biz seçim beyannamesinde suriyeli arapları afganları pakistanlıları entegre etmekten söz eden ychp'nin ve hdpli molotoflu trollerin tutuşmasından anlamıştık zaten ama cüneyit özdemirle birlikte program yapan kenan taş'ın bunu ifade etmesi başaracağımıza dair inançımızı güçlendirdi.
6+1'in fonlanan gazetecileri varsa Türk milletinin ümidi var! https://www.youtube.com/w...v=QqZYjOV2iq4&t=3139s
Kazankistan'nın akmecsid şehrinde dünyaya geldi. çocukluğunda idarecilerin haksız uygulamalarına maruz kalan babasının ve yakınlarını çektiği sıkıntıları gördü. Kanunsuz davranışlara karşı hukuk mücadelesi verme amacıyla Petesburg Üniversitesinhde hukuk bölümüne girdi. zekası ve öğrenmeye olan isteğiyle ünlü dil bilgini radloff'un dikkatini çekti. ancak dil alanında çalışmak istemedi.
öğrencilik yıllardında siyasi faaliyetlere kaldı. 1. dünya savaşında türkistanlı gençeleri askere almak isteyen çar hükümütine karşı başlayan ve binlerce insanın ölümüne yol açan isyanın soruşturluması ve meselenin dumaya taşınmasında önemli rol oynadı.
ekim ihtilali ile bolşeviklerin güçlenmesi türkistan müslümanların taşkat'teki siyasi faaliyetlerini sona erdirince hokand'da ortaya asya türk tarihinde ilk modern devlet yapılmasını olan türkistan muhtariye ilan edildi. kurulun hükümette mustafa şokay önce dışişleri bakanı, ardından başbakan olarak görev aldı. düzenli ordu teşkili yolunda, eğitim ve ekonomik alanlarda kaunnlar çıkarıldı, önemli adımlar atıldı. Ancak bolşevik kuvvetleri iki ay sonra türkistan muhatriyeti'ni dağıttı. l hakkında ölüm emri çıkartılan şokay, taşkent'e kaçarak bir süre gizlendi, rus allı mariye yakovlevna ile evlendi. Taşken'ten orenburg'a eçerek bökeyhan, baytursun ve duvlatov gbii kazar alaş milli hareketinin liderleri ve başkurtlar'ın lideri zeki velidi ile toplanlar yaptı.
öğrencilik yıllarıdan itibaren türkçülük ve cedidcilik akımlarını benimseyen şokay'ın siyasi fikirlerin oluşumasında kazak alaş milli hareketinin lideri bökeyhanov'un büyük etkisi olmuştur. Yurdunun bağımsızlığa ve milli bir yönetime kavuşması idaeli yanında bulundugğu çoğrafya sebebiyle türkistan haklarının siyasi birlik oluşturmaların gerekliliğin savundu. ona göre bütün türk dünyası için böyle bir birlikten bahsedilmez, ancak türk dünyasının kültürel birliğin oluşturulması şarttır.
birge'nin en önemli eseri, londra'dta luzac kitabevi'nin doğu dinleri dizisinin vıı. cildi olarak çıkardığı the bektashi order dervishes adlı kitaptır. bu 291 sayfalık eserin içinde metin dışı otuz üç resim bulunmaktadır. Türk tasavvuf hayatında bektaşiliğin yeri, bu tarikatın tarihçesi, pirlerii ile başlıca velilleri, örf ve adetleri, diğer mezhep, tariket ve hatta dinlerle olan münasebetleri açık ve düzgün bir plnana göre araştırılarak ortaya konulmuş, ayrıca eserin sonuna tarikatta kullanılan terimlerin açıklamları ile çok zengi bir bibliyografya eklenmiştir. b kitap bektaşilik hakkında şimdiye kadar yayımlanmış eserlerin en derli toplu ve konunun takimi bakımından en düzenli olanıdır. eser çok etrfalı bir şekilde vaktiyle o. şaik gökyay tarafından tanıtılmış, bu arada tam bir özeti de verilmiştil. Birge'nin bu eserinin dışında turkey between the two worl warsve A Guide to Turkish Area Studies adlı iki kitabı daha bulunmaktadır.
