arpaci kumrusu
901 (dünya dışı zeka belirtisi)
dördüncü nesil yazar 14 takipçi 31.80 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    namusumu kaybettim hükümsüzdür

    1.
  1. namus bacak arasındadır, namus bacak arasında değildir tartışmalarının geldiği nihai noktadır. insanlık olarak namusumuzu bulamaz olduk.
    0 ...
  2. rockca

    1.
  3. senede bir gün programında okan bayulgen'in kibariye'den "allah belanı versin" adlı muhteşem eseri okumasını istediğinde kibariye bacımızın sorduğu sorunun ana direği.

    diyalog şöyle gelişmiştir;
    - şimdi, şimdi kibariye bize allah belanı versin'i okuyacak. (*)
    - ay, nasıl okuyayım ya, rockça mı okuycam ? (*)
    *
    0 ...
  4. korun herkesle ayni manzarayi gordugu yerdeyiz

    1.
  5. bana bir şeyhler oluyor adlı bkm oyununda dursun duran karakterini canlandıran demet akbağ'ın ağzından dökülen, insanı düşüncelere iten cümle.

    "...kuyunun en dibindeyiz, körün herkesle aynı manzarayı gördüğü yerdeyiz..."
    4 ...
  6. kontralto kontra

    1.
  7. bir kolera şarkısı.

    kontralto kontra

    VERSE1

    ÖNCE TEMANIN KULAĞINI ÇEKECEKSiN BiRAZ BÜKECEKSiN BAKTIN LAUBALi ÜZERiNE iYiCE GiDECEKSiN ÇÖZECEKSiN ZAAFINI BULDUĞUN ANDA KOZUNU GÖMECEKSiN BU ASIRDA NASIL HAYATTA KALINIR ÖĞRENECEKSiN HER TÜRÜN BiR ÖRNEĞi SAKAT NEDENi BANA DAYAT KARANLIĞIMA BiR ZAHMET ANASTAS BiRAZ DA MUM SAT KURŞUNA DiZDiN GAYET HOYRAT ZAPTEDiLDiM BiR TESADÜF ORTASINDA KANIMI KADEHLERE EŞiT PAYDA BOŞALT ANCAK VE ANCAK ELiMDE BiR HARP iHTiMALi VAR BiRAZ VAHŞi OLDU AMA NE YAPARSIN RUH HALi DAR DEPDERiNLERiMDE DEBELENMEZ Mi ŞiMDi MAGMALAR GÖZLERiM ELLERiMDEN SEKER EKSiKETEK ENSENE KONAR RAFADAN UMUTLARIMIZ RAFA KALKAR ULAN SÜZME SENDE ÜZME SORUNU VAR GÖZ PINARLARIM TEKER TEKER DOLAR TAŞAR BUNU TAKiBEN ERTESi YIL BAŞKASI HATA YAPAR iÇiMi BURUK TADIM KAÇAR LAFIM DOZER EZiK BU CAN DENK GELiRSE EĞER GEZEGENLERiNE DOĞRU BiRKAÇ MERMi ATACAĞIM SALDIRAY YILDIRAY BATIRAYLA BATIRIP ÇIKARACAĞIM FANTASTiK GELDiYSE EĞER BiZZAT KENDi GELSiN GÖRSÜN SÜZSÜN ÖLÇSÜN BiÇSiN KURAMLARIMI YERLE BiR ETSiN Ki AĞZI BURNUNA BURNU AĞZINDAN GELSiN YOLLAR KESiK KOKUN KESiF AÇ KAPIYI BEZiRGAN BAŞI iSTER YARIM AKLIYLA iSTER KENDi RIZASIYLA GELSiN

    DÖN GERi DÖNÜŞÜM KUTUNA GERi GERiLE BAŞLARIM HER GÜNE EUZUBESMELEYLE ViTESiM R DE YOLCULUĞUMUN ARIZA NÖBETiNE DENK GELDiN BAK YiNE AĞA KONUŞUR ÇIK TEPESiNE EN ZEKi GEÇiNENiN BEYiNCiĞi % 0 HACiMLE GÜNDEM ZOR HALiM YOK DÜŞMAN ÇOK KORKUM YOK

