikna olacaktır.
insan, kendini bukalemun gibi gizleyebilen bir varlıktır. ama değişme yeteneği yoktur.
mesela benim patron tam bir facebook maşallahçısı. (bkz: facebook masallahcilari) ama bunu onun yüzüne söyleyebilir miyim? nerdeee? üç buçuk atarım valla karşılaştıkça. yusufff yusuff.
oysa patronumun iğrenç bir facebook maşallahçısı olarak tanıdık tanımadık herkesin profilindeki fotolara dadandığını ve "burhancım karizmatik çıkmışın", "gülderencim yine ışık saçıyorsun", "berrin ve tunç kardeşlerim harrikkaaaa bir çift olmuşunuz be tüüü maşallah" yazdığını ve o kalantor bünyesi ve kalıbının altında, içinde bir kocakarı gizlediğini çok iyi biliyorum. biliyorum da ne oluyor? bu gerçeği ancak uludağ'a yazabiliyorum ve durumu sözlük ortamında tespit ederek rahatlıyorum.
türkçe'si fotoğrafçılık, seyahat ve her tür caz şeysi. facebook'taki kişilerin çoğunun profilinde gördüğüm ifadeler.gerçekten yapana edene, sevene lafım yok, kendileriyle tanışmak isterim, saygım sevgim sonsuz. ama bu ifadeleri her 10 kişiden 7'sinin profilinde görünce meraklara gark oldum: anam anam, herkeş fotoğrafçı - seyyah - cazsever mi olmuş nedir? bunları yapmayanı dövüyorlar mı?
facebook masallahcilari ile birlikte en kalabalık gruptur bunların sevdiğini, yaptığını iddia edenler. hemen lafımızı ekleyelim:
-ooo fotografi? ooo travıling? ooo al dı kaynds of cez staf? ooo süper ingiliş? maşallahhh! hatta meşellah!
bu da yeni çıktı a dostlar. twittır, feysbuk, bloglar, sözlükler derken amma meraklıymışınız internette tanıştığınız ve hakkında bildiklerinizi yazsanız bir a4'ü geçemeyeceğiniz elin insanlarına aile muamelesi yapmaya?
feysbuk'ta görüyoruz, iki gün önce aynı gruba üye olmuşlar. herif hemen gelip "abula, abulaciğim" diyor bir hanımefendiye. abla - kardeş kisvesiyle fotoğraf altı yorumlarda coşuyorlar. bir başkası blog dünyasında tanışmış, "biz anne-kız olduk heaa" diye geziyor. bir başkası yine twittırvari bir sitede yaşlı kart zamparanın tekiyle arkadaş olmuş, adam kendisine sulanmasın deyü "babamsın buba buba" diyor elin herifçioğluna. babaymış. yedik onu biz.
sokakta gördüğünüz, aynı otobüse bindiğiniz herkese teyzemsin, annemsin, kuzenimsin, ciğerimsin diye atlıyor musunuz be? ne farkı var ki, hasbelkader aynı sitelerde bişeyler çiziktirdiğiniz ve normalde katiyen görüşmediğiniz kişilere akraba sıfatları eklemenin freudiyen açıklaması nedir?
sanal dünyanın yeni versiyonlarını yarattığı bir hastalık. nereye gittiğiniz, ne yaptığınız kimseyi ilgilendirmiyor olabilir. olsun. siz yine de internete ilan verin arkadaşım. feysbukunuz mu var, hemen yazın: "bodrum'a gidiyoooz". msn'de çoktandır konuşmadığınız kontaktlarınız mutlaka görmeli: "bu yaz ispanya'dayem". olmadı mı? o zaman twitter'ınızdan gelsin: "tayland-singapur çok güseldir".
-merhaba dünyalı, ben var ya, seyahate çıkabiliyorum.
-aferin.
-pasaport, vize, pasaport, vize, uçak bileti. bavul hazırlamaktan helak olmak var ben. nası değler? pasaporto el turko.
