basit bir mülakat sorusuna dönüşen kısa bir öykü, sözlük yazarlarının cevapları ne olacaktır acaba.
"ablasını öldüren kız"
öykünün kahramanı bir genç kız. bu genç kız, kendi annesinin cenaze töreninde daha önce kim olduğunu hiç bilmediği bir genç adamla karşılaşıyor. bu genç adam, kızın rüyalarının adamı ve kız görür görmez adama aşık oluyor.
aradan bir kaç gün geçiyor. genç kız, kız kardeşini öldürüyor. polis neden öldürdüğünü sorduğunda, genç kız cevap veriyor.
sizce; kızın, kız kardeşini öldürme sebebi nedir?
şu an kendinize dürüst olup aklınıza gelen ilk cevabı vermeniz çok önemli. saçma sapan da olsa ilk aklınıza gelen cevap önemli.
Karaköy'de nadir güllüoğlu'nun hemen arkasında yer alan tatlıcı. Baklavaları en az nadir güllüoğlu'nunkiler kadar güzel hatta boğaz yakmadığı için daha iyi bile diyebilirim.
çalışanları da tatlılarıyla eşdeğer seviyede abazan, turist bir müşteri tatlıların içeriğiyle alakalı sorduğu soruya çalışandan çok güzelsiniz şeklinde cevap aldı *
Bu seferkinin son yaşadığınızdan güzel olması dileklerimle,mutlu yıllar sözlük.
Yaradılışın gizemi kalmadı. Renkli hayaller, renkli umutlar ve renkli insanlar çıkıp gittiler hayatımızdan. Modern çağa isim arayanlar fazla düşünmesin. Ne yazık ki “Aynı Çağ”dayız.
Artık herkes aynı şekilde; aynı giyinen, aynı renkte arabalara binip aynı yerlere giden, aynı parkta bahçede aynı mangalı yakan, aynı şeyleri yiyip aynı uykuya dalan hayatların çağındayız. En sosyalist ve en dincinin aynı lüks semtlerde oturduğu, en uyuşuğun ve en çalışkanın aynı kazanca sahip olduğu çağdayız. Zengine zengin olduğundan dolayı aynı hürmetin gösterildiği, fukarayı dışlayan aynı zihniyetin yaşandığı çağdayız. Bilim adamlarının bile aynı şeyleri savunduğu, aynı şeyleri yazdığı ve aynı şeylerden korktuğu zaman dilimi… Artık aynı gazeteler alınıyor ve aynı kitaplar okunuyor. Saçlar aynı şekil, suratlarda aynı kirli sakallar, aynı model gözlükler... Herkes aynı şeyi görmezden gelip aynı şeye dikkat kesiliyor. Aynı baskılı tişörtle aynı yere erken gelinip aynı yere geç kalınıyor. Aynı yerde aynı randevular… insanlar birbirlerini aynı sevmek istiyor. Aynı mekânlarda aynı fanteziler kuruluyor. Aynı salonlar, aynı eşyalar, aynı mobilyalar, aynı dekorlar, aynı hayal kırıklıkları… Mutsuz ailelerin mutsuzlukları bile aynı…
Gece uykusunun aynısı gündüz de uyunabiliyor ve yaz mevsiminin aynısı kışın da bastırabiliyor. Herkes aynı kafelere giderek farklı bir şey yaparmış gibi aynı kahveyi içiyor. Aynı sohbetlerde vatan kurtarıp hep aynı düşman tespit ediliyor. Savaşlar, devrimler, darbeler ve zaferler bu çağa göre yorumlanıp, hepsinden aynı sonuçlar çıkarılıyor. Aynı insanlar her konuda uzman ve hiçbir şeyi sözde aynı insanlar anlamıyor. inanan aynı mantıkla inanıp aynı kuşkuyla reddediyor. Aynı espriye aynı çirkin kahkahalar atılıyor. Aynı hataya aynı tepkiyi verip hep bir ağızdan aynı küfür ediliyor. Aynı kanlı ellerde aynı linç... Aynı dillerde aynı zehir, ceplerde hep aynı akrep…
Aynı balıkçılar hep aynı köprünün üstünde aynı balığı kaçırıyor. Kadrajda aynı buruşmuş yüzler, aynı renkler, aynı habersiz pozlar… Hep aynı fotoğraflar çekiliyor. Aynı mecburiyetle beğenilip aynı serbestlikle paylaşılıyor. Ardından aynı etiketlerde, hep aynı markaların etiketleri aynı gözlere sokuluyor. Bütün şehirlerin silueti aynı.