hacı bektaşi velinin halifelerindendir. "doksan dokuz bin türkistan evliyasının piri" hoca ahmet yesevi'inn müridlerindendir. ahmed yeseivi hacı bektaş'ı rum diyarına halife olarak gönderidği zaman yanına hacım sultan'ı da katar. bunlar önce hacca gider, dönüşte anadolu'ya gelirler. Hacı bektaş'ın yanındaki uzun müridlik yıllarından sonra bir gün şeyhi kendisine "cihaz-ı fakr" denen taç, hırka alem vb mürşidlik alameti olan kendi batın kılıcını v kuşatıp germiyan iline gönderir. batı anadolu'daki konar göçer türkmen oymakları içinde hacı bektaşi veli kültürünün yayılmasında çok önemli rolü vardır,
mensuplarınca hacı bektaşi veli'den sonra ikinci pir (pir-i sani) kabul edilen balım sultan'ın asıl adı hızır balı olduğu ileri sürülür. Yaşadığı dönemden kalma doğrudan kendisiyle ilgili hiçbir belge bulunmadığından hakkında bütün bilinenler yazı ve sözlü bektaşi geleneğine dayanır. ancak bu genelekteki riyavetler de bazan birbirin tutmaz. Belki de bu yetersizlik yüzünden günümüze kadar bu önemli şahsiyet hakkında herhang ibir monografi yayımlanmıştır.
bugün içi bu rivayetlerden hangisinin gerçeğe dayandığını tesbit etemk imkansız gibidir. ancak burada önemli olan, balım sultanın nesebi meselesiden ziyade onun bektaşilik tarikanının gelişmesinde oynadığı rol ve buna paralel olarak osmanlı safevi mücadesinin kızıştığı bir dönemde osmalı yönetimi ile olan dikkate değer yakın ilişkileridir. Riyatyer hızır balı yahut balım sultan'la osmanlı sultanı 2. bayezid'i sıkı bir ilişki içindi göstermektedir. Bu ilişki, dimetoka'da doğduğu için eskiden beri buradaki büyük bektaşi tekkesi seyyid ali sultan zaviyesi'ne ilgi duyan 2. beyazid'in o zzaman şeyh olan balım sultan'la tanışması sonucu doğmuştur. Yine söz konusu rivayete göre safevi propagandası anadolu'da faaliyete geçtiği zaman 2. bayezid balım sultan'ı dimetodaki tekkenden alarak hacı bektaş dergahının başına getirmiştir. Byölece balım sultan resmen osmanlı yönetimi tarafıdan bektaşi tarikatının başına getirilmiş oluyordu.
baha said'in 2. bayezid'in bu işi anadolu'daki bektaşi ve belki kısmen kızılbaşları bu propagandanın tesirinden korumak maksaydıyla yaptığı söylemesi son derce mantıklıdır. Nitekim bektaşiler kendileriyle pek çok noktada müşterek olan kızılbaşlar gibi safevi yannlısı olmak yerine osmanlı yönetimi yanında kalmayı tercih etmişlerdir.
Tıp tarihi, deontoloji ve diğer alanlarda çok sayıda yayını bulunan Şehsuvaroğlu'nun çalışmalarında genellikle geçmişteki tıbbi olaylarla bugünkü tıbbi olayları bir hekim sıfatıyla kıyasladığı görülür. Türk tıp tarihiyle ilgili yazma eserleri yıllarca büyük bir titizlikle incelemiş, bilhassa Osmanlılar’da verem, kolera, akıl hastalıkları, çiçek aşısı, hekim biyografileri, sağlık kuruluşları, karantina, tıpta iz bırakmış kişiler, islam tıbbı, bilimler tarihi gibi konularda çalışmalar yapmıştır. Medeniyet tarihinin bir parçası olarak gördüğü tıp tarihinin tıp talebelerine öğretilmesinin gereği üzerinde durmuş, böylece geçmişteki tıp bilgileriyle günümüzdeki bilgileri karşılaştırarak bir sonuca varma, halk arasındaki tıbbi folklorla ilgili bilgileri inceleme ve milletlerin kendine özgü tıbbını ortaya çıkarma amacını gütmüştür. Batı dünyasında yazılan birçok tıp tarihi kitabında islam öncesi ve sonrası Türkler’le ilgili malumata rastlanmadığı kanaatindedir. Bu bakımdan gerek Osmanlı tıbbının gerekse daha önceki Türk topluluklarıyla ilgili tıbbî gelişmelerin Türkler tarafından araştırılması ve Batı dünyasına tanıtılmasının gerektiğini düşünmüştür. Kendisi Anadolu'daki dârüşşifâlar ve Türk hekimleri üzerinde çalışmalar yapmıştır. Türkiye’de ve dünyadaki çeşitli kütüphanelerde Türkçe tıp yazmalarını inceleyerek tıpkıbasımlarını hazırlamış ve tıp tarihi, tıbbi deontoloji, tıp etiği konusunda yararlı sonuçlar elde edilmesini sağlamıştır.