-he he.
-uçak bileti dedim bak binebiliyorum uçağa bile.
-ehehe
-taea jamaika'ya kayacam bu yaz.
-ee dünya küçüldü tabi.
-hiç etkilenmedin mi? ne büyük seyyah demedin mi?
-demedim. görgüsüzsün diyebilirim ama onu bile demeyeceğim.
-böhüeh niyeö?
gerçek bir hastalık. bazen delilik boyutlarına vardığı, obsesyon yarattığı görülmüştür. facebook ve benzeri profil ve sosyal iletişim siteleri insanların içindeki röntgenciyi olduğu kadar, taklitçiyi de körüklemektedir bence. insanlar sırf göstermek için yaşadıklarından, zaman içinde bütün hayatlarını da bir gösteriye dönüştürüyorlar. sırf komşuları gitti diye, singapur'a tatile gitmeye kalkanlardan tutun, internette fotoğrafını gördükleri eski okul arkadaşının giyim zevkini taklit etmeye kalkanlar (o arkadaş 36 beden, sen 44 bedensin be), hatta başkalarının fotoğraflarındaki pozları bile kopyalayanlar...
ünlü ünsüz, özelliği olsun olmasın herkesin birer magazin yıldızına dönüşme çabası yükseldikçe, internetin bilgi paylaşımı özelliği arka planda kalıyor. bunlara bir örnek de çocuklarını internette malzeme yapan anne babalar. bir insan evladından, sevgilisinden, eşinden, çocuğundan bahseden yazılar yazması normaldir. arada bunlarla fotoğraflarını bloguna, profile koyması normaldir ama daha el kadar bebeğinin çarşaf çarşaf fotoları, filmleri, yok şimdi kakasını etti, yok demin geğirdi temalı aktivite haberlerini herkesin gözüne sokarcasına internette teşhir etmesine ne demeli?
internete evladının fotosunu, filmini koyup bunu uzaktaki akraba, arkadaş cemaatine göstermek isteyenleri tenzih ederim. benim anlamadığım insan, evladıyla en özel anlarını görüntülediği, anlattığı blogunun, sitesinin, profilinin linkini zırtpırt her yere koyan kişidir. bunların bir kısmı taa hamilelikten itibaren zırıldamaya başlar. ay doğurdum, ayy doğurucam. sanki adet takvimlerini tutmak zorunda bütün millet. hamileysen git, kocan, sevgilin ilgilensin senle. internette iki selam ettiğin bir kaç kişiden ilgi dilenme. sonra da benim çocuğumu herkes tanısın, sevsin iddiasıyla çocuklarını show dünyasında çalıştırıp sırtlarından para kazanan tipler gibi teşhirciliğe soyunma. edebiyat, sanat yapıyor olmuyorsun, paylaşım yapıyor olmuyorsun. üstelik o el kadar sibyana sordun mu, ileride kakasının fotoğrafının internette görülmüş olmasına ne diyecek?
tüh terbiyesiz. bencil. benim annem babam bana böyle birşey yapmış olsa redd-i ebeveyn yapardım onları, fezaya kadar yolları vardı.
insanların gerçek hayatta birşeyler yapabilme ve harekete geçebilme isteklerini ve enerjilerini onlardan alan, onları oyalamaya yönelik bir hareket. iyi niyetli olduğu kuşkusuz. ben facebook'ta savaşa karşı gruplara üye olan kişilerin gerçekten iyi niyetli hareket ettiklerini, bir umut, belki dediklerini ve "hiçbir şey yapmamaktansa birşey yapmak iyidir" diye düşündüklerini sanıyorum. ancak, bu "birşey yapmak", bir süre sonra "ben nasılsa üstüme düşen birşey yapıyorum" mantığına dönüşebilir ve insanların gerçek tepkilerini gerçek hayata yansıtmalarını engelleyebilir. internette kurulacak yüzbin grubun, gerçek hayatta yapılacak bir tek boykot kadar etkili olamayacağı muhakkaktır.
