ÖNCE TEMANIN KULAĞINI ÇEKECEKSiN BiRAZ BÜKECEKSiN BAKTIN LAUBALi ÜZERiNE iYiCE GiDECEKSiN ÇÖZECEKSiN ZAAFINI BULDUĞUN ANDA KOZUNU GÖMECEKSiN BU ASIRDA NASIL HAYATTA KALINIR ÖĞRENECEKSiN HER TÜRÜN BiR ÖRNEĞi SAKAT NEDENi BANA DAYAT KARANLIĞIMA BiR ZAHMET ANASTAS BiRAZ DA MUM SAT KURŞUNA DiZDiN GAYET HOYRAT ZAPTEDiLDiM BiR TESADÜF ORTASINDA KANIMI KADEHLERE EŞiT PAYDA BOŞALT ANCAK VE ANCAK ELiMDE BiR HARP iHTiMALi VAR BiRAZ VAHŞi OLDU AMA NE YAPARSIN RUH HALi DAR DEPDERiNLERiMDE DEBELENMEZ Mi ŞiMDi MAGMALAR GÖZLERiM ELLERiMDEN SEKER EKSiKETEK ENSENE KONAR RAFADAN UMUTLARIMIZ RAFA KALKAR ULAN SÜZME SENDE ÜZME SORUNU VAR GÖZ PINARLARIM TEKER TEKER DOLAR TAŞAR BUNU TAKiBEN ERTESi YIL BAŞKASI HATA YAPAR iÇiMi BURUK TADIM KAÇAR LAFIM DOZER EZiK BU CAN DENK GELiRSE EĞER GEZEGENLERiNE DOĞRU BiRKAÇ MERMi ATACAĞIM SALDIRAY YILDIRAY BATIRAYLA BATIRIP ÇIKARACAĞIM FANTASTiK GELDiYSE EĞER BiZZAT KENDi GELSiN GÖRSÜN SÜZSÜN ÖLÇSÜN BiÇSiN KURAMLARIMI YERLE BiR ETSiN Ki AĞZI BURNUNA BURNU AĞZINDAN GELSiN YOLLAR KESiK KOKUN KESiF AÇ KAPIYI BEZiRGAN BAŞI iSTER YARIM AKLIYLA iSTER KENDi RIZASIYLA GELSiN
DÖN GERi DÖNÜŞÜM KUTUNA GERi GERiLE BAŞLARIM HER GÜNE EUZUBESMELEYLE ViTESiM R DE YOLCULUĞUMUN ARIZA NÖBETiNE DENK GELDiN BAK YiNE AĞA KONUŞUR ÇIK TEPESiNE EN ZEKi GEÇiNENiN BEYiNCiĞi % 0 HACiMLE GÜNDEM ZOR HALiM YOK DÜŞMAN ÇOK KORKUM YOK
VERSE2
EH OLDU BiTTi MAŞAALLAH SEN SEÇiLDiN KURRAYLA YAZI TURAYLA KONTRALTO KONTRAYLA GÖZLÜKLERiNi ARAMAKLA MEŞGUL ŞUAN KONTDRACULA GELSiN YESiN APARKAT KIYMETLiDiR CANI YANMASIN ABiSi ELLEME KENDi KENDiNE GELiR O KENDiNE KÖPEK ÖLDÜRENi VERiVER ELiNE LIKIR LIKIR iÇSiN KENDiNE GELSiN KUYU BAŞINDA ÇUKURLARIMA KURULAN KIRIK TUZAKLARLA CÜMLE ALEM GÖRDÜ GAFLET HELALiN BENDE MUHBiRiN VELAYETiN TÖKEZLEDiN HER SORUMDA BiTTi MECALiN KALMAZ HACETiN TÜKENDi HALiN iNSAN VAHŞiLEŞTiKÇE AMAZON KÜÇÜLÜP BiTTi YEDiĞiM DANANIN SiNiRi BAKIN NASILDA DiŞiME GEÇTi HALiM SELiM KAÇ KiŞiYLE TANIŞMIŞTIMKi BEN SANKi ARAMIZDAKi MESAFE iYiCE UZADI GiTTi ZAHMETLiDiR YOLU UYARALIM ABiSi ELLEME KENDi KENDiNE ÇÖZER O KENDiSi BURUŞMADAN HEMEN DERiSi AYIPLARI ÖRTSÜN KENDiNE GELSiN.
