Hayatımın tam yine en hüzünlü ama umutlu günlerinden birinde girmeseydin hayatıma, sana verdiğim değer için pişman ettirmeseydin beni, yüreğime bir kilit koymasaydın, hayatımdaki herşey senden o kadar uzaklaşırken senin beni tutup kendine çekmene, sonra bir uçurumun üstünden atlarken beni bırakıvermene alıştırmasaydın, askerken cepleri şarjör ve sigara izmariti dolu hücum yeleğinden, resmini çıkarıp da fener yardımıyla bakıp, feneri söndürdükten sonra resmini öptürtecek kadar aşık etmeseydin, deli gibi esen rüzgarın değilde, sessiz sensizliğin içimi titrettiğini bilseydin, şehri yukarıdan gören bir tepeden şehrin ışıklarına bakıp da " gelsen ne çektiğimi bir de bana sor, evlerin ışıkları bir bir yanarken bendeki karanlığı bana sor" diye mırıldandığım gecelerden haberdar olsaydın, ne kadar acı çektiğimi bilseydin, sen mutlu ol diye kendimi parçalamaktan yorulurken, sen gülümse o gülüşünü göreyim diye kendim olmaktan çıkıp tükenirken seni başkalarının kollarında görmeme neden olmasaydın, senin dediklerini yapıp senin düşüncelerine kendi düşüncelerimden daha çok önem verdiğim halde beni bu kadar çok üzmeseydin, bir kadın için yürekte iz bırakmama ortam hazırlamasaydın, onca yazılarım onca sevgi sunuşlarım ve onca çırpınışlarım ve tam oldu derken "hoşcakal" deyişin ve aslında bunun "son hoşcakal" olduğunu söyleyişinin nasıl hüzünlendirdiğini bilseydin, beni hayatından sildiğini göstermeye çalışmasaydın, en olmadık anda en olmadık yerde beni bu ben olmayan halimle birebir başbaşa bırakmasaydın, ben bunları yazarken sen çok uzaklarda olmasaydın, sen de beni benim seni sevdiğim kadar sevseydin
Gün gelecek, en beklemediğin anda, oğluna isim ararken aklına geleceğim. Ama öyle bir gün gelecek ki öyle bir gün, ilk filmimizi başka bir adamla izlerken bana ne kadar çok aşık olduğunu anlayacaksın
Ey cihan harbinde ruslara karşı ve ruslar çekildikten sonra ermeni çetelerine karşı türklerin yanında kimin çatıştığını bilmeyen cahiller... Ey kurtuluş savaşında; urfa'ya, antep'e ve maraş'a fransızları sokmayarak, misakı milli sınırlarının çizilmesini sağlayan kürtlerin yapmış olduğu bu hareketlerden bihaber olan gafiller... O dağlarda savaşan askerlerin içinde kürtlerin de olduğunu bilmeyen, ölen onbeş şehitten en az birinin diyarbakırlı olduğunu ve annesinin de kürtçe ağıtlar yaktığını görmemiş, faşizmin en alasını yapmış, kör olmuş gözler.. susun ve kulak verin babaya..
Kürtler bu ülkeye hep vermiş ama almaları gerekenleri bir türlü alamamışlardır.. Eğer sen, yılmaz erdoğanla gülüp , ahmed arif ile hüzünlenip , ahmet kaya ile sağa sola dolanıp , ibrahim tatlıses ile arabeskin kralını yaşayıp , metin uca ile bilgi yarışması çevirip , ahmet aslan ile etnik müzikten zevk alıp , emine erdoğanı yurt dışı gezilerinde izleyip , leman ve şevval sam ile müziğin güzelliklerini alıp , yaşar kemal ile romanın doruklarında gezip , yılmaz güney ile övünerbiliyorsan kürtlerin bu ülkeye ne verdiğini değil senin kendisine kürt demeye yüreği olan insanlardan ne aldığın önemlidir...Tanım hayatında ezberde yaşadağın güncellerin ortalama yüzdesini sana kürtler sağlamıştır.