    VERSE2

    EH OLDU BiTTi MAŞAALLAH SEN SEÇiLDiN KURRAYLA YAZI TURAYLA KONTRALTO KONTRAYLA GÖZLÜKLERiNi ARAMAKLA MEŞGUL ŞUAN KONTDRACULA GELSiN YESiN APARKAT KIYMETLiDiR CANI YANMASIN ABiSi ELLEME KENDi KENDiNE GELiR O KENDiNE KÖPEK ÖLDÜRENi VERiVER ELiNE LIKIR LIKIR iÇSiN KENDiNE GELSiN KUYU BAŞINDA ÇUKURLARIMA KURULAN KIRIK TUZAKLARLA CÜMLE ALEM GÖRDÜ GAFLET HELALiN BENDE MUHBiRiN VELAYETiN TÖKEZLEDiN HER SORUMDA BiTTi MECALiN KALMAZ HACETiN TÜKENDi HALiN iNSAN VAHŞiLEŞTiKÇE AMAZON KÜÇÜLÜP BiTTi YEDiĞiM DANANIN SiNiRi BAKIN NASILDA DiŞiME GEÇTi HALiM SELiM KAÇ KiŞiYLE TANIŞMIŞTIMKi BEN SANKi ARAMIZDAKi MESAFE iYiCE UZADI GiTTi ZAHMETLiDiR YOLU UYARALIM ABiSi ELLEME KENDi KENDiNE ÇÖZER O KENDiSi BURUŞMADAN HEMEN DERiSi AYIPLARI ÖRTSÜN KENDiNE GELSiN.
    1 ...
  8. senede bir gun programindaki gotik kizlar

    1.
  9. efenim malumunuz geçtiğimiz gün (*) 2007 yılının son ayı olmasından mütevellit hemen hemen bütün televizyon kanalları bir "yıl başı programı" yapma telaşına kapılmışlardır. bu yıl başı programları bilindiği üzere banttan yayınlanır ve sırf bu yüzden samimiyeti tartışmaya açıktır, ancak bu konu başka bir entry'nin olsun.

    kanal d adlı televizyon kanalının yaptığı program, ki adı "senede bir gün" olarak reklamları yapılmış, birçok arıza insanı bünyesinde barındırdığını duyurmuş ve genel olarak uzunca bir aradan sonra insanlara okan bayulgen'i göstereceğinden dolayı insanları meraka gark ettirmiştir. programın diğer yıl başı programlarından farkı yoktu aslında. şarkılar, iyilik dilekleri, okan'ın sorduğu sorularla kimi zaman saçmalayan kimi zaman kahkahalara boğulan konuklar, gır-gır, şamata, bir "seneye nasıl girersek öyle geçer" tandansı. yani klasik yıl başı porgramı şeklinde bir programdır.

    ancak gelen onca konuk arasında en dikkat çekici olanlardan birkaçının reklamı neredeyse hiç yapılmamıştır. seyircilerin oturduğu bölümde en önde oturan yaklaşık 8-10 gotik kızdan bahsediyorum. ki bunlar kibariye'nin ismail yk'ya ait olan "allah belanı versin" adlı şarkıyı rock'ça söylemek için sahneye çıktığında sahnede kafa sallamışlardır. peki bu kızlar burada ne aramaktadır ?

    konuklar arasında gotik rock yapacak bir müzisyen yok, yani doğal olarak şarkı dinlemek için gelmemişler. niyetleri bir iki ünlü görüp, programa katılacak insanları canlı-kanlı izlemek olmalı. bu durumda da insanın kafasını karıştıran şeyler meydana çıkmakta. izleyenler bilecektir, bu hanım kızlarımız her şarkıda ayağa kalkıp hunharca kafalarını sallamışlardır, kameraman inadına gidip gidip bunları çekmiştir, jimy jip operatörü kızların içine düşmüştür.