efenim malumunuz geçtiğimiz gün (*) 2007 yılının son ayı olmasından mütevellit hemen hemen bütün televizyon kanalları bir "yıl başı programı" yapma telaşına kapılmışlardır. bu yıl başı programları bilindiği üzere banttan yayınlanır ve sırf bu yüzden samimiyeti tartışmaya açıktır, ancak bu konu başka bir entry'nin olsun.
kanal d adlı televizyon kanalının yaptığı program, ki adı "senede bir gün" olarak reklamları yapılmış, birçok arıza insanı bünyesinde barındırdığını duyurmuş ve genel olarak uzunca bir aradan sonra insanlara okan bayulgen'i göstereceğinden dolayı insanları meraka gark ettirmiştir. programın diğer yıl başı programlarından farkı yoktu aslında. şarkılar, iyilik dilekleri, okan'ın sorduğu sorularla kimi zaman saçmalayan kimi zaman kahkahalara boğulan konuklar, gır-gır, şamata, bir "seneye nasıl girersek öyle geçer" tandansı. yani klasik yıl başı porgramı şeklinde bir programdır.
ancak gelen onca konuk arasında en dikkat çekici olanlardan birkaçının reklamı neredeyse hiç yapılmamıştır. seyircilerin oturduğu bölümde en önde oturan yaklaşık 8-10 gotik kızdan bahsediyorum. ki bunlar kibariye'nin ismail yk'ya ait olan "allah belanı versin" adlı şarkıyı rock'ça söylemek için sahneye çıktığında sahnede kafa sallamışlardır. peki bu kızlar burada ne aramaktadır ?
konuklar arasında gotik rock yapacak bir müzisyen yok, yani doğal olarak şarkı dinlemek için gelmemişler. niyetleri bir iki ünlü görüp, programa katılacak insanları canlı-kanlı izlemek olmalı. bu durumda da insanın kafasını karıştıran şeyler meydana çıkmakta. izleyenler bilecektir, bu hanım kızlarımız her şarkıda ayağa kalkıp hunharca kafalarını sallamışlardır, kameraman inadına gidip gidip bunları çekmiştir, jimy jip operatörü kızların içine düşmüştür.
yani sonuç olarak, senede bir gün adlı yıl başı programında bulunan bu gotik kızlar ekranda çok sık görünmelerine rağmen orada bulunma amaçları bir türlü anlaşılmamıştır. muamma olarak kalmıştır. bilen-tanıyan varsa bir soruversin. insan hangi safiye soyman şarkısında kafasını sallar. ? *
herkesin malumatı, yolculuk sırasında birçok insanın midesi bulanmaktadır. ki bilimsel olarak bunun sebebi orta kulaktaki sıvının çalkalanması falan olmasına karşılık halk arasında "...yol tutması..." ve/veya "...araba tutması..." gibi adlar takılmıştır. örneklersek daha bir açıklayıcık olur; "...ay beni araba tutar...", "...ayşeyi araba tutmuş, sen bir kus, bir kus..." gibi.
