sevgili ile uyumak başlığını görünce istem dışı olarak aklıma geliyor. karılar leş gibi terliyor, sarılmazsan trip atıyor, sarılınca kolunu nereye koyacağın muamma. becerene saygım sonsuz fakat, uyuyamayanlar sanki daha fazla. ben genelde yere atıyorum yastığa öyle devam ediyorum uykuya en rahatı. dırdır yok, yapma sevgi gösterisi yok.
diz yapmış eşofmanlarıyla ünlüdürler. hayatın sillesini yerler, pis kokarlar malum banyo yapmak zor, hak veriyorum sizlere aslında. keşke paranız olsa eve çıksanız ama ne yapacaksın hayin düzen, herkes serencebey yokuşunda boğaza nazır evlerde oturamıyor benim gibi. bi gün 5 çayına beklerim, güneş batarken güzel oluyor ama yıkanıp gelin bi zahmet.
şerefsiz siyonistler, türkleri görünce tir tir titreyeceğine gelip benim kardeşime eziyet çekiyor. umarım hemen nota, nato verilir, yoksa bu israil çok fazla olmaya başladı.
ülkü ocaklarının ne kadar demokratik kurumlar olduğunu gözler önüne seren olay...
--spoiler--
yozgat ülkü ocakları üyesi 17 yaşındaki lise öğrencisi s.a, gün aşırı uğradığı ocakta dün kürt böreği yerken görülünce diğer ülkücüler tarafından lince uğradı. bu hadise gündeme bomba gibi düştü ve kamuoyu ayağa kalktı. şimdi yozgat ülkü ocakları'nın kapatılması gündemde. işte ayrıntılar...
yozgatlı bir ailenin en büyük oğlu olan 17 yaşındaki s.a, lise eğitimine devam ederken okulda ülkücülerle tanıştı ve kısa bir süre sonra yozgat ülkü ocakları'na gitmeye başladı. s.a'nın kendi anlatımına göre, ilk başta çay eşliğinde ülkücü sohbetler ediliyordu ve 9 işık kavramının üzerinde duruyorlardı. zaman zaman toplu halde okul bahçesinde dolaşıp tekbir de getiren grup, yozgat'ın tek bilardo salonu gençlik bilardo'ya da takılmaktaydı.
yaklaşık 6 aydır düzenli bir şekilde yozgat ülkü ocakları'na gidip gelen s.a, dün sabah türk pastahanesi'nden aldığı kürt böreği ile ocağa gitti ve facianın fitili böylece ateşlenmiş oldu. s.a böreğini yerken içeri giren 8 kişilik ülkücü bir grup s.a'ya, "ne yiyorsun?" diye sordular. s.a gayet normal bir şekilde "kürt böreği" cevabını verince ortalığı bir anda sessizlik kesti. ardından, "sen ocak'ta nasıl kürt böreği yersin lan, terörist misin?" çıkışları eşliğinde feci bir dayak yiyen s.a hastanelik oldu. daha sonra kendinden geçen s.a'yı bir hastanenin önüne bırakıp kaçan ülkücü grup şimdi polisler tarafından aranıyor.
dğer bir taraftan, yozgat ülkü ocakları'nda meydana gelen bu feci linç olayı kamuoyunu ayağa kaldırdı. içişleri bakanlığı şimdi ocağı kapatmaya hazırlanıyor.
--spoiler--
bunları kavradıysak devam edelim. olmaz, bitiremezsiniz. pkk nin dağdan ineceği şartlar belli, oluşması gereken siyasi ortam belliyken niye hala ergen davranışları içerisinde bulunuyorsunuz anlamıyorum. bırakın şu osman pamukoğlu kafasını canlar.
doğrucu kamilin vücut bulmuş halidir. kürdün varlığını devletine gözüne sokarcasına göstermiştir, bu yüzden 32 kitabı yasaklıdır. kürt aydınların çoğu kendisini tanır ve saygı duyar. bu saygıyı da kürtçe de hoca manasına gelen mamoste ile kelimesi ile gösterir.
dünyada onun seviyesinde az sosyolog vardır. çünkü yazdığı her şeyi kaynaklandırır, prof dr afet inan gibi götünden tarih yazıp kitaplar bastırtmaz.
türkler tarafından benimsenmez çünkü kendi yazıp oynadıkları tarihin tam manasıyla amına kor.
türk erkeği beyninin işleyişini gözler önüne seren yafta. ben italyan mıyım hayır, ama istisnayım kaideyi bozmam. o kız mesela bana verseydi çok fena çakardım. madem vermedi vajişi sağolsun. siz de böyle olun hemcinslerim koy götüne.
halbuki ne kadar güzel renkler. misal litvanyalıları görüyorsunuz, üstleri sarı-kırmızı-yeşil renklerle donatılmış, aman ne hoş ne güzel diyorsunuz fakat o renkleri kendi ülkende yaşayan insanda görünce direkman basıyorsun küfürü -bölücü piç-.
hem bilir misin ki osmanlı'da bile bayraklar bu renklerdeydi(http://www.diyarbakiradd..../10/84356200805209841.jpg ), adam olsaydın da sahip çıkaydın mirasına. işine gelince ottoman powers, işine gelince layiklik cumhuriyet. tam size yakışan kaypaklığı yapıyorsunuz.
bu yeşil sarı kırmızı tahammülsüzlüğüyle fikret başkaya hoca iyi taşak geçmişti.
