Efsane flamingo yazlık serisinin diğerlerinden daha ilgi çekici olan üyesidir. Adana ve Mersin tarafından ev sahibi sayısı yüksek olmakla beraber, diğer bölgelerden insanların da bu sitede yazlıkları mevcuttur.
Mikroskopta bakıldığında hastalıklı hücrelerin japon bayrağı gibi görüldüğü, ve patoloji pratiklerinde bu şekilde tanımanın kolay olduğu tiroid hastalığı.
Diktatörce ve saygısızca yapılmış bir önerme. Başka insanlara saygı duymayanların saygı beklememesi gerektiğini bir kez daha hatırlatan cümle öbeği. Yasakçı zihniyet olduğunu önermede bile belirten itirafçı kişilerin beklentisi. Gıybet'in ne olduğundan habersiz, kendinin ne olmadığından habersiz insancık düşüncesi.
Kamunun özel sektörden elini çekmesi gerektiği konusunda doktrinler üretmiş bir hükümetin özel sektörde sigarayı kapalı alanlarda yasaklaması başlı başına özgürlük tecavüzüyken, bunu had safhaya taşıyarak faşizmi ve diktatörlüğü beraber ülkenin başına getirmesi muhtemel insanların isteyebileceği ve yapabileceği bir durumdur.
bu mantıkla yola çıkarsak sigaradan önce cep telefonu ve kablosuz cihazların, bununla beraber tıbbi nedenli bile olsa kullanılmakta olan radyasyon yayan bütün cihazların, çok az miktarda bile olsa zehirli veya zararlı gaz çıkaran bütün alet ve mekanizmaların da yasaklanması gerekmektedir. sonuçta bu saydıklarımın hepsi de bize zarar vermektedir.
demokratik bir ülkede kamuya ait bütün kurum ve yerlerde sigaranın yasaklanmasına kimse ses çıkaramaz (okul, hastane, devlet dairesi vs.) ancak özel sektöre devletin karışması tamamıyla diktatörce bir yaklaşımdır.
sonuçta bana ait bir büroya yasak getiren zihniyet, veya bana ait herhangi bir işyerine yasak getiren zihniyet, 2 ay sonra çıkıp sağlığa zararlı diye alkolu yasaklayınca, 3 ay sonra soğuk havalarda kazak giymeyi zorunlu hale getirince, 5 ay sonra uludağ sözlükte yazı yazmayı başkalarının sağlığına zararlı diye yasaklarsa, sabah ezanını veya diğer tüm ezanları hastalar uyanmasın diye yasaklarsa veya bunların tam tersini yapıp her yerde sigara içmeyi zorunlu hale getirip, kazak giymeyi yasaklarsa şu anda mevcut yasakları savunan arkadaşların bir şey demeye hakkı olmayacaktır.
yasak isteyen zihniyetler kendi koydukları yasaklar nedeniyle kendileri de yasaklanınca da ses çıkarma hakkına sahip olamayacaklardır. oysa ki demokrasinin evrensel kuralları vardır ve insan hakları ve özgürlükler korunmalıdır. yasakların tek amacı toplumu korumaktır, toplumun bir kesimini diğer kesime göre üstün hale getirmeye başlayan yasaklar artık toplumun amacına hizmet etmiyor, birilerinin amacına hizmet ediyor demektir.
buradan bütün yazarları yasaklara karşı koymaya davet etsem, acaba sigara yasağını savunan arkadaşlar bunu yapmamı da yasaklamak isteyecekler midir, bilemiyorum...
Adana'lı gençlerin, doğru olmayan bir şekilde 3. sayfa haberleri ile ilgili olarak herkesin Adana'yı en çok haberi çıkan şehir olarak görmesinden ve Adana'lıların kaba olduğunu düşünmesinden, bunlara ek olarak her Adana'lının esmer olduğunun düşünülmesinden dolayı oluşan durum.
Hitler'i bu işe karıştırmadan da çözülebilecek bir konu bence faşizm. Faşistin başkasına faşist demesi bana göre sadece kendini temize çıkartma isteği ile kullandığı söz öbeğidir.
Bu ülkede ne zamandır cuma namazına gitmemek için sebep bulmak gerekiyor diye düşünüp, hem bu başlığı açmış hem de gitmeme nedeni yazmış yazarlara anlam verememiş yazardır.
Her duyduğumda ''bunda bir eksiklik var sanki'' dediğim garip biyokimya veya organik kimya terimi. Oligo neymiş, olacaksa (bkz: polisakkarit) olsun diye düşünmüşümdür hep. Aynı zamanda insanın aklına (bkz: oligospermi) 'yi getiren kelime.
Çok uzun yıllar önce büyük bir mutlulukla kullandığım, insanı değişik heyecanlara gark eden kelimeler bütünü. Yıllar geçti ama, bu kadar zamanda beni o kadar mutlu eden çok az olay yaşadım.
içimde şiddetli duygular oluşturarak, sırf yanlış bildiklerini (kibarlığımdan böyle diyorum yoksa liboşluktan da yapıyor olabilir) düzeltebilmek için internet sitesi kurmıayı düşündüğüm, demagog olmayı bulunduğu zeka seviyesiyle nasıl başardığını anlayamadığım gazeteci namzeti. Bir yazısında Nişantaşında bir cafede otururken masadan kaldırmak istediklerini, kim olduğunu öğrenince de türlü yalakalıklarla özür dilediklerini anlatmış, sözü de halkı böyle eziyorlar anlamına gelecek şekilde bağlayıp beyaz türklere inanılmaz hakaretler etmişti. Peki sonuçta kendisine yapılan ayrımcılığı hem kabul edip hem de normal karşılayan Rasim Ozan Kütahyalı bu durumda ( kendi anlatımına göre) hangi sınıfa giriyor acaba sormak isterdim yüzüne karşı, eğer karşılaşmış olsaydım.
ateist olmakla dini ayine katılmayı birbirine karıştıran zihniyetin seri halde açmaya başladığı başlıklar serisinin, açtığı başlık hanesine bir tane daha eklenmesi için kaçıncı nesil olduğunu bilmediğim bir yazar tarafından açılmış son basamağı.
"hangimize haksızlıklar yapılmadı ki" sorusunu kendime sormama neden olarak, bu ülkede sınıf ve toplumsal statü nedeniyle yapılan ayrımı bir daha görmemize neden olan durum. Bir çoğumuz Fethullah Gülen'den daha eğitimli ve insanlığa kişisel anlamda daha çok yardımcı olabilecekken, sadece iyi bir hatip olması ve kendi cemaatini kurması nedeniyle ona yapılan haksızlıkların değerlendirilmesi, ancak kendi cemaati dışındakilere kendisi haksızlık yaptığı halde bunun görmezden gelinmesi durumu.
çocukken cuma namazına götürülüp, kendi inancını bulduğu zaman inandığı için değil de alışkanlık olduğu ve ortamı sevdiği için gitmeye devam eden, tahminen bayram namazlarını da kaçırmayan, dinin çocukluktan öğretilmeye başlanmasının yanlış olduğunu en iyi gösteren örneklerden olan, insanların dinsiz doğup reşit olunca dinlerini seçmesi gerektiğine hepimizi inandıracak, arada kalmış ama kendisiyle barışık ve mutlu insan tipi.
böyle bir kürt olması, zaten asimile edildiğini gösterir, dolayısıyla sadece kan bağı nedeniyle kürt olarak anılmaktadır, aynı fransa'da doğmuş büyümüş, tamamıyla fransız sisteminin içine karışmış bir türk'ün artık türkiye'nin gereksizliğine inanması gibi. ama türkiye topraklarından pay almamış bir kürdistan kurulmasını isteyen kürt, kendi düşünce sistematiği içinde buna inanmış bir kürt tabii ki mevcut olabilir. sonuçta benim düşünce sistematiğim de aynı şekilde düşünmektedir, bu ülkeden ayrılıp yine de türkiyeli kalan insanların düşünce sistematiği de. neden aynı anda hem türkiyeli hem kürdistanlı olarak daha çok imkan ve seçim şansına sahip olmak dururken, sadece kurulan bir kürdistan'la yetinmek zorunda kalmak istesin ki bir insan? bana göre bunun tek cevabı, artık düşünsel anlamda sadece ulusalcı bir kürt yaklaşımı benimsemek olabilir. bu tip bir insanın düşünceleri nedeniyle eleştirilmesi normaldir, düşündüğü için linç edilmesi tamamıyla diktatörce bir yaklaşım olur, ancak başarılı olması, en azından önümüzdeki yüzyıl içinde, pek mümkün görünmemektedir.
avusturya asıllı olup alman ekolünden gelen, yaşamının son yıllarında geçirdiği bir hastalık nedeniyle düşünsel yetilerini yitiren ve bu nedenle kitaplarını değiştirdiği söylentileri olan, yaşarken yazdıklarını kimsenin okumadığı, ancak zaten okunmayı da çok istemeyen, "beni anladığınızı sanıyorsanız aslında beni hiç anlamamışsınızdır" diyerek herkesin kendi felsefi düşünceleri olduğunu ve kimsenin başkasıyla aynı düşünemeyeceğini bizlere anlatmaya çalışan, 22 yaşında profesör ve kürsü başkanı olacak kadar başarılı, hayatını ablası ve annesinin yönlendirdiği ve hem bu nedenle, hem de hayatında iki kere aşık olup, birisi evli bir kadın olmak üzere, ikisinde de kadınların yüz vermemesi nedeniyle başarısız olması nedeniyle kadınlardan pek hazzetmeyen, nihilizmin babası olarak kabul edilen, kimilerine göre hitler'in fikirlerine öncülük ettiği söylenen, ancak aralarındaki düşünsel farklılıklar nedeniyle bu durumun mümkün olmadığı çok belli olan, özellikle "zerdüşt böyle buyurdu" kitabı ile türkiye'de tanınan, ancak tabii daha sonra "nietsche ağladığında" kitabı çıkınca herkesin hakkında yalan yanlış bilgilerle dolu olarak ortalıkta gezmeye başladığı, artık yarı tanrısallaşmış insan.
hipokalsemi sonucu oluşan, şakaklara vurulunca aşağıya doğru bir kasılma görüntüsü veren, izlemesi ve uygulaması komik fizik muayene yöntemi. artık laboratuar tıp aleminde yaygınlaştığı için ancak kuytu köşelerde ve üniversite hastanelerinde öğrencilere öğretmek için kullanılan bir metod.
george orwell'in 1949'da yayımlanan, insanların sistem tarafından her an izlenmesinin anlatıldığı, duygular ortadan kaldırıldığı zaman ne sonuçlar oluşacağını düşündüren, sonunda yapılan işkence sahnesi her ne kadar kan veya benzeri birşey içermese de insanın kanını donduran, V for Vendetta filmi kitap bittikten sonra izlenince google earth'ünden mobil kameralara kadar teknolojiden soğuma yaratan, eğer bu ülkede yeni kimlik kartı uygulamasına geçilirse artık bizim için ütopya değil gerçek olacak olayların anlatıldığı muhteşem roman.
ülkenin büyük bir kesiminde yapılması linç çağrısı anlamına gelen, kalan küçük kısmında da devamlı sivil korkusundan huzurla yapılamayan işlem. her ne kadar anayasada ülkenin dini yazmasa da, her ne kadar bu ülkenin % 99'u müslüman olmasa da, yine de bu mahalle baskısı, bu müslümanlığı şiddetle bağdaştıran zihniyet olduğu sürece yapılması kolay olmayacak eylem.
eskiden levi's pahalı bir üründü, artık herkesin ulaşabileceği fiyatlara satılıyor, e converse desen sahtesi ucuz, herkesin ayağında 70'lerin lastik ayakkabıları gibi, bir komünist ne giyecek bunları da giymezse günümüzde, çıplak dolaşsa suç, giyinse suç, ne yapsın yani... düşünsel eleştiri yapamayarak saldıran insan tipiyle başa çıkılmaz gerçi ama, yine de keşke bunları söyleyen arkadaşların da bir dünya görüşü, inandığı bir ideoloji olsa da en azından fikirsel tartışmalarla biz de kendi görüşlerimizi geliştirsek. bir de anlamıyorum, enternasyonel ne demek arkadaşım, sözlüğe bir baksana sen, tüm dünya emekçilerini mi düşünür komünist düşünce erbabı, yoksa senin gibi yalnız kendisini mi düşünür...
uzun zamandır yaşadığım durum. ancak ev arkadaşım 10 yıllık arkadaşım olduğu için bir yere gidememe sorununu da beraberinde getiren bir bağa sahip durumdayız. çıkış noktası olarak bir sevgili bulup beraber eve çıkmaktan başka çarem kalmadı sanırım.