üfe: toptan satış fiyatlarındaki değişimleri aylık olarak ölçen göstergedir. Belli bir dönem içinde üretime söz konusu olan ve yurt içinde satışa sunulan malların, üretici fiyat değişimlerini gösterir. yani kısaca maliyetleri gösterir.
tüfe: tüketicilerin satın aldığı mal ve hizmetler grubunda bulunan varlıkların fiyat değişimlerini ölçer. enflasyon oranı diyebiliriz.
şimdi bu iki kavramı birbirinden bağımsız düşünmemek gerekiyor. örnek ile hemen açıklayalım ki daha iyi pekişsin.
geçen sene bugün elimizde bir tabletimiz var. bunun maliyeti 100 lira olsun satış fiyatı da 200 lira. karımız 100 lira. %100 karımız var.
şimdi ise üfe %30 tüfe de %20. yani maliyetimizde bir artış söz konusu. tabletin yeni maliyeti 130 lira oldu. satış fiyatımız da 240 lira olursa kar oranımız düşer. kar oranımız yaklaşık %85 oldu. gördüğünüz gibi kar oranımız düştü. şimdi ben bu kar oranımı tekrardan %100 yapmak istersem fiyatlara zam yapmam gerekir. geçen sene 100 lira kar ediyordu fakat bu sene 110 lira kar yapıyor diye olumlu bir sonuç yok. bu nominal bir kazanç. reel kazanç değildir. geçen sene 1300 liraya 13 tane tablet üretirken bugün 1300 liraya 10 tane tablet üretmeye başlıyorsun. yani aslında sen üretim bazında %23 küçülmüş oluyorsun.
1300 liralık maliyette geçen sene aldığın kar 1300 lira iken bu sene 1300 liralık maliyette aldığın kar ise 1100 lira oldu sevgili kardeşim. karın maliyetini karşılamadı ve fiyatları artırmak zorunda kaldın. kar bazında %15 küçüldün.
sen fiyatları artırdın ve tüfenin üfe ile olan makas açığını kapatmaya başladın. eğer fiyatlarını artırmazsan işçi çıkartırsın ve işsizliği artırırsın ya da üretimi kısmaya başlarsın ekonomi küçülür. fiyatları artırırsan talebi daraltırsın ve enflasyonu artırırsın.
tüfe ve üfe arasındaki fark büyük olursa bu gelecekte ya enflasyon oranını artırır ya da ekonomiyi küçültür, iş yerlerini kapattırır, işsizliği canlandırır.
alman tarihçi okulunun kurucularından olan alman ekonomist. hildebrand'ın düşüncelerine geçmeden önce alman tarihçi okulunun görüşlerini ele almak gerekir. bu okul klasik iktisata karşı çıkarak, iktisat düşüncesine görelilik kavramını getirmiştir. şöyle ki; klasik iktisat, iktisadi toplumlarının doğal bir düzeni olduğunu, fizik yasaları gibi tıpkı iktisat yasalarının da evrensel geçerliliği olacağını savunur. alman tarihçi okulu ise buna karşı çıkarak, toplumda yer alan kurumların yasaları fazlasıyla etkileyebileceğini bundan dolayı iktisadın yasalarla uğraşması yerine, iktisat tarihi araştırması yapılarak toplumun iktisat evrimini araştırmaya yönelmesini savunmuştur.
temel ilkeleri:
- iktisada evrimci yaklaşım. alman tarihçi okulu dinamik ve evrimci bir yaklaşımı benimsemiştir. toplum sürekli olarak değişir. bu yüzden bir ülke için belli bir zamanda geçerli olan doktrin başka bir zamanda geçerli olmayabilir.
- devletin olumlu iktisadi rolü. klasik iktisat bireyci ve evrenseldi ancak alman tarih okulu milliyetçidir. almanya sanayileşmek istiyor ve bunun için de devlet öncü olmalı. toplumun çıkarları bireyin çıkarlarının önündedir. almanya liberal yaklaşımda dahi devlete rol yüklenirdi.
- tümevarımcı tarihi yaklaşım. iktisat bilimi diğer bölümlerle entegre haldedir. ayrı düşünülemez. soyut ve tümden gelimci yaklaşımları eleştirir.
- muhafazakar reformlar. ekonomide toplumun adalet ve ahlakla ilgili taleplerini de karşılayan üretimi ve bölüşümü belirleyen yasalar lazımdır. alman devleti için sokaktaki adamın iktisadi şartları iyileşmelidir.
şimdi gelelim hildebrand abimize.
hildebrand'a göre iktisadın temel amacı, iktisadi gelişmenin gözlenip, dönemin kültürel ve ahlaki değerleri aracılığıyla toplumu daha yüksek gelişme dönemlerine götürmektir. hildebrand her dönem ve her toplum için geçerli iktisat kanunlarının olmadığını, tarihin ve toplumbiliminin, ekonomik faaliyet ve olay sürecindeki tarihsel değişmeyi incelemesi gerektiğini söyler.
hildebrand tarihsel olarak 3 ayrı iktisadi gelişmenin ayrımını yapar: takas ekonomisi, para ekonomisi ve kredi ekonomisi, iktisat biliminin görevi bu aşamaları incelemektir.
takas ekonomisi: Malın malla değişimine dayanan, değişim aracı olarak paranın kullanılmadığı ekonomidir.
para ekonomisi: ekonomik yaşama paranın hakim olduğu, takas yoluyla değişimin yerini para ile değişimin aldığı ve böylece üretimin çok geniş ölçüde tüketim için değil pazar için yapıldığı ekonomidir.
kredi ekonomisi: içerisinde para olan fakat parasal sistemin gelişmiş olduğu ekonomidir. merkez bankaları politikaları, fon sistemleri, faizsel yatırım araçları, etkin finansal piyasalar kredi ekonomisini oluşturan temel faktörlerdir.
hildebrand'ın bu ayrımları yapması, birçok kişi tarafından onun antikomünist bir manifesto niteliğinde olmuştur. hildebrand iktisat tarihinde özgün konuların araştırılmasını özendirmiş, ahlaki ve kültürel sorunları ve yargıları sürekli olarak ön planda tutmuştur. fakat radikal ve sosyalist yaklaşımları reddetmiştir.
şimdi öncelikle bu 3 kavramı bir güzel tanımlayalım gençler.
enflasyon, fiyatlar genel düzeyindeki artıştır ve paranın alım gücünü gösterir. mesela geçen sene 4000 liraya iphone 7 alabiliyordunuz. geçen seneye göre bu telefonda fiyatlar genel düzeyi yani enflasyon %20 çıktı. yani bu telefonun fiyatı 4800 lira oldu. geçen seneki 4000 lira ile bu sene iphone 7 alamıyorsunuz ve paranızın alım gücü düşmüş oluyor. enflasyonun en önemli nedeni, toplam talep ve arz düzeyi arasındaki dengenin bozulmasıdır. kaynakların kıt nüfusun yoğun olduğu ülkelerde yüksek enflasyona daha sık rastlanır. çünkü satılan mal talebi karşılamıyor ve o mal hızla değer kazanmaya başlıyor. geçen sene soğan, patates filan neden arttı sanıyorsunuz?
faiz, paranın aslında sermayenin getirisini ifade eder. yüksek faiz ekonomide risk demektir. düşük faizde ise güven vardır. yüksek faizde yatırımlar azalır ya da durma noktasına gelir. yüksek faizde tasarrufların artması beklenir normal şartlarda. çünkü devir tüketim devri değil tasarruf devridir. yüksek faizli bir dönem, elinde bolca nakit parası olan kişi/kurumlar için bulunmaz bir nimettir. yatırım yapamayacak olan durumdaki şirketlerden kelepir fiyatına mal ve hizmet alabilirler.
döviz kuru, bir ülke parasının diğer ülke parasına karşı değeridir. ulusal paranın talebindeki artış ya da arzındaki azalış paranın değerini yükseltir. dolar neden yüksek sizce? çünkü ülkenin şiddetle dolara ihtiyacı var. özel şirketlerin milyarlarca dolar dış borcu var. dolar bulmaları gerekiyor. bu yüzden dolara olan talep fazla. döviz kurunun artması hiç işimize gelen bir durum değil. çünkü sanayimiz ara mala dayanan sanayi ve ara malı üretmek için dışarıdan hammadde almamız gerekiyor. döviz kuru artınca ithalat genel olarak düşer.
şimdi bu kavramların ilişkilerine gelelim. enflasyon ve faize bakalım. öncelikle enflasyonun ana sebebini bulmak gerekiyor bu durumda. eğer talepten kaynaklanan bir enflasyonumuz varsa faizler yükselmeli çünkü insanları tüketimden tasarrufa teşvik etmen gerekir. talep enflasyonunda enflasyon ve faiz arasında ters ilişki olur. eğer maliyet enflasyonumuz varsa faizlerin düşmesi gerekir. çünkü faizlerin yükselmesi demek üreticiye ekstra bir maliyet sağlar. maliyet enflasyonu faiz ile doğru orantılıdır. aslında en büyük sorun hem talep hem maliyet enflasyonu varsa ne yapılması gerektiğidir. eğer maliyet ve talep enflasyonunun etkisi eşit ise faizi kullanmak enflasyona etki etmez. boşuna faiz ile oynamış olursunuz. faiz politikasını enflasyona karşı kullanırken talep ve maliyet enflasyonunun ağırlıkları doğru analiz edilmelidir ve ona göre bir yol çizilmelidir. hani bizim pek muhterem cumbabamız rte diyor ya yüksek faiz olduğu için yüksek enflasyon var. buna inanmayınız. enflasyon neden faiz ise sonuçtur.
gelelim enflasyon ve döviz kuru arasındaki ilişkiye. burası daha basit aslında. düz mantık var çünkü. döviz kurundaki artış enflasyonda yükselme eğilimine neden olan önemli bir sebeptir. enflasyonla dolar kuru arasındaki ilişkiye bakıldığında, döviz kurlarında meydana gelen bir değişiklik fiyatlara yansımaktadır. döviz kurundaki yükseliş ithal mal fiyatlarını etkiler özellikle hammadde ve enerji ithalatı yüksek olan ülkelerde kurdaki yükseliş nihai mala yansır ve fiyatlar genel düzeyinde artış gözlemlenir. bu durumda, enflasyonda yaşanan yükselişten ülkenin dış pazardaki rekabet gücünün olumsuz etkilenmemesi için önlem olarak, yerli paranın değerinin düşürülmesi yönünde bir politika uygulanmasına gidilebilir. (devalüasyon)
gelelim sonuncusuna döviz kuru ve faiz ilişkisi. döviz kurunun yüksek olduğu bir ekonomide merkez bankasının faiz silahını kullanması beklenir ve faizi artırıcı bir yola gider. çünkü merkez bankası faizi artırırsa yurtiçindeki tl'yi kendine çekecektir ve dolaşımdaki tl miktarı azalacaktır. bu da doları düşürebilir. faizler arttığında diğer oluşacak senaryo da şu: dış yatırımcı yüksek faizi görüp ülkemizde faizden para kazanmaya gelecek ve bizden tl almak zorunda kalacak. bunu da elindeki dövizi bize satıp yapacak. bu da ülkedeki döviz dolaşımını artırıp tl'ye olan talebi güçlendirecek ve bu da paramızın değerli olmasını sağlayacak. normal şartlarda bunun olması gerekir fakat bizde olmadı. neden? çünkü güven yok.