Çalışıp didinip borÇlarla mücadele eden binlerce insan varken ki okur yazar kesimden bahsediyorum, kiminin sadece bindiği Arabanın onlardan biri iÇin kurtuluş tutarında Olmasını protesto ediyorum.. Ve daha bir Sürü şey...
abhaz sülale ismidir. sayı olarak en kalabalık sülalelerden biridir. abhazca'da demir, demirci anlamına gelir çünkü ata meslekleri demirciliktir. abhaz sülaleleri arasında şimdiki soyad anlamına gelen sülale isimleri dağıtılırken, ilk sülale isimlerini alan 16 sülaleden biridir. türkiye diasporasında da sayı olarak yine en kalabalık olanlardandır. her sene geleneksel toplantı düzenleyerek akrabalık ilişkilerini güçlü tutarlar. abhazlar zaten kaliteli insanlardır ama bu sülaleye mensup olanlar da bir başkadır.
eğer ilahi adalet varsa ki herkesin çevresinde örnekleri vardır... ben; elbet öteki tarafa kalmadan, bu dünyada iyi yada kötü yaptıklarımızın karşılığını göreceğimize inananlardanım! tek fark: evet, herkes hak ettiğini yaşar ama her zaman hak ettiği zamanda değil o kadar...
sen, çevrendekileri düşünür; onların iyi olması için elinden geleni yaparsın. gün gelip de senin düşünülmeye ihtiyacın olduğunda genellikle yalnız kalırsın... sonunda şunu anlarsın; sen iyi olduğun müddetçe, herkes iyi ve sen düşünceli olduğun müddetçe herkes seni düşünüyor... (görünür)
yaşamın bizle ilgili düşüncelerini çözmek hiç de kolay olmuyor... senden aldıklarıyla, sana kattıklarıyla hesap sorulamıyor... emin olduğum bir şey var ama kendi evinin kadın olmak nedir bilmiyorum ancak küçük yaşta anneni kaybedip, baba evinin genç kadını olmak; çok zor...
her kadın hayatının bir evresinde asla yapmam dediği bir şeyler yapmıştır. ağzının içine düşen erkekleri geride bırakarak azimle ona kötü davranan erkeğin peşinden koşmuşluğunun olması gibi...
bazı insanlar anlık düşüncesizliklerini kamufle edecek bir şeyler ararlar... oysa ki insanın kalbinde veya beyninde yeri olmayan bir şeyi dil nasıl söyleyebilir ki? bana göre 'sinirle söylemiştir; isteyerek değil' diye bir şey yoktur. sadece kendisini kandırmayı bilen insan vardır! hem de etrafındakileri enayi yerine koyarcasına...
özgürüm diyeceğim, belki tutsaklıklarımda yakalayacaksın beni yada güleçim derken sana hüznüm denk gelecek, ağlamaklı... kılavuzum yok ki nerede nasıl hissedeceğim bilinsin; en iyisi kendin tanı beni, sorma...
bir ilişki kötü gidiyorsa ve en önemlisi sevgiden, saygıdan yoksunsa; kalmak gitmekten daha yıpratıcı bir sürece sokar insanı... terk etmenin tavsiyesi olmaz! Nasıl ki o kişiyi sevmek konusunda tavsiyelerle çıkmadıysan yola, yitirdiğinde büyüttüğün çocuğu, yine kendine dön... dürüst olup, hissettiklerini anlattıktan sonra sana yalvaracak biri varsa karşında zaten başta tercihini yanlış yapmışsın demektir...
benim gibi olsun, bana benzesin, benim sevdiğim gibi sevsin derken ve belki de olurken; benzerken, severken aşkı yitirebilir insan... nasıl sevdiyse insan, öyle bırakmak gerek; olduğu gibi kabullenmek!
elle tutulan, gözle görülen bir şeye aşık olunmaz... aşk daha öte bir şeydir! elle tuttuğunda değil, o eli hisseetiğinde başlar; gözle gördüğünde değil, göremediğinde hayalini gözünün önünden ayırmamakla devleşir...
her insanın; her durumda haklı ya da haksız verebileceği bir tepkisi, söyleyebileceği iki çift lafı vardır... bazı zamanlar olayların gelişimi, karşındaki insanın senin için geçerli olan değeri; tepkini veya tepkisizliğini belirler... bazen tepkisizliğim, karşımda ki insanın tepkisini görmek istediğimden olur benim...
elbette gün içinde iniş çıkışlarımız olur! en önemli anlar güne başladığın sabah saatleridir. pamuk ipliğine bağlıdır bazen keyif, mesela sadece birisi tatlı bir sesle günaydın demediği için, iyi geçmeyen günler vardır...
elini sıkı tutmak gerekir. kaybolmasına izin vermemek... en kötü hissettiğin zamanlar da bir tek ona kulak vermek... mesela şu an
içimdeki çocuk katıla katıla gülmek istiyor; sesini duyurmanın bir yolu olmalı...
öyle anlar vardır ki, kimseyi istemezsin yanında... sanki herkes sana, sen de onlara karşısındır. bir yalnızlık uzar gider odanda, yatağında ve dört bir yanında... hiç kimse yanaşamaz yanına; bazen herkes yabancıdır, sen yabancısındır. nereye gidersen git! umuda git, umutsuzluğa git; müsait bir yerde inemezsin...
dün akşam 11 sularında Taksim-Sarıyer hattında yaşanan ve ekşi sözlükte yazar olan bir vatandaş sayesinde açığa çıkan utandırıcı durum... Internet haberlerinde olayın detaylarını bulabilirsiniz ancak özetle şöförün arka koltuğuna kolkola oturan çiftin; şöför tarafından 'burası seks otobüsü değil' diyerek hakaretlerle gençleri arabadan indirme çabası ve sonunda oluşan kavga!
Öyle üzgünüm ki, biz ülke olarak nasıl bir hal aldık... Değerlerimiz nasıl bu kadar yozlaştı!
Her gün otobüsü kullanan biri olarak yeri geldi, yaşlı ama başı açık bir teyze dururken gencecik kapalı bir kıza yer verildiğini gördüm, yeri geldi büründüğü kara çarşaftan sadece gözleri görünen ve elilnde kuran sürekli bakışla taciz edenini gördüm...
Alet edilen konular öyle derin ki...
Tehlikenin farkında mıyız arkadaşlar?
Biz müslüman türkler, kendi Türkiye'miz de nelere yenik düşüp, nereye doğru gidiyoruz?
Daha söylenecek uzun cümleler var oysa ki ama ben üzgünüm!
ne zaman bir şeyleri çok istesem olmuyor... günler öncesinden planlar yapıyorum, boştan alıp doluya koyuyorum; yine olmuyor! yani özetle; ben plan yapınca, evren varını yoğunu ortaya koyuyor; yine bozuyor, yine bozuyor!
Sevgilin varsa, günün ilk konuşması onunla geçecek olan tüm gününü, gecenin son konuşması da sabah ki ilk konuşmayı; etkisi altında bırakır! tavuk yumurta paradoksu gibi oldu biraz ama (!)