"devletin bir sonraki uygulaması şarışın yeşil gözlü kızlarımızı dudaklarına kırmızı ruj sürdükleri zaman göz altına almak olacak galiba..."
-ne yaptığının farkında olmayan sosyalistim diyen kürtçü faşistler.
-sosyalist ayağına kürtçülük yapan, sosyalizmden bi haber insanlar.
-kürtçülük yaptığının farkında olmayan ergen sosyalistler.
sorsan sana hegel diyalektiğinden girip kant'a uzanan felsefi çıkarımlar yapacak adamlar diyor bunu. * kendi kafalarına göre yazıp çiziyorlar. madem bu kadar biliyorsunuz anlatın amk bi tane sağlam devlet eleştrisi getirin yok. paso bık bık bık boş laf edebiyatı ama akıl dağıtmaya gelince bi numarasınız. en bombasını unutmuşum.
kendisini dokuzuncu ispanya kralı ferdinand sanan ahmet davutoğlu olacaktı ama doğuzu attım devlet bahçeli höşmetlim darılmasın diye ekliyim dedim. * axenty ivanovic in ruh eşidir. **
israil'e dayılanmalar filan adamı erke döneci konusunda kandırmışlar belli yoksa bu kafaya ulaşmak kolay değil.
--spoiler--
Görüldüğü gibi Doğu ve Güneydoğu daki 18 ilin toplam mesken (yani faturası ödenmemiş elektrik tüketiminin gerçekleştirildiği sektör) tüketimi, tek başına ülkenin başkenti Ankara dan daha az, en büyük kent istanbul un ise 1/7;si oranında. "Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır" gibi bir sözü düstur edinmiş devletimiz yanlış anlamasın, halkı vergi veya fatura ödemekten soğutmak gibi bir niyetim yok ama bu istatistiklere bakarsak Kürtler, elektrik faturasını ödemiyorun neredeyse bütçe açığını buna bağlayacak kadar abartılmasının anlamsız olduğu anlaşılıyor. Günde en az 3 kere uzun süreli elektrik kesintisinin yaşandığı Bölgede, insanların ne kadar elektrik tüketebileceğini de varın siz hesaplayın.
--spoiler--
provakatif bir amaç içermiyecek buraya koyacağım yazılar. okuduklarımdan denk geldikçe buraya koyucam, karşı tarafın duygularını anlayacak 1 kişi dahi kazanmak önemli benim için, umarım okursunuz, umarım çözümün biz de olduğunu anlarsınız. acitasyon yapıyor, terörist güzelliyor diyenden de allah razı olsun, okusun yeterli benim için.
yıllardır çatışmalarda yaşamını yitiren askerlerin hayat hikâyelerini dinliyoruz. ne zaman çatışmalar artsa ve bu çatışmalardan bir insani infial devşirilmek istense canlarını veren o insanların hayatları olanca acısıyla gözler önüne seriliverir. ağlayan eşler ve çocuklar, handiyse bu çatışmadan da sağ çıksa kapıda bekleyen tezkere ve emeklilikler dramatik tınıyla dile getirilir. ölen askerlerin öyküleri çoğu kez bir yoksulluk ve yoksunluk diyarından kopartılmış gibidir. neden böyle olduğunu ise pek kimse sorgulamaz.
öte yandan bu çatışmaların bir de karşı tarafı vardır. bu çatışmalarda yaşamlarını yitiren gerillalar da vardır. ama onların öykülerini türkiye bilmez. neden? çünkü onların acılarından devşirilecek infial yoktur. üstelik onların hayatları sorgulandığı için o dağ başında son bulmuştur. en büyük farklardan biri belki de budur. onlar hayatlarına içerilmiş yoksulluğu da, yoksunluğu da, dışlanmışlığı da, inkarı da, eş-çocuk döngüsüne hapsedilmiş kaderi de sorguladılar. kimse sorgulanmış hayatlardan devşirilecek çıkar bulamaz.
alın size bir öykü. türkiyeli insanların bakmak istemediği, devşirecek yön bulamadığı, içine girse zararlı çıkacağı bir öykü. bu öykünün kahramanı ile ben üniversite yıllarımda tanıştım. ondan ilk olarak ailem bahsetmişti: bizim memleketten... akraba sayılır... senin okulda, pırlanta gibi, ona sahip çık, anarşikler bulaşmasın. onu bulmak için sınıf tahtasına adını yazdım, sonra kendi sınıfımda adımı yazılı buldum...