Camilerde aynı safta aynı ihtiyarların yanına durulup çıkar çıkmaz aynı günahlar işleniyor. Herkes aynı yüce mertebede… Hep aynı insanlar aynı cennete varis ve cehennemden hep aynı insanlar dönüyor. Aynı batıla tutunup aynı haktan kaçılıyor. Ağızlarda aynı kadınlar aynı sözlerin kurbanı, dallarda aynı meyveler aynı kurtların yemi oluyor.
“Aynı Çağ” dedim ya; aynı düşünen, aynı yazan ve aynı konuşan hep aynı ödülün sahibi oluyor ve yandaşlardan aynı takdiri alıyor. Aynı kitaplar daha çıkmadan çok satıyor ve hep aynı ön raflarda yer buluyor. Aynı kitap eklerinde hep aynı övgüler… Herkes aynı âlimler tarafından aynı cahillikle suçlanıyor. Aynı körler aynı sağırları ağırlıyor.
Aynı kanallarda, aynı şeyler seyredilip aynı şeye can sıkılıyor. Aynı yalana inanılıp aynı gerçekten öldüresiye nefret ediliyor. Haberlerde hep aynı umutsuzluk… Reklamlar aynı şeye çağırıyor. Kazançlar aynı yere harcanıp, gelecek aynı yere borçlanılıyor. Hırsızlar bile aynı yöntemle çalıp aynı nedenden yakalanıyor. insanlar hep aynı korkularla av oluyorlar…
Öğretmenler, aynı sınıflarda aynı sorulara hep aynı cevapları alıyorlar. Çocuklar aynı sınava sokulup, onlardan hep aynı başarı bekleniyor. Aynı eğitimde her zaman aynı sorunlar… Aynı kurslara aynı büyük paralar harcanıyor. Aynı hevesler aynı yerlerde kaçıyor. Aynı stadyumlarda hep aynı sporlar… Yıllardır aynı tezahüratlar yapılıp aynı şeylerin anasına sövülüyor. Satıcılar aynı şekilde bağırıyor. Aynı kaldırımlarda hep aynı asık suratlar aynı yerlere yetişmeye çalışıyor. Kayısı ile eriğin, karpuzla kabağın, tavukla balığın tadı aynı. Hekimler aynı uyarıları yapıyor ve insanlar aynı hastalıklardan ölüyor. Yaratılışın gizemi kalmadı dedim ya! Bu aynılıkta insan ister istemez bir parçası oluyor uluorta gezen aynılığın. Ya da büyük bir hevesle farklı yaptığı bir şeyin ertesi gün aynısı çıkıyor. Yâni kalanlar hep aynı şekilde farklı olmaya çalışıyor. Aynı şeylere aynı umutlar beslenip hep aynı hayal kırıklıkları yaşanıyor.
“Aynı Çağ”da aynı yaşamak, aynı şeyleri almak, aynı şeylere para harcamak özendiriliyor. Aynı insanları seçmek ve aynı görüşe bağlanmak gelenek oluyor. Herkes aynı suçla suçlanıp, aynı “pardon”la salıveriliyor. Seyreden herkes aynı oyunun parçası oluyor. Herkes aynı hatayı yapıp, aynı sonucu alıyor.
Velhasıl insanlar yüzyıllardır aynı duayı ediyor. Aynı bezginlikle aynı kurtarıcıyı bekliyor. Aynı toplumlarda hep aynı sorunlar… Herkes elbirliği ile aynı sonu yaşamaktan korkuyor. “Aynı Çağ,” dedim ya! Galiba bizi aynı son bekliyor...tayfun çelik
Hastane demek, beklemek demek aziz dostum. Kan ver bekle, idrar ver bekle, imarı bekle, röntgeni bekle. Dışarıdaki hayatın aksine, hastanede insanlar birbirine şaşırtıcı derecede saygılı davranıyorlar biliyor musun? Kimse kimsenin önüne geçmiyor. Değil kavga etmek, kimse tartışmaya bile girmiyor. Burada belki herkesin ortak bir yanı olduğu için. Belkide herkes kendi derdine düştüğü için. Son bir ihtimal ki -bence en büyük ihtimal bu- insanlar hastanede geçirdikleri süre zarfında hayatın kıymetini anlıyor, yaşamanın sevincini özlüyorlar olabilir. Ne diyordum? istersem çok güzel yemek yapabilirim. Bir keresinde beşamel soslu enginar bile yapmıştım. Son kez bir daha karıştırayım tencereyi; sonra geri doğru sayacağım. Gülten de hep böyle yapardı zaten. Ah benim sevgili karıcığım. Ondan geri doğru saymandan kapatmazdı ocağı. Her şeyi oyunlaştırırdı kendince. Ne zamandır ağzına bir şey koymuyor, bari şu çorbayı içse. Faturalarda birikti; ya sonödemegünü geçtiyse? Ondan geri say, dokuz, sekiz, yedi, elmayı yedi; altı, beş, dört, üstünü ört; üç, iki, bir, hooopp kapattım.
