alkolsuz viski
260 (çağından bir adım önde)
dokuzuncu nesil yazar 1 takipçi 20.21 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    komadan sonraki ilk nefes

    1.
  1. hayatın yeniden başladığı bir an.

    ayrıca bir yazım;

    zamanında birini sevmiştim, zamanın sonsuzluğuna o zaman inanmaya başladım. elinin değmediği tenimde attı kalbim uzun bir süre. insanın kalbi canının acıdığı yerde atar nasıl olsa. sonsuz zamanlarda attı kalbim, dudaklarımda attı ellerimde attı. sadece yüreğimden gelmedi o patlamak isteyen kalbin sesi. kaburgama her vuruşunda acıtan o kalp, ellerimi acıttı. onun her gülüşü, kalbimin her atışıydı. kalbimin her atışı, acıydı benim için.

    zamanla geçer deyip, eyerini attığım yelkovanın üstüne binip zamanda yolculuğa çıktım. ilk önce onu ilk gördüğüm yere gittim, eski demir bir kapının paslı koluna yaslanmış vaziyette sigara içerken, dolunayın aydınlattığı ve sokağın sarı ışıklarıyla birlikte yetersiz bir şekilde ışık tuttuğu kapı önünde karanlığı izlerken birden gelip karşıma çıktı. yanında iki arkadaşıyla birlikte, beyaz tenini süsleyen açık buğday, beline değmek üzere olan saçlarıyla ve tıpkı saçları gibi renk ve güzellikte olan gözleri önümden geçip içeri doğru girdi. kalbimin bütün vücudumda attığını hissettiğim o anlarda en ufak bir göz teması bile beni öldürebilir, yere serebilirdi. elimdeki sigaradan uzun bir soluk alıp gökyüzüne baktım. ışığın yetersizliğiyle beliren yıldızlar o gece sanki birbirleriyle anlaşmışlar gibi bana onun yüzünü betimliyor, sanki simsiyah bir tuvalin üstüne onun eşsiz yüzünü çiziyorlardı. samanyolu o, evren oydu o an benim için. sigarayla birlikte yandım ve bittim. ne kadar şanslı olduğunun farkında olmayan demir kapının öteki tarafındaki binanın önünden yavaş yavaş, gözüm kapıda uzaklaştım. sanırım o gece paslı demir kapının kolu bir kez daha dönse ve içeriden o çıksa gözlerimi kaybedebilirdim, çünkü o sıra dolunayın parlaklığını, ışığını ondan almasına bağlıyordum.

    uzaklaştım, kapının önde bekleyen yelkovanımın üstüne atlayıp zamanda, karanlığımda ilerlemeye devam ettim. o günün sabahına; okulun ilk arasında, bahçede onu ilk defa aydınlıkta gördüğüm ve gözlerime ilk baktığı lahzaya eriştim. gece toplanan bulutlar hafif bir yağmur bırakmıştı, bu nedenle yerler çok az ıslaktı. okulum dağ eteğindeydi ve dağ, kışın ortalarının verdiği gazla soğuğu üstümüze üflüyordu. ben üstüme giydiğim kazağın ve çenemi yapıştırdığım boynuma sıkı sıkı sarılmış olan kaşkolumun üstünde dudaklarıma sigarayı yapıştırıyordum. cebimden çıkardığım çakmağı -soğuktan ateşin bile donacağını düşünüyordum- sigaramı yakmak için çaktım, ilk denememde başarısız olunca ikinci kez döndürdüm taşı, ateşle birlikte o da geldi. sigarayı tutuşturmak için dudaklarıma kaldırdığım çakmağın çıkardığı ateşin arasından onun güzel yüzünü gördüm. sigaranın ilk dumanını içime çektim. duvarları parçalanmış, pencereleri çıkarılmış ve yangından dolayı içi simsiyah olan bir gecekondu olan "ben"i, o sabah yeni baştan inşa edip sımsıcak bir ev haline çevirenin o olduğunu gördüğümde, sigaradan çektiğim ilk nefesin, komadan sonraki ilk nefesim olduğunu farketim.