Bu ülke onlarla varolmuş, onlarla ilerlemiştir fakat faşist bozuntuları yüzünden hakları ihlal edilmiş, dilleri yasaklanmış, benliklerini kaybettirmeye çalışılmıştır. Onları küçük görmeye, onları ezmeye, onları hiç yoklarmış gibi görmeye çalışan zihniyet yüzünden, bölücü diye simgelendirilmiş kimliklerinin aslında en asil, aslında en duru, aslında en temiz ve en masum olduklarının farkına vardıklarında isyan etmeye başlamışlar ve faşistler tarafından koyulan ''bölücü'' damgasını alınlarının teriyle silmişlerdir. ''ne mutlu ki insanım.''diyen her türk, kürt, çerkez, laz bölücü değil, vatan haini değil, vatanını en çok sevendir ve kürtlerde vatanını sevmiştir...
Özet: Kürtler de bu ülkeye şehit vermiştir. Kürt doktorlar da vardır, onlar da hastalara şifa vermiştir. Kürt edebiyatçılar, sanatçılar da var, bilim adamları da... Nicklerinin altından ona buna ahkam kesip insanların en kutsal değerlerine dil uzatan orospu çocukları
Beyler farkettiniz mi bilmiyorum ama Amerika'da bir dizide illa ki bir karakter zencidir. Mesela bir hakim, bir yargıç zenci olur. Bunu gören bir zenci genç de ''demek ki bir zenci de hakim olabiliyormuş, ben de olacağım'' diyor..
Peki televizyon izleyen bir kürt ne düşünüyor biliyor musunuz ?
10 yıl öncesine kadar hiç bir şey düşünemiyorlardı çünkü televizyonda kürt kelimesine bile rastlayamıyordunuz. Daha sonra ağa dizileri falan çıktı. Güneydoğu kültürü falan tanıtıldı. Hep kadına uygulanan şiddet, töre cinayetleri ele alındı. Erkeklerin ellerinde hep silah gösterildi.
Peki beyler şimdi kimlik arayışında olan bir genç düşünün. Mesela kurtlar vadisini izleyen bir genç hemen polat alemdara özenir onun gibi olmaya uğraşır de mi? işte kimlik arayışında olan bir kürt genci televizyon izlediğinde kürtlere kaba saba, ellerinde silah olan insan rolü biçildiğini görüyor. Her genç gibi bir kimlik arayışında olduğu için o kimliği benimsiyor kendine..
Kuzey güney dizisinde Kuzey karakteri bir kürt ve adı da ''kendal'' olsun. Bunu izleyen bir kürt genci diyecektir ki; '' demek ki bir kürt de hayat dolu, girişken, sosyal olabilirmiş. Ya da;
Doktorlar dizisindeki o doktorun bir kürt olduğunu ve adının ''fırat'' olduğunu düşünün. Onu izleyen bir kürt ergen ''demek ki bir kürt de doktor olabilirmiş, ben de olacağım diyecek. Kendisine dağa çıkmayı teklif eden adama ''ben doktor olacağım'' diyecek. Eğer adam; ''onlar bizi istemiyorlar, bizi aşağılıyorlar. Sen hiç kürt doktor gördün mü, onlar bizi yok sayıyorlar'' derse, o da cevap verecek; '' Hayır yanılıyorsun biz eşitiz, eşit haklara sahibiz.'' diyecek...
Kürtlerden nefret edenler; Unutmayın ki Almanya'da da türklerden nefret ediyorlar. Onlar da analarının karnından türklerden nefret ederek doğmuyorlar. Orada aşağılanan, hor görülenler birlik olup kahrolsun almanlar dediğinde ''helal olsun sizee bee yürüyün bee'' diyoruz. Ama bizim aşağıladığımız kürtler birlik olunca onlardan nefret ediyoruz...
Kırkında doğum yapan anneme eziyet, babama erkek çocuk gururu oldum. 93 yılının şubat ayında Muş'un erken gelen bir gecesinde, devlet hastanesinde gözlerimi açtım hayata...
işçi bir babanın son oğlu, ev hanımı bir annenin son çilesiydim... Doğumumu, bilmem kaç kuruşa alınana kızarmış tavukla kutlayan babamla, odadaki diğer hamilelerden utandığı için o tavuğu yiyemeyen bir annenin kollarında geçmiş dünyadaki ilk gecem.
Tarihin, herhangi bir kuşağının herhangi bir tarafında olamadım. 68 kuşağı geçmiş, kıbrıs harekatı bitmiş, un, yağ, şeker depolardan inmiş, fenerbahçe son türkiye kupasını müzesine yerleştirmiş... işte bunları kaçırmıştım ama epeyce yakaladıklarım da oldu kaçırdıklarıma nazaran...idam, ihtilal, çıkarma göremesemde, bir kaç küçük çaplı savaşa ve imralıda yatan o büyük utanca şahit oldum....
