bunun facebook'a yansıması da şu şekildedir; duvara bir şeyler yazar, zanneder ki herkes onun yazdığını merak etmektedir, herkes yazdıklarını okuyacaktır, yorumları ile milyonların görüşünü etkileyecektir. bir yorum yapar zanneder ki 70 milyon onun yorumuna dikkat kesilmiştir. falan.
ericsson a1018
"ilk kez satın aldığınızda ne kadar da heyecanlıydınız. herkese beni gösteriyor, benimle gurur duyuyordunuz, hatta ayıptır söylemesi benimle hava atıyordunuz. yıllarca benim sayemde sevdiklerinizle, ailenizle, alacaklılarınızla, onla, bunla konuştunuz. ne güzel sözler, ne uzun konuşmalar, ne hakaretler, ne söylenmeler hepsini benim sayemde yaptınız..
önceleri bana "kablosuz teknoloji harikası!" derken, sonraları "telefon takılı anten!" bile dediniz.
tuşlarımla oynadınız...
ve bir gün geldi, bir paçavra gibi kenara fırlattınız. insanlar,, hepini aynısınız" duygusal ericsson a1018 (rip)
90 dakika canını dişine takıp mücadele etmek ve sonrasında zafer kazanıldıysa tanrısal güce sahip olmadığınının idrakinde olmak ve aşırılık yapmamak gerektiğini bilmek, mağlubiyet yaşandıysa da en yakın zafer ümidi ile moral bozmamaktır.
maç boyunca hiç çaba sarfetmemek (ihmal sonucu ölü doğum, ihmalden dolayı çocukların ölmesi..) ise cahilliğin âlâsıdır,, tıpkı sapla samanı karıştırmak gibi.
zamanında giymiş olduğu ateşten gömleğin hakkını vermeye çalışmış ve bunu başarmış, ülkemiz gibi anti-demokrasi, oligarşi ve darbecilikle içli dışlı bir ülkede sahip olduğu gücü kişisel veya gizli örgütsel amaçlar için kullanmak yerine bu milletin layık olduğu demokrasi adına kullanmış, saçma sapan darbecilik oyunu oynamaya tenezzül etmemiş, adı her zaman hayırla yâd edilecek kaliteli insan, komutan*.
*komutan: üçüncü dünya ülkelerinde rastlanan kirli ilişkiler ağına ve sivil hayata çeşitli müdahelelerden uzak, mensubu olduğu milletin menfaatlerini basit ve küçük kişisel çıkarlara tercih etmeyen sorumluluk sahibi asker.
ismine bakıldığından öncelikli olarak "hımm tibette yedi yıl. demek ki bir batılı oraya gidecek, yedi yıl boyunca orada ruhbanlarla ve mistik insanlarla muhatap olacak, sonra bir kendine gelme faslı ardından da ruhsal arınma geçirecek. zamanla kendinden utanacak, hayatını abuk sabuk geçirdiğini farkedecek, geri döndüğünde yepyeni bir hayata sahip olacak" dedirten film.
ama kahramanımızın (brad) orada bulunma nedeni, bulunma süreci, oradan ayrılması vs umulandan da ilginç, metafiziksel vakur duruştan uzak yer yer komik falandır.
izlememiş olanlar için, "izlemek izlememekten iyi" bir film
ölüm ve yaşam üzerine -bir kez daha- düşündürten film.
yaşayacakları bir kaç ay kalmış iki hasta, tam vaktini bilmedikleri sona yaklaşırken yaşam hakkında esaslı düşünceler edinirler ve ancak ölümü enselerinde hissettikleri bu sırada hayata karşı silkelenir ve adeta kendilerine refresh (hatta reset) çekerler. "her şey zıttı ile kaimdir" ifadesine uygun olarak ölüm hissedildikçe, oluşan kontrast ile iki yaşlı, hasta, bir ayakları çukurda adamlar yenilenirler ve maçın 90 dakikası boyunca akıl edemedikleri şeyleri hayatlarının uzatma dakikalarında iyiden iyiye hissederler.
alttan alta "aslında mutlu olmak için çok şeye ihtiyaç yok, zihinsel yaklaşım bunun için yeterlidir" fikri geçer.
film -kendini kaptır(a)madıysan- genel olarak sıkıcı bir havada ilerler.
eğer cd si zırt pırt karşına çıkıp duruyor ya da hard diskte film arada bir gözüne çarpıyorsa filmi bir izle, aradan çıkar. yer sorunu varsa da shift+del yap gitsin. film elinde yoksa ve "kim uğraşacak bu filmi bulmak için" diyorsan da boş ver, film hakkındaki yorumları oku yeter.
bejan matur tarafından kaleme alınmış son yılların en kaliteli ve anlamlı yazı dizilerinden biri.