    bir ona baktım, bir ona. yaklaşık bir dakika sadece onun gözlerine, bana bakmayan gözlerine baktım. kimdi? adı neydi? neyi severdi? kimi severdi? nasıl severdi? ne yapsam beni severdi? başına, saçlarının sadece bir kısmını örten kırmızı yün bir bere giymişti. buğday saçları berenin yanlarından yüzüne iniyor ve narin parmaklarıyla o saçları kaşlarının yanına doğru itiyordu. soğuktan pek fazla olmasa da kızarmış burnunun ucu, her güldüğünde onu daha da tatlı yapıyordu. boynunu soğuktan korumak için ise yün bir şal giymişti. şal kimdi, onu benim kadar soğuktan koruyabilir miydi? üşüse dünyadaki tüm yünleri önüne dökebilirdim, şal bunu yapamazdı. şal sadece onun boynuna sarılırdı. benim sarılamadığım o boynuna sarılırdı. tenini tanımayan ellerim ile sigarayı dudaklarımın arasına götürüp uzun bir nefes çektim.

    farkında olmadan, istemsiz bir şekilde gülümseyerek, ona dalgın bakışlar atıyordum. sanki gözlerim yuvalarından çıkmış, onun ayağına tıklayıp bana bakmasını söylemiş gibi, bir kaç dakika sonra gözleri gözlerime değdi. bakışından milyonlarca anlam çıkardığım, sanki o an gözleriyle bana dünyadaki bütün saadeti ateş etti. saadet mermisi kalbimi deldi ancak geçmedi, kalbime karışıp o da atmaya başladı. kalbimin attığını ve sanki ağzımdan çıktığını hissediyordum. bakışından pek memnun olmasa gerek anında gözlerini çekti, o an kafamda binlerce senaryo uydurmuş ve bir kısmını eleyip en son elimde, onun bir şey hissetmediği teorisini bırakmıştım. neden bir olayın üstüne atıldığımızda, olma ihtimalinden çok olmama ihtimalini düşünürüz? neden bardağın boş tarafını görürüz? sanırım benim o an yaptığım bardağın boş tarafını düşünmenin ötesinde, boş tarafı taşa vurup parçalarını bileğime sürtmekti. yürümeye başladı ve önümden geçip sınıfa doğru yol aldı.

    yeniden etraf karanlıklaştı ve önüme dört nala yelkovanım yanaştı. üstüne binip tekrar yolculuğa devam ettim. unutan iyileşir diyordu yelkovan, çok karışıyordu oysa ki, onun işi sadece ilerlemekti. ilerledi ve bir cafenin önünde durup inmemi söyledi, indim. işittiğim ilk ses titreşiminin çıktığı yere getirmişti.

    g.. kafesinde oturmuş, yanımda çok şey bildiğini ve çok sustuğunu zanneden bir arkadaşımla; siyaset konuşuyordum. susmak bilmemesinin sebebinin acıları olduğunu düşünmeye başlamıştım, yoksa çok gülen ve çok konuşana dikkat etmişimdir hep. yalnızlığı vurma biçimidir. ufak bir siyasi tartışmadan sonra masamızdan kalkıp hesabı ödemek için kasaya giderken, sol çaprazımızda bizden 3 masa uzakta komadan sonraki ilk nefesimin oturduğunu farkettim. içime dolan heyecan yetmezmiş gibi, yanımdakinin o masaya doğru yürüdüğünü farkettim. geceleri onu görmem için erken uyuduğum, rüyalarımın prensesinin yanında oturanın onun arkadaşı olduğunu ve benimkinin onu görmek için masaya yürüdüğünü anladım. elimi sıktı, felç geçirmiş yüzümde boncukla eşdeğer pozisyonda duran gözlerimi onun gözlerine kilitledim. ufak elleri ellerime değdi ve hafif bir şekilde salladı, o an beni böyle gömün diye bağırmak istedim. kokusu burnuma geldiğinde tamam dedim, artık ölebilirim, bu dünyada görülmesi gereken her şeyi gördüm!.. ...yanlarından ayrıldık, ruhum yanlarına oturdu, onun ruhu başını omzuma yasladı ve hala orada oturmaktalar.

