adamın biri sormuş "komünizm hangi devletin kurulmasını istedi?" diye
adamın biri cevaplamış "sovyetler türk lere kurtuluş savaşı nda karşılıksız yardım yaptı" diye
adamın biri yine sormuş "komünizm bölünmek isteyen hangi devlete destek verdi? " diye
adamın biri cevaplamış "irlanda kurtuluş ordusu" diye
adamın biri de demiş ki "milliyetçi duygularla hareket eden bir örgütle bölücüleri karıştırma"
öteki adam da demiş ki "tamam siktir git".
türkiye' de politikanın cahil kesminin uydurduğu, milliyetçilerin ağzına sakız gibi sıkıştırdığı anlamsız terim. bir toprak parçasını bir yerinden tutup bölemezsiniz. bu fiziksel olarak mümkün değildir. biliyorum hayal gücünüz çok geniş, yapılmayanı yapmak istiyorsunuz fakat bu imkansız. bölücülük yoktur, ayrılıkçılık vardır. ayrılmak isteyen ayrılır, bu demokrasinin gereğidir. kimseyi zorla istemediği yerde tutamazsınız. bana kalırsa bölücülükte yok ayrılıkçılıkta. anlatmak istediğim yanlış düşünülse bile doğru terimin kullanılması gerektiği.
edit: edebiyat yapmayalım. manevi bölücülükmüş. bu mantıkla 30 yıldır savaşıyoruz.
iski nin imza attığı ilginç uyarı. barajlardaki su boşaltılacakmış vatandaşlarda buna karşı hazırlıklı olmalıymış! bir insan yağmura, kara karşı uyarılır. işi yoksa dışarı çıkmaz, çıkıyorsada sıkı giyinir falan. ya da elektrik, su kesintisine karşı uyarılır. önceden önlemini alsın diye. fakat bir insan sele karşı neden uyarılır ki? evini su basarsa kormasın diye mi? ya da şaşırmasın "zaten basacaktı" deyip tekin durması için mi? çünkü kimsenin evini alıp başka semte taşıyacak hali yok. sel olacaksa adamın evini su basacak demektir. adamın suratına küfür etseler daha iyi, uyarıya bak! sel riski varmış!
ilginçtir. "kendi milletini dahi dolandarılabilen türklerin ırksal sorunudur" derdim ama faşist değilim. toplumsal bir sorundur, ekonomik nedenlere ve sosyolojik bazı gerekliliklerin eksikliklerine dayanır.
edit: türk diline muhtacım çünkü anadilim türkçe. anadili türkçe olanlar da türkler i eleştirebilirler, bunda bir mantık hatası yok.
bu ülkede milliyetçilik uğruna bir çok suikastı mazur görüp eline silah alan insanları eleştirebilme cehaletine tutulmuş insandan bozma canlının takındığı tavır.
o benim. zevk alıyorum. türkiye de bu kadar yanlışlık, bu kadar yolunda gitmeyen şey varken, türkiye de bir sözlükte yazıp türk halkı tarafından eksi almaktan gurur duyuyorum. demek ki doğruyu yapıyorum!
ağzından çıkan bir cümlede dahi kendini ele veren insan tipi. bu tür insanların düşüncelerini uzun uzun dinlemenizin lüzumu yoktur. zaten cahilliğin de olmazsa olmazı budur. en kolay anlaşılan vakka olduğundan insan çeşitleri içinde en sevdiğimdir. takdir ederim, ama fazla yanlarında durmam. mesala benim için en popüler cümle şudur; "evrim teorisi çok saçma, insanın maymundan geldiğini savunuyor". susarım, konuşmam bu cümleyi duyduktan sonra. en fazla "öyle bir şey yok" ya da "bi siktir git amına koyim" derim. az bile söylerim, bilirim. ama ne yapayım? evrimi harun yahya dan öğrenmiş adama ne anlatıcaksın?
edit: benim burada bahsettiğim, bir konu hakkında bilgisi olmayan insanlar değil, bir konu hakkında bilgisi olmadığı halde konuşan insanlardır. aksini savunmam benim de cahil olduğumu gösterir zaten.
rutin olarak her gün aynı durumla karşılaşırsanız fakat çok şaşırırsınız ya işte o gerçekler. genelde bunlar türkiye gerçekleridir. bu olaylar çoğumuz için hayatı daha anlamlı ve eğlenceli kılabilir. mesala otobüste balık istifi dizilmiş insanlar her zaman ilgimi çekmiştir. aynı görüntüye devamlı şaşırırım. kendimi bundan bir türlü kurtaramıyrum. balık istifi insan dizilmiş otobüs görmeye durayım. hemen bakıyorum şaşkın şaşkın. ulan ne ilginç olay yaa!
son zamanlarda inanmaya başladığım önerme. kimisi kürtlerin müziklerinin olmadığından, kimisi mutfaklarının olmadığından, kimisi destanlarının, oyunlarının olmadığından bahsediyor. bende diyorum ki, yoksa gördüğümüz insanlar hayal mi? zihnimizin bize oynadığı bir oyun mu?