yazı dizisini okurken ve okuduktan sonra empati kur(a)mamak zordur. yazı dizisinde de her ne kadar "neden dağa çıktılar?" sorusunun cevabı aranıyorsa da genel anlamda çeşitli davalar uğruna hayatlarını ortaya koyma cüreti göstere(bile)n insanların yaşadıkları sorunlar, iç(sel) savaşlar, yalnızlık ve zihinsel fırtınalar mükemmel bir şekilde ortaya konmuştur.
kendilerinden bahsedilene benzer süreçleri yaşayanlar açısından fazlasıyla projektör görevi gören yazı dizisinde, bir orman olmaya çalışırken!:bir orman gibi kardeşçe yaşamak!: yaşanan yalnız başına ayakta kalmalar, yanı başında doğranan diğer ağaçlar, dinmek bitmeyen fırtınalar ve köklerine tutunmaya çalışmanın dayanılmaz zorluğu ortaya konmuş, ormanda kardeşçesine yaşa(yabil)ma yolundaki içe, dışa ve iç-dış gelgitlerine dair sinir uçlarına hafif ama etkili dokunuşlar yapılmıştır.
dizi bittiğinde bir çok kişi "-farklı dış dünyalarda yaşıyor olsak da- aslında benzer iç alem taşıyoruz " diyecektir.
bu nasıl bir yazı!!!
evet nasıl bir yazı ki gözyaşlarıma hakim olamadım.ben ısrarla çocukluğumda yaşadıklarımın üstünü örtmeye çalıştım ama bu yazı dizisiyle hepsi tekrardan gün yüzüne çıktı ve yüzleştim o yıllarla benden bir çok şey alıp götüren o yıllarla zira ben de hakkariliyim.bejan hanım enfes bir yazı dizisi bu.
ne diyeceğimi bilemiyorum...
bu ülkede zamanında yanlışlıklar yapıldı ..şiddet şiddeti doğurdu.. bir fasit daire oluştu ..şimdi yaşanılanlara uzaktan daha objektif baktığımızda dağdakilerinde bizim insanımız olduğunu anlıyorum..sen askere kurşun sıktın sen hainsin demek sorunu çözmüyor çözseydi çoktan biterdi bu iş sayıları 5 bin 10 bin 6 bin önemli değil yeterki anlamak için sadece anlamak için birde onları dinleyelim
hayat herşeye rağmen yaşamaya deger...
anılar...evet ne yapsanızda unutamıyorsunuz,bir türlü pesinizi bırakmıyor.sanırım bu insanlarda belli şeylerden uzaklaşmak istiyorlar ama yaşamış oldukları o dakikalar, onlarda cok zor silinecek derin bırakmış gibi... bircok insan hayatını kaybetti ve kaybediyorda.inaniyorum ki her iki tarafta birbirini anlamak icin biraz daha çaba sarfetse bu sorun çözüm noktasında yatağını bulacaktır."dogru veya yanlış" herkesin benimsedigi gercekler...geçmişi kaybettik hic degilse geleceği kurtaralım...
ülke gerçeği
yazı diziniz çok güzel yazı dinizide tarafsız olmanızıda ayrıca tebrik ediyorum bu ülkede sorunlar hiç bir zaman derinlemesine tartışılmıyor bu insanlar yaşadıkları olumsuzlar yüzünden dağa çıktılar dağa çıkaran sebepler tartışılmadı hiç konuşmak isteyenlerde susturuldu umarım bir gün gerçekten insan haklarının ve eşitliğin olduğu günleri görebilirz
kürt meselesi
insanların bir kimliği var isterzenci ister kızılderili herkes insan allaha inanankimse böyle düşünürben karşımda insan isterim ne olursa olsun kültürel asimilasyona karşıyım herkes geleneklerine göre yaşamaktan zevk duyar ancak demokratık yoldan hakların alınmasına tarafım
insanı öldüren fikirleri öldürmek
ben bir türk kökenliyim. annemden öğrendiğim dil yasaklansaydı bunu asla kabullenmek istemezdim.. tabii ki daha özgür bir ülke için mücadele ederdim. insanları değil insanı öldüren fikirleri öldürmek isterdim..
başka versiyonu da şöyledir;
hiç bir penaltı golünü kaçırmayan futbolcu ile, bütün penaltıları kurtaran kaleci karşı karşıya geldiğinde top tam kale giriş çizgisinde gol olup olmadığı anlaşılamayan ihtilaflı mevkide, yerçekimine rağmen dönüp duracaktır.
artık kendini birileri tarafından programlanmış bir robot gibi hissetmektir. etrafta bir şeylerin dönmesi fakat seçim yapmayı düşünebilecek durumda bile olmama, yapılmış otomatik seçimleri fazlaca da düşün(e)meden kabul etmek, olayın nereye varacağını izlemeye koyulmaktır.