efenim, iş bu sebepten dolayı, yolculuklarda insanların böyle bir sıkıntısını gören zeki-çevik-ahlaklı bir müteşebbis bu durumu bir nebze olsun çekilir hale getirmek amacıyla "siyah poşet"leri daha ele avuca gelir biçimde tasarlayıp "kusmuk torbası" haline getirmiştir. nedir efenim bu "kusmuk torbası", şimdi bilimum sansürlenmesi gereken bakkal-market eşyası(*) için tasarlanmış, koyu siyah renkli tutumaçlı torbaların daha minyon tipli, dar-uzun şekillisi ve tutamaksız olanıdır. kusmuk torbaları genelde küçük şehirler arası yollarda daha çok başvurulan gereçlerdir. sebebi ise küçük yerleşim yeri yollarının daha yorucu ve araçların daha küçük ve konforsuz oluşundan kaynaklanabilir. efenim şimdi bu küçük siyah kusmuk torbaları otobüs koltuklarının arkalarında bulunan haritalık olarak tabir edilebilecek ağ şeklindeki bölmelerde birer adet olmak üzere hali hazırda bekletilir. yolculuk sırasında kusma eğilimi gösteren bünye doğal olarak bu torbalara sarılır ve torbayı ağzına dayar. bildiğiniz gibi plastik kokusu da pek iç açıcı bir koku olmadığından, bünye daha bir rahat, daha bir verimli kusar. sonuç olarak bu küçük icat, görevini layıkıyla yerine getirmiş olur.
iş bu başlığa asıl konu bundan sonra başlamaktadır.
olay şu şekilde gerçekleşir, "öooorrrghhh" efekti ile içini torbaya döken bünye, kendisininde tiksindiği torbayı uzun çabalar sonrası sesini duyurduğu muavine uzatır. ki muavinin kulaklarında bir proplem yoktur da, adam bu pis işi duymazlıktan gelmeye çalışır. muavin hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyorsa poşeti alır eğer azıcık kaşarlanmışsa, "beni takip et" gibi cümlelerle poşeti kusan kişiye taşıtır. ortada hızlı bir şekilde hareket eden bir otobüs, az önce yediği yemekleri çıkartan ve ağzında acayip ekşimsi tat olan bir adam, ve tüm bunlardan önemlisi bir torba taze kusmuk vardır. kusmuk için yapılabilecekler kısıtlıdır. misal otobüsde bulunan çöp kutusuna atılabilir. ama bilirsiniz ki kusmuk kokan, kokmasa bile fark edildikten sonra bütün insanları rahatsız eden bir metaryaldir bu nedenle diğer yolcular bu durumdan hoşlanmaz. bir diğer seçenek "abi yol az kaldı ya, elinde tutsan, inince sallarsın bir yere" demek olabilir ama bu da çok mantıklı gelmemektedir, zira adam yolda iki sallandığında içini boşaltmıştır, şimdi elinde bir torba kusmuk ile bekletirsen on defa daha kusar. üçüncü seçenek ise poşeti açılan camdan ve/veya kapıdan dışarıya fırlatmak, bu durumda yoğun rüzgardan dolayı poşetin aracı pisletmesi, atan kişiye doğru geri gelmesi, arkada seyir halindeki araçların camına yapışması, hepsinden önemlisi çevreyi bok etmesi muhtemeldir. yani yolculuk esnasında kusan bir insanın kusmuğu, atsan-atılmaz satsan-satılmaz statüsü taşıyan ender oluşumlardandır. o andan itibaren bu durum bütün otobüsün ortak sorunu olur. kusan adama "bilader elinde tutuver" dersen ya adam söylenmeye başlar ya da onun yeni kusma girişmelerinde yolculuk yapan diğerleri. poşet çöp kutusuna atılsa yine bu sefer yolculuk yapan diğer insanlar arıza çıkartır. poşeti dışarıya atmaya çalışırsanız bu durumda yolculardan çevreci olanlar çemkirecektir yada arabasının camına bir poşet dolusu kusmuk yapışan sinirli şoför sizi ilk durakta s.kertecektir. bu nedenle yolculuklarda kullanılan kusmuk torbasının akıbeti çok önemlidir ve bıçak sırtı bir dengedir.
kısacası, çok merak ediyorum bu yolculuklarda kullanılan kusmuk torbasının akıbetini, uykularım kaçıyor o derece. *
ilk defa ayağıma kadar geldin
daha önce ağlarken görmemiştim seni
başucumda durdun,
özlediğin söyledin, cevap veremedim
bıraktığın gülleri koklayamadım
ve sen giderken ayağa kalkıp
yolcu edemedim...
kusuruma bakma!
dün gece ölmüşüm.