    yani sonuç olarak, senede bir gün adlı yıl başı programında bulunan bu gotik kızlar ekranda çok sık görünmelerine rağmen orada bulunma amaçları bir türlü anlaşılmamıştır. muamma olarak kalmıştır. bilen-tanıyan varsa bir soruversin. insan hangi safiye soyman şarkısında kafasını sallar. ?
    *
    1 ...
  10. yolculuklarda kullanilan kusmuk torbasinin akibeti

    1.
  11. yolculuklarda kullanılan kusmuk torbasının akıbeti ;

    herkesin malumatı, yolculuk sırasında birçok insanın midesi bulanmaktadır. ki bilimsel olarak bunun sebebi orta kulaktaki sıvının çalkalanması falan olmasına karşılık halk arasında "...yol tutması..." ve/veya "...araba tutması..." gibi adlar takılmıştır. örneklersek daha bir açıklayıcık olur; "...ay beni araba tutar...", "...ayşeyi araba tutmuş, sen bir kus, bir kus..." gibi.

    efenim, iş bu sebepten dolayı, yolculuklarda insanların böyle bir sıkıntısını gören zeki-çevik-ahlaklı bir müteşebbis bu durumu bir nebze olsun çekilir hale getirmek amacıyla "siyah poşet"leri daha ele avuca gelir biçimde tasarlayıp "kusmuk torbası" haline getirmiştir. nedir efenim bu "kusmuk torbası", şimdi bilimum sansürlenmesi gereken bakkal-market eşyası(*) için tasarlanmış, koyu siyah renkli tutumaçlı torbaların daha minyon tipli, dar-uzun şekillisi ve tutamaksız olanıdır. kusmuk torbaları genelde küçük şehirler arası yollarda daha çok başvurulan gereçlerdir. sebebi ise küçük yerleşim yeri yollarının daha yorucu ve araçların daha küçük ve konforsuz oluşundan kaynaklanabilir. efenim şimdi bu küçük siyah kusmuk torbaları otobüs koltuklarının arkalarında bulunan haritalık olarak tabir edilebilecek ağ şeklindeki bölmelerde birer adet olmak üzere hali hazırda bekletilir. yolculuk sırasında kusma eğilimi gösteren bünye doğal olarak bu torbalara sarılır ve torbayı ağzına dayar. bildiğiniz gibi plastik kokusu da pek iç açıcı bir koku olmadığından, bünye daha bir rahat, daha bir verimli kusar. sonuç olarak bu küçük icat, görevini layıkıyla yerine getirmiş olur.

    iş bu başlığa asıl konu bundan sonra başlamaktadır.
    olay şu şekilde gerçekleşir, "öooorrrghhh" efekti ile içini torbaya döken bünye, kendisininde tiksindiği torbayı uzun çabalar sonrası sesini duyurduğu muavine uzatır. ki muavinin kulaklarında bir proplem yoktur da, adam bu pis işi duymazlıktan gelmeye çalışır. muavin hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyorsa poşeti alır eğer azıcık kaşarlanmışsa, "beni takip et" gibi cümlelerle poşeti kusan kişiye taşıtır. ortada hızlı bir şekilde hareket eden bir otobüs, az önce yediği yemekleri çıkartan ve ağzında acayip ekşimsi tat olan bir adam, ve tüm bunlardan önemlisi bir torba taze kusmuk vardır. kusmuk için yapılabilecekler kısıtlıdır. misal otobüsde bulunan çöp kutusuna atılabilir. ama bilirsiniz ki kusmuk kokan, kokmasa bile fark edildikten sonra bütün insanları rahatsız eden bir metaryaldir bu nedenle diğer yolcular bu durumdan hoşlanmaz. bir diğer seçenek "abi yol az kaldı ya, elinde tutsan, inince sallarsın bir yere" demek olabilir ama bu da çok mantıklı gelmemektedir, zira adam yolda iki sallandığında içini boşaltmıştır, şimdi elinde bir torba kusmuk ile bekletirsen on defa daha kusar. üçüncü seçenek ise poşeti açılan camdan ve/veya kapıdan dışarıya fırlatmak, bu durumda yoğun rüzgardan dolayı poşetin aracı pisletmesi, atan kişiye doğru geri gelmesi, arkada seyir halindeki araçların camına yapışması, hepsinden önemlisi çevreyi bok etmesi muhtemeldir. yani yolculuk esnasında kusan bir insanın kusmuğu, atsan-atılmaz satsan-satılmaz statüsü taşıyan ender oluşumlardandır. o andan itibaren bu durum bütün otobüsün ortak sorunu olur. kusan adama "bilader elinde tutuver" dersen ya adam söylenmeye başlar ya da onun yeni kusma girişmelerinde yolculuk yapan diğerleri. poşet çöp kutusuna atılsa yine bu sefer yolculuk yapan diğer insanlar arıza çıkartır. poşeti dışarıya atmaya çalışırsanız bu durumda yolculardan çevreci olanlar çemkirecektir yada arabasının camına bir poşet dolusu kusmuk yapışan sinirli şoför sizi ilk durakta s.kertecektir. bu nedenle yolculuklarda kullanılan kusmuk torbasının akıbeti çok önemlidir ve bıçak sırtı bir dengedir.

