şirine kendisine vermedi diye önce tecavüz edip sonra şirin babanın namus kurtarma operasyonu ile evlendirilen ardından şirineyi sabah akşam onar kez yapmak süretiyle 20 30 çocuğu kapısına boncuk misali dizen sonra hiç birinin karnını doyurup ihtiyaçlarını karşılayamadığı için onları yaşadığı topraklara düşman ettikten sonra bazı güçlerden gelen iki kuruş için kendilerini dağa çıkartıp kanları ile beslenen bir çeşit asalak.
zavallının biridir.öyle olmayı da bir sürü orospu tarafından ellenerek ve ortamlarda masadan kalktıktan sonra ''ne pezevenk herif !''denmeyi hakeden mahlukat artığıdır.
kızın ''aaa arkadaşlar arıyo gitmem lazım iyi günler.'' diye sıvışabileceği ama kalbinin küt küt atması suretiyle ankete de ankatörlüğede türlü küfürler edeceği ve aldığı üç kuruş parayı saniyesinde bim den bir su olur, kola olur, (bkz: gerçi bim de soğuk kola yoktur ki)ayran olur alıp hararetini dindirdikten sonra len ben bu anketi yapayım derken kaç para harcadım eee nerde kaldı kazanç gibi düşünceler içine girip arkadaşlarına bi daha anket yaparsam iki olsun bak buraya yazıyorum demesi ile son bulan olaylar ve düşünceler topluluğunuda beraberinde getiren iğrenç durum.
söylenildiği anda çocuğun düşmesi ile kendini gerçekleştiren kehanet olarak adlandırım ben bu cümleyi. tehlikeli bir cümle. halbuki söylenmese ne var. çocuk zaten düşer, kalkar, koşar, çoşar, elinden bir şey gelmez. (bkz: çocuk işte dedirten olaylar)
herkes yeterince konuşmuş üzerinde diye düşünürken aslında bu güzel kadın hakkında benimde söyleyeceklerim var.bir defa çok müthiş bir zeka ve kurgu yeteneğine sahip sayılı yazarlardan biri olmakla birlikte benim gözbebeğimdir.siyasi görüşlerinden ve köşe yazılarından ziyade onun insanları analiz ediş biçimi bende ona hayranlık uyandıran en yegane sebeptir. diğer alt sebeplere gelince;
- ilk olarak edebi dili hiç kimselere benzemez kendi kurduğu cümleler bile bir diğerini tekrarlamazken onun gibi yazar olmaya çalışmak şöyle dursun hiç kimsenin onun cümlelerinde bulunan sihiri asla anlayamacağı ve asla bir taklitler silsilesinni peşinde getirmeyecek olmasıdır
- ikincisi de ''okudum bitirdim işte yaa... güzeldi ama.'' ile geçiştirilmeyen ve tekrar tekrar okunmak istenen ve uzun zaman okunmadığında akılda hiçbirşey kalmadığı için kendinden şüphelendiren romanların yazarı olmasıdır
- ve bu maddeler böyle uzar gider ve daha pek çok şey söyleyebilir insan sevdiği yazar hakkında. son bir şey var onunla ilgili hafızamda. o da Elif Şafağın en sevdiğim kitabı olan Mahrem i aştideki kitapçılardan birinden almak suretiyle ve büyük bir sevinçle hediye ettiğim sevgilimin kitabın kapağını henüz hala (bkz: aradan iki sene geçmiş bir olay) açmamış olması inciticidir.
bir çaylak olarak uymam gereken ve uyarken de dikkatimi sürekli uyanık tutmam gereken kurallar dizinidir. benim için adeta bir kpss sorusu dahi kaybetmek kadar önemi vardır şuan. bu yüzden ben hem kpss sorusu kaçırmazken hem nasıl sözlük yazarı olacağım diye düşündüğüm bir çıkmaza girmem an meselesidir.