Anaokuluna izmir'de başladım... Yaptığım bir resme imza atmadı diye öğretmenime küstüm.. Hem resmi hem anaokulunu bıraktım son 4 ay.. Ve bir pazar alışverişinde öğretmenime rastlayınca, annemin elini sıkı sıkı tuttum, eteklerinin arkasında saklandım ve ilk utanmam'la tanıştım...Daha sonra çok utanmam oldu ama sadece bunu unutamadım...
ilkokul 1'e Buca'da gittim. O dönem kamyon şöförü olan babamla çok kereler işe gidip geldim... Dev inşaat kamyonlarıyla, şantiyelerle en önemlisi işçilerle tanıştım. Ve sonra kamyon şoförü olmaya karar verdim. Tuzlu Bekir ismini öğrendim. Bir arkadaşıydı babamın ama sanki benim arkdaşımdı... Çok neşeliydi ve çok terlerdi. Lakabının hakkını verirdi. Çividen futbol sahası yapardı bana...
Tahta bir saha, çividen futbolcular ve kuruşlardan toplar.... Parmaklarımızla futbol oynardık. Futbolu öğrendim...
Bir cuma günü kamyonun altında kalan tuzlu Bekir'in cenazesini gördüm. Ölümü öğrendim...
ilkokul'da ilk üç yıl matematik görmediğim için 4. sınıfta matematiği öğrendim. Ne olduğunu hala çözemedim...
Apartmana taşındık. Apartmanın ne olduğunu öğrendim. O yıl 3 kardeşim de okumak için şehir dışına gidince yalnızlığı öğrendim... Annemle babamdan kavgayı öğrendim ve unutması çok zor olan karanlık korkusunu öğrendim...
Bir kayserispor-fenerbahçe maçıyla kanarya aşkını öğrendim...Babamın elimi tuttuğu tek yer olan stadları heryerden çok sevdim... Telefonla arada bir konuştuğum insanlara teyze, dayı diyerek akrabalığı öğrendim...15 tatil ve bayramları herşeyden çok sevdim. Abimin sigaralarını sakladığı köşeleri keşfedince sır tutmanın faydasını öğrendim...
Yaz tatillerinde memleketime (muş) giderken pkk denen laneti yaşadım. Mahalle arkadaşı kavramıyla tanışamadım. Akşam 5'de evde olur, 8'de ışıklar söner, tv ışığında kadınların muhabbetini dinlerdim....
ilk hikayelerimi yazdım...Sonra bir gün geri gelip okurum diye köyümüzdeki evin bahçesindeki ceviz ağacının altına gömdüm onları. Tam 7 hikaye.... Ve gidince bir daha geri dönülmediğini öğrendim...
8. sınıfta ölen işçiler adına dikilen anıtta tuzlu Bekir'in adını görünce, iç burukluğu nedir onu öğrendim....
Fakir bir ailenin çocuğu olduğum için hep tek takıldım ve ilk dayağımı beyaz taklacı bir güvercin için yedim. Bela nedir onu öğrendim... Ve bir süre hiç yanımdan eksik etmedim...
Belanın en büyüğüyle lisede tanıştım... Aşk nedir onu öğrendim... Öyle bir kadını sevdim ki, sanki o yaşıma kadar hiçbir şey öğrenmemiştim...Liseyi beraber okuduk....
Daha sonra askeri okulu kazandım (kazanmaz olaydım).. 17 yaşında 3-5 nöbeti tutup sabah da derse girmenin zorluğunu öğrendim.. Attığım her adım yüzünden ceza almayı öğrendim. Ceza aldıkça komutanlarım tarafından dışlanmayı öğrendim. Biten onca okula, öğrenilen onca şeye rağmen ben adam olmayı öğrenemedim...
isimler, soy isimler, tarihler, dualar, günahlar, sevaplar, bir sürü hayatlar öğrendim...Ama şimdi 20 yıllık ömrümde öyle bir şey öğrendim ki...iyi ki de öğrendim....
Bir kürt olarak kendimden utanıyorum.. Evet beyler utanıyorum..
Pkk ile kürtleri özdeşleştiren ve yargılayanların, el kaide ile tüm müslümanları yargılayıp, tüm müslümanlardan nefret eden ve hepsini terörist ahdeden amerikalılardan farkı olmadığının bilincinde olmadığı için utanıyorum.... ''Hiç kimse anasını karnından kürtlerden nefret ederek doğmuyor'' diyen insanların, neden hiç bir kürdün de (sizin tabirinizle) anasının karnından silah kaçakçısı, uyuşturucu satıcısı olarak çıkmadığını düşünemeyen cahil kesimle aynı havayı soluduğum için utanıyorum...