eski sevgili meselesinden tiksindiğimi söyleyerek söze başlayayım. ama bu altın değerinde analizi aklıma gelmişken yapmazsam ölürüm, kendimi affetmem.
eski sevgilisinin arkadaşlarına zırlayan kadın: bunun erkek versiyonu var mıdır bilmem. sanıyorum yoktur. erkek ayrıldığı kadına bok atar, hiç sevmedim onu, der, benim için önemsizdi, bir gecelikti, der, yatmadıysa yattım, duvardan duvara dayadım, der ama gidip de onun arkadaşlarıyla, tanıdıklarıyla onu uzun uzun çekiştirme işine girmez. bu çekiştirme zahmetine girenler genelde hırstan kuduran ve terk edilmeyi hazmedemeyenlerdir. malesef genelde kadınlar arasından çıkar bunlar. bir kadın olarak üzülerek söylüyorum.
hiçbir insan terk edilmeyi kolay kolay gururuna yediremez. normaldir. hatta terk edildiği için küçük intikamlar peşinde de koşabilir. normaldir. ama kendisini terk eden sevgilisinin çocukluk arkadaşlarını internetlerden toplayıp onlara zırlayan, buna tamah eden, bu rezilliklere tenezzül eden kekavuz normal sınırlarının çoktan ötesine geçmiştir. kendisiyle hayatını ayırmayı seçmiş bir insanı özellikle eski çevresine karşı küçük düşürmek için binbir boklama faaliyetine giren haysiyet yoksunu kişi, ayrıldığı kişinin yeni bir yola girmesini de kendine yediremez. oysa bırak, adam gitsin. eğer maymunun tekiyse zaten cezasını bulacaktır. yok, seninle geçinememiş biriyse ama sana özel bir yamuğu da olmamışsa, yine bırak, gitsin. ne diye adamın eski kankalarını başına topluyor ve zırlıyorsun? şimdi sana ah vah diyen bu insanların yapmacık şevkatiyle mi avunuyorsun?
bu kadar düşmüşe diyecek fazla birşey yok. ben bile acıdım yemin ederim, tasvir ederken. gel, bana da zırla gülüm, iki makas da ben alayım yanaklarından.
bu tür bir hazımsızlık, eski dosttan düşman olmaz sözünün yalanlandığı duruma işaret eder. en yaman düşman eski dosttan olur. zayıf karakterli bir tanesini başınızdan defedin de görün. ya da hiç denemeyin, boş yere zırıltısıyla , çirkeflikleriyle uğraşırsınız.
-dur lan tatilden döndüm. bunu hemen uludağ'a yazayım.
-yok be, önce bloguma yazayım. cep telefonuyla çektiğim üç beş plaj fotoğrafını ve gün batımını da koydum mu tamam.
-aaaa geçen yıl turla italya'ya gitmiştik ya, onun başlığını açayım. başlık da "italya'da kaybolmak" olsun. nası?
-olmazzzz! önce facebok'a fotoğraf albümü yapmalıyım. profilime bakan görsün, ne kadar gezgir bi insanım, aydın bi kişiyim, güneş gözlüklerim var.
-ama ama geçen cadde'de içtiğim kağveden bahseden bişiy koymazsam internete ölürüm.
bıktık laaan! doğru düzgün tanımadığımız insanların gayet iç sıkıcı, depresif gündelik yaşantılarını zırtpırt büyük bi marifetmiş, bi aşmışlıkmış gibi fotoğraflayıp fotoğraflayıp internete koymasından, google'dan önemli birşey ararken bile bunlarla dolu sayfalara rastgelmekten, herkesin ayrı bir sanatçı, yetenek, zeka fıskiyesi, ermişlik muskası, güzellik abidesiymiş gibi kendini bir pozlara sokmasından.