    yelkovan kapıdan beni tutup üstüne attı ve hızlıca, acımasızca imkansızlığa doğru sürdü. imkansızlaştırmıştım, evet. asla benimle olmayacağına inanmıştım. ve o trene binmiştim ki yanlış trene bindiğinde koridorun tersine yürümenin hiç bir faydası olmadığını biliyordum. başkasına güldüğünü, başkasına dokunduğunu öğrendiğim gün bitmişti her şey. papatyanın bir yaprağıydı onu benden ayıran. imkansızlığın dozlarını bir günde geçirdim tüm damarlarıma. karanlıkların içerisinde dinlediğim her notada sesi geldi kulağıma. yoldan geçen her araba ışığı gözleri gibi çarptı yüzüme. umuttu beni dikenlerin üstünde sürüyen, umuttu duvara daha hızlı çarptıran. her sabah erkenden okula gittim, onu daha fazla görebilme umuduyla soğukta, kalbimin sobasını görebilme umuduyla bekledim. bakmayışına anlamlar yüklediğimi her gördüğümde, gözlerimden nefret ettim. her konuşmasında kulaklarım, her kokusunda burnumdan nefret ettim. onun gelmediği gün yıldan eksik bir gündü benim için. şehir görünmezdi, sis değildi şehri görünmez kılan, onsuzluktu. karanlıkta içe çekilen sigaranın yaydığı ışık gibi yayardı sis bulutunu. şehri gösterirdi bana, şehir o olduğu için güzeldi benim için.

    yelkovan yanaştı, ağır adımlarla yürümeye başladı ve konuştu, aşk yaşanmakta olan şeye denmez, asıl aşk, aşk acısı sandığın şeyin ta kendisidir. sen dünyanın tüm güzelliğini tek bir insanda gördün, o bir yanda güzelliği timsali iken, acının da timsali oldu senin için. ilk gördüğün anı hatırlıyor musun? hiç ile her kelimesinin farkı iki harfti o zaman. hiçbir şeyin olmayacaktı o senin, her şeyin oldu. acın oldu, mutluluğun oldu, göz yaşın oldu. çok sevdin, çok sevmenin yan etkisi hiç kavuşamamaktır oysa ki. yürüdü yelkovan, ağır ağır, çamura bata bata şimdiki zaman geldi ve indim, giderken arkasını dönüp; zamanla geçen tek şey zamandır dedi. o kadar karanlıktı ki, dudağıma koyduğum sigaranın ucunu bile göremiyordum. yürüdüm, yürüdüm..

    http://sahmalt.blogspot.com
    0 ...
  2. ekmeleddin isminin koyulma hikayesi

    1.
  3. ekmeleddin isminin nereden geldiğinin hikayesidir.

    babam m.akifin sol taşağının berberiydi arkadaşlar, bir gün ekmeleddin beyin annesine sormuş neden ekmeleddin koydun oğlanın ismini diye. ekmeleddin de yanındaymış o sıra küçücük çocukken, anne demiş neden ekmeleddin koydun benim adımı?

    annesi demiş;

    karnımda beni çok tekmeleddin
    o yüzdendir adın ekmeleddin

    sonra babam orada hayran kalmış ve bana bu hikayeyi anlattı. gerçek hikaye valla.
    2 ...
  4. zamanla geçen tek şey zamandır

    1.
  5. şu sıralar, zamanla geçer dediğimiz şeyin zamandan başka bir şey olmadığını anladım. zamanla geçen tek şey zaman.

    saati çöplük olarak düşün. daire şeklinde bir çöplük, ortasında dönen akrep ve yelkovan var. "zamanla geçer" diye tabir ettiğimiz tüm üzüntülerimizi, tüm pisliklerimiz de saatin içinde. umduğumuz şey, akrep ile yelkovanın dönerken onları de önüne takıp süpürmesi değil mi? yelkovan pislikleri takar önüne, geçtiği yerlerdeki pislikleri temizler, geçtiği yerlerdeki üzüntülerimizi alır götürür peşinde. zamanla geçer dediklerimize bir bakarız yelkovanla akrebin kadranına takılmış süpürülüyor. sonradan fark ediyoruz ki yelkovan önüne taktıklarıyla birlikte dönüp yine aynı yere geliyor. aynı üzüntüler, aynı sıkıntılar yine aynı yerde beliriyor.

