evi terkederken, sırf bir kaç gün daha sarhoş gez diye, ''ver bi arkadaşı arıyacağım'' bahanesiyle, o zamanın şartlarıyla 3 ay çalışıp aldığım nokia 6600 telefonu çalan karakterini sikeyim. o tuğla fabrikasında harcadığım geceleri, sırtımı yakan fırından yeni çıkmış tuğlaları, 45 kiloya varan ağırlıklarını hepsini unutacağım ama attığın son kazığı unutmayacağım.
kendini cin sanan hıyarın babasından hayatının ayarını yediği bi hikayedir bazen. sen bu tarz hinlikler düşünürken baban seni testislerinde iştimaya çekiyordur evlat.
şu başkent olmaktan başka bi sike yarayacak artısı olmayan sikko şehrin ipe sapa gelmez soğuğuymuş bilmem bebesiymiş muhabbetinden gına geldi artık. ankara diye bi yer yok en azından sizin gözümüze dürttüğünüz özellikleriyle. yeter artık. ankaranıza sokayım.
sıkıldığım ortamda muhabbet iyice boka sarmaya başladığında aniden masaya yumruğu koyup. onu bunu bırakın da beyler. insan insanı siker mi diye soruyorum. amına koduklarım ud girmiş bülbüle dönüyorlar. hepsi bakacak yer arıyor. tavsiye ederim deneyin.
eser-yazar ezberi pratiği sırasında heyecanlanan bi arkadaşın, yakup kadri karaosmanoğlu'nun 'yaban' adlı eseri kimindir sorusuna yakup kadri tanpınar demesi üzerine hocanın kontraya çıkıp 'naptın be oğlum evlendirdin adamları' demesi üzerine hepimizin kopması..
yeni gelen din kültürü hocası eski dersler hakkında bilgi almak için sorular sorar.
eski din dersleri nasıl geçiyordu neler yapıyordunuz.?
arkalardan bir ses gelir.
''bol bol din'leniyorduk sayın hocam'' diye.
sınıf iptal. hoca kıpkırmızı olur. hoca kimin söylediğini bulana kadar arka sıradakilere resmen replik okutur gibi tek tek o cümleyi söyletir. her tekrar da sınıf iyice kopar. hoca iyice cinnete gelir. en son komple bütün sınıfa defolun der. sınıfı boşaltırken gene biri. ''hocam böyle zor oluyo siz çıksaydınız ya zahmet olmasaydı yea.'' der. artık kimsede gülecek takat bile kalmamıştır.
neşet erteş'leri sol kanatta fırtına gibi izleyen bu gözlere kimse necip fazıl'ın usta bi ressam olduğunu yediremez. bu işin peşini bırakmam ben beyler.
insanların hayatları arasındaki fark ne kadar olursa olsun tüm yaşantıların sonunda eşit derecede aynı hisleri yaşamış olarak biteceğini savunan tez.
örneğin; über zengin biri, ferrarisi aniden alev alınca ne kadar üzülebilirse hormonal, fiziksel, duygusal açından, dünyanın diğer ucundaki çinli bir pirinç işçisi tüm birikimi 100 dolarını kaybettiğinde aynı hissiyatı yaşar. başımıza gelen olayların etkenleri, süksesi, popüleritesi, vesayire tüm değişkenleri, süzgeçten geçtiğinde bir başkasının yaşanmışlığıyla aynı hissel tatı alıyoruz. farklı olaylar da dahi.
tüm herkesin tüm hayatlarının ''hayat koşulları''ının değişkenliğine karşın, genel anlamıyla hayatın herkesin damağında benzer tat bırakacağını söyler bu teorem. her şey sona erdiğinde.
sizce?
edit: yok mu arttıran beyler?
edit2: örnekleri üstünkörü gören arkadaşlar, daha teknik açıklama için mesaj at.
Rahmetli dedem bak oğlum yere 1 kuruşun bile düşse tenezül edip al para adama küstü mü küser derdi. Şaka lan şaka dedem yere kendisi düşse kaldırmayacak gamsız adamın tekiydi. Lafı ben uydurdum.
ilk kez geldiği derste tanışma faslının 3. Dakikasında içinizde din kültürü ve ahlak bilgisi dersi için ekstra bi şey yapan var mı gibisinden ucu açık tehlikeli bir soru sordu dinci.
Kendini tutamayan sınıfın en banko piçlerinden biri voleyi çakar; "Hocam ben özel ders alıyorum imamdan" diye. O piç yüzünden bütün senemiz ayet el kürsiyi ezberlemekle geçti.