silikonu kutsayan, kadın vücudunda yol açtığı naylon seksapeli göklere çıkaran bir cümle. demi moore'un son kocası olan velet aktör demişti galiba, demi'nin silikonlarına bayılıyorum, beni çok tahrik ediyor, diye. allah iyiliğini vermesin. gerçi onun gibi düşünen çok var. silikon fetişistleri türedi son yirmi yıldır. silikon balkona, silikon pakede rağbet eden, dudakların silikonla arap bacı dudağına dönüşmesinden keyif alanlar var ortamlarda. bu tür bir tahrik olma halini anlamak için herhalde erkek olmak lazım, o da bizde yok.
yeni bir iş kolunu icra eden insan evlatlarıdır bu arkadaşlar. bunların işi gücü azdır, zamanlarının çoğu ona buna yağ çekmek, yaltaklanmak ve nispetli şarkılarda el kol sallamakla geçer. bu arkadaşlar facebook gibi ortamların kadroluları, gediklileridir. geniiiiiş arkadaş listelerinde biri yeni bir foto mu koydu, hemen onun profiline gider ve copy - paste şu sözleri tekrarlarlar:
-maşallah şeker, çok güsel çıkmışsın.
eğer fotoda yanında bir sap varsa:
-maşallaahhhh cancoş, çok yakışmışsınız. allah yaradan rabbim ayırmasın tütütütüüüüüü
eğer fotoda bir bebek, sabisübyan varsa:
-maşallahhh kurban olurum, aynı sennn, yirim, yutarım
eğer fotoda bir aile varsa:
-ohh maşallahh bayıldım saadetinize, allah bozmasın
böyle gider, sürer. bunlar için bir tane çirkin insan, bir tane yakışmayan çift (yakışmak da ne demek lannn?), bir tane anne babaya benzemeyen sübyan, bir tane herkesin ayrı telden çaldığı sülale yoktur sanki...
amaaa... asıl mesele bu maşallahçılar bilgisayarlarını kapadığında başlar. facebook'un yaman maşallahcısı dedikoduya başlar ve gündüz maşallah'a buladığı sevil'in kulaklarını çınlatır birtakım ortak tanışlarıyla:
-şu sevil'in fotolarını gördüm internette. aynen götüm gibi çıkmış. yanındaki öküzü de çok aramış galiba kihkohkihkohkihkohhh
bakıyoruz yetmişiki millet güzellik meselesine takık. haklılar, hak vermemek mümkün değil çünkü medya denilen nane her allahın günü yok güzellik öğütleri, yok pırıl pırıl bir cilt, yok yaşlanmayı geciktirme, yok diyet, yok mezoterapi diye diye kafa ütülüyor. artık herkes kendini güzel olmaya mahkum hissediyor, sanki hayatta kalmanın, sevginin, aşkın tek yolu çekici, seksi, alımlı olmaktan geçiyor. çağlardır birçok insan öyle vasat tiplerle gül gibi yaşayıp gitmişler oysa. napolyon'dur, sezar'dır....
nedense sonradan aklımız başımıza gelmiş gibi güzellik medyanın patlatmasıyla birlikte bir zorunluluk, oksijen, su, yemek gibi kafaya kekiliyor. özel hayatlarımızı faş ettiğimiz internet köşelerinde, tanımadığımız ve yolda görsek suratına tükürmeyeceğimiz kişilerin gelip profil fotomuza "meeşallah meeşallah, çok güselsin kihkoh" yazmasıyla moral buluyoruz. birinin birini kandırma ve yağlama yöntemlerinin başında böyle sahtekarca iltifat etmesi geliyor. öyle sahte bir şey oluyor ki bu, sanki çocuk kandırıyor, al gülüm sana elma şekeri der gibi.
alem böyle göt olunca insan artık her iltifattan huylanıyor, nemleniyor. ben huylanıyorum bizzat. huylanmayıp da böyle her pışpışı gerçek sananlara da sitem ediyorum. kalbimin en güzel köşesinden. diyorum ki: bu masallarla zaman kaybetmesen.