    kısacası, çok merak ediyorum bu yolculuklarda kullanılan kusmuk torbasının akıbetini, uykularım kaçıyor o derece. *
    1 ...
  12. fethi kabir

    1.
  13. dalton kardeşler

    1.
  14. kusuruma bakma

    1.
  15. kusuruma bakma

    ilk defa ayağıma kadar geldin
    daha önce ağlarken görmemiştim seni
    başucumda durdun,
    özlediğin söyledin, cevap veremedim
    bıraktığın gülleri koklayamadım
    ve sen giderken ayağa kalkıp
    yolcu edemedim...
    kusuruma bakma!
    dün gece ölmüşüm.

    ceyhun yılmaz
    2 ...
  16. hayley williams

    1.
  17. alibaz

    1.
  18. bebekken bünyesine verilen afyon sebebiyle uyku sorunları çeken ve sırf bu yüzden uyanıkken düşler gören puslu kıtalar atlası'nın yaramaz veleti.
    2 ...
  19. soyleyemediklerimi sen anla

    1.
  20. 2001 yılında yayınlanan bir kenan kalecikli kitabı.

    arka kapak;

    Seni götüren uzaklara
    yakınlıklardı

    Beklenmedik giderdin / anlaşılmadı
    bastığın toprakta akrep yuvalarıydı
    bastığın toprakta akrep yuvalarıydı

    Bilinmezlere gidip gelirdin
    bilinmedi

    Ne günlerim oldu benim, sen olmadın
    sırça köşklerde güzellik uykularındadydın olmadın
    inandığım her şey adına yasak sorular sordum kendime
    bütün denklemlerin bir bilinmeyeni sendin seni sordum

    Toplumun nefreti annenin kaslarını kuşatıp
    olanca gücüyle patlarken taptığım yüzünde
    neden bu kadar yalnızdık, sen söyle

    Yaşamayı tanımla şimdi de
    öyle ki, geriye kalan ne varsa ölmek diyelim

    Hiç yanılmam saklama sen de aynıydın
    avuç dolusu boşalmış ilâç şişeleri pencerelerde.
    0 ...
  21. kara kutu aramak

    1.
  22. kara kutu turuncu renkte olduğu için kara cisimler değil turuncu cisimlere yoğunlaşılmalıdır.
    3 ...
  23. kanatlarım

    ?.
  24. kanatlarım

    gölgemde asılı duran bilemediğim sevdalar
    düşlerime girmekte sessizce
    kanatıyor göğüs kafesimin içinde içinde çırpınan yüreğimi
    gençliğimi silemeyen yenginin hüznü
    ne oldun ölüm serpiyorum seni
    yalnızlıkta oyduğum, acıdan gerilmiş dağların yarıklarına

    ateşe uçarken sıradan kanatlarımla.