Ne günlerim oldu benim, sen olmadın
sırça köşklerde güzellik uykularındadydın olmadın
inandığım her şey adına yasak sorular sordum kendime
bütün denklemlerin bir bilinmeyeni sendin seni sordum
Toplumun nefreti annenin kaslarını kuşatıp
olanca gücüyle patlarken taptığım yüzünde
neden bu kadar yalnızdık, sen söyle
Yaşamayı tanımla şimdi de
öyle ki, geriye kalan ne varsa ölmek diyelim
Hiç yanılmam saklama sen de aynıydın
avuç dolusu boşalmış ilâç şişeleri pencerelerde.
gölgemde asılı duran bilemediğim sevdalar
düşlerime girmekte sessizce
kanatıyor göğüs kafesimin içinde içinde çırpınan yüreğimi
gençliğimi silemeyen yenginin hüznü
ne oldun ölüm serpiyorum seni
yalnızlıkta oyduğum, acıdan gerilmiş dağların yarıklarına
endişeli bir görünüme büründü avuçlarım
yansıdı içine sonra su gibi temiz dünya
göçmez oldum oluk oluk akan acıyı
avuçiçi çizgilerimden yaşlı toprağa
kızgın bir yalnızlıktı savuran beni
belki de yeni başlayan gece, sevgiye yengin
bir adım ötesi çığlığımın en kaygısız en coşkulu yeri
ölüm gözlerimde yaşlandın
ay uykusunda sayıklar seni
pırıl pırıl yansırken tenin rıhtım kanatlı denizlere
ama sahte ölüm çocukları doğuyor geceden
gök pusuna bulayacak gözlerimi
sesimi rüzgârına boğduracak
ancak kurşun geçer yüreğimden
tenin yüzüyor ve yüzecek daha
çünkü bilmediğim bir saygınlıkla dokuyorum yüreğini
ay paramparça düşüyor suya
alacakaranlığı bölerek ikiye sıyrılıyor yaşamdan
betonlaşan yağmurlara tutuluyor sevdam
sis çöküyor iliklerine anarşist yüreğin
bedeninde tel örgülerin acı büzgüleri
od düşüyor gönlüme
uzun ince parmaklarından gecenin
beş kala ölüme.
...
ve kırağı tutan umutlar sökülüyor
solgun bakan bir kentin puslu akşamından
ezik yüreğime doluşuyor kurumuş yapraklar
sararıp dökülüyor gözlerimin önüne
yaşadıklarım hüzünlerce
çekirdeği kararmış yaşamın
hangi sevda uğruna bilinmez
ya da hangi sevdasızla
ben hep aynı aşk için fırtınalara kalmıştım
sarınıp her yanıma sevdiğimi
ölüme rağmen gülene kadar
rengi kesti yüzümü duygularımın
islanıyor mu kanatlarım uçamayacak mıyım
ah vapur ıslığı sabahlarım
gözçukurlarımda kundaksız ağlıyor
sığ bir suya lacivertleşen gözbebeklerim
ve parmakizlerim alınıyor
gökyüzü neferi yüreğim düştü
çünkü sevgilim
sağ yamacımda öksüz güller takılıydı
sol yarım geçmiş zaman bilindiği gibi
geceyi taşıyan bulutlara dolu hangarları sevdamın
yeşil yağmurla ilintiliydi zaman
aktım yokolmaya ölüm asitlerinin üzerine
süslesin diye güzün gerdanını rüzgârımın şarkıları
şiir çıkartırken sessizliğinden seher
uzun ince usul imge
yüreğe girmesi kolay olsun diye
ağızlarda gece mavisi sözler
çisil çisil kanıyor fesleğenlerin gözleriyle
sevmiştim umut seni sevmiştim
be de çok ölmüştüm utanmadan
bir kançiçeğini ağır ağır çekmek gibi yaramdan
örselemeden sevgimi
şahin bakışlı gecelere düşmeden terim
aniden yitip buğusuna karışmak gibi zamanın
her yolculuğu ayrılık-kavuşma terminallerinde
başlatıp bitirmek gibi bağışlamalarla
aşk tanrıçaları arasından çıkıp gelişleri
yıldızlardan izlemek gibi gizli gözlerle
ölümü, değişmez kesin bir ayrılığın insan figürlerinden
tuvalde resme dönüştürmek gibi
söylemenin ötesinde yüreğimdeki şiir
"eşittir gözlerin geceyle denizin buluşmasına"
gibi düşlere bürünmek de değil
biten bir ömür gibi üstüne düşmüştüm
tesbihim çekiliyor şimdi tek tek
ördüğüm bu gece iplerin en namussuzuyla
kader tapınağı putlarım kırdı
yazmanın ötesinde yüreğimdeki şiir
dokunmak gibi de değil sevinin şavkına
birbirine dönüşen hüzün-sevinç oyunlarıyla.