kuzen sayılırız dedi. gencecikti, ateş parçası gözleri, yerinde duramayan bir hali vardı. dendiği gibi gerçekten pırlanta gibiydi. köyünden ilk defa istanbula gelen bu genç adamın anarşiklerden korunacak bir yanı da yoktu. o geldiği yerden zaten anarşikti. kararlı, idealist, hayalleri olan tüm gençler gibiydi. üstüne üstlük yasaklı kimliğine ve ülkesine dair yaşanmış acıları, çelişkileri ve onlar için verecek bir ömrü vardı. beni en çok işte her an hesapsızca vermeye hazır olduğu o ömrün saflığı etkiledi. öyle çok inanırdı ki kavgasına ve hayaline, yanı başındakini de inandırırdı. bunun için gözlerine bakmak yeterliydi. sonra bir gün kayboldu ortadan. yıl 1993tü. o zamanlar bunca sıcak gençler tek bir şey için kaybolur, tek bir yere giderdi. anlamamız için kaybolmaları yeterdi.
aynı zamanda köyden bir haber geldi: elif, nurhaklarda kimyasalla öldürüldü! elif, alinin kız kardeşiydi. iki hafta önce evden ayrılmıştı. ali ondan, o aliden habersiz. elif genç ve güzel kızdı. ama annesi onun yanmış kömür karası bedenini sadece çocukluk belirtisinden, üst üste yapışık olan ayak parmaklarından tanıdı. o ana ki, artık güzel kızının son halini, yangınlar içerisinde erimiş kömür karası bedenine yapışık parmaklar olarak bildi, bağrına bastı. belleğinde bu son fotoğraf, yüreğinde onulmaz bir evlat acısının şoku ile yaşamak denirse birkaç yıl daha yaşadı. o birkaç yılda bu ana, kızının kaderine dökülen kimyasaldan ömrüne düşen payıyla parça parça yandı. elifi o gün yakanlar, o anaya da her gün bir parça daha yanacağı bir ömür işkencesi miras bıraktı. elifi yakanların yerine ana utandı, o ana yandı. elifin anası evinin balkonundan kızım beni çağırıyor diye atladığı güne kadar huzur bulmadı. babası ve kardeşleri ise her gün devlet baskısındaydı.
intikamı baki olanlara bulaşmış gibi yerli yersiz gözaltında, işkencede kaldılar. olmadı, dayanamadılar, ya faili meçhul olacaklardı ya da gideceklerdi, onlarda geldiler istanbula. orada da rahat yüzü bulamayınca baba topladı çocuklarını, terk ettiler uğruna onca acıya katlandıkları yurtlarını. şimdi her biri siyasi yasaklı, ülkeleri yasaklı.
ali kardeşi elifin bu akıbetinden sonra istanbulda tutuklandı. üç yıllık mahpusluktan sonra çıktığı gün, eliften başka söz etmeyi unutan anasıyla vedalaşıp, gitti dağlara. yıl 1996. onu uzun zaman sonra ilk o dağlarda gördüm, sanki onca şey onun kader hanesinde olmamış gibi, neşeli, coşkulu ama intikamdan uzaktı. gözler yine ateş parçası, hayallerinde, dilinde yine insan sevgisi vardı. dedim ki, bunca acı yaratamamışsa nefret, yitirtmemişse insan sevgisini o bu hayatta asla yenilmez. anasının intiharını çok sonraları duydu, yine de sevgisi ve merhameti, temizliği ve saflığı yerinde kaldı.
aradan yine yıllar geçti. birkaç gün önceydi. anfde gördüm son olarak yüzünü. siirtte yaralı arkadaşını kurtarmak isterken bir başka arkadaşıyla vurulmuştu.
inandığı gibi yaşadığı bu hayatta son yolculuğuna giderken, şimdi onun için ağıtlar bir köyünden yükseliyor, bir de isviçreden. köyünde onun için ağlayan akrabaları, isviçrede onun için yanan bir babası ve kardeşleri var. elifin acısı anasını yaktı, alinin acısı son defa onu görmekten, sarmaktan, son yolculuğunda yanında olmaktan mahrum bırakılan yasaklı baba ve kardeşlerini yakıyor.
ali gezerde olduğu gibi türkiyenin bir de karşı tarafın acısına, trajedisine, trajedisiyle baş etme kavgasına bakması gerekmez mi? çözülecekse bu sorun, susacaksa bu silahlar askerlerin hayatına pek benzemeyen ali gibi ve ondan daha başka acılardan geçmiş bu hayatları da dışarıdaki insanların bilmesi gerekmez mi? bakmazsanız bu öykülere, bilmezseniz bu acıları, nasıl barışacaksınız ?
geçen gün metropol awm de alışveriş yaparken, tommy den alışverişimi yaptıktan sonra çıkıp yürürken bi anda karşıma çıkıp aynen başlıkta bahsettiğim gibi geldi suratım suratıma bağırdı. sonra koşarak uzaklaştı benden, ama ben anlamadım. sonra eve döndüm banyoya girip otuzbir çektim. çok dertliyim sözlük.