    kaan ince
    0 ...
  25. teklik

    1.
  26. teklik

    endişeli bir görünüme büründü avuçlarım
    yansıdı içine sonra su gibi temiz dünya
    göçmez oldum oluk oluk akan acıyı
    avuçiçi çizgilerimden yaşlı toprağa

    kızgın bir yalnızlıktı savuran beni
    belki de yeni başlayan gece, sevgiye yengin
    bir adım ötesi çığlığımın en kaygısız en coşkulu yeri
    ölüm gözlerimde yaşlandın

    şimdi gel durma, zehir zıkkım olsun karanlığın.

    kaan ince
    0 ...
  27. bes kala

    ?.
  28. beş kala

    ay uykusunda sayıklar seni
    pırıl pırıl yansırken tenin rıhtım kanatlı denizlere
    ama sahte ölüm çocukları doğuyor geceden
    gök pusuna bulayacak gözlerimi
    sesimi rüzgârına boğduracak
    ancak kurşun geçer yüreğimden
    tenin yüzüyor ve yüzecek daha
    çünkü bilmediğim bir saygınlıkla dokuyorum yüreğini
    ay paramparça düşüyor suya
    alacakaranlığı bölerek ikiye sıyrılıyor yaşamdan
    betonlaşan yağmurlara tutuluyor sevdam
    sis çöküyor iliklerine anarşist yüreğin
    bedeninde tel örgülerin acı büzgüleri
    od düşüyor gönlüme
    uzun ince parmaklarından gecenin
    beş kala ölüme.

    kaan ince
    0 ...
  29. esittir gozlerin geceyle denizin bulusmasina

    ?.
  30. eşittir gözlerin geceyle denizin buluşmasına

    ...
    ve kırağı tutan umutlar sökülüyor
    solgun bakan bir kentin puslu akşamından
    ezik yüreğime doluşuyor kurumuş yapraklar
    sararıp dökülüyor gözlerimin önüne
    yaşadıklarım hüzünlerce
    çekirdeği kararmış yaşamın
    hangi sevda uğruna bilinmez
    ya da hangi sevdasızla
    ben hep aynı aşk için fırtınalara kalmıştım
    sarınıp her yanıma sevdiğimi
    ölüme rağmen gülene kadar
    rengi kesti yüzümü duygularımın
    islanıyor mu kanatlarım uçamayacak mıyım
    ah vapur ıslığı sabahlarım
    gözçukurlarımda kundaksız ağlıyor
    sığ bir suya lacivertleşen gözbebeklerim
    ve parmakizlerim alınıyor
    gökyüzü neferi yüreğim düştü
    çünkü sevgilim

    sağ yamacımda öksüz güller takılıydı
    sol yarım geçmiş zaman bilindiği gibi
    geceyi taşıyan bulutlara dolu hangarları sevdamın
    yeşil yağmurla ilintiliydi zaman
    aktım yokolmaya ölüm asitlerinin üzerine
    süslesin diye güzün gerdanını rüzgârımın şarkıları
    şiir çıkartırken sessizliğinden seher
    uzun ince usul imge
    yüreğe girmesi kolay olsun diye

    ağızlarda gece mavisi sözler
    çisil çisil kanıyor fesleğenlerin gözleriyle
    sevmiştim umut seni sevmiştim
    be de çok ölmüştüm utanmadan

    bir kançiçeğini ağır ağır çekmek gibi yaramdan
    örselemeden sevgimi
    şahin bakışlı gecelere düşmeden terim
    aniden yitip buğusuna karışmak gibi zamanın
    her yolculuğu ayrılık-kavuşma terminallerinde
    başlatıp bitirmek gibi bağışlamalarla
    aşk tanrıçaları arasından çıkıp gelişleri
    yıldızlardan izlemek gibi gizli gözlerle
    ölümü, değişmez kesin bir ayrılığın insan figürlerinden
    tuvalde resme dönüştürmek gibi