Utanıyorum dilimiz ve kültürümüz aşşağılandığı için .. Aç kalanımız hırsızlık yaptığında hepimiz "hırsız" damgası yediğimiz için... içe kapalı bir toplum gibi yaşadığıımız için, ağırkanlı adamlar olduğumuz için, giyim kuşam konusunda son derece itici olduğumuz, en az 2 hafta aynı giysileri giydiğimiz için utanıyorum... Kendi toprağından insanları hor görenlerin tamir edilemeyecek kalp kırıklıkları yarattıkları için utanıyorum...
Çoğu türk, kürtleri pkk'yı desteklediği için sevmez. Çoğu kürt de türkler kürtleri sevmediği için sevmez.. Kimse kimseyi sevmez.. Türkler türkleri sevmez, kürtler kürtleri sevmez bu tip durumlar da vardır. Ama hepimizin ortak bir noktası, ortak bir sevmek paydası vardır : Nefret etmek.
Hepimiz nefret etmeyi severiz, hepimiz için sevmemek, kin beslemek, nefret etmek çok daha kolaydır. Anlayıp dinlemeyi sevmeyiz, yanlışı yanlışla düzeltmeye çalışırız.. işin özeti hiç kimse birbirini sevmez ve bunun temelinde de yoksulluk yatar. Türkler de kürtler de yoksuldur. Avrupadaki, Amerikadaki hoşgörme erdemi bizlerde olamaz.. Çünkü birinde olan diğerinde yoktur, diğerinde olan onda yoktur ve ömür tükenip gitmektedir. Ortada bir haksızlık vardır, ortada bir adaletsizlik vardır, bir eşitsizlik vardır ve bunun sonucunda fitili ateşleyecek ufacık kıvılcımlar gerekmektedir. Bu fitili çok kolay ateşleyebilirsiniz, insanlar hayatlarını yokluk içinde geçirirken onları çok kolay sinirlendirip kızdırabilirsiniz. Sonrasında ise ortaya türk veya kürt milliyetçiliğini hortlatıp, tarih içindeki bolca yanlışı ısıtıp ısıtıp sürerek öfkeyi besleyebilirsiniz. Öfkeyi beslemek kolaydır. Öfke baldan tatlıdır, bu iki milletinse değil balı, tuzu bile yoktur.
Bu aradaki kavgayı uzaktan izleyen karnı tok sırtı pek ülkeler rahatları ve keyifleri yerinde bu durumdan haz almaktadırlar. "dış mihrakların oyunu" klişesinden bahsediyorum. Evet bugün kendi içlerinde binbir türlü vatandaş barındırıp herkese kardeşlik yemini ettiren Abd, Fransa ve ingiltere gibi ülkeler Türkiye gibi ülkelerde iki çeşit insan olmasını yıllar süren bir savaş olma noktasına getirerek her daim ne kadar orospu çocuğu olduklarını kanıtlamışlardır. Biz burada birbirimizi yerken onlardan silahlar alıp birbirimizi öldürürken bu orospu evlatları diğer yandan sayemizde zengin olmaktadır. Bakın dikkat edin biz diyorum, türk kürt demiyorum.. Biz amk biz.. Yüzyıllarca birlikte yaşamış olan bizler.
Onlar ister ki biz didinip duralım, birbirimizi öldürelim, günden güne nefretimizi bileyelim. Ama bak dikkat et, tam anlamıyla seni de beni de öfkenin son noktasına getirmezler. Yıllar boyunca bunu yaptılar.. Onlar öfkeyi de belli bi seviyede belli bi dengede tutarlar.
Keşke diyorum ya, keşke birbirimizi bıraksak da şu orospu çocuklarının hakkından gelmenin yollarını arasak. Çok mu ütopik düşünüyorum? Gerçeklerden çok mu uzağım? Belki yakın çekim bakmıyorum olaylara, belki bir tepeye çıkmış sessizce izliyorum ülkede olup bitenleri.. Bir anlam yüklemye çalışıyorum. Belki yanılıyorum ama yanılıyor olsam bile biliyorum ki biz de şu halimizle yanılıyoruz, hem de çok... işte bu yüzden utanıyorum...