Hastane kapılarında beklerken kapıya çıkıyorum mecburen. Kapıya çıkınca da elim kendiliğinden pakete gidiyor. Altı aydır günde bir pakete bana mısın demiyorum. ilham, mübarek de nasıl bir şeyse hep hastane kapısının önünde, sigaraya sarıldığım anlarda buluyor beni. Sürekli yeni hikâyeler kurguluyorum. Birini bozuyor, bir diğerini elden geçiriyorum. Yazamasam da kafamın içinde döndürüyorum en azından. Sonra, hayaller de kafamın içinde döndürüyorum en azından. Sonra hayaller de kurmuyor değilim aslında. Mesela ileride güzel günler bizi bekliyordur; önce Gülten sağlığına kavuşuyordur, sonra ikimiz de bu toprakların hatırı sayılır edebiyatçılarından oluyormuşuzdur. Biz öldükten sonra bu mektupları eline geçiren araştırmacı bir gazeteci, yayınlamak için bir araya getiriyormuştur, falan filan, hayal, heyecan.
Birazdan içeri gireceğim. Yatağını salona taşıdık. Böylesi ona daha iyi geldi. Kendi istedi zaten, balkonun kapısından esince iyi geliyormuş. Ama doktor tam tersini söylüyor. Günden güne eriyor gözümün önünde. Kötü düşünmeyeceğim desem de olmuyor; insanın aklına geliyor, sonra tutulmuyor iki damla yaş, düşüveriyor önüm sıra. Düştüklerinde de işin yoksa tepsiyi bırak, peçeteyi al, gözlerini kurula. Derin nefes al. Belli etme. Kızarıklık geçene kadar bekle. Tekrar tepsiyi al, içeri yürü. Yürürken yüzüne koca bir gülümseme yerleştirmeye çalış. Ağız dolusu gülmelisin; doktor öyle söylüyor. Tabi bunu parantez içinde söyledi. Fısıltıyla. Hep arasında olduğumuz korku ilk ümit yok mu; işte o ümit için moral çok önemliymiş. Gülersem, neşelenirsem, sevindirirsem, güldürürsem, yedirirsem, içirirsem, iyi bakarsam, ümit varmış. Ben de ümitvarım. Şimdilik havadisler bunlar. Çok dua et cevabını geciktirme. Allah’a emanet ol.
Nasıl da terlemişim, nasıl da maharetliymişim. On parmağımda on marifet. Hem mektup oku hem çorba yap hemde mektuba cevap yetiştir.
Gülten, canım, çorbanı getirdim. Hadi biraz doğrul da içireyim sana. Baştan anlaşalım; istemiyorum, yemeyeceğim falan yok! Bu çorba seni kendine getirecek, emin olabilirsin. Hem karıştırırken içine, senin bana yemek hazırlarken yaptığın gibi sevgimi de kattım bak. Gülten! Gülten! Gülten…
Geçmiş davranışların gelecek davranışı belirlemede en etkili yol gösterici olduğu görüşü üzerine kurulmuş bir mülakat çeşididir. Amaç, görüşme sırasında adayların yetkinliklerini anlayabilmektir. işin gerektirdiği yetkinlikleri ölçmek için belirli durumları içeren sorular sorulur.
Adayların, cevaplarını deneyimlerine dayandırmalarını sağlar.
Arayışta olduğunuz pozisyon için gerekli yetkinlikleri belirleyerek her yetkinlik özelinde benzer soru örnekleri oluşturulabilir. Soruların cevapları adaylardan alınırken unutulmaması gereken nokta mutlaka somut, yaşanmış olaylardan örnekler verilmesi gerektiğidir.
iş tatminini etkileyen faktörleri inceleyen bir kuramdır.
Bu kurama göre, genel olarak herhangi bir işin
beş önemli temel iş özellikleri (boyutları) bulunmaktadır.