    söylemenin ötesinde yüreğimdeki şiir
    "eşittir gözlerin geceyle denizin buluşmasına"
    gibi düşlere bürünmek de değil

    biten bir ömür gibi üstüne düşmüştüm
    tesbihim çekiliyor şimdi tek tek
    ördüğüm bu gece iplerin en namussuzuyla
    kader tapınağı putlarım kırdı

    yazmanın ötesinde yüreğimdeki şiir
    dokunmak gibi de değil sevinin şavkına
    birbirine dönüşen hüzün-sevinç oyunlarıyla.

    kaan ince
    1 ...
  31. aksam seruveni

    ?.
  32. akşam serüveni

    çırılçıplakken içinde yaşamın
    acılar giydirildi üzerine
    aşka elendin
    sana dağlar yakışır
    salıver ellerinden maviyi kelepçeliyken
    her yerinden geceye
    demlensin sokaklar
    artık ağlayabilirim
    eğreti bir taşkınlık çöktürdü sesimi
    kapı gıcırtısı
    motor hırıltısı
    hiç konmamış gibi kocaman kağıdın ölü noktası
    ayrılığın gölgesinde kederin
    yüreciğim serin
    zaman soframızda su birikintisidir
    ölüm kamburdur sırtımızda
    karışık saçları ıslak gecenin
    ve akşam serüveni sereserpe memecikler.

    kaan ince
    0 ...
  33. hediye diye kendime aldigim

    1.
  34. hediye diye kendime aldığım

    aya bakan yürek söndüren bir umut
    sırtından / kanlı gömleğini aşkın
    hiç atamadı.
    kelimenin durağı tenhada
    sırrıma emanet. / geçtiğim yollarda
    kubbelerin
    sakıncası. / -çevrilemez kendisine-
    gözlerime sıkışmış bir geceden
    sızar içime karaltı
    hediye diye kendime aldığım.

    kaan ince
    1 ...
  35. son sevda

    1.
  36. son sevda

    kuruttuğum çiçek ölülerinden iplerle sabaha asılan boynum
    alkolik çocuklarına zamanın ve yaşadığım ıslak hüzünlere uçurtma
    yalnızlığı kesiyor bıçakların yarısı, yarısı ince belini yağmurun

    donan soluğumu göğe yapıştırdım da gece maviyi rehin bıraktı okyanusa
    çamurla oynayan birileri leke kalıyor uykumda
    göğsümde kalabalık geçişler
    mezarımda tabutlar taşınıyor
    kalbim beşik
    acemi ateşlerin ihbarlı yatağı
    ıssız bir ada

    yüzünü aynada bırakıp giden kadın rujlu dudaklarını unuttun yakamda
    sanki daha bi kalktı burnu aşkların
    ama kanmadım dünyaya zamana kalamadım kalkamadım ayağa
    sevdaya açamadım gözlerimi hem kapayamadım
    ah ölüm son burgu
    çırılçıplak değil henüz şiirin yağmuraltı aşkları gözlerime akan
    benden geriye kalan ince bir buğu.

    kaan ince
    2 ...
  37. sendeler isigin

    1.
  38. sendeler ışığın

    çek kürekleri tayfa götür bu limandan denizi
    küstüm çocuk gibi çünkü zamana
    gagasından gözyaşını çam kuşunun
    elinin tersiyle iten rüzgâra

    sendelerse ışığı ayrı ölürüm
    sen yanımda yoksan
    gözlerine açamayacaksa düş birliğinde
    kaptı kaçtı bir aşka karşı

    sesler... geceler... ölmemeler...
    kararır kentin lacivert sokağı ve evler

    kaan ince
    0 ...
  39. senin varligina dair birkac soz

    1.
  40. senin varlığına dair birkaç söz

    beni yüreğiyle emziren annem'e
    acı çekirdeğini attıktı yaşamın
    göğün eridiği zamanı öğrendikti ve susmayı
    hüzün diye çizdiğimiz yüzümüze masmavi yorgunluktu