çırılçıplakken içinde yaşamın
acılar giydirildi üzerine
aşka elendin
sana dağlar yakışır
salıver ellerinden maviyi kelepçeliyken
her yerinden geceye
demlensin sokaklar
artık ağlayabilirim
eğreti bir taşkınlık çöktürdü sesimi
kapı gıcırtısı
motor hırıltısı
hiç konmamış gibi kocaman kağıdın ölü noktası
ayrılığın gölgesinde kederin
yüreciğim serin
zaman soframızda su birikintisidir
ölüm kamburdur sırtımızda
karışık saçları ıslak gecenin
ve akşam serüveni sereserpe memecikler.
kuruttuğum çiçek ölülerinden iplerle sabaha asılan boynum
alkolik çocuklarına zamanın ve yaşadığım ıslak hüzünlere uçurtma
yalnızlığı kesiyor bıçakların yarısı, yarısı ince belini yağmurun
donan soluğumu göğe yapıştırdım da gece maviyi rehin bıraktı okyanusa
çamurla oynayan birileri leke kalıyor uykumda
göğsümde kalabalık geçişler
mezarımda tabutlar taşınıyor
kalbim beşik
acemi ateşlerin ihbarlı yatağı
ıssız bir ada
yüzünü aynada bırakıp giden kadın rujlu dudaklarını unuttun yakamda
sanki daha bi kalktı burnu aşkların
ama kanmadım dünyaya zamana kalamadım kalkamadım ayağa
sevdaya açamadım gözlerimi hem kapayamadım
ah ölüm son burgu
çırılçıplak değil henüz şiirin yağmuraltı aşkları gözlerime akan
benden geriye kalan ince bir buğu.
beni yüreğiyle emziren annem'e
acı çekirdeğini attıktı yaşamın
göğün eridiği zamanı öğrendikti ve susmayı
hüzün diye çizdiğimiz yüzümüze masmavi yorgunluktu
güldüm işte, toz duman kapladı her yanı
ve tatlı menevişleri
ışık cümbüşüydü sisler içinde çocukların gülüşü
gittiler işte
sıcaklığın serpili hâlâ geceye
ama sızılar duyulur kalbimde, imansız
ne zaman yaslanırım kimbilir
dertsiz ve kasvetsiz
suyun içtiğim yatağına karlı dere
güldüm işte, kırgın ve haylaz gözlerinde
akşamın çiy serpintisi
çoğalırdı aşkın rengi
göğe dağılan düşlerinle
gittin işte
sepetlenir geceden suretim
kopan sızımdır yaramdan acıyla
ama ferahlar içim
kuşlar suça teşvik eder beni
yüreğim ağrır taşar bedenim sulardan
gözlerim hiç doğmamış ölümlere bulanır
bulanık görüntüler bozulur iyice
paslı uygarlıklara
taş devrinden kalma
bir çift balyoz iner
tanrı olur, sayrı olur, kandı olur
pardon der
karton koyarak yüzüne
katton giyen biri
içime çektiğim gökkuşağı
beyaz gecelere koro yazılan sabah umudumdu
şiir ıslatan gözyaşı, yalnızlığım.