Bu boyutlar veya temel iş özellikleri ile işinde karşı
karşıya gelen bir insan, her bir özelliğe göre psikolojik
bir durum yaşar ve bu durum, insanın işine motive
olmasını ve dolayısıyla hem kendisi hem de çalıştığı
iş yeri açısından olumlu ve istendik iş davranışlarında
bulunmasını sağlar. Ancak, bu ilişki sadece zenginleştirilmiş
işleri arzu eden veya bu tip işlere ihtiyacı olan
kişiler için geçerlidir.
Herhangi bir işte beş ayrı temel
özellik bulunmaktadır. Bu özellikler sırasıyla şöyledir:
Birinci özellik beceri çeşitliliğidir (skill variety). Bu
kavram bir işin, işi yapan kişinin çeşitli becerilerini
kullanmasına izin verip vermemesiyle ilgilidir. Örneğin,
bir mühendis işini yaparken çeşitli becerilerini -hem
zihinsel hem de fi ziksel olarak- kullanır. ikinci özellik
görev kimliğidir (task identity). Yapılacak bir işin ne
derece baştan sona kadar ilgili kişi tarafından yapılıp
yapılmadığı ile ilgilidir. Örneğin, üretim bandında
çalışanlar bir işin sadece bir kısmını yaparken, takım
halinde televizyon üretenler bir televizyonu başından
sonuna kadar kendileri üretirler.
Üçüncü özellik görevin anlamlılığıdır (task
signifi cance). Bu kavram, yapılan bir işin başkalarının
hayatında önemli değişiklikler yapıp yapmadığıyla
ilgilidir. Örneğin, bir hemşirenin yaptığı görevler
hastaların hayatlarında anlamlı bir etki yapmaktadır.
işlerinde bu üç özellik bulunan kişiler psikolojik
olarak bir “anlamlılık” (meaningfulness) hissederler.
Dördüncü iş özelliği ise bir kimsenin işinde yaşadığı
“özerklik veya serbestlik” (autonomy) ile ilgilidir. Bu,
daha çok bir çalışanın görevini hiç kimseden yönerge
iş Özellikleri 69
almadan yapması ile ilgilidir. Örneğin, bit temizlik işçisi
yapacağı iş için adım adım emir alıyorsa veya bir
sekreter yazacağı resmi yazı konusunda amirinden satır
satır emir alıyorsa, bu işlerde serbestlik veya özerklik
az demektir. Bunun yanında bir mimar tasarım yaparken
kimseden emir almaz ve işinde serbestlik var
demektir. işinde serbestlik yaşayan çalışanlar psikolojik
olarak işleriyle ilgili olarak bir “sorumluluk duygusu”
yaşarlar.
iş Özellikleri Modelinin son iş özelliği “geribildirim”dir
(feedback). Bu kavram, çalışanın yaptığı
bir işin doğruluyla ilgili olarak işin doğrudan kendisinden
bilgi almasıyla ilgilidir. Örneğin bir bilgisayar
programlama mühendisi yaptığı programın
yanlış olup olmadığını hemen anlarken (çünkü yanlış
program çalışmaz), tişört üreten bir çalışan ise
yaptığı yanlışı kalite elemanından amiri aracılığı ile
öğrenir. işlerinden geri bildirim alanlar “psikolojik
olarak sonuç bilgisini” hissederler. Bütün bu özelliklerin
varlığı ancak GiG’ü yüksek olan kişilerde
olumlu sonuçlar verir. Diğer bir deyişle, bir çalışanın
GiG’ü yüksekse bu özellikler o çalışanda sonuç
bilgisi ile ilgili psikolojik duygulanıma neden
olurken, GiG’ü düşük olan kişilerde işin kendisinden
gelen geri bildirim herhangi bir etki yapmaz ve dolayısıyla
işin motive etme potansiyeli hem kişi hem de
örgüt açısından fazla bir etki göstermez. Yalnız dikkat
edilmesi gereken önemli bir nokta ise GiG’ü yüksek
olan kişilerde bile bu kuramın işlerlik kazanması için
çalışanların amirlerle ilişkiler, ücret doyumsuzluğu,
iş arkadaşlarıyla problemler gibi alanlarda sorunlar
yaşamamasının gerektiğidir.
Kuramın öngördüğü olumlu kişisel sonuçlara
baktığımızda, bunların başında genel olarak işten alınan
doyum gelmektedir. ikinci olarak, kişilerin gelişmeleriyle
ilgili doyum hissetmeleri ve üçüncü olarak da
kişilerin büyüme motivasyonlarının artmış olması
gerekmektedir. Örgüt açısından ise, performansın ve
üretimin artması; iyi iş yapan kişilerin işlerini bırakmamaları
olumlu getiriler arasındadır.