    güldüm işte, toz duman kapladı her yanı
    ve tatlı menevişleri
    ışık cümbüşüydü sisler içinde çocukların gülüşü
    gittiler işte

    sıcaklığın serpili hâlâ geceye
    ama sızılar duyulur kalbimde, imansız
    ne zaman yaslanırım kimbilir
    dertsiz ve kasvetsiz
    suyun içtiğim yatağına karlı dere
    güldüm işte, kırgın ve haylaz gözlerinde
    akşamın çiy serpintisi
    çoğalırdı aşkın rengi
    göğe dağılan düşlerinle
    gittin işte

    kaan ince
    1 ...
  41. suretim

    1.
  42. suretim

    sepetlenir geceden suretim
    kopan sızımdır yaramdan acıyla
    ama ferahlar içim
    kuşlar suça teşvik eder beni
    yüreğim ağrır taşar bedenim sulardan
    gözlerim hiç doğmamış ölümlere bulanır
    bulanık görüntüler bozulur iyice
    paslı uygarlıklara
    taş devrinden kalma
    bir çift balyoz iner
    tanrı olur, sayrı olur, kandı olur
    pardon der
    karton koyarak yüzüne
    katton giyen biri

    sepetlenir geceden suretim.

    kaan ince
    0 ...
  43. huzun korkusu

    ?.
  44. hüzün korkusu

    içime çektiğim gökkuşağı
    beyaz gecelere koro yazılan sabah umudumdu
    şiir ıslatan gözyaşı, yalnızlığım.
    kana kana düş içen esrikliğinde sevginin
    yüzer gibiyim.
    başımda yağmurdan karanlık bir yüz
    güz ölümleri çoğaltır.
    son kez uyanıyorum.
    hıçkırıklar: kayan yıldız korkusu.
    devraldığın ikizler: hüzün korusu gözler.
    dünü tersine okuyorum.
    eşitsiz gelişim yaraları kalbimde.
    elime saat zemberekleri döküyor zaman
    sesindeki kınadan.
    mor laleler seraplarımda.
    yazık intiharların salıncaklarına şafak söken
    ikindi dudakların yoksa karanlığı
    salınsak... aşka... durmadan...

    kaan ince
    1 ...
  45. pus gecenin zemin kati

    ?.
  46. pus gecenin zemin katı

    suya gömdük yıldırım ayetlerini
    ayışığında boğulan gecenin
    sararmış saatler durduğunda
    eşit aralıklarla dizilmiş fenerlerde
    buruk gözlerin kadar serüvencidir
    düşakıntısında martı kahveleri an an
    çocuk kokusu
    kanlı elişi mendil
    usulca eskitilir yatağında sessizlik
    yalnızlık kus zehrini
    pus
    gecenin zemin katı
    men dil
    (sıkıştık bulutlara
    kanat kaldık gökte
    binlerce çift
    unutulduk yıllarca)
    ay eskisi göbeğim çatlar
    ince öfkemden
    sular kaynağını yitirir
    yüreklere ezgi düşer ah sesleri
    dilsiz ağızlardan
    yer değiştirir kendiliğinden
    yengeçle oğlak
    şimdi gözlerim güzeleği.

    kaan ince
    0 ...
  47. sonerken yildizlar gelincikler gulunce

    1.
  48. sönerken yıldızlar gelincikler gülünce

    yolun hiç de uzak değil umut biliyorum
    sesin yağmurla birlikte tutuklu tel örgülerin arkasında
    bulamıyorum seni beni unut gidiyorum

    -
    ve kuğuların kucakladığı, kentin denizsiz kıyısı
    uzak düşer hâlâ gemi mendereğine çekili korsan
    sevgilere
    hasret düş kırıklığı ölü sayrısı
    güvercin taklaları art arda
    kırmızı gece usulca bekler
    ah acıları tütsülü acıları
    büyük harfle başlayan aşkımızı
    kırılmaz kinle
    sönerken yıldızlar gelincikler gülünce
    sen gelene kadar

    -
    yasak dizelere girebilirdi ancak kaçak sözcükler
    ancak ölüm hüzünlü şiirlere
    acemi yüreğim girerken yirmisine

    bilemiyorum gözlerim kimde?

    kaan ince
    0 ...
  49. polis niye ates etti

    ?.
  50. yılmaz özdil'in bugün köşesinde yer verdiği yazısının başlığı.