her sene kış aylarında haber bültenlerinde gördüğümüz, hepimizin farkında olduğumuz şiddetli kar yağışını, şehrin herhangi bir yerine gidip, götü donarak büyük zorluk içinde bağıra bağıra anlatıp haber yaptığını zanneden embesil televizyoncudur.
yalandır, aldatmacadır, uydurmacadır, inanmayın! karşı cins ile aranızdaki platonik muhabbeti bir arkadaşınıza anlatırsınız o da size "asıl olm asıl kıza, kalp kalbe karşıdır" diyerek cesaret vermeye çalışır. ben duygularınızı söylemeyin demiyorum ama bu psikilojiyle gitmeyin, gerçekleri göz önünde bulundurun. kızı tipi, sizin tipiniz, kızın kültürel seviyesi, sizin kültürel seviyeniz, bakış açılarınız falan. gidin kıza adam gibi açılın. ne lan bu kalp kalbe karşıymış! öyle zamanlar var ki kızın sizden haberi bile olmayabilir. gidip yanına "merhaba ceylan kalp kalbe karşıymış da bende ona güvenerek yanına geldim" demeyin. kız "siktir git" demekten beter bakar imanıma.
yukarıdan gelen bir yenilikle halkın tabanından gelen değişimin farklılığını kavrayamayan zihniyetlerin uydurduğu kavram üzerine açtığım başlıktır. şimdi efendim, darbe denen şey, tepeden, bir anda, halka danışmaksızın, alınan kararlara verilen isimdir. darbelerin her aldığı karar özünde yanlış olmayabilse de, şahsi kanaatim darbelerin faydasızlığı yönündedir. devrim ise halk tarafından belli bir aydınlanma sonucu isyan ile başlayıp, değişim ile sona eren eylem bütünlüğüdür. kısa olarak özetlemek gerekirse darbe tepeden, devrim tabandan gelir. darbe ile devrimi ayıran en önemli fark da budur zaten. mesala fransız devrim i gerçek bir devrimdir. halkın iradesini konuşturduğu ve sonunda zor kullanarak iktidarı alaşağı ettiği bir olaydır. bu halkın diline doğru bir şekilde pelesenk olmuş sözdür. fakat bunun yanlış örnekleri de vardır. mesala 1960 yılında yapılan darbeye halkımızın çoğu devrim der. halbu ki siyasi terminolojiye göre yapılan iş darbedir. çünkü olaya halk karışmamıştır. halk 1960' da kabul eden, itaat eden pozisyondadır. oysa devrimlerde halk söz sahibi olan, iradesini kullanan taraf olmalıdır. atatürk ün cumhuriyet öncesi yaptığı eylemler, halkı örgütlemesi, devlet iktidarına boyun eğmemesi gibi nedenler onun devrimcilğinin simgesidir. fakat mevzu bahis konu, yani atatürk devrimleri derken insanların kastettiği şey aynı şey değildir. insanlara göre atatürk devrimleri, atatürk ün devlet başkanı (burası önemli) olduktan sonra halifeliği kaldırması, eğitimde birliğe geçilmesi, latin alfabesinin kabulu, şapka yeniliği vs dir. tamam, bunlar yeniliktir ama devrim değildir. çünkü halk "festen çok sıkıldık, artık daha modernini istiyoruz" deyip fesini atmamış, atatürk insanların kafalarındaki ilkel şapkayı atarak tamamen kendi iradesiyle yenisi takmıştır. burda devrim olabilmesi için bir halk aydınlanması ve halk hareketi gerekir. yukarıda da dediğim gibi devrim ile darbe arasındaki en büyük fark budur. ne şapka yeniliğinde, ne de diğer yeniliklerde halkın eski olana tepkisi ve yeniye olana iradeli desteği yoktur. halkın yaptığı, önder kabul ettikleri kişinin getirdiklerini kabul etmek ve uygulamaktır. halkın yeniliklere zihni olarak destek vermesi dahi, yeniliklerin devrim olarak nitelendirilmesinde yeterli değildir. bu bağlamda atatürk ün getirdiği yenlikleri devrim olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığını düşünüyorum.
müslüman bir toplumun yaşadığı coğrafyadan başka, dünyanın herhangibir yerinde doğma ihtimalini görmezden gelerek kendini "seçilmiş" olarak gören uzak coğrafyalarda doğan başka dine mensup insanları "cehennemlik" diye nitelendiren cahil insancıkların kafa yapısı. halbuki herkes yaşadığı yerin değer yargılarını benimsiyor hepsi bu. insanın bu kadar tesadüfe dayalı bir inanç sistemine göre hayatını şekillendirmesi ayrı bir muamma.
kadının erkek tarafından idare yada kontrol edilmesini emreden (nisa suresi) bir dine inanıp aynı zamanda kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmasını isteyen kişilerin düşmüş olduğu vahim çelişki.