kana kana düş içen esrikliğinde sevginin
yüzer gibiyim.
başımda yağmurdan karanlık bir yüz
güz ölümleri çoğaltır.
son kez uyanıyorum.
hıçkırıklar: kayan yıldız korkusu.
devraldığın ikizler: hüzün korusu gözler.
dünü tersine okuyorum.
eşitsiz gelişim yaraları kalbimde.
elime saat zemberekleri döküyor zaman
sesindeki kınadan.
mor laleler seraplarımda.
yazık intiharların salıncaklarına şafak söken
ikindi dudakların yoksa karanlığı
salınsak... aşka... durmadan...
suya gömdük yıldırım ayetlerini
ayışığında boğulan gecenin
sararmış saatler durduğunda
eşit aralıklarla dizilmiş fenerlerde
buruk gözlerin kadar serüvencidir
düşakıntısında martı kahveleri an an
çocuk kokusu
kanlı elişi mendil
usulca eskitilir yatağında sessizlik
yalnızlık kus zehrini
pus
gecenin zemin katı
men dil
(sıkıştık bulutlara
kanat kaldık gökte
binlerce çift
unutulduk yıllarca)
ay eskisi göbeğim çatlar
ince öfkemden
sular kaynağını yitirir
yüreklere ezgi düşer ah sesleri
dilsiz ağızlardan
yer değiştirir kendiliğinden
yengeçle oğlak
şimdi gözlerim güzeleği.
yolun hiç de uzak değil umut biliyorum
sesin yağmurla birlikte tutuklu tel örgülerin arkasında
bulamıyorum seni beni unut gidiyorum
-
ve kuğuların kucakladığı, kentin denizsiz kıyısı
uzak düşer hâlâ gemi mendereğine çekili korsan
sevgilere
hasret düş kırıklığı ölü sayrısı
güvercin taklaları art arda
kırmızı gece usulca bekler
ah acıları tütsülü acıları
büyük harfle başlayan aşkımızı
kırılmaz kinle
sönerken yıldızlar gelincikler gülünce
sen gelene kadar
-
yasak dizelere girebilirdi ancak kaçak sözcükler
ancak ölüm hüzünlü şiirlere
acemi yüreğim girerken yirmisine
"...ANKARA'da polisin "ateş açarak" durdurduğu araçtan, azılı gaspçı çıktı.
Kocaeli'nde kimlik sorulduğunda kaçan ve "vurularak" durdurulan şüpheli, silahıyla firar eden asker çıktı.
istanbul'da dur ihtarına uymayan ve sürücünün "vurulmasıyla" durdurulan otomobilden, Popstar Bayhan çıktı.
Malatya'da kontrol noktasında durmayan ve "ateş açılarak" öldürülen kişi, terörist çıktı; yanındaki ikinci terörist, el bombasını patlatamadan yaralı olarak yakalandı.
*
Gazetelerin üçüncü sayfaları bu tür haberlerle dolu, her gün...
Bugüne kadar bir kişi çıkıp, "Polis niye ateş açıyor" diye sordu mu?
Sormadı.
*
izmir'de polis, dur ihtarına uymayıp kaçan cipe ateş açtı, bir delikanlı kafasından vuruldu, komada.
Silinir sokaklardan her geçen bin adım
Adımlardan, biri, bir adım kazılıverir
Binlerce davranışın kargaşasında bir sus
Gürültülü bir başkaldırışla yazılıverir
Sevginin adına aranan sevgililer
Gürültüler arasında bir bir, kaçamak belirlenir
Hep kabadır kalabalıklar meydanlarda sokaklarda
Adı kalır, karınca eziliverir