peki acaba neden? otomatik rota boyunca ilerlenmektedir ve bu nedendir? günahların cezası mı, sevapların mükafatı mı yoksa yepyeni imtihan parametrelerinin kucağına itelenmek mi? bu soruların cevabının da pek anlamı kalmaz artık çünkü kontrol kaçmıştır ve artık geriye hayırlısını dilemekten başka hiç bir şık kalmamıştır. sadece hatırdan geçenler vardır; iyilikler hep kendi kontrolüm dışında, kötülükler ise ben direksiyon başında iken gerçekleşmemiş miydi?
onlarla karşılaştırılanlar açısından daha da kötüsü başarıdan başarıya koşan kendinken, başarısız eş dost çocuğunun daha iyi işte çalışıyor olmasıdır. allah beterinden korusun, pusulayı bu yüzden şaşırttırmasın
bruner deneyi adı verilen deneyi vardır.
deneyde deneklere iskambil kağıtlarındaki değerleri söylenmesi istenir. fakat iskambil kağıtlarının bazılarında farklı renkler, lekeler ve benzeri kusurlar vardır. deneklere kağıtlar önceleri kısa sürelerde, ardından tedrici olarak geniş aralıklarla gösterilir. kağıtların gösterim aralığı arttıkça önceleri sadece kare as, sinek yedi gibi şeylere odaklanan kişilerin sonrasında iskambildeki renkleri, kusurları da farketmeye başladıkları görülür.
buradan bruner şunu çıkarır "demek ki öğrenciler -fark etme- buluş yöntemi ile bir şeyleri öğrenebiliyorlar"
eğitim felsefesi akımlarından realizm'e dayalı değişmez ilkelerin varlığını öne süren düşünce.
eğitimin amacı: rasyonel ve zeki bireyleri eğitmek
okulun görevi: her zaman, her yerde ve herkes için geçerli olan, mutlak doğruları öğretme yeri
öğretmenin rolü: değişmez gerçekleri nesillere aktarmak.
1918 yılında yazmış olduğu The Curriculum adlı kitapla "Eğitim programı" kavramını ortaya atmış ve kitabında da ekonomik alanda kullanılan bilimsel yöntemlere benzer yöntemler öne sürmüş yazar.
edward chace tolman'ın öne sürdüğü öğrenme şekillerinden biri.
buna göre birey yaşadığı çevrede çeşitli dış etkileri birer işaret olarak alır, işine yaradığı zaman da işaretler aracılığı ile amacına (ihtiyacına) yönelik sonuç elde eder.
tolman'ın deneyinde fare labirente konur, bir tarafına da yiyecek konur. fare kısa sürede yiyeceği elde eder.
sonra başka bir fare konur, fakat bu kez yiyecek konmaz. fare yiyecek yokken de labirenti turlar ama diğer fareye göre daha uzun sürede yapar bunu. sonuç olarak, eğer bir hedef varsa etraftaki işaretler anlam kazanır ve bu pekişeçler sayesinde öğrenme vuku bulur.
gecenin 04:00'ünde, bir başına ve "erkek adam filmden mi korkarmış" diyerek, ışıkları da kapatılıp izlenip, 06:00 gibi yatıldığında güpegündüz esrarengiz kabuslar gördürmeye neden olabilecek film.
gerçi bahsedilen şartlar altında sadece monitoru seyretmek bile yeterince ürkütücü olduğu için, filmdeki gayet sıradan şeyler yalnızca hareketli görüntüler olmaktan öte bir şey olmamıştır.
ne olursa olsun bir gerçek var ki, iyi pazarlanmış film.
davranışçılık ekolünden S. B. Watson ve edwin ray guthrie'nin kabul ettikleri öğrenme kuramıdır. uyarıcı ve tepkinin bitişikliği nedeni ile meydana gelen öğrenmeye dairdir.
-çocuk tavşanla oynarken, korkutucu bir gürültü olursa çocuk ondan sonra tavşanla oynamaktan vazgeçer(tavşanın korkunç ses çıkardığı öğrenilmiş olur), çünkü tavşan ve gürültü bitişikleşmiştir.
alışkanlıkları yok etmeye dair üç yöntem öne sürmüş psikologdur.
yöntemler
1- eşik yöntemi: istenmeyen davranışı azar azar sunma ve nihayetinde belli bir eşik değerine(hedeflenen amaç) ulaştırma.
- yakını vefat eden birisine bunu yavaş yavaş anlatma
- ıspanak yedirilmek istenen velede bunu önceleri azar azar ve çaktırmadan vermek ve sonunda alıştırmış olmak.
3- zıt tepki yöntemi: vazgeçirilmek istenen tutumdan daha güçlüsü vesilesi ile kurtulmak.
- köpekten korkan çocuğun, köpeği alt edecek kadar kaslı birisi eşliğinde köpek yanında bulunması.
- kediden korkan çocuğa, şefkatinden şüphe duyulmayan annesinin kucağına kedi verdirerek sevdirmesi.