    kadran dönüp duruyor, zaman arkasını kirletirken önünü temizlemeye, akrep süpürürken yelkovan pislikleri geri saçmaya devam ediyor. öyle değil midir zaten? akrep ile süpürülenler; üstünde saatlerce düşündüklerimiz, ağır ağır ilerlediklerimizdir. yelkovan ise saniye içerisinde döner içine sıçar hayatımızın. anlık olaylar parçalar umutlarımızı. zamanın içine attığımız üzüntülerimizi, akrebin saat ayırıp temizlediğini, yelkovan saniyesinde dağıtır.

    zamanla hiçbir şey geçmiyor. ahmet hamdi tanpınar'ın saatleri ayarlama enstitüsünde dediği gibi; saatin kendisi mekan , yürüyüşü zaman ,ayarı insandır..
    0 ...
  6. türkiyede din ve siyaseti futboldan ayırmak

    1.
  7. laikliğin bir başka versiyonu.

    din ve devlet işlerini bir yere koyun, din, siyaset ve futbol işlerini ayıramadığımız sürece aydınlık görülemez. ne demek istiyorum;

    babası akpliyse akpli olan, babası chpliyse chpli olan, babası mhpliyse mhp li olan, babası bdp liyse bdpli olan genç nesil yetişmekte ülkemizde. bu babası fenerliyse fenerli olan çocuktan farksız.

    babası müslüman olan müslümanlığı şartsız kabul ediyor, bir diğer nokta da bu. baba ile annesi sevişirken çocuğun sorgulama yeteneğini de tıkmaları lazım birbirinin cinsel organlarına. bu durumda anca farklı noktaları görüp büyüyebilir türkiye.
    0 ...
  8. suikast bürosu

    1.
  9. ülkemizde ithaki yayınları tarafından yayınlanan bir Jack london kitabı.

    kitap şaşırtıcı bir şekilde başlamakta, öyle gitmekte, berbat bitmekte. yetersiz bir final bu güzelim konunun içine etmiş.

    kitap 200 sayfa, bir oturuşta bitecek bir kitap ancak kitabı jack london öyle bir yazmış ki, konu mükemmel hatta 3 cilt kitap yazılır ama gitmiş adamımız bunu 200 sayfada bitirmiş, açıkçası özet yazarmış gibi kitap yazmış. en azından biraz bu hissediliyor.

    ama genel manada, şaşırtıcı ve sürükleyici bir kitap.

    --spoiler--

    keşke daha detaylara inilip, örneğin cinayet anları biraz daha ayrıntılı anlatılsaydı. bu sadece bir yanı, daha detay gerekenler de var.

    --spoiler--
    0 ...
  10. 2015 te sınav sisteminin değişecek olması

    1.
  11. kafa karıştırıcı açıklamalar yapılan konudur kendisi. 2015'te sınav sisteminin değişeceğine dair açıklama yapıldı. birinci olasılık sınavları 4 yıla yayma ikincisi ise bir yıl içerisinde birden fazla sınav yapma. ancak burada akla en çok takılan soru "hafta içi" diye tabir edilen yeniden hazırlanan öğrencilerin ne yapacağı? ygs yi sbs gibi ikinci ihtimalsiz hale mi getirecekler, bu seneye sınava yeniden hazırlanacak ben için kafa siken sorudur.
    2 ...
  12. abdullah gülün cumhur değil onaybaşkanı olması

    1.
  13. akp desteğiyle gelen her yasa önerisine onay damgası vurup yollaması sonucu insanın aklında oluşan fikir. ben de diyorum bu adam niye geziyor? e zaten gelen tüm yasalar akp önderliğinde, okumadan yapıştırıp yolluyor nasılsa demokratik bir ülkedeyiz.
    0 ...
  14. platonik aşık olunan kişiye sorulacak soru

    1.
  15. ne yapsam beni sevebilirsin?

    Hatta merak ediyorum, beni tanıyor musun. Evet o her gece en sevdiği müziği açıp fotoğraflarını gezen adam benim. Bunu yaptığım sırada anlamsız bir gülümsemeyle efkarlanan adamım ben. Bütün gece bir tek onu merak ediyorum; söylesene, beni sevebilir misin? Sana neden baktığımın farkında mısın, hiç mi umut yok söylesene!

    Biliyorum bir gün yıldız olacaksın birilerinin gözünde, göklerde parıldayacaksın onun için ama neden, neden ben olamıyorum ki o adam? Neden seni her gün sevmeme izin veriyorsun? Senden vazgeçmemin bir yolunu gösterir misin bana!

    ... denebilir, uzun olur ama.
    4 ...
  16. platonius erectus

    1.
  17. platonik aşk mensubu, yeryüzünde yaşayan bir çeşit insan parçası.

    zararsızdır efendim bu tipler. uzaktan severler. saçma bir anda saçma bir şeyler olurken bir anda bir bakış yakalar bu cins. anlam çıkarır gözlerden, milyonlarca anlam çıkarır. hayal kurmaya başlar ardı kesilmeyen şekilde. dank eder olmayan beyni paranoya üretir kendi kendine. kız geçip gitmiştir o sıra. olmaz hiçbir bok yokken morali bozulur bu cinsin. saatlerce onu düşünür.

    bilmez ki isabet eden bir bakışın isabet eden bir mermiden daha çok acıttığını. gün geçer anlar. yalnız koyar geceleri yastığa başını, uyandığında birlikte uyanır onunla. kavuşmak ister bu cins ama aynı anda da kavuşmaktan korkar.

    peki neyle beslenir efendim, ne yedirmek gerekir bu hayvana? platonius erectuslar umutla beslenir. umut ederek doyar karnı. masumdurlar uzaktan severler bilmezler ki umudun acıyı pekiştirdiğini. doyururlar işte karınlarını.

    enerjileri gururdur. mitokondride gurur parçalarlar. böyle hareket ederler. o enerjiyle sevdiğinin sokağından geçerler her akşam, yolun üstü de değildir ha; onu görme umuduyla oradan geçerler. göremezler.

    peki nasıl ölürler; nasıl ölmeyi severler? bir kısmı kavuşur bunların. kalanları da boşverin gitsin.
    0 ...
  18. rte nin allah allah diyerek cemaati yıkma planı

    1.
  19. şu sıralar gördüğümüz ve böyle giderse bolca göreceğimiz durum. cemaatin daha ilk hamlesiyle mat olma yoluna giren rtenin yaşlı "müslüman" kesimi allah allah bismillah hak huk diyerek kandırma girişimlerinin en üst düzeye çıkmasına da yol açmıştır ayrıca.
    0 ...
  20. soğuk ve yağmurlu bir gecede tek başına yürümek

    1.
  21. kapkaranlık bir sokak, buğulu sarı ışık veren bir sokak lambası altında; sigarayı çekmek ile süregelen nazareth'in de star şarkısında geçen hayal.
    0 ...
  22. ben kantine gidiyorum bir şey isteyen var mı

    1.
  23. kahrolasıca nezaket sözü. sabah damacanayı fondip yapmış adam bu sözden sonra susar, burger da tripple whooper ı triple kere yemiş adam acıkır, voldemortun burnu akar. lafın kısası tetikleyici bir sorudur, o eller dolacak sınıfa döneseye kadar ebeniz sikilecektir.

    edit: kampüs anısıdır. anılarıdır.
    5 ...
  24. yatarken çorapları çıkarmak

    1.
  25. tüm günün yorgunluğunu çeken ayaklar, sıkıntı içerisinde kasvetlice dururken çorabın içinde; o sıkıcı bir sıcaklığa hakimken ayaklar, bunalımdayken.. yatağa girilir; günün sıcağından arakladığı soğuğu içinde barındıran yorgan örter vücudu, işte tam o an çıkar o ayakları mahkum eden yünden çorap. bir soba sıcaklığına erişmiş ayaklar o buz gibi yorgana değer. yüzde gülücükler açar ve işte o zaman olur tam bir tatlı uykular.

    bir de yatarken çoraplarını çıkarmayan tayfa vardır ki, yazın kabanla denize girmek onlar için harikulade normal görünür. en azından öyledir mantıken.
    0 ...
  26. celal bayar üniversitesi bilgisayar mühendisliği

    1.
  27. manisa muradiye yerleşkesinde bulunan bölüm. nasıl bir yerdir diye merak etmişimdir, bu yıl kampüse yeni şeyler yapılıyor diyorlar.
    1 ...
  28. emekli maaşları ne zaman yatar

    1.
  29. babaanne ve ya anneannesine ziyarete giden gençlerin zamanı ayarlaması konusunda en çok merak ettiği şey.

    harbi ayın kaçında yatar şu maaş?
    0 ...
  30. otobüste ters oturamayanlar derneği

