tüm ümmetçiler gibi marşın yazarı mehmet âkif ersoy'a da çekince ile bakarım. zaten her ne kadar bu halini sahiplensem de, farklı bir marş olmasını hatta özellikle halkın içinden gelmiş olmasını tercih ederdim. ısmarlama milli marş da ancak bizden beklenirdi.
zamanı tutaydı, devlet de nâzım'ı taşlamayaydı; davet, ne de güzel bir milli marş olurdu.
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli
ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!
2 dünya savaşı kaybedip, dünya tazminat ödedikten sonra işgücüne olan ihtiyaç nedeniyle (napsın adam genç nüfus kalmayınca) ülkeyi yabancılara açan, yabancıları sistemine entegre edemese de yönlendirmeyi "becererek" yeniden süper güç olan ülke.
sonra sarkozy'i merkel'in uşağı gösteren karikatürler yayınlanınca fransızlar delleniyor. lan neye delleniyon, adam savaşta üstünden geçti; ülkeni 6 saatte işgal etmişti ki bugün geliyorum dese akşam yemeğini yine şanzelize'de yer. üstüne tüm dünya adamın üstünden geçti ama ekonomisi bugün yine senden çok daha iyi durumda. hem de bunu senin gibi afrika'nın yarısını sömürmeden yaptı. adam sömürmek istediği zaman avrupa'ya dalıyor, senin gibi elin gariban afrikalısını sömürmüyor.
lezzetli bir film denebilecekken o kadar göz önüne sokulup pohpohlandı ki overrated hale geldi.
oysa bıraksalardı kendi haline, başka dilde aşk gibi olsaydı uzaktan sevdiğimiz.
basketbolun mabedi.
müslümanlar için kabe neyse, basketbolseverler için nba organizasyonu aynı yerdedir.
nba izlemek hacca gitmek gibiyse, euroleague izlemek umre denebilir.
yerel ligler genel anlamıyla kurban kesmek, oruç tutmak ile eşdeğer gözümde.
sözlüklerde kullanılan tanımıyla nesil kavramının gerekli olduğuna inanıyorum.
kur'an'da geçen "hiç bilenle bilmeyen bir olur mu" sözüyle (ayetiyle) ilişki kuruyorum, senelerce devamlılık göstererek sözlüğü bir yere taşıyanlarla popülere özenip yeni gelenler arasında bir fark olması doğal geliyor.
ingilizce yükselmek anlamına gelir.
sepultura'nın 91 çıkışlı albümüne isim veren şarkıdır.
max cavalera gruptan ayrılırken yazdığı mektupta son söz olarak "under a pale grey sky, we shall arise" demiştir.