Şehsuvaroğlu asıl mesaisini tıbbi deontoloji ve tıp etiği konularına ayırmakla birlikte hekim sorumluluğu, hekimin görevleri, şarlatanlık, konsültasyon, hekim raporları, ötanazi, ilâç alışkanlığı, organ nakli, hibernasyon (dondurarak yaşatma), tıbbi denemeler gibi deontolojik konuları tıp hukuku ve tıp etiği açısından aydınlatmaya çalışmıştır. Ona göre deontoloji “görev bilimi, meslekî davranış ve meslek ahlakı” demektir. Tıbbın kendine özgü bir deontolojisi vardır. Nitekim Tıbbî Deontoloji adlı ders kitabında konunun tarihçesine geniş yer ayırmakta, böylece tıbbi deontoloji ve tıp etiği tarihinin bugünkü deontoloji ve etik açısından önemini vurgulamaktadır. Şehsuvaroğlu, insanlarda organ nakli konusunda günümüze kadar gelen aşamaları 1970’li yıllarda ele alarak modern tıp etiğine dair görüşlerini de belirtir. Ayrıca aile planlaması, tüp bebek ve yapay döllenme konularına değinmiş, bunların tıp etiği sorunlarını incelemiştir. Geleceğin önemli bir konusu olan hibernasyonu 1970’li yıllarda ele almıştır.
Abdülhak Mollanın hekimbaşı olarak tıp tarihinde önemli bir yeri ve çeşitli hizmetleri vardır. Ağabeysinin tıp eğitiminde yaptığı yenilikleri desteklemiş, ondan sonra Mekteb-i Tıbbiyye nazırı olarak tıp eğitiminin gelişmesi için çalışmıştır. Anatomi dersinin kadavra üzerinde gösterilmesi için ilk olarak onun özel izin aldığı belirtilmektedir. Meclis-i Tahaffuz (Karantina idaresi) reisi sıfatıyla salgın hastalıklara karşı karantina teşkilatını geliştirip yaygınlaştırmış, çiçek aşısı uygulamasını da mecburi hale getirmiştir.
bazı eserleri bulunan Emir Çelebi, özellikle EnmûzecüIt-tıb adlı kitabıyla ün kazanmıştır. Kaptanıderya Receb Paşa adına yazdığı bu eserin önsözünde eskileri aynen almanın hatalı olduğunu yazar. Örnek olarak mahmûde (scammonia) bitkisini verir ve ibn Sinâ devrindeki mahmûde ile kendi devrindeki mahmûdenin, hatta Antakya, istanbul ve Mısır'da yetişen cinslerin tesirlerinin aynı olmadığını bildirir. Enmûzecü't-tıb havanın, toprağın ve iklimin nitelikleriyle ilgili sağlık bilgileri bölümüyle başlar ve anatomiden kısaca bahsettikten sonra hastalıklarla ilaçlarının teker teker açıklamasına geçer. Emir Çelebi kitabın anatomi kısmında, savaş alanlarındaki yaralılardan ve ele geçen hıristiyan kadavralarından faydalanarak hekimlerin anatomi bilgilerini arttırmaları gerektiğini ileri sürmektedir. Eserin sonundaki deontolojik bölümde ise hekimlere bazı öğütler verir. Kitap, daha önceki tıp yazmalarından yapılmış bir derleme olmakla birlikte Emir Çelebi'nin şahsî araştırmalarını da ihtiva eder. Enmûzecü't-tıbb'ın başta Süleymaniye olmak üzere çeşitli kütüphanelerde birçok yazma nüshası bulunmaktadır.
Babası meşhur Osmanlı tarihçisi Subhi Mehmed Efendi'ye nisbetle Subhizade lakabı ile şöhret bulmuştur. Şiirde Aziz mahlasını kullandığı için Aziz Efendi olarak da anılır.
Arapça, Farsça, Latince, italyanca ve Fransızca bilen Abdülaziz Efendi, bilhassa tıp alanında yaptığı tercümelerle Batı'daki hekimlik çalışmalarını tanıtmış ve eserleriyle Türk hekimlik tarihinde önemli bir yer kazanmıştır. Ayrıca edebiyat ve musiki ile de meşgul olmuştur. Şiirlerini topladığı mürettep divanı ve yaptığı bestelerle bu sahalardaki kudretini ortaya koymuştur. Şöhretinin parlak zamanı III. Mustafa ve I. Abdülhamid devirlerine rastlamaktadır. Astrolojiye (ilm-i ahkam-ı nücum) vukufu ile de tanınan Abdülaziz Efendi bu alanda yaptığı tercümelerde, konuyla yakından ilgilenen III. Mustafa'dan büyük teşvik görmüştür. Musikide kimlerden faydalandığı bilinmemektedir. Zamanımıza sadece altı bestesinin notası ulaşabilmiştir.
milli mücadelenin kadın kahramanlarından.
9 yaşın yaşında babasıyla birlikte cephede düşman kovalamış 70. alayın simgesi olmuştur.
yer aldığı muhabereler:
Geyve Savaşı
Konya isyanı
Birinci ve ikinci inönü Savaşları
Sakarya ve Gediz Muharebelerin.