her güzelsin diyeni ciddiye almak hüsran getiriyor. çevreden öyle gördük. demeyin kimseye güzelsin müzelsin. hele değilse, hiç deyip kandırmayın garibi. garip sen de inanma şu dallamalara, rica ederim. aynada gördüğüne inan.
zaman zaman herkesin dönüşebileceği kişidir bu deyip empati yapalım önce. özellikle karşılıksız aşklarda bu çaresiz duruma düşebiliriz. ancak bunu alışkanlık ve kadere dönüştüren, bunu obsesyon yapıp bu durumla yatıp kalkan, bir süre sonra da bu durumun getirdiği acıdan adeta zevk alanlar için söylenecek ne var? tez zamanda iyileşmeleri gerekir.
neler yapar bu kişi? karşı taraf onu hiç umursamaz. ağzıyla kuş tutsa siklemez. "eee ne var lan" der. sen gider, en seksi şeyleri giyersin. herif üff hiç yakışmamış der, gider en paspal kadınla birlikte olur, seni hor görür. sen kendini kültüre, okula, kariyere verirsin, herif bundan etkilenmez. ya da vice versa. umursamaz kişi hatun kişidir. erkek ne yapsa yaranamaz, o kadını etkileyemez. işte, kişinin patalojisi o noktada başlar. illahi billahi kendimi ispat edicem, görcek bak neler kaçırıyor diye kendini cambazlığa vurursa o zaman yoldan çıkar, sapıtır, maymunkeremaymun olur.
sonuç paragrafı ile kompozisyonumuzu bitirelim: biri seni umursamıyorsa, ona kendini kanıtlamaya çalışmak boş bir çabadır, zaman kaybıdır. bir kişi bir kişiyi hor görüyorsa kolay kolay takdir etmeye başlamaz. o zaman durumu kabullenip başka mecralara akmak lazımdır.
kocasıyla sorunu vardır. evliliğe aşırı anlam yüklemiştir ve yüklediği aşırılıkta boğulmaktadır. adamın kafasını ütülemektedir. sonra bunu ütüleme mesaisini dışarı taşır. sözlüklerde, facebook'larda kocacım kocacım ah benim kocam varya, ah benim nikah şahidim bilmemne abiydi, ah benim düğünüme komşu cemile teyze gelmişti diye dolanır dallama. yeter lan biz dinlemekten yorulduk sen anlatmaktan yorulmadın. bi sus. kocan kadar taş düşsün başına.
bunları nasıl üretip çoğaltıyorlar bilemicem ama galiba son zamanlarda bir kişisel kitap serisi ya da uyduruk bir yaşam koçu bunu pompalıyor, ortalıkta bi dolu kadın geziyor "ben tanrıçayeaaam" diye. ne bu laan? kafayı mı yedin? hadi kendine güven iyidir, afferin iyi düşünmüşsün, boynu bükükleri oynamadan iyidir de "ben tanrıçayeaam" diye bağırmak ne ola? bloglar, msnler bunlarla doldu.
kaçılası kadındır. sevgililiğini bilemen ama arkadaşlığı bayar. tanrıçaymış, peh önce insan ol.
regent caddesinin yıllık geleneksel festivali. noelde cadde ışıl ışıl olur. tam bir ışık yumağıdır. her yan süslenir, mağazaları vitrinleri insanı alır götürür. insan kendini başka bir dünyada hisseder. müzik, sokak dansçıları, cambazlar, parti ortamı her yaştan kişiyi eğlendirir.
(bkz: regent street)
nevşehir göreme'de tarihi bir kilise. ingilizce'de Church of the Sandal olarak bilinir. duvarlarındaki 11 yüzyıla air duvar resimlerinde isa'ya ihanet sahnesi bulunur.
bir erkek ismi. hayrettin, rüknettin, şemsettin gibi bir isimdir. bunun bayan ismi versiyonu hebele'dir. saatli maarif takvimlerinde bugün doğanlara isimler bölümünde görülebilir.