    --spoiler--

    "...ANKARA'da polisin "ateş açarak" durdurduğu araçtan, azılı gaspçı çıktı.

    Kocaeli'nde kimlik sorulduğunda kaçan ve "vurularak" durdurulan şüpheli, silahıyla firar eden asker çıktı.

    istanbul'da dur ihtarına uymayan ve sürücünün "vurulmasıyla" durdurulan otomobilden, Popstar Bayhan çıktı.

    Malatya'da kontrol noktasında durmayan ve "ateş açılarak" öldürülen kişi, terörist çıktı; yanındaki ikinci terörist, el bombasını patlatamadan yaralı olarak yakalandı.

    *

    Gazetelerin üçüncü sayfaları bu tür haberlerle dolu, her gün...

    Bugüne kadar bir kişi çıkıp, "Polis niye ateş açıyor" diye sordu mu?

    Sormadı.

    *

    izmir'de polis, dur ihtarına uymayıp kaçan cipe ateş açtı, bir delikanlı kafasından vuruldu, komada.

    Ne diyor herkes...

    "Polis niye ateş açtı?"..."

    --spoiler--

    yazının devamı için:
    http://www.hurriyet.com.t...r/7778612.asp?yazarid=249
    1 ...
  51. sevi aniti

    1.
  52. SEVi ANITI

    Silinir sokaklardan her geçen bin adım
    Adımlardan, biri, bir adım kazılıverir
    Binlerce davranışın kargaşasında bir sus
    Gürültülü bir başkaldırışla yazılıverir

    Sevginin adına aranan sevgililer
    Gürültüler arasında bir bir, kaçamak belirlenir
    Hep kabadır kalabalıklar meydanlarda sokaklarda
    Adı kalır, karınca eziliverir

    özdemir asaf
    1 ...
  53. masal degil

    ?.
  54. bir özdemir asaf şiiri;

    MASAL DEĞiL

    Bastığın yere bakma demiş sanki bir kötü
    Baktığın yere basma demiş bir başka kötü

    Bilmemek anlamamak olağan bir iş olmuş
    Gelmiş ortaya bundan kapkaranlık bir örtü

    Bundan öte yıllarda bir kuşak olagelmiş
    Işıkdan görünmemiş ne kötü ne de örtü

    Çıkmış o ilk adamdan sonra ilk küçük adam
    Elinde yanar-döner, yarı-yırtık bir örtü

    Işıklar azalırken gözükmüş kuyulardan
    Bir sürü, başlarında ve ellerinde örtü

    Bastığın yere bakma, baktığın yere basma
    Yama yama dikilmiş o parçalanan örtü

    Gelmiş “minarelerle kuyular bir” düzeye
    Şimdi duyduğun sesler işte bundan ötürü.
    0 ...
  55. saçmalamaya övgü

    1.
  56. bir özdemir asaf şiiri;

    Sacmalamaya Ovgu

    Seni ovuyorum
    Ogretileri gulunc kildigin icin
    Ve elestirdiginden
    Donacaklasmaya yonelik inanclari.

    Seni,en cok seni ozluyorum
    Ve oykunuyorum
    Oykuluyorum seni..
    Seni yoruyorum,yorumluyorum.

    Seni her gordugumde,
    Her karsima cikisinda sen,
    Her saklandiginda,cocuksu..
    Karsimda..
    Senin her karsina durdugumda
    Ben
    Senin yaninda
    Seni dusunuyorum

    Seni
    Ben
    Hic unutmuyorum.
    3 ...
  57. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük