şimdilerde aşkın dili kalemdir.
şairler aşkın dilini ustalıkla konuştururlar.
örneğin özdemir asaf'ın aşkın dilini en güzel konuşan şairlerimizdendir.
beğendiğim bir şiirini yazmak istiyorum:
Ben sensiz olanlara seni aratıyorum,
Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum,
Seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça
Kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum.
Unutturmayacağım, seni yaşatacağım,
Kendimi çoğalttıkça, seni kuşatacağım,
Her zamanda, her yerde sen bende yaşadıkça...
Sen evreninde sana seni aratacağım.
Mendil, aşkın ve âşıkların gizli dilidir.
Sevenler arasında haberleşme vasıtasıdır.
Sevgiliye gönderilen ucu yanık mendil, ateşli bir aşka delalet eder.
Kız da sevdiğine, kendi işlediği ve üzerindeki nakışların her birinin farklı manası bulunan bir mendil gönderir.
Bu mendiller kullanmak için değil saklamak ve hatırlamak içindir.
Mendilleri karşılıklı olarak iade etmek, aşkın da bittiğini gösterir.
Sevgiliye gösterilen mendil ortadan tutuluyorsa, ‘Bu akşam seni bekliyorum’ mesajı verilir.
Buna karşılık mendil sallamak, ‘peki’ manasına gelir.
Othello’nun sevdiğine mendil hediye etmiştir.
Osmanlı zamanında kadınlar beğendikleri erkeklere mendili yere atarak mesaj verirlermiş.
ipek, gümüş, altın işlemeli veya dantelli mendillerin kenarına, sahibinin isminin baş harfleri işlenirdi.
Sevgililer bunları değiş-tokuş etmeye bayılırdı.
Mendili, erkekler şapkalarında; kadınlar ise göğüslerinde saklarlarmış.
Tabi mendilin uygulandığı alanlar sadece bu da değil.
Bizler çocukken mendil arasına büyüklerimiz para koyarlardı.
Özellikle bayramlarda ne çok sevinirdik.
Mendil başka ne işe yarardı?
Örneğin;
Türk halk oyunlarında da halayın başı olan kişi elinde mendil sallar.
Hangi figürün bitip, hangisinin başlayacağını salladığı mendil ile haber verir.
Roma’da oyunların başında ve bitişinde mendil ile işaret verilirdi.
Çocukken mendil kapmaca oynardık.
Kör ebe oyununu hepimiz anımsarız değil mi*
kağıt mendiller üretilince ipek ve bez mendillerimizin pabucu dama atıldı.
aşkın gizli dili olan mendilin renkleri anlamlıdır.
hatta şarkıları da bestelenmiştir.
Hindistanda ineğe neden tapılır?
inek neden kutsaldır?
inek öldürenler nasıl ceza alır veya uygular?
Krişna adını verdikleri tanrının avatarı (yeniden bedene gelmiş hâli) olduğu için Hindular ineği mukaddes bilir.
Yemin ederken bu hayvanın kuyruğunu tutar.
Sokaklarda rahatça gezer.
Etini yemezler.
Bazıları inek idrarı ile temizlenir; dışkısını alnına sürer.
inek, bir pazarcının sebzelerini yese kızmak şöyle dursun memnun olur.
Bir kimse, kazara bir ineği öldürse, altı aydan bir seneye kadar yıkanmaz, sakalını ve tırnağını kesmez, bina içinde yatamaz, işine gidemez, giyinmez.
Ceza bitince, kavak ağacına benzer mukaddes pipal ağacı altında Brahmanlarla hısım akrabasına ziyafet vererek, çok mikdarda tereyağını o ağacın yapraklarıyla yakarak kırklandıktan sonra temizlenip eski hâline dönmesine müsaade olunur.
Ölümlerden ölüm beğen!
Hindistan’da intihar suç ve günah değil, beğenilen bir iştir.
intihar etmek isteyen, üç gün oruç tutar.
Sonra ölünceye kadar aç kalmak,
karlara gömülmek,
ateşe veya su kuyusuna atılmak,
timsahlara atlamak,
kendini hançerlemek suretiyle intihar gerçekleşir.
ihtiyarların kayıkla Ganj nehrine açılarak kendisini suya atması yaygındır.
ihtiyar veya hasta, güzel elbiseleri giydirilip med-cezir sebebiyle suyun çekildiği yere götürülüp bırakılır.
Sular yükselince, onu alıp götürür.
Aklı başına gelip kaçarsa, şerefini kaybetmiş sayılacağından kimse kendisini kabul etmez.
Bir köşede açlık ve pislik içinde hayatını tamamlar.
Masumsan ateşe atla!
Vaktiyle Hind mahkemelerinde delil yoksa adlî tecrübelere müracaat edilirdi.
En meşhurları şunlardı: Zanlı tartılır; ikisinde de aynı gelirse masumdur.
Zanlının eline kızgın demir verilir; tutabilirse masumdur.
Zanlıya zehirli ot yedirilir, ölmezse masumdur.
Mâbedlerdeki putların yıkandığı sular zanlıya içirilir; üç hafta zarfında hastalanmazsa masumdur.
Eskiden Hindistan’da bir kadının birden fazla kocası olabilirdi.
Erkek kardeşler, umumiyetle aynı kadınla evlenirdi.
Bu âdet Seylan’da 1858’den sonraki ingiliz işgaline kadar sürdü.
Hindistan’ın kuzeyindeki Tibet’te hâlâ rastlanmaktadır.
https://galeri.uludagsozluk.com/r/995761/+
kutsallık gelir.
çünkü kadın anadır.
kadın topraktır.
kadın üretkendir.
kadın saygının sevginin özüdür.
aslında kadın kainattır.
Hindistan'da hala uygulanan saçma sapan ritüellerin detaylı açıklaması aşağıdaki linkte resimlerle anlatılmıştır.
ilgilenenlere önemli bir kaynak adrestir.
Mısır ülkesinde hala kadınların zevk almasın diye klitorisleri kesilerek sünnet edilmesi, dünyanın en saçma sadistçe uygulanan dini ritüellerinden biridir. Halen uygulanıyor oluşu, kadına yapılan işkencelerden biri olarak düşünüyorum.
Türkiye'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.
Bizler sırlarla dolu bir evrende bir rüyanın rüyasını görmekteyiz.
Gerçekte bildiğimiz hiçbir şey yoktur.
Bildiğimizi sandığımız şey sadece olayılardır.
O olaylar ki,
Bilmediğimiz bir objeyle asla bilemeyeceğimiz bir süjenin birbirlerine olan ilgisinden doğmuştur.