''Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Binali Yıldırım tarafından kurulan hükûmet. Ahmet Davutoğlu'nun AK Parti genel başkanlığı ve başbakanlık görevinden istifa etmesinin ardından 22 Mayıs 2016 tarihinde Binali Yıldırım, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hükûmeti kurması için görevlendirildi; 24 Mayıs 2016 tarihinde ise 65. Türkiye Hükûmeti'nin kabine üyeleri açıklandı. 65. Türkiye Hükümeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından 315 oyla güvenoyu aldı.''
türkiye'de liderliğini yahudi cesaret ödüllü gürcü başkomutanın yaptığı terör örgütü.
bir görevi kendi devletinde görev yapan türk insanına sızma ve paralel diyerek hapsetmektir. ışid'e silah ve mühimmat gönderir. ortadoğu'da fitne çıkarır.
türkiye'de liderliğini yahudi cesaret ödüllü gürcü başkomutanın yaptığı, büyük ortadoğu projesi terör örgütü. şu anki görevi türk insanına sızma diyerek devletten atmaktır.
"insan düşünce dünyasına göre şekillenen bir varlıktır. O, nasıl düşünüyorsa, istidâdı ölçüsünde, öyle olmaya namzettir. insan, belli mülahazalar zaviyesinden eşya ve hâdiselere bakmaya devam ettiği sürece, karakter ve ruh yapısı itibarıyla, yavaş yavaş o düşünce çizgisinde bir hüviyet kazanır. "Güzel gören güzel düşünür;" güzel düşünen, ruhunda iyi şeylerin tohumlarını inkişaf ettirir ve sînesinde kurduğu cennetlerde yaşar gider. Etrafına kendi karanlık dünyasından bakan, her şeye içinin çirkinliğinden bir is bulaştıran ve dolayısıyla herkesten şikayet eden bir kimse ise, hiçbir zaman iyiyi göremez, güzel düşünemez ve hayatın hakiki lezzetini alamaz.
Denebilir ki; sebepler dairesinde, toprağın bağrında gelişen tohumlar için toprak, hava, su ve bunları meydana getiren elementlerin tesiri neyse, insanın güzel ahlâk ve karakterinin gelişmesinde de, düşünce ve niyetin tesiri aynıdır. Çiçekler tohumlardan ve kuşlar yumurtalardan çıktıkları gibi, yüksek ruh ve kusursuz karakterler de, güzel düşünce ve temiz niyetlerden meydana gelirler. Dahası, nezih düşünce ve hâlis niyetleri sayesinde her an cennetin havasını teneffüs ediyormuş gibi yaşayanlar, zamanla çevrelerine de aynı iklimin kokusunu neşrederler; her tarafı ve her gönlü irem bağlarına çevirirler. Çirkin düşünce ve fenâ niyetlerin esaretindeki kimseler ise, cennetâsâ atmosferlerde dahi insanlara, yudum yudum kan ve irin içirirler."
tesettür, gerçi dinin esasını teşkil eden imanî meselelerden değildir; islâm'ın beş şartı arasında da yer almaz. fakat, kur'an'ın açık emridir. farziyeti, hem kur'an'la, hem sünnet-i sahiha ile, hem de 14 asırlık islâm tarihindeki uygulamalarla sabittir. nur suresi'nin 31. âyetinde mü'min kadınların başlarını, boyunlarından ve göğüslerinden açık bir yer bırakmayacak şekilde örtmeleri emredilmektedir. dinin bu konudaki emirleri mezkur ayetle de sınırlı kalmamıştır. düşünün ki, peygamber efendimiz'in pak zevceleri, hükmen mü'minlerin anneleridir. peygamberimizden sonra onlarla evlenmek mü'min erkeklere haram kılınmıştır. böyle iken, ahzab suresi'nin 59. âyetinde, sadece mü'min kadınlara değil, peygamber efendimiz'in pak zevcelerine de dış örtülerini, cilbablarını üzerlerine salsınlar emri bildirilmiş; sünnet-i sahihanın ve islâm tarihindeki bütün uygulamaların ortaya koyduğu üzere, el, ayak ve -hanefi mezhebinde'de yüz dışında- bütün vücudun bol bir elbise ile örtülmesi emredilmiştir.
arz edildiği gibi, başın tamamını içine alacak şekilde tesettür emri, yalnız kur'an-ı kerim'le değil, -aksine hiçbir ihtimal vermeyecek şekilde- sünnet-i sahiha ve islâm tarihindeki uygulamalarla da sabittir. bu hususta müfessirler, muhaddisler, fakihler arasında farklı ve aykırı görüş belirten olmamıştır.
bu, meselenin bir diğer yanı da şudur: ülkemizde ilmî ve teknik kalkınmaya hizmet etmesi gerekenler, üniversitelerin din ve inanç değil, bilim yeri olduğunu söyleyerek başörtüsüne karşı çıkıyorlar. ne yazık ki bunu, bilimi en öne alan insanlar yapıyorlar. galiba, nasıl bir tenakuz ve çarpıklık ortaya koyduklarının farkına varamıyorlar. batı'da uzun süren çatışmalar sonunda din ile bilimin arası ayrılmış; descartes çıkmış, buraya kadar bilimin, şuraya kadar da dinin sahasıdır demiş. bugün üniversitelerimizde benimsenen de bu. gerçi böyle bir ayrılık, müslümanlar olarak bizim inanç sistemimizde de, ilme bakışımızda da, tarihimizde de yoktur. ilim ve din, bizde aynı manânın iki farklı ifadesinden ibarettir. biri zihnin, diğeri kalbin ışığı olarak görülmüştür. bu sebeple bizim, batı'da rönesans'ın ve ilimlerin gelişmesine zemin teşkil eden, bu gelişmeye dinamikler sağlayan muhteşem bir ilim tarihimiz vardır. ibn-i sina, zehravî, birunî, harizmî, ibn heysem gibi bu tarihi dolduran on binlerce ilim adamı, hem çok iyi dindardı, pek çoğu da sufi idi. din ve ilim, bizim tarihimizde birbiriyle iç içe yer aldı, hiçbir zaman çatışır görülmedi. dolayısıyla, bir insan, dindar ise, dine bağlı ise, başını örtüyorsa, bu insan ilim yapamaz, ilim insanı olamaz demek; üniversitelerde başörtüsü takmayı üniversitelerin ilim yuvaları olmasına aykırı görmek, bir ilim adamına asla yakışmayan bir tavırdır. kaldı ki, hepimiz biliyoruz, galileo da newton da, laplace da ve daha pek çokları da dine karşı değillerdi; hattâ içlerinden bazıları ciddi derecede dindardı. eddington'u nereye korsunuz? dindar olmakla ilim yapmayı birbirinden ayrı mütâlaa ederseniz, ilim âleminin başının taçlarından olan einstein'e da muhalefette bulunmuş, din ile ilimden birini kör, diğerini topal yapmış olursunuz.
alevilere atılan bir iftiradır. güya mum söndürme sonrası bir eş bulup onunla zina ediyorlar. ayrıca fethullah gülen'in vuslat muştusu isimli kitabının ilk bölümü. imternette araştırıp okuyabilirsiniz.