    1.
  31. yaş ortalaması 68 olan, yegane dernek.
    4 ...
  32. derdim var sözlük

    1.
  33. kafası karışık yazarın sanal isyanı.
    0 ...
  34. ateizmin pazara kadar değil mezara kadar olması

    1.
  35. tatlı su ateistleri için geçerli olmayan durum.
    0 ...
  36. sırf halk bıraksın diye sigaraya zam yapan devlet

    1.
  37. Alo177 de hatların kilitlenmesine yol açan mübarek devlet. Cebe giren paranın cepten çıkma hızını ışık hızına yaklaştırmaya çalışan bilimsel devlet. Ekonomik büyümede birinciyiz diyen teatral devlet. Futbola siyaseti birleştiren sporsever devlet. Dini araç haline getiren sembolist devlet.
    9 ...
  38. 20 shot tekila içip kamikazeye binmek

    ?.
  39. Toplu halde yapılırsa aşağıdakilere karla karışık kusmuk zevki verecek üst düzey ötenazi tekniği.
    1 ...
  40. tuzla da katliam var

    1.
  41. son saatlerde ortaya çıkmış iddaa. tuzlada köpekler gemilere yüklenip kesilmek üzere götürüldüğü iddaa ediliyor. amacın çinlilere yemek sağlamak olduğu söyleniyor. gemi geri çağırılmış; bakalım altından ne çıkacak.

    twitter'da canlanan hash tag.
    0 ...
  42. ped reklamlarında yapılan espri

    ?.
  43. neredeyse her markanın reklamında; yolda hayatın amına koyayım tarzında götünü başını bir o yana bir bu yana sallayarak yürüyen 3 genç hanımın güle güle öldüğü espri.
    0 ...
  44. güzelim sevimli pig e domuz demek

    ?.
  45. türkçe'nin nadir kaba taraflarındandır.
    0 ...
  46. öğrenci evinde sabah kahvaltıya gelen vedat milor

    1.
  47. finishle yıkanamamış çatalların aslında tuvaletteki el sabunundan geçtiğini anladığında şaşırıp kameraya gülümseyerek;

    - yemeğin içinde kıl var galiba ?
    ++ aa nasıl anladınız ?

    vb. muhabbetlere maruz kalabilecek gurme.
    3 ...
  48. fenerbahçe nin bugün açıklayacağı transfer

    ?.
  49. merakla beklenen ve aykut kocaman tarafından çok büyük ihtimalle bugün sunulacak olan transfer, kim olduğu saklanmaktadır.
    0 ...
  50. twitter ını paylaşıp followlayın lan piçler demek

    ?.
  51. takipçi kazanınca n'olacağını merak ettirir, evrensel mesaj mı veriyorsun be ibne bu kadar uğraşıyorsun bırak kaç takipçin olursa olsun dedirtir.
    0 ...
  52. arzu edilenden çok arzu etmeye aşığızdır

    1.
  53. friedrich nietzsche'nin bencil insan tanımındaki uzaklara daldıran görüsü. özlemenin insan üzerindeki hazzını da bu cümleyle tanımlar.
    3 ...
  54. d smart ın bir maçı şifresiz verme ihtimali

    ?.
  55. çıktığı ilk günlerde; siz evinizde çay içerken para veriyor musunuz, nefes alırken para veriyor musunuz, su içerken para veriyor musunuz? diye sorular yönelten ve sonunda digitürk'e izafeten; televizyona niye para veriyorsunuz diyerek d-smart ın ücretsiz olduğunu söyleyen kanal'ın kendi takımımız fenerbahçe yi bile ücretsiz bize izletme ihtimalidir.

    televizyona para mı veriyorsunuz? sorusunu soran şereften yoksun kişilerin bizi az da olsa mutlu edebilme ihtimalidir? gerçek midir bilinmez.
    4 ...
  56. köprüyü geçtikten sonra wipeout diye bağırmak

    1.
  57. istanbul'da gayet sık yaşanan, kıçından akan teri biraz olsun soğutan haykırış.
    4 ...
  58. aşkın peşinde koşarken terin gözlerden akması

    ?.
  59. adına gözyaşı denmiştir. umut ise koşarken arkada esen bir rüzgardır, acı sonu pekiştirir.
    0 ...
  60. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük