akheramosis
271 (çağından bir adım önde)
dördüncü nesil yazar 6 takipçi 27.81 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    monarşi vs demokrasi

    1.
  1. demokrasi ve monarşiyi birer kefeye koyup eğrisini doğrusunu dile getirmek için prolegomenon.

    tabi burada ilk önce karşımıza hangi demokrasi, hangi monarşi sorunu çıkıyor. bu sebepten özellikler karşılaştırılırken yazının genelinde sistemlerin çeşitlerle birlikte anılmasına dikkat edilecektir.

    1) mutlak monarşi vs temsili demokrasi

    aslında bu karşılaştırma bir anlamda anadolu coğrafyasının son 89 senesi ile geri kalan dönemlerinin karşılaştırmasıdır. demokrasi, yüzlerce padişahın halkı ezdiği bir sistemken, monarşi bu karşılaştırmada ancak tek padişah zorbalığıdır. mutlak monarşi içindeki hükümdarın teokratik bir temsili de kapsadığını düşünürsek din dışı eğilim en çok istismara uğrayan, en çok ezilen nokta olacaktır. demokrasi ise, her dönem farklı kesimleri baskı altına alacak ve sürekli bir değişim içinde ne yapacağını sapıtan insanlar oluşacaktır. ayrıca her hükümet değişiminde kendine uygun bir nesil hayal eden insanlar olacak bu yüzden nesiller arası kopukluk olacaktır. bu ilerleyen yüzyıllarda bir düşünüş, bir gelenek oluşturamama noktasına varacaktır. çünkü nesiller nesillerin devamı olmadıkça her görüş bir bir yitip gidecektir. monarşide ise hükümdarın belli bir gelenekten geldiği ve kendinden öncekini izleyen adımlar attığı görülür genel istisnalar dışında. böylece bu sistem bir düşünüşü bir geleneği bünyesinde barındırabilecektir. tabi ki zaman içinde bozulmalar ve terk edişler olabilir fakat bu temsili demokrasinin yarattığı kaos kültüründen bir adım önde olacaktır.

    en kötü mutlak hükümdar bile, en iyi demokrasiden iyi olacaktır. çünkü demokrasilerde aksaklık olduğu zaman bir sorumlu göstermek imkansızdır. tek parti yönetimi altında olunsa da mesul olabilecek binlerce üye vardır. oysa ki monarşide ne olursa olsun tek ve mutlak sorumlu hükümdardır. örnek vermek gerekirse, halk içinde ayrılıkları arttıran bir olay mevzu bahis olduğunda bunun sorumlusu demokrasilerde belirlenemez. partilerden, kontragerillalardan, ajanlardan söz edilir ama olayın asıl kaynağına ulaşılamaz ancak küçük piyonlar kurban edilir. monarşi ise bu tür bir vaka vuku bulduğunda eğer ki buyruk veren bizzatihi hükümdarın kendisi değilse tek bir kuvvet olmasından dolayı sorumluları bastıracak ve huzuru sağlayacak, intikam duygularının halk içinde muteber konuma gelmesini eneglleyecektir.

    dip not: 1. madde içinde mutlak monarşide görülebilen sülale, hanedan değişimleri göz önüne alınmamış, değerlendirme, tek hanedan üzerinden yapılmıştır.

    2) anayasal monarşi vs doğrudan demokrasi

    anayasal monarşi tarih içinde iki farklı şekilde gözlemlenmiştir, birinde egemenlik hükümdarda iken diğerinde parlamentodadır. egemenliğin parlamentoda olduğu sistemlerde kralın belli başlı yetkileri vardır fakat anayasa ondan bağımsız, parlamento ile vardır. egemenliğin hükümdarda olduğu sistemde ise, dolaylı yoldan yine tek kişinin iki dudağının arasına egemenlik adı verilir. doğrudan demokrasi ise halkın tümünün oylama yöntemi ile karar almasıdır, çoğunluk esastır. burada da karşımıza çoğunluğun diktatörlüğü ile bir kabine ve hükümdar veya bir hükümdar ve bir kabinenin diktatörlüğü çıkmaktadır. dünya üstünde çoğunluktan daha tehlikeli bir şey yoktur. çünkü halk, tek bir kişiye veya ona bağlı parlamentoya karşı mücadele edebilecek konumdayken, çoğunluk ezici niceliği ile kendinden ayrı gurupların isteklerini kaile almayacaktır.

    3) oydaşmacı demokrasi

    hem doğrudan demokrasi hem de temsili demokrasi için söz edilebilen, oy çokluğu değil de, oybirliğinin esas alındığı düzenlemedir. herkesin istediğinin olması bakımından herhangi bir sistemle mukayese edilemez fakat uygulanışı ve sonuçları coğrafya gerçeklerine göre tezahur edecektir. neyi nasıl değiştirdiğini gözlemleyecek yeterince tarihi geçmişi, uygulanışı olmadığından aşırı bir tümevarım için erkendir.

    4) sistem dışı saha

    tüm bunların dışında, demokrasinin, cumhuriyetin, oligarşi ve monarşinin, hatta aristokrasinin ötesinde bir yer vardır. burada karar vermek, kararı kimin vereceğini düşünmek gerekmez. insanın doğal hali, kavramlaştırma yetisinin son halkasıdır. bayrağı ve ırkı, sistemi ve yönetimi, efendisi ve kölesi yoktur. anarşi, sistem sunan tüm yönetim modellerinin ötesinde, yaşanabileceğini vaad eder. çünkü çoğunluğun mu yoksa tek bir kişinin mi diktatör olacağını tartışmak, diktatörsüzlük olanağı varken üstteki üç madde de görüleceği üzere boş ve boşuna olacaktır.

    .... i. s. 1939, ispanya ihanetle tanışıyorken, akheramosis

    dip not: bu yazının ömrü sabahı bulmayabilir, ekleme-çıkarma yapılabilir.
    1 ...
  2. 2012 de en çok entry girilen başlıklar

    1.
  3. 9. nesil yazarların katkılarıyla oluşmuş liste. 7'lerin katkısı da azımsanmayacak ölçüde, acaba 8'ler nerede? her neyse.

    birinci sırayı sözlük yazarlarının itirafları mevzusu almış görünüyor. yani neymiş, 2012 yılında hristiyanlık türkiye' nin medeni ve kırsal bölgelerinde revançta imiş. günah çıkarma ihtiyacı papaz eksikliğinden dolayı sözlüğe yansımış. bu konuda daha çok şey söylenir de bazen tutmalı küçük enişteyi.

    ikinci sıraya geldiğimizde sözlük yazarlarının şu an dinledikleri şarkılar başlığı almış başını yürümüş görünüyor. tamam, en iyi müziği siz dinliyorsunuz, kralsınız, aslansınız, heyt ne mozartlar ne bachlar. (oysa msn dönemi ne güzel insanların "müzik biliyom ben yeaa" ihtiyacını karşılayacak ne dinliyorum aparatı sunmaktaydı. )

    üçüncü sıra ise, "ben bu yazıyı sana yadım" diye ucu açık bir şey. hani sen o yazıyı ona yazdıysan, ona okutman nasıl olur? sorusu mars civarlarında dolanmaktaymış şu sıra. ayrıca nejdet tosun öleli bir hayli oldu biliyor muydunuz?

    ilk üç sırayı şöyle bir göz önüne alırsak, 2012 yılı sözlük için, yazarlarının içindekileri kusmasıyla geçmiş. aman da efenim ne itiraflar, ne şarkı türküler onlar da, hey gidi kahır, sevinç mektupları adressiz isimsiz. yani sözlük o an ne yaptığınızı, geçmişte ne yaptığınıza, kime ne söylemek istediğinizi dile getirdiğiniz salakça bir platform.

    4. sıranın üstünde pek durmaya gerek yok, klasiktir, hayret ki birinci olmamış; zira beşinci sıra hastası olunan sözler. ulan, nerenin kekosusunuz, hastası olunan sözler nedir. milyon tane alternatif başlık var bu konuda sözlükte. gidip bu başlığı mı buldunuz.

    6.sıra leyla ile mecnun. ilginç deyip geçiyorum

    7. sıra türk kızı. sözlüğün sosyologları araştırmalarını topluca sunmuş olsalar gerek.

    bunlardan sonra gelen başlıklarda da futbol, kadın ve siyaset etkisinin yanında yaran, yardıran, zamanında yardırmış, yardırma potansiyeli yüksek, illa ki bir zaman yardıracak temalı başlıklar göze çarpmakta.

    genel olarak uludağ sözlük, 2012 yılını melankolik ergen karakterlerin sözlüğe yapma etmelerini, itirafını falan filan yansıtmalarının dışında kadın, futbol, siyaset ekseninde bir kahve havasındaymış. dikkatli bakıldığında sap potansiyeli de gözden kaçacak ölçüde değil.

    son söz:

    hani yapmayın demiyorum da, ara sıra konuşmasak mesela? mesela insanların umrunda olmadığımızı kabullensek falan? acaba neler yazardık o vakit.

    ------------- i. s. 2042, bir kır kahvesi, maldivler, akheramosis
    1 ...
  4. türkiye marksistlerinin ırk sorunsalı

    1.
  5. iki şekilde zuhur ediyor anadolu coğrafyasında insanlara. ırksızlık fikri olması gerekirken, yani ırklara rasyonel olarak agnostik bir tepki koyulması gerekirken ya milliyetçilikle birleşen sosyalist- marksist işçi partisi tipi( doğu perinçek' in ip' i), ya da türk ve türklüğü aşağılayarak ırksızlığa ulaşmaya çalışan diğerleri.

    1. milliyetçilikle karışmış..

    zamanında proudhon, yani dolaysız bir anaşist, ulusalcılığını ve milliyetçiliğini yaşamına yaymış fakat aynı zamanda anarşi adına çalışmalarını da yürütmüştü, bir faransız ulusalcısıydı bu onun için çok değerliydi fakat gün olup anarşiyi başardıklarında bundan vazgeçebileceğini söylüyordu. anadolu coğrafyasında ise durum tam olarak böyle değil, ırksızlıktan önceki ırklı devreden ziyade komünizm içinde de var olacak bir ırk sevdası devam ediyor. yanlış mı? herkesin kendi tercihi; doğrusu yanlışı yok, bana sorarsanız zaten marks yok.

    2. türk' e vurarak ırksızlaşan..

    burada durum vahimleşiyor, kendi yetiştiği çevre insanın ruhunu, fikriyatını, kültürünü çıban gibi gören diğer toplumlara nasıl yaklaşacak? nasıl saygı gösterecek? nasıl içine sindirecek? ırksızlaşmak, bir ırka mensup olmamak anlamının içinde tüm ırklara mensup olmayı da taşır, ikinci açma cümlesindeki tanımda kast edilen ırk, kültürleri anlatmanın diğer yoludur. ırkları yok edeceğim diye, kültürleri, coğrafyalara özel genelenekleri, öfrleri, adetleri yok edemezsin. bir halka düşman olup halkların kardeşliği diyemezsin, bir halkı hor görüp halklarla kol kola giremezsin. yorumsuz kalmak, anlamaya çalışmak tek yapılması gereken şeydir halklara ve kültürlere. eğer bir kültürü kötü buluyorsan, katlanılmaz görüyorsan, gelenekleri saçma geliyorsa içine sinmemiş demektir, algılayamamışsındır, yaşayamamışsındır, o halktan olamamışsındır, ırksızlaşamamışsındır, tabuların kendini sürdürmeye devam ediyordur. çünkü kültürler bir günde değil, yüzyıllar içinde oluşur ve hepsinin nedensel bir geçmişi vardır, insanlar onların içinde mutludurlar, mutlu olurlar, o mutluluğu tadamadıkça olmamış bir şeyler var demektir. çünkü yadırgadığın şey olamazsın, yadırgadığınla kardeşlik edemezsin.

    ırksızlık, ırk isimlerini yok saymak, ırklara sövgüler yağdırmak değil, hepsini yaşamaktır konunun özeti bu. birileri dağlarda sosyalistçilik oynuyor, geçmişte de oynayanlar vardı kimileri tarafından kahraman bulundular, bir kaçı belki gerçekten öyleydi fakat aklımdan firar eden yoksa hiç biri bu iki tip arasından sıyrılıp gerçek ırksızlığa ulaşmayı beceremedi, gezmiş hariç değil.

    ---

    ve değişen sözlük dünyasının alışılagelmiş tanımlarıyla, hededir, hödödür, zübeleydir, ziley zileydir vesaire.

    --------------------- i.s. 1948; londra olimpiyatları, akheramosis

    edit 1: yazının değiştirme ve ekleme yapma hakları saklı bulunmaktadır.
    2 ...
  6. yasaklı kitap

    1.
  7. bu nasıl bir güruh, bu nasıl bir anlayış?

    kitaplar neden yasaklanır? yasaklanan her kitap, yasaklanmış birer fikir değil midir?

    düşünce özgürlüğü diyorduk hani, hani düşünmekti en güzel olan; ya hani olanaklar ne kadar sınırlıysa düşünceler o kadar özgürdü?

    neredeler?

    bırakın insanları konuşsunlar, bırakın insanları söylesinler, bırakın insanları düşünsünler, bırakın insanları anlatsınlar.

    ne diye yasaklarsın kalemden çıkmış yazıyı. nasıl engellersin bir fikrin yayılışını, okunmasını; değerlendirilmesini, yanlış veyahut doğru bulunmasını, eleştirilmesini.

    hayatında yazmış mısındır ki "şu yasak, bu yasak" dan başka bir kelime. hayatında okumuş musundur ki; "şu zararlı, bu zararlı" dan başka tek bir satır. senin fikrin değil mi en doğrusu? en doğrusu senin dediğin.. gerek yok başkasının farklı bir şey söylemesine, farklı sesler duymak ölümcül !

    insanlar bu sesleri duymamalı! diye haykırıyorsun.
    bu sesler ki düşüncelerin aynası, bu sesler ki yeni bir dünyanın doğuşu.

    düşünmesin insanlar! diye haykırıyorsun.
    okunmasınlar, bilinmesinler! diye haykırıyorsun.
    asılmalı! diye haykırıyorsun.
    zindanlarda çürütülmeli! diye haykırıyorsun.

    fakat bilmiyorsun, hayır arkadaş her şeyi bildiğin sanrısına düşsen de bir şeyi bilmiyorsun. sen sanıyor musun ki bir beden, bir beyin öldü diye; zindanlarda sürgünlerde çürüdü diye, asıldı; işkence edildi diye. o bedenin, o beynin fikri de ölür?
    hayır arkadaş hayır ölmez. o sen yasaklasan da, o ses, duyulmasına ölüm bildirsen de duyulacak. duyulduğunda şaşıracaksın, büyüyecek gözbebeklerin; bastırdığın o seste boğulacaksın, o ses ilk önce büyüyecek, çığlık olacak, ve en sonunda bir haykırış olacak.
    sanma arkadaş, sanma ki o sesin sen yasakladın diye öleceğini, sonra pişmanlığında boğulma.

    o sesi yasaklama arkadaş, bırak yayılsın; doğruysa da, yanlışsa da yayılsın. eğer yanlışsa ses küçülecek ve kaybolacaktır zaten.
    o sesi yasaklama arkadaş, yasaklama ki bir gün birileri kelimeleri boğazına tıkmaya çalıştığında tepki verecek yüzün olsun..

    ------ i. s. 1801; kitapları yakmasalar düşüncesi, akheramosis
    4 ...
  8. toprak için ölüme göndermek

    1.
  9. hayvanlar alemi içindeki en yüz kızartıcı hareket.

    insanlara önce bir ırka sahip olma fikrine alıştırılır, buna inandırılır. artık o bir ... milleti insanıdır. sonrasında vatan diye bir şey öne sürülür, sadece bir söz bir kavramdır. bu vatana olmayacak değerler yükler insanı buna da alıştırırlar. yetmez, ırklara göre düşmanlık tablosu çizilir, ezberletilir. sonra bayrak denir, marş denir, toprak denir, vatan denir eline silah verilir. o silahla başka bir alıştırılmışın peşine düşer. yetmez, öldürür. yetmez, ölür. sonrasında " vatan sağolsun. " başka bir dilde, başka bir zamanda, başka insanlarca o sözün adı: devlet isimli katilin teselli cümlesidir.

    insanlar bireydir, başka hiç bir şey değil. iki kişi, üç kişi, bir milyar kişi bir araya geldi diye başka bir şey olmaz.

    ............ i. s. 128; atina' ya kar yağıyorken; akheramosis
    4 ...
  10. ırksızlık

    1.
  11. her insanın kendini bir yere bağışlamadan sahip olduğu statü. ister evrim deyin, ister adem, ister adomim; insanlar ırk ırk değil, insan insan var oldular, insan insan var olmaya devam ediyorlar. toplumlar, ırklar, milletler, uluslar yoktur. insanlar vardır yalnızca. bir ulusu, bir milleti kahraman, korkak, cesur, aciz kılan birey birey insanlar.

    şimdi ben türk olsam, yunan olsam, bulgar olsam, alman, ingiliz, fransız olsam kime ne? hepsi bir sonunda, yollar ayrı görünür bazen, ikiye falan ayrılır ucu aynı yere çıkar. en kısa yol, ortadakidir ve oradan yalnız bir yere gitmek için yolların gerekli olmadığını bilen insanlar gider.

    ...... i. ö. 1, insan insanken; akheramosis
    4 ...
  12. yazarların bilmedikleri konularda eleştiri yapması

    1.
  13. öncül açıklamalar. ( okunmayabilir. )

    1.

    iyi yönde olanı da, kötü yönde olanı da sözlük yazarlarında komik duran davranış.

    şimdi, öncelikle şunu belirtmem gerekiyor: bir yazarın, yazılarından ne olduğunu, kim olduğunu anlayabiliriz; bu konuda mutabakata varalım. sebep olarak da şunu vereyim: eğer sözlük yazarları ile ilk etapta görülen tek ortak yönümüz bu sözlükte yazar olmaksa bir yazarın sözlük içinde ne olduğu beni ilgilendirir. sözlük dışında başbakan olsa da peygamber olsa da beni ilgilendirmez. burada yazılan her şey bir insanın buradaki karakteridir. yazılarını karaktersizce yazan insanın, kendisi de bu sözlük içinde karaktersizdir.

    bu konuda anlaştıktan sonra böyle bir davranışın, yazarın karakterini oluşturan unsurlardan biri olduğunu görebiliriz. yani bu yazarımız, her şeyi bildiğini zannediyor; her konuda iyi veyahut kötü bir yorumda bulunuyor, bilip de bilmemezlikten gelme değil, bilmeyip de bilmekten gelme ona dair bir şey.
    kısacası kavram kargaşasına açık sanat tanımlama kalıplarını orasından burasından çekiştirerek kendi işine uygun bir hale getiriyor. bunu yaparken amacı eleştiri yani eğlenmek veyahut trollük değil. bu cümleyi kurunca yazının trollerden bahsetmediği kolayca anlaşılabilir, trollük yapacak kadar yalnız kalmış, ezilmiş insanlara bir de ben vurmam. burada yazıya konu olanlar bir konu hakkında gerçek görüşlerini belirtenlerdir.

    maddelerle değerlendirmek. ( bu da okunmayabilir. )

    2.

    madde 1: insan neden bilmediği bir konuda eleştiri yapar?

    - konu popülerdir, yazar popüler olmak ister. çünkü her istiridyeden inci çıkmaz.

    - toplu bir beğeni vardır, yazar popüler olmak ister. çünkü izmir' de kadınlar gerçekten güzeldir, bu sıfatı hak etmeye çalıştıklarından.

    - toplu bir reddediş vardır, yazar popüler olmak ister. çünkü orhan pamuk iyi bir yazardır.

    - entry sayısı azdır, yazar binleri görmek ister. çünkü gol kralı, en çok pası verene denmez.

    - sözlükte zeka seviyesi düşüktür, yazar göze girmek ister. çünkü maymunlar içine düşmüş bir idiot, orada bilim insanıdır.

    - entelektüelite meşakkatli bir yoldur, yazar kolay bir yol ister. çünkü dağcı ile köylü arasındaki fark, köylü karşıya geçmekle ilgilenir; dağcı zirveyi görmekle.

    - yazarın çevresi üretim fazlası insanla doludur, birikimli insanlarla iletişime girebilmek ister. çünkü ayrı yazılan - ki' nin hüznü hiç bir yerde yok.

    madde 2: insan bilmediği konuda nasıl eleştiri yapar?

    - internet sitelerinden konuya dair bir makalenin sadece başlıklarını okur, çünkü hepsini okusa o konu artık bilmediği konu sayılmaz. sonra gelip bu konuda kişisel bir yorum yazar. çünkü çok bilen çok yanılır, az bilen daha çok. ( özdemir asaf. )

    - üstte girilen entry' lerden bir iki tanesini okur, onları birleştirip bir karmaşa ortaya çıkarır. çünkü aşure yoklukta karın doyurur.

    - başlık üstüne akıl yürütür. çünkü platon, üçüncü basamağa gidimli düşünmeyi koyduğunda, türkçeye çıkarım olarak çevrilmiştir.

    - aynı konuya dair " tek cümle " kisveli başka bir başlığa yönelir, orada ironik olmaya, hataya düşmemeye çalışır. çünkü dünyada uzun ve düz odun sayısı, kısa ve düz odun sayısı ile karşılaştırılamaz.

    - mizahı kullanarak araya görüş sokuşturmaya çalışır. böylece mizahın görüşteki yanlışları örteceği düşüncesindedir. çünkü karikatürist olmak, ressam olmak değildir.

    - konuya dair hiç bir temeli olmaksızın sadece kötülüğünden, saçmalığından, güzelliğinden dem vurur. çünkü sıfatlar, isimler için var.

    - edebi olmaya çalışarak, cahilliğin gözardı edilmesini temenni eder. çünkü güzel konuşana yönetici, işini iyi yapana çöpçü denir.

    madde 3: insan bilmediği konuda eleştiri yapınca bunu okuyan diğer yazarların aklından neler geçer?

    - ciddi değildir herhalde derler. çünkü salaklık ciddi olamayacak kadar başarması zor bir insanlık halidir.

    - saçmalamış, sallamış derler. çünkü insan ve maymun götü, karıştırılamayacak kadar farklı renktedir.

    - sözlüğün kalitesi düştü derler. çünkü kaliteye, çoğunluğun içindeki azınlık olduğu için kalite denir.

    - troll derler. çünkü bir insanın salak olacağına ibne olması diğer insanların temennisidir.

    - yapma bunu, yapma bunu derler. çünkü küçük hatalar büyük şirketleri batırır.

    - bu sözlükte yazar olan kafama sıçayım derler. çünkü kartal yavrusu, tavukların arasında yerini yadırgar.

    - bir mesaj atayım da durumu açıklayayım derler. çünkü bilgi paylaşılınca azalmaz.

    - daha bir çok şey derler. çünkü cehalet kendini çok kolay belli eder.

    ------------------------------------------------------- mart 1; i. s. 1886; husserl' ın düğününde halay çekiyorken; akheramosis
    5 ...
  14. alethes doksa

    1.
  15. doğru sanı anlamına gelen felsefe terimidir. platon, alethes doksa' yı görülen nesnelerin kendilerinin bilgisi olarak tanımlar ki ona göre bu yanıltıcı bir bilgidir. sonrasında aristoteles doksayı doğru düşünme biçimleri içine alacak alethes doksa' ya ulaşma yolu olarak da nous' u gösterecektir. gelgelelim platon için doğru sanı bir zaman geçerliliğini yitirmiş ve temellendirilen doğru sanı arayışına girmiş sonunda bunlar arasında bir fark olmadığına hükmetmiş ve ilk görüşünü savunmaya devam etmiştir.

    platon için ayrıca bilinenler bakımından bilgi için ikinci adım olma özelliğini gösterir. birinci adım olan doksa/ kanı, yansılar ile ilgiliyken ikinci adım olan alethes doksa nesnelerin kendisidir. bu ikili ayırımı ise platon, mağara alegorisinden sonra, bilgi türleri için ortaya bir çizgi çizildiğini bir tarafta duyulan ( duyumla algılanan ) bir tarafta düşünülen nesneler ( kavramsal olarak var olan ) var sayar. sonrasında duyulan nesnelerin ortasına da bir çizgi çizerek yansılar ve nesnelerin kendisini elde eder. alethes doksa bu çizginin 2. kısmı ile ilgilidir.

    platon' un bu konuda neden bu terimi kullandığı varlığı sadece var olan olarak görmemesiyle, eylemleri, görülmeyenleri, oluşun kendisini kapsayan bir küme olarak anlamasıyla açıklanabilir. herakleitos' dan aldığı değişen şeylerin bilgisi olmaz fikri burada uygulanır ve görülen her şey bir sanı, doğru bir sanı özelliği kazanır.

    --------- i. ö. 372; olimpiyatları başlatıyorken; akheramosis
    3 ...
  16. techne maieutike

    1.
  17. sokrates ile ortaya çıkan felsefi bir terim. amiyane tabirle " ebelik. ", felsefe türkçesinde doğurtma sanatı.

    insanlara zaten bildiğini hatırlatmak için yönelten sorular soran birisi bu yöntemi kullanır, yine kendi ruhuyla konuşan birisi de bu yöntem ile kendi kendine bu eylemi gerçekleştirir. bu insanın kendisinin, ruhuyla konuşma hali noesis olarak geçer. yöneltilen sorular evet veyahut hayır olarak cevaplanarak insan bilgiye ulaşır. bu görüşün kaynağı konusunda: (bkz: platon un epistemolojisi/@akheramosis) 1. anti parantez.

    --spoiler--

    bu varsayımın temelinde yunan mitolojisi yatar. menon diyaloğunda durum, ruhun pek çok kez doğmuş olmaklığı çevresinde yeryüzü ve hades' de her şeyi görmüş olduğu, öğreneceği bir şey kalmadığı ile açıklanıp; doğa nesnelerinin birbirine bağlı olduğundan ve insan her şeyi öğrenmiş olduğundan, bir şeyi hatırlamanın konu hakkında her şeyi hatırlatabileceği, olarak anlatılır.

    --spoiler--

    burada insanın ruhundan bahsedilmesi o dönemde beyinin işlevinin henüz çözülememesinden kaynaklanır. yine aynı entry' nin ikinci anti parantezinden:

    --spoiler--

    o dönemlerde beyin bir muamma ve işlevi bilinmiyor, bu sebepten düşünme gibi etkinlikler ruha veriliyor. bahsedilen ruh spirit' ten çok soul' dur. özellikle aristoteles' de ruhun spirit olmadığı açıkça betimlenir. platon' da da ruha kendi kendimizle konuşma işlevi yüklendiğinden bahsedilenin soul olduğunu anlıyoruz.

    --spoiler--

    bu tekniği kullanan ikici filozof ise platon. platon' da bu yöntem karşılıklı diyalogdan çok insanın kendisine yöneliktir. ruh ile konuşurken episteme ortaya çıkabileceğinden zira bunun bilgileri birbirine karıştırmaya sebep olabileceğinden söz eder.

    ------------------ i. ö. 400; nedir bu tasım derken; akheramosis
    4 ...
  18. uludağ sözlük anti düşünce özgürlüğü timi

    1.
  19. atatürkçü cephe, türkçü cephe ve din konusunda hassas cephe olmak üzere üç kola ayrılır ki fark edeceğiniz üzere bu üç kol sadece sözlükte değil, türkiye üstünde de en büyük kitleye sahip guruplardır. bu durum çoğunlukçuluğa sebebiyet verir haliyle azınlıkta kalan sesler çoğunluğun totaliter tutumuyla yok edilmeye çalışılır, despot liderler benimsenir, toplumda da sözlükte de aynı seneryo uygulanır. bu çoğunluklar kendi içlerinde fransiyonlara dahi aynı tutum ile yaklaşabiliriteye sahiptir.

    1. atatürkçü cephe

    " atatürkçü reaksiyon " başlığı altında birinci cepheyi incelediğim için bu yazıya ayrıca bir şey eklemeyeceğim. (bkz: atatürkçü reaksiyon/@akheramosis)

    2. türkçü cephe

    kürt yazarlara, hatta burada bulunmayan kürtlere fena sarmış bir gurup bunlar. birisi kürt' lerin yoğun olarak yaşadığı coğrafyanın kültürüne dair bilgi içeren entry girmeye kalksa, birisi es kaza kürtçe' yi savunan bir entry girse bunlar ortaya çıkıp ilgili yazara veyahut savunduğu konuya, o yazara; küfürler, topluca seri eksilemeler. yani bildiğin konuşmasın istiyorlar, sonra da hem bunu yapıp hem fransa' da düşünce özgürlüğü yok diyorlar.

    bu sözlükte kimin susup kimin konuşacağını belirlemek kimsenin haddine değil. yazarların format dışında uyma gerekliliği olan hiç bir kaide yoktur. yani bu sözlükte kimsenin hoşuna gitmese de pkk' li de konuşacak, ermeni de konuşacak, komünist de konuşacak, kürt milliyetçisi ve her ırkın bilumum milliyetçisi de konuşacak; haliyle siz de konuşacaksınız yani isteyen konuşacak. terör denilen şey insanlar konuşamıyor, bazı topitoşlar konuşmak isteyenin ağzına çakıyor diye var. bunların düşünce özgürlüğünü engellemeye yönelik etkilikleri yukarıda belirttiğim üzere küfür, seri eksi ayrıca yazarın mahlas altını terörist yaftalarıyla doldurmak; yönetimi kıllandırıp belirli yazarı sözlükten uzak tutmaz. babanızın çiftliği ya burası fik fik.

    ayrıca bu gurup da özellikle sivrilen bir kaç yazar var, yerleri sözlük değil kendilerine benzer fikirlere sahip insanlarla oturacakları kahve masasıdır, karşıt görüşlere tahamülü olamayan insanı burası çok çok aşıyor fik fik..

    3. din konusunda hassas cephe

    şakirt deniyor genellikle, değildir, başta yazıldığı gibidir orjinali. bunlar hakaret ile eleştiri arasındaki farkı ayrımsayamayan bir gurup. din karşıtı düşünce sahibi herkesin bir hakaret içinde olduğu ön kabulüne sahipler. benim mahlas altımda da gözlenebileceği gibi 2010' da bulaşmışlıkları var sözlükten atalım, sikertelim; cahil bu.. gel gelelim kimse kalmamış ben yine buradayım her neyse.

    bunların en sık kullandığı yöntem haberleşmeli seri eksi ve hakarettir. üzerlerinde fazla durmayacağım, türkçü cephe' nin ikinci paragrafındaki giriş cümlesinden son cümleye dek ırk isimlerini din isimleri ile değiştirip okuyabilirler aynı durum onlar için de geçerli.

    dip not: şimdi üç guruba da bulaşıyor gibi oldu ama dert o değil farkına varmak gerek.

    ------------- i. s. 1452- 1453; konstantinopolis' de son sonbahar; akheramosis.
    4 ...
  20. atatürkçü reaksiyon

    1.
  21. şimdi böyle bir yazı neden yazılıyor diye bir soru var ilk önce önümde, aslında hiç bir nedeni yok, ama karaktersize karaktersiz demek gerekir bazen. her zamanki gibi okunursa okunur, okunmazsa fik fik herkesin kendi tercihi her neyse diyor ve hafiften başlıyorum.

    kendini atatürkçü olarak tanımlayan bir kitle var, burada hepimiz hem fikiriz sanıyorum. bu kitleyi içindekiler de, dışındakiler de net olarak tanıyor diye düşünmekteyim. tabi kendini farklı gören bir kesimin varlığını da yadsımamak gerek, hani şu atatürkçülük bu değil, atatürkçülük çok bozdu diyenler falan.

    ama her şeyden önce kemalist eleştiride " hey bre dürzü " olayına bir açıklık getirelim. eğer ki birinci dünya savaşı sandığınız gibi fik fik uğruna çıkmış olup, tüm milletler türk kadınına düşkünlüğünden bu topraklara saldırmış olsaydı ve savaş kaybedilmiş olunsaydı - ki zaten kaybedildi. - şu zamanki şartlarda ve 80 yıl süregelmiş bir dejenerasyon sürecinde babamın kim olduğu beni pek ırgalamazdı, sizi de pek ırgalamazdı ki bu ırgalamama hali de birinci dünya savaşının türk kadınlarına düşkünlük sonucu patlak verdiğini kabul etmekle mümkün. bu en yaygın kemalist reaksiyonlardan biridir, birisi atatürk' e eleştiri getirdiğinde sülaleden vurulmak istenir ilk önce.

    ikinci olarak bu entry' i yazabilmeyi ilk önce az buçuk türkçe bilmeme, biraz biraz öğretmenlerime en çok da kendime borçluyum. yani kemalist reaksiyonun bir başka yönü olan atatürk olmasaydı konuşamazdık boyutu bambaşka bir yerde gözümde. birincisi ve en önemlisi: " tarihin varsayımı olmaz. " yani kurtuluş savaşının kaybedilmiş olması durumunda kimsenin fikir beyan edemeyeceğini söylemek çok büyük bir şey ve ben tutup desem ki: " kurtuluş savaşı kaybedilse idi otuz yıl sonra çanakkaleli nazım efe osmanlı' yı özgürlüğüne kavuştururdu. " ikisinin arasında hiç bir fark olmaz. ( ki dayanak olarak 2. göktürk devletinin kuruluş hikayesini anlatabilirdim, ulu türk ırkı falan filan derdim. varsayım da kelimenin hükmü yok. )

    üçüncü olarak ki bu nokta çok önemli, insanlar kendi karakterlerini yutuyor. konuyu birbirinden bağımsız devam niteliği taşımayan paragraflarda açacağım. - berbat bir açıklama oldu. -

    bu insanlar aynı konuşuyor, aynı geziyor; birisi atatürk dediği zaman aynı tepkileri veriyor ama türk eğitim sistemi dendiğini ağızları çıktığı kadar: " insanların tek tipleştirilmesi vıdı vıdı da vıdı. "
    insan savunduğu şeye ilk önce kendinden başlamalı. mesela tek tipleşmeden mi şikayetçisin? öyle konuşacaksın ki ancak taklit edilebil, öyle yürü ki sana ait olsun; savunduğunu öyle savun ki o kelimeler daha önce yan yana gelmemiş olsun. karakter sahibi olmak kolay bir şey değil, yedi milyar insan varsa altı milyarı karaktersiz bu insanların, farkında bile değiller. karakter sahibi olmak kendi başına bir şeyler ifade etmektir. yani birileri sana anlam katmadan senin dünya üstünde kendi anlamın olması; burada dünyaya anlam kazandırmaktan, bir amaç edinmekten bahsetmiyorum. kendi içinde tutarlı bir bütün olmak bahsedilen. insanlar eğer, devşirme atatürk olmaya çalışırsa baştan kaybediyor baştan göremiyor bütünü. şimdi birisi çıkıp - keşke atatürk olabilsen, olabilsek. - diyebilir - ki der ben biliyorum malımı. - söyleyeceğim sen ol, ben ismimden de, yaptıklarımdan da, hayatımdan da memnunum.

    konunun bir başka yönü, atatürk' ün insan olmasını kabullenememe. yani şimdi anayasada atatürk' ü hakkında konuşmayı kısıtlayan bir yasa var; çoğumuz biliyoruz ya da bilmiyoruz. mesela birisi çıkıp dese ki: " atatürk savaş sonrası düşünceleri ile millet için felaketti. " dava yolu açıktır. çünkü hakaret kadar sikindirik bir kelime yok türkçe' de, kötü yönde yapılan eleştirilerin hakaret olup olmamaklığı tamamen insiyatife kalıyor her neyse asıl diyeceğime döneyim. şimdi desem ki, aynı yasadan ben de istiyorum, kimse benim fotoğrafıma bıyık çizemesin, bahçeye heykelimi yaptıracağım kimse ona el süremesin buna sebep olarak da insan olmamı gösteriyorum. saçma sapan konuşuyor der çıkar da biri, ama saçmalık değil konunun özüdür, kaçırılan şeydir. şöyle bir soru sorayım: anayasa insanları eşitleştirmek için mi var, bazılarını kayırmak için mi? bu soruyu sordum ya üstüne laf gelirse ben orada susarım, tırnaklarımı göğsüme sürter üflerim yani fik fik.

    bu insanların kökten dincileri eleştirme tarzları var bir de, bu görüşe sahip insandan öyle nefret ediyor ki, kesin sülalesinden on- on beş kişiyi öldürmüştür bu şerefsiz diyorum sonra bakıyorum ikisi de bir ideoloji savunuyor olay bundan ibaret şaşırıyorum. neyin kini bu arkadaş?
    burada karakter erozyonu gözlüyoruz, yani kurtuluş savaşı döneminde atatürk, kökten dincilere karşı imiş; biz de karşı olmalıyık, olabilirik. - keko - o zaman ki şiddet unsurları onun bunu nefrete bağlamasına sebep oluyor, nefret ediyor. ulan ben müslüman değilim şimdiye kadar bir kökten dinciden nefret etmemişim oturup karşıma insan gibi konuşmuşum, sen kim oluyorsun göt, derler adama bu bir. önce insan ol insan, derler bu iki. bana kendin konuş, oradan buradan toplayıp da gelme, derler bu da üç. bırakın insanları bir rahat, bırakın konuşsun insanlar, bırakın anlatsın, bırakın savunsun, bırakın düşüncesini söyleyemeden ölmesin. hayat biraz da laissez faire, laissez passer.

    bir de hatasızlık, mutlaklık boyutu var işin. atatürkçü reaksiyon ne zaman atatürk hakkında hata belirten bir eleştiri görse, en küçüğünde dahi ortaya çıkar. yani aristoteles her şeyi kapsayan iyi mutluluk diye boşuna zırvalamış, kant' da yalan; descartes zaten şarapçının oğlu. ya arkadaş kendine kör olmayı bir nebze anlayabilirim de, başkasına kör olmak olmaz. işi siyaset, yönetim olan bir insanın hata yapmamak gibi bir şansı yoktur. çoğunuz bir dine mensupsunuz o dinde ya da kararsızlıkta bile ilahi güçte hatalar buluyorsunuz; çünkü iş atfedilen şey yönetim. silkelenin ve kendinize gelin, hatasız olan idealar dünyasındadır der idi yaşasaydı platon. karşı kıyıya uzatıp kulaklarını dinleseydi sizi, atatürk' ü bir idea sanırdı. hatasız tanrısal olandır derdi kant, duysaydı tanrı sanırdı.

    şimdi daha basit konulara eğilelim, sözlükte atatürkçü sazanları avlayan pezevenkler; bunlar atatürkçü reaksiyonun sözlük içinde patlamasına sebebiyet veren ibnelerdir. hani bunlar on kişiyse beşinin götüne giymeye donu yok, milletle uğraşıyorlar. ulan bırakın bir damarlarına basmayın şunların, sözlük sapıtıyor, sol frame kendine şaşırıyor; rica ediyorum salak olmayın. sevgili atatürkçü sen de atlama her olta sallayana.

    entry' e son verirken, bu yazıya karşı yazılacak her şeyin atatürkçü reaksiyona örnek teşkil edeceğinden silinmemesi gerektiği geliyor aklıma, gülümsüyorum.

    bu yazı daha fazla uzatılabilirdi, veyahut hiç yazılmayabilirdi; ama böyle oldu hoş oldu.

    ---------------- i. s. 2000 orhan pamuk nobel ödülünü ileride kesin alır diyorken; akheramosis
    5 ...
  22. badi kabilesi

    1.
  23. ne olduğundan başlamalı, öncelikle artık kullanılmayan bir sözlük jargonudur; sonrası ciddiyetsizlik, gereksizlik.

    1. badi kabilesi nasıl oluşur başkan?

    a.

    - bir adet hırslı veyahut pohpohlanmayı seven yazar, kendi çevresine özel mesaj yoluyla kendine göre yazarlık yetisinden çok daha az paye almış, genellikle düşük zekalı yazarları toplar.

    - bu yazarlar zamanla birbirleriyle tanışır, 40 yıllık tanışma güdüsü sarar dağların en yüksek tepelerini.

    b.

    - bir zirve düzenlenir.

    - bu zirveye katılan yazarlardan bazıları birbirlerine çok da gerekliymiş gibi bayılır, bu tanışıklığı sözlükte de devam ettirir.

    c.

    - bazı sözlüklerde shoutbox bulunur.

    - bazı yazarlar shoutbox' ın daimi üyesidir; böylece gereksiz bir kaynaşma başlar.

    2. badi kabilesi ne yapar hocam?

    - badi kabilesi, guruplaşmanın ötesinde bir noktadır. bu sebepten, sürekli olarak birbirlerini mahlas altlarında pohpohlar, seri artı oylama yapar, kendi fikirlerinin zıttını savunan bir yazara veyahut gurup içinden birine laf eden bir yazara ilk önce oylayarak ileriki seviyelerde mahlas altını işgal ederler.

    - kabilenin sınırlarını genişletmek için sözlüklere yeni katılan yazarların başlıklarını açar, kendilerine ... sözlük karşılama komitesi, gibi sevimli isimler takarlar. genellikle başlığı açan, kabilenin reisidir.

    - her ilkel kabilede görüldüğü gibi kural tanımazlık ve vahşilik içeren davranışlar sergilerler, sözlükte beğenmedikleri bir şey olduğunda sözlük işleyişini topluca bozmaya çalışmak, moderasyona toplu olarak yüklenmek; diğer yazarlara rahatsızlık verici derecede hoşlanmadıkları konulardan sürekli bahsetmek olağan davranışlarıdır.

    - " güç bende artık. " sanrısındadırlar, oysa tüm entry' lerini toplasak maharetli bir yazarın tek bakınızı etmez.

    - küçük çaplı, komik olmak istenip olunamamış entry' ler girer; bunlara kendi aralarında gülerler, yetmez mahlas altlarında belirtilen entry' leri paylaşırlar.

    - başlıkları alt alta okumak, başlığı altında birbirlerinin mahlaslarını hunharca paylaşırlar.

    - karalama kampanyaları ile sevmedikleri bir yazarı sözlükten uzaklaştırmaya çalışırlar.

    - bir kalıptan çıkmış gibidirler, entry' lerden mahlas değil; kabile ismi tahmin edilir.

    - genellikle sözlüğü yanlış anlamış insanlardır.

    3. badi kabilesi ne zaman azalarak biter moruk?

    - badi kabilesi reisi, sözlüğü bıraktığında.

    - badi kabilesi üyesi yazarlar toplu bir eşeklik yapıp büyük çoğunluğu sözlükte uçan yazar statüsüne yükseldiğinde.

    - sözlük kapandığında veyahut yazar sayısı azaldığında.

    4. badi kabilesinin kötülüklerinden nasıl korunulabilir tatlım?

    - kabile üyeliğine girerek.

    - kabile üyelerine ve fikirlerine, hareketlerine bulaşmayarak.

    5. badi kabilesini nasıl sezebiliriz müdür?

    - bir mahlas altı entry' ler dizisi, ve bu diziyi oluşturan bir yazar topluluğu gördüyseniz, oradalar.

    - bir entry' niz manasız yere çok fazla eksi aldı, oradalar.

    - özel mesaj yolu ile biriyle tanıştığınızda, o sizi başkasıyla tanıştırma çabasına girdi, oradalar.

    - sözlükte eylem, gereksiz bir zirve, toplu bir reaksiyon gelişti, oradalar.

    ......................................................... i. s. 2007, niyetsiz sözlük iyiydi derken; akheramosis
    5 ...
  24. inci sözlük menşeili sözlük yazarı

    1.
  25. muhtemelen ilk önce menşei kelimesini google' a aratacak über mensch sanrısındaki wertlos mensch. şimdi yazacaklarımı sözlük yazarı gibi yazanlar kişisel alarak alınmasın, hoş alınsa da pek umurumda değil ama neyse. geride kalanların ise alınmaması için hiç bir sebep yok, zaten küfür yemeye alışıksınız; sıkıntı olacağını sanmıyorum.

    - bu yazarımız inci sözlükteki ibnelerden aldığı sözlük geleneğince, sözlüğü bolca küfür edilip eğlenilen, komik olma çabasındaki insanların toplandığı, ana fikri laf sokmak olan bir oluşum sanır.

    - kendisindeki dübür beyni, onun bacağı, bunun götü tarzı başlıklarla belli eder.

    - brukerizmi bilmez bruker olmaya çalışır. şöyle kız böyle kız diye klavyeyi hırpalar.

    - sözlük dünyasının bu hale gelmesinin asıl sebebidir, hazırda var olan güzel oluşumlara nasıl oluyorsa bir şekilde yazar olur ve çekirge sürüsü ile birlikte yıkıma başlar.

    - uzun entry okumaz ve yazmaz.

    - başlıkları hep önerme halinde açar. yani sözlüğün ne olduğundan haberi olma ihtimali söz konusu bile değildir.

    - devamlı aşırı kişisel entry' ler girer. kendini tanıtmaya sosyalleşmeye çalışır.

    - skor dışında sözlüklere hiç bir katkısı olmayan, kendini anarşist sanan gereksiz bünyelerdir.

    - güzel ve kokuşmamış olanı yok etmeyi anarşizm sanır, oysaki yobazlıktan başka bir şey değildir.

    - oylama butonundan haberi yoktur varsa da kendi çevresinde konuştuğu yazarları mutlu etmek için konulduğu sanrısındadır.

    yani yazar falan değil bu hıyar, bildiğin haşere. şimdi desem ki sözlükler türkiye' deki kaynak eksikliğinin giderilmesinde çok büyük rol oynuyordu. nedir bu kaynak eksikliği? yani felsefi metinler, bilim dallarına ait metinler, tarih, sosyaloji vesaire vesaire. eğer başladığı gibi devam etse idi kaynak olarak gösterilme potansiyeli bile vardı bir iki değişim ile. her neyse gel zaman git zaman beş altı tane götveren, iki üç tane göt lalesi, dört beş tane sarkık memeli toplandı attılar ortaya inci sözlük diye sikindirik bir şey şimdi ki durum bu. memnunsunuzdur.

    - bu entry' e çok daha fazla şey yazılabilir veyahut böyle bırakılabilir. bir ihtimal de hiç yazılmayabilir olması idi. ama böyle oldu hoş oldu. -
    4 ...
  26. toplumsal reaksiyon

    1.
  27. toplumların, hassas olduğu noktalarda gelişen olaylara verdiği toplu tepki. ilginç yanı, tepki verilip moralize olunduktan sonra bu gereksiz sosyalizasyon evresi, muamma bir fısıltıya dönüşür ve azalarak yok olur. hiç bir toplumsal reaksiyonun sürekliliği yoktur. madde madde inceleyesim var türk toplumu için nedense.

    - teröre gösterilen toplumsal reaksiyon -

    şehit haberleri, ulusalcılık dışı konuşmalar ile milliyetçilik duyguları su yüzüne çıkar - evet milliyetçilik bir siyasi görüş değil reaksiyondur. - bundan sonra, yürüyüşler düzenlenir, lanetler okunur, kahrolsunlar çekilir ve son olarak kalabalık olaysız dağılır.

    bu hareket her milliyetçilik duygusunu harekete geçirici evrede tekrarlanır. tekrarlana tekrarlana bir süre sonra sadece demoralize olan halkın, öfkesini kontrollü bir şekilde boşaltmasına yardımcı olduğu anlaşılacaktır. çünkü milliyetçilik, aşırı eylem gücü olan bir reaksiyondur; çığırından çıkan bir öfke kimsenin hesabını veremeyeceği olaylarla sonuçlanabilir. bu yüzden en gerekli reaksiyonlardan biri olarak görüyorum.

    - milli değerlere aykırı söylemlerde gösterilen toplumsal reaksiyon -

    bu konuda kitleselden çok bireysel tepkiler söz konusudur. mesela orhan pamuk' un ermeni soykırımı söylemi bu duruma bir örnek teşkil ediyor. birey birey küfür edildi, kimi guruplar yazarımıza şarkılar yaptı.

    bir başka örnek şu sıralar güncel olan, fransa' nın ermeni soykırımı yasası. isviçre' nin bu yasayı yıllar önce yürürlüğe sokması toplumda bu kadar büyük çaplı bir tepkiye yol açmazken, fransa' nın bu hareketi tekrarlaması toplum için önemlidir. peki neden fransa önemli?

    birincisi fransa' da, isviçre' den çok daha fazla türk kökenli vatandaş var. ikincisi birinci dünya savaşının kini, toplumun bilinç altında yerini koruyor. üçüncüsü fransa ile çok daha büyük hacimli bir ticari ortaklığı olan bir ülkede yaşıyoruz. bunlara başka sebepler eklenebilir, var olanların içinden çıkanlar olabilir zira bu türk toplumu için fransa' nın önemli bir ülke olduğu gerçeğini değiştirmez.

    eğer olay sıcakken, insanlar forumlarda, alanlarda, konuşmalarda öfke kontrollerini sağlamazlarsa olayı bambaşka yönlere çekeceklerdir. bu reaksiyon gurubunu ikincil gerekli reaksiyon olarak adlandırıyorum.

    - lider imajını zedeleyici söylemlere verilen toplumsal tepki -

    burada bir azınlık, çoğunluk olayından söz etmek mümkün. bahsi geçen lider, türk toplumu için atatürk. eğer ki herhangi bir toplu konuşmada -sözlükler dahil - atatürk' ün tanrısal imajını zedeleyici bir söylemde bulunan şahıs olursa, eğitim sistemiyle bilinçli olarak yerleştirilen, " isimlerin insanları tek çatı altında toplaması " görüşü zedelenir ve toplum böyle bir şeyi kanıksamaz, sorgulamaz. yapacağı şey, karşı argümanlar, öfke kusumu ve dogmatik öğrenimde yer etmiş bilgilerle bahsi geçen kişiye saldırmak olacaktır. normaldir. zira bu toplumun din' den sonra gösterdiği en gereksiz reaksiyondur.

    - çoğunluk dine aykırı söylemlere gösterilen toplumsal reaksiyon -

    çoğunluk din derken islamın kast edildiğini, farklı bir kavram olmadığını salataya sıkılacak zekası olan insan anlamıştır diye düşünmekteyim. her neyse.

    ateist, budist, hristiyan ve hatta yahudi olmanız pek fark etmiyor. hatta islama mensup bile olsanız genel öğretinin aksinde bir görüş bildirirseniz toplum sizi dışlayacak, salaklığınızdan dem vuracak, kötü bağlantılarınızdan söz edecektir. toplumu oluşturan bireyler bu tepkiyi neden verdiklerini kendileri de bilmez. misal islam için konuşuyorsak, putlar yıkıldığında; putların tanrı olmadığı için sunulan: " kendini bile koruyamyan " sıfatı, bu durumda burada da geçerli olmuş olur. çünkü putperestlikte putlar tanrı değil, tanrının temsilleridir. şimdi, " kuran yakılabilen bir şey ise " diye başlayan bir cümle kurulduğunda toplumsal reaksiyon sizi, bir şey bilmemekle suçlayacaktır.

    buradaki reaksiyon ilişik kesmek, anlamayı reddetmektir.

    ------------

    bu entry çok daha uzun olabilirdi; zira ben böyle istedim.

    ................... engels ile marx' ı çekiştiriyorken, rusya; i. s. 1876; akheramosis
    2 ...
  28. matruşka sözlük başlığı

    1.
  29. bambaşka bir konuda açılıp; içeriği sosyal içerikli bir mesaj, istek, uyarı, hatırlatma olan başlık türü.

    yıl 1999 falan, o zihni parlak çocuk: ssg. aklına bir fikir geldi; dedi ki: " biz böyle boş boş internet başında ne yapıyoruz, bildiklerimizi paylaşalım, arada eğlenelim, zekamızı kullanarak kelimeleri, cümleleri karakterlerimizde yoğurup, bambaşka tanımlar elde edelim. bunun adı da sözlük olsun, forumdan bir farkı olsun. "

    sonra ilerleyen yıllarda zall herkesin sözlüğü olsun diyerek ki bunu ne amaçla yaptığını henüz kimse çözemedi; sozlukspot oluşumunu kurdu, bu oluşumdan " inci sözlük " isimli bir oluşum çıktı: ve bunlar da dediler ki: " sikmişim dünyanın feriştahını, ben format bilmem, türkçe bilmem ne uğraşacağım sözlük işiyle, birbirimize küfür edelim; komiklik yapalım, bir de anarşist görünüp piyasa yapalım ki millet bizi bir bok sansın. "

    bu iki kültür, biribiriyle çatışmaya başladı sonunda da bu çatışmadan ara tür yazarlar çıktı.

    gelelim asıl meseleye. işte bu işi yapan yazarlar ara tür yazarlardır. yok neymiş efendim sokakta evsiz görürsen şu numaraları ara, başlık sikişli sokuşlu bir şey; yok neymiş, mavi kapakları ver tekerlekli sandalye al, başlık ne? pozisyonlar falan.

    ulan burası kızılay mı, burası yardım cephesi mi, kızıl haç mı? sözlük burası sözlük, dingonun ahırı gibi iş yapamazsınız. eğer seks' in daha çok ilgilenilen bir şey olduğunu düşünüyorsanız, bu sebepten bu tür entry' leri seks içerikli başlıkların altına koyuyorsanız ki durum gerçekten öyleyse mavi kapaklar da, telefon numaraları da kimsenin sikinde değil demektir. yapmayın.

    son olarak ne zaman yazarlara seslensem kullandığım jargonu kullanacağım:

    " salak olmayın. açın bir formatı okuyun. inci sözlükten, facebook' tan önce sözlüklerde neler yazılıp ediliyormuş bir okuyun. sözlük, bir sosyal sorumluluk projesi değildir ayrımına varın ve özellikle salak olmamaya özen gösterin. "

    edit: yol- yıl
    4 ...
  30. aristoteles in etiği

    1.
  31. ilk önce kaynak sorunundan başlamalı. aristoteles' in vatikan ve londra british museum olmak üzere, yazılarına iki farklı kaynakta rastlanır. vatikan kaynaklı yazılar, aristoteles' e dini destekletir. ortaçağ skolastik felsefesinde platon ve aristotales' in konumunu düşündüğümüzde böyle bir şey yadırganmamalıdır ve normaldir. özellikle skolastik felsefenin yükseliş döneminde; sonradan adına bir incil yazılacak olan thomas aristoteles' i hristiyanlıktan önce hristiyan göstemeye çalışan yanıyla bu konuda yazıtların düzenlenmesine çok büyük katkı sağlamıştır. aristoteles teos kelimesinden 3-4 kez bahsetmesine rağmen vatikan kaynaklı yazılarda ona ayrılan koca bir bölüm olduğu görülür. bu yazı tamamen vatikandan uzak eserlerden yola çıkacaktır. her neyse konumuza dönelim.

    aristoteles, etiğini: ethica nicomachea (nikomakhos' a etik- bilge su yayınları/ çeviren: saffet babür) ve ethica eudemia (dost kitap eviyayınları- eudemos' a etik/ çeviren: saffet babür) olmak üzere iki kitapta anlatır. ayrıca magna moralia ya da great ethics/ büyük etik isimli bir metin daha vardır; zira bu yazının aristoteles' e ait olmadığı muallakta kalan bir konu olup eserin aristotales' in ders notlarını tutan bir öğrenci tarafından kaleme alındığı ön görülür. bu sebepten entry' ler dahilinde bu kitaptan söz edilmeyecektir.

    konuya eudemos' etikten başlayacağım; bu kitabın nikomakhos' a etikten önce yazıldığı sanılır. sonrasında aristotales' in on kitaptan oluşan nikomakhos' a etik' ine giriş yapacağım. diğer filozofları etkileme yönlerini ele alıp, son olarak da genel bir değerlendirme ile yazımı sonlandıracağım. konu uzun olduğu için bahsi geçen 4 bölümden bölümden oluşacak. e hadi artık madem:

    bölüm [ 1/4]: eudemos' a etik:

    sekiz kitaplık bir etik olduğu varsayıldığı halde, 4, 5 ve 6. kitaplar nikomakhos' a etik' in 5,6 ve 7. kitaplarıyla aynı doğrultuda olduğundan yazmanlarca çoğaltılmadığı savunuluyor. bu sebepten birinci bölüm olan eudemos' a etik' i kendi içerisinde beş bölüm olarak inceleyeceğiz. beş bölüm kendi içinde de bölümlere ayrılacak ve bu beş bölümün her birinin sonunda genel bir anlatı olacak.

    [ 1/ 5]

    sekiz bölümde incelenecek.

    vol 1.

    kitap mutluluğu: her şeyin en güzeli ve en iyisi olan en hoş şey olarak tanımlayarak başlar; bunu yaparken artemis ve apollon' un doğduğu delos adasında; ikizlerin annesi olan gece tanrıçası leto' nun tapınağına birisinin yazmış olduğu:

    "en güzel şey en adil olandır, en iyi şey sağlıklı olmak;
    en hoş şey ise, kişinin arzuladığı şeye kavuşması. "

    dizelerine atıfta bulunur. ve başlar sormaya:

    iyi yaşama nededir ve nasıl elde edilecektir?
    bu adı alan herkes acaba renkleri farklı ya da uzun, kısa boylu insanlar gibi doğa gereği mi bu özelliğe sahiptir?
    yoksa mululuk bir bilgi gibi öğretimle mi kazanılır?
    ya da belli bir alıştırma yoluyla mı elde edilir?
    yoksa tüm bunların dışında ilahi bir esinle kendinden geçerek ya da talihe bağlı olarak mı?

    aristoteles (aristo değil) burada ünlü kategorizasyonunu devreye sokar. tek bir anadal koyar, bunları bölümlere ayırır ve sonrasında hangilerinin doğru hangilerinin bozuk (yanlış değil bozuk) olduğuna karar verir.

    - aç anti parantez -

    aristoteles' in uslamlamasında yola çıktığı öncüllere bakılarak 4 bölüm vardır: tanıtlayıcı, diyalektik, tartışmacı ve yanıltıcı. bunlardan tanıtlayıcı ve diyalektik doğru iken, diğer ikisi bozuktur. bunların yöntemi ise tümdengelimdir; ayrıca diyalektiğin altında epagoge adında tümevarım' ın özel ve sınırlı bir biçimi yer alır. dayandığı öncüller ilk ve doğru önermeler ise tanıtlayıcı kısımda yer alır. bu önermelerin kaynağı ise nous' tur. (bir tür düşünce erdemi. ) eğer ki kanılardan yola çıkıyorsa diyalektik altında yer alır. kanılara dayanmadığı halde kanılara dayanır gibi gözüküyorsa tartışmacı, ilk ve doğru öncüllere sahip olmayıp hem de genel kabul görmemiş bir öncülü yoksa yanıltıcıdır.

    aristoteles' in etiklerinde kullandığı tasım diyalektiğin doksa kanadıdır. kanılardan yola çıkar. her neyse

    - kapa anti parantez -

    aristoteles, bu soruları sorduktan sonra tüm oluşların burada belirtilen konulara indirgendiği önkabulünde bulunarak çıkarıma dayanan bütün oluşları da bilgiye dayandırılan eylemlerin altına koyarak ikili bir katagorizasyon yoluna gider.

    mutlu yaşamayı: aklı başındalık, karakter erdemi ve haz olmak üzere üç şekilde elde edilebilir sayar. ve inanların bunlardan birini, ikisini ya da hepsini önemli gördüğünü; bunlar arasında farklı görüşler olduğunu söyleyerek insanların görüş farklılıklarından dem vurur.

    vol 2.

    bu bölüme aristoteles, "yaşamı kendi tercihlerine göre yönlendirebilen" ayrımı ile başlar. burada belirtmek istediğim şey, etiklerin tümü vatandaşlar için yazılmıştır. yani köleler "yaşamı tercihlerine göre yönlendiremeyenler. " ve kadınlar aristoteles etiğine dahil değildir. her neyse.

    "yaşamı kendi tercihlerine göre yönlendirebilen. " gurubun yaşamını bir hedefe göre düzenlemesi gerekliliğinden aksi bir davranışın akılsızlık olacağından dem vurarak, yaşamı düzenleyebilecek hedefleri: mevki, ün, zenginlik ve eğitim olarak dörde ayırır. sonrasında insanın kendisine bakarak mutluluğun hangi hedefte saklı olduğunu belirlemesi gerektiğinden bahseder, ve ne şekilde bir yol çizerek hedefe varılabileceğinden, yani ne olmazsa hedefimizi gerçekleştirmemizin mümkün olmadığının farkına varılmasından bahseder. bunu da sağlık ve sağlık için gerekenlerin aynı şey olmadığı ile örnekler.

    mutlu olmanın ve nasıl mutlu olunacağı konusundaki görüş ayrılıklarını bu noktaya bağlar, mutlu olmanın yolu ile mutlu olmayı kimilerince aynı şey sayıldığını söyler.

    vol 3.

    aristoteles bu bölümde kimlerin mutluluk anlayışından hareket edilmesi gerektiğini ele alır; çocukların, yaşlıların, hastaların değil yalnız eski bilgelerinin görüşlerinin önemli olduğunu söyler. çünkü çocuklar yaşlılar ve hastalar gibi insanlar bir temellendirmeye değil duygulanıma ihtiyaç duyar; logosla alakalı bir taraf yoktur.

    ve birinci bölümde söylediklerine geri döner, mutluluğun ilahi bir esinti, talih veyahut doğa gereği olmadığını; insanın eylemlerinin ve kendisinin belli nitelikte olarak mutluluğu elde edebileceğini söyler.

    vol 4.

    aristoteles' in: " mutluluk nedir? " sorusuna geldiği yerdir. ana sorun ise: "eski bilgelerin söylediği gibi ruhun belirli bir nitelikte olması mıdır, yoksa eylemlerin de belli bir nitelikte olması daha mı gereklidir" ayrımıdır.

    bunu incelemek için daha önceki bölümlerde belirttiğim: etik erdem, haz ve aklı başındalık üçlemesini mutluluğa ulaşmadaki üç yaşam biçimi olarak kullanır. bunlardan aklı başındalık felsefecinin yaşamıdır, etik erdem siyasetçinin, haz, bedensel hazcının. bunların arasında ise en değerlisinin tespit edilemediği görüşürü anaksagoras' a dair bir diyalog ile belirtilir.

    vol 5.

    ve sayılan üç yaşam biçimi incelenmeye başlıyor. hazcılık üstüne; bahsi geçen bedenle ilgili ve haz düşkünlüğüne dair hazzın; mutlulukla bağlantılı olup olmadığı, bağlantılı ise nasıl bir bağlantı içinde olduğu, eğer hepsi değil bazı hazlar mutluluk ile bağlantılı ise bunlar hangileridir, bedenle ilgili olanlar mı yoksa başka türlü hazlar mı vesaire sorularını sorup bunların cevabını sonra incelemek istiyor ve diğer iki yaşama türüne geri dönüyor.

    işe sokrates' i eleştirmekten bahseder. onun: "amaç erdemi bilmektir. " sözünü baz alarak, onun erdemin tek tek parçalarını bilerek erdemli olunabileceğini söyler. bunda ki haklı yanın, geometriyi bilerek geometrici; mimariyi bilerek mimar olunabileceği gerçeği olduğunu betimleyerek bu görüşün yalnız kuramsal bilimlerde geçerli olduğunu belirtir. astronomi, doğabilim, geometri gibi bilimleri; nesnenin doğasını bilmeye çalışan bilimler sınıflandırmasına koyar, sokrates' in önermesininde değerli olduğu yerin bilimin bu yanı olduğunu söyler.

    diğer bir bilim yanı olaraksa, yaratmaya, yapmaya ilişkin bilimleri gösterir. bunların amacı bilimin ve bilginin ta kendisidir. hekimliğin sağlığı amaçlaması, siyasetin iyi yasalar koymayı amaçlaması konuya örnek olarak gösterilir.

    bir şeyin ne olduğunu bilmenin kötü bir tarafı olmadığını güzel olduğunu söyledikten sonra erdem konusuna geri döner ve erdem için asıl önemli olanın erdemin kendisinin değil, nasıl ulaşılacağını bilmek olduğundan dem vurur. çünkü amaç erdemin ne olduğunu bilmek değil, erdemli olmaktır.

    vol 6.

    aristoteles burada yöntem araştırmasına girer. açık olan görüşlerden mi, yoksa açık olmayan görüşlerden mi yola çıkmak gerektiğini soruşturur. bu konuyu anlamak için önermenin hangi biçimlerde doğru olduğunu bilmek gerek. bir önermenin doğru olması için ya öncüller doğrudur, ya öncüller yanlış iken varılan sonuç doğrudur. aristoteles' in kabul ettiği tek doğru ise hem öncülleri hem sonucu doğru olan önermedir. öncüller yanlış iken sonucun doğru olması bozuktur. bu sebepten aristoteles açık olmayan görüşler üstünden gitmenin daha basit ve daha temellendirilebilir olduğunu savunur. felsefenin sırf bir temellendirme işi olmadığını, aynı zamanda konuya dahil ve içerikli kanıtlarla yapılması gerektiğini söyleyerek bu görüşünü temellendiriyor. nedenler temellendirildikten sonra ise ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekliliğinden bahsediyor. yani yine katogarizasyon karşımıza çıkıyor.

    vol 7.

    mutluluk burada " insana özgü iyilerin, en önemlisi ve en üstünü. " olarak tanımlanıyor.

    insana özgü iyilerde kategorizasyona uğratılarak, kimisi yapıp etmelerde kimisi ise başka türlü ortaya çıkar dendikten sonra devinimden pay almayan varoluşları örnekleyerek bu ayrımın nasıl yapıldığını gösteriyor.

    bir kaç tanrısal söylemden sonra mutluluğu bu sefer insanın yapacağı en iyi şey olarak tanımlıyor. bunu daha sonra nikomakhos' a etik adlı kitabında, "her zanaat ve her araştırma, her eylem ve her tercih bir iyiyi arzular; bu iyi her şeyin arzuladığı şeydir. " olarak dile getirecek.

    vol 8.

    "iyi nedir, kaç anlama gelir? " sorusu cevaplanmak isterken bu soruyu yine bir katogarizyona uğratıyor:

    kendinde iyi: bu kavram aristoteles için iyiliği kendi içinde saklı olan şeydir. yani herhangi bir sebepten iyi değil salt iyi olduğu için iyidir. diğer şeylerde iyi bulunmasının sebebi ondan pay almalarıdır. yani kendinde iyi: iyi ideasıdır.

    aristoteles burada iyinin kendisi ile iyinin ideasının aynı şey olmadığını söyler. iyinin ideası bulunsa bile bu ne yaşam ne yapıp etmelerde insana bir yarar sağlar, boş işlerle uğraşmayalım der.

    iyinin tek bir şey olmamaklılığı, varlığı kategorizasyona uğratarak, töz kategorisinde us, nasıllık kategorisinde adil, nicelik kategorisinde doğru ölçü, zaman kategorisinde doğru an, devinimle ilgili olarak da öğreten ve öğrenen. şeklinde dile getirilir. buradan varlığın nasıl tek bir şey olmamaklığı söz konusu ise, iyinin de tek bir şey olamayacağı çıkarımına geri dönülür.

    sonrasında ortak iyi ve kendinde iyinin aynı şey olduğundan arınılanın, iyi ideası ya da ortak bir iyi olmadığının apaçık belli olduğundan bahseder.

    iyinin kendisini ise insanın yapıp edeceklerinin amacı olmakla atfeder. daha önce de değinildiği her şeyin amacı iyidir, en yüksek iyi de mutluluktur.

    ----------------------

    1. kitabın genel değerlendirmesi:

    kitapta önemli olan yaşama biçimlerinin ayrılması ve mutluluğun tanımı idi. bir çok konu daha sonraya bırakıldı, bütünün bir parçası olduğu düşünülürse gayet normal. burada ki en önemli yargı " tercihlerine göre yaşayabilecek olan insanın kesinlikle bir hedefi olması" gerekliliği.

    hava soğuk, bilgisayar başı sıkıcı olduğundan değerlendirmeyi kısa tutuyor, entry ve ilk bölümün sonu diyorum.
    ................i.ö. 345, cirit atıyorken, akheramosis

    burada da yayınlandı: http://tinyurl.com/aristotelesmi
    4 ...
  32. bakınız sorunsalı

    ?.
  33. öncelikle;

    bakınız: ilginçtir tdk' nın hiç bir sözlüğünde tanımı olmayan, fakat sözlük içerisinde onlarca verilen. konu veyahut kelime olmadı başlık ile ilgili bir ayrıntı için başka bir kaynağa, başka bilgilere yönlendirmeye yarar.

    sorunsal: yani problematique/ problematik. bir sorun olup olmadığı hakkında kesinlik bulundurmayan, çözümü belli olmayan sorunumsu.

    bakınız başlı başına bir sorun değildir zira bunun gereksiz kullanımı bir sorundur bu ikilem de sorunsalı yaratmıştır.

    bu sorunu oluşturan iki etmen var; bakınız okuyucusu, bakınız yazarı.

    birincisiyle başlayalım;

    bakınız okuyucusu, sadece parantez içini okur, geri kalan her şey onun için önemsizdir.
    gülmesi için bir bakınız parantezi yeter, misal:

    başlık; tazmanya canavarı
    tanım: (bkz: hanzo)

    bakınız okuyucusu; "adam/ kadın yazıyor canım. üstün zeka bu üstün zeka. poh poh sana, aferin sana, tam yerinde olmuş helal, komedyen bu komedyan oy tosunum benim, senin gibisi gelmez ye beni parçala beni" nidaları ile başlıkla alakasız olan bu entry' i göklere çıkarmak sureti ile çoğunluğa bir bakınız yazarı daha kazandırır. çünkü yazar önemli olan bakınız vermek sanmaya başlar zamanla.

    gülmesi için bir bakınız yettiği gibi, hayatın anlamını da, her şeyi de bakınız' da arar.

    misal;

    başlık: tecavüz
    tanım: (bkz: hayvanlık)

    başlık: ekonomik kriz
    tanım: (bkz: kahrolsun amerika)

    başlık: emo
    tanım: (bkz: biri bu gençlere konuşmayı öğretsin)

    bu tür tanımları gören bakınız okuyucusu;

    " vay amına koyayım, elin oğlu/kızı ne yazıyor be. bak el alem keriz gibi yazdıkça yazıyor herif tek kelimede bitirdi işi, işte böyle olacaksın oğlum tek taşı kuşun gözüne sokacaksın. tecavüz nedir hayvanlık bu kadar işte başka ne olabilir ki?, ekonomik kriz mi kahrolsun amerika denmeyecek de ne denecek, bak bak adam emo' nun altına da biri bu gençlere konuşmayı öğretsin yazmış. valla bayıldım buna aileye değil, sülaleye haber vereyim de top yekün okuyalım. çıkmaz böylesi. maşallah maşallah tam bir yazar dostoyevski' ler bok yemiş yanında. "

    diyerekten bakınız yazarı kazandırma işlerine son hız devam ederler.

    bakınız okuru aklınıza gelebilecek en sığ okur türüdür. şiir kitapları yerine, bir falım alıp maniyi okur. romanlar yerine eskiden telekomda var olan masal hatlarını arayıp masal dinler. düşünmek yerine, düşünülmüşünü alkışlar.

    bir nevi cahildir. hatta bir nevi değil bildiğin cahildir.

    arkadaş o bakınızları başlığı okusan sende verebilirsin önemseme iki kelimeyi bu kadar hayat; doğdum, yedim, içtim, sıçtım, öldüm' den ibaret değil. öğrenebileceğin çok şey var. inanmak zor gelebilir, çok farklı bulabilirsiniz ama insanların hak vermekten başka yaptığı şeylerde var mesela düşünmek, mesela bildiği bir kelimeyi cümle içinde kullanmak.

    bakınız yazarından kötü olan tek şey bakınız okurudur. çünkü bu tür yazarlığın kitlesini okurlar oluşturur. yazık lan bende insanın hayvandan farkı akıl denince çok bir farklı bir şeyiz sanmıştım oysa ki hemen hemen aynı kapasiteye sahipmiş bu duruma bakınca.

    her neyse gelelim ikinci gruba yani yazara;

    bakınız yazarı, bakınız okurunun verdiği gaz sayesinde kendini, pek bir yazar oldum. öyle yazıp yazıp durmama gerek yok veririm bir bakınız olur biter, haline sokar.

    sonuç olarak beğenmediği başlığın altına;

    (bkz: ybsg)
    (bkz: bsg)
    (bkz: ne yaptın müdür)
    (bkz: açacağın başlığın amına koyayım)
    (bkz: tutmayın küçük enişteyi)

    beğendiği her başlığın altına ise, komik ya, hani bu komik komik bakınızlardan verir biz bu tür bakınızlara sülalecek pek bir gülüyoruz. *

    kendini iki kelimeyle konu yorumlayabilecek kadar başlığa hakim sanır. bu sanrısı ona ileride ne yazmışım diye baktığında, bir bok yazmamış olması olarak geri dönecektir.

    arkadaş iki cümle kuracak kadar türkçe bilmiyor mu bu insanlık? hadi sıfat fiili, zarf fiili, edatı, bağlacı geçtim, hatta tümleci, nesneyi geçtim. ulan içinde bir özne bir yüklem bulunan kıçı kırık iki cümle yazmak çok mu zor. bu kadar mı yetersiz bir bilgidir kafalardaki. yok bir şey değil bu başlığın altına da girecek bakınız biliyorum çünkü buraya kadar okuyup da, girecek yazdığım, kısmı görmez.

    birde ultra bakınız yazarları var alt alta bakınızlar. hangi birine bakacağımızı şaşırıyoruz, hangi birine güleceğimiz, hangi birinden hayatın anlamını çıkaracağımız, hangi birine helal be diyebileceğimiz içimize dert oluyor.

    tecavüzün altına hayvanlık yazana kadar. insanın insanı zorla sikmesi, yaz. hem bak içinde küfür falanda var güzel tam gülmelik. gerçi zarf tümleci, dolaylı tümleç ve nesne katmış olduk ama olsun bu kadarından zarar gelmez.

    bakınızın amacını en üstte belirtmiştim. konu ile alakalı bir başka bilgiye eriştirir.

    mesela:

    başlık: salatalık
    tanım: (bkz: hıyar)

    aha olayımız budur. bakınızın içinde bir tanım yapmak, bakınızın içinde ayar vermeye çalışmak, bakınızın içinde sevişmek, bakınızın içinde dünyayı ele geçirmeye çalışmak, bakınızın içinde alakasız cümle kurmak caiz değildir arkadaş. o cümle bakınızın dışında da yazılabilir. çünkü bakınca hiç bir bok olmadığı anlaşılıyor.

    neyse herkes kafasına göre... "

    -------------------------- mart 13; kedilerle sohbet ederken; i.s. 2009; akheramosis
    1 ...
  34. karl marx a açık mektup

    1.
  35. sözlük yazarlarının marx' a diyalektik vahiy yoluyla arzu ve isteklerini iletebilecekleri zarf.

    marx' a

    sevgili marx,

    öncelikle engels gibi bir arkadaşa sahip olduğun için çok şanslısın, işin para değilde düşünceyi gerektiren kısımlarında onun parmağı var gibi. birazdan sana bu konuda bir kaç şey söyleyeceğim ama önce hayatı boyunca obezite sınırında yaşamış biri olarak işe kendi kişisel ve ailevi birikiminden başlamadın bu aklımı kurcalar durur.

    demişsin ki her sistem içerisinde kendini yıkacak dinamikler bulundurur, bunu görebilmen açıkçası güzel; herkes göremez zira platon' un ütopyasından farkı olmayan bir sistem arayışını ne diye attın insanların önüne?

    kuramsal kuruculuğunu yaptığın dini savunan insanlar özgürlük, adalet falan derken bazı şeyleri atlıyorlar. mesela dünya tarihindeki en sınırsız özgürlüğün şu an var olan liberalizm sistemiyle sağlandığı gibi. misal ben şu an param oldukça ister 1 ister 5 ekmek alıyorum, ama bir gün seninkiler gelirde artık biz yöneteceğiz buraları deyip, bana günde bir ekmek hakkı biçebilirler, bunun adına da özgürlük derler ya da ben bir müzisyen olarak bir barda çalmak istersem o barı bulamayabilirim, ya da kıçı kırık barda çalmak için önümde dağ gibi bir bürokrasi duruyor olabilir.

    yani işin özü, zamanın ekonomisini bu kadar yalayıp yutmuşken nasıl oldu da proleter sapma gösterdin akıl sır erdiremiyorum. ekonomik görüşlerini pozitivist bir anarşi çerçevesinde ortaya koyabilirdin. mesela derdin ki, sorunun temeli para ya da ekonomi değil devlet yönetimidir.

    eğer ki,
    "insanlar, aşamalı olarak ilk önce sınırları sonra devleti ortadan kaldıracak. hukuk, insan' ın yaşam koşulları adına bir kuruluş ve güvenlik alanında bir otorite göreve devam edecek, bunun dışında her şey insanların kendisine kalacak. dünya halkında yaşayan herkese hayata başlamasından ölümüne kadar düzgün yaşayabileceği koşullar sağlanacak; bunun dışında bu koşulların üstüne çıkmak isteyenler anayasaca belirlenmiş üst limiti aşmayacak. yani dünyadaki her şeyin sahibi olmak gibi bir hayale kimse sahip olmayacak, aşırı fakirliğin engellendiği gibi aşırı zenginlik de engellenmiş olacak. tüm bu saydıklarımı başaracak insanlar ise aydınlar olacak. işte bu öne sürdüğüm sistem ana sütunlarında dinamit barındırmayan, çökmeyecek bir yapıdır. " deseydin. senin hayranın, müridin olur idim.

    ayrıca bazı insanlar senin düşüncelerinin bir öngörü çabası olduğunun farkında değil. yani güçlenen sanayi ve fransız devriminin etkisi ile işçiler siz zenginlere ingiliz anahtarı ilen dalacak sanmışsın, yani çağını aşamayan bir öngürüde bulunmuşsun ama olmamış.

    bu gün yaşıyor olsaydın eminim söylediklerini yazdıklarını toplatır ve yakardın. sen öldükten sonra sana inananlar bir kaç yerde sistemini denedi ve hepsinin sonu hüsran.

    peygamberlerden sonra seni sevmiyorum bu dünyada, çünkü bağırıp çağırmayı, kaldırım kırmayı özgürlük sanan bir kitle yarattın.

    işçiler konusunda da bilgi vereyim. artık proletarya diye bir şey yok, orta direk var ve yahut, asgari ücretli. dünyada hepsi birleşip bir adaya toplansa biz artık buradayız deseler 1 saat içinde hepsini yok edecek silahlar üretildi.

    işin kötüsü hayallerini sattığın kitle bağnaz oldu. şimdi ben seni eleştirdim ya:

    "oturduğun yerden ahkam kesmek kolay sen ne yaptın? " diyecekler mesela. ama bilmezler amuda kalkıp klavyeye dokunarak yazsam da değişen pek bir şey olmaz ve senin zenginlik seviyene erişemedim.

    "neo-liberalizm ideolojiler öldü diyerek insanları kandırdı sonuç ortada. " ama bilmezler neo- liberalizm' in başarısının sırrı ideolojilerin bittiğinin farkında olması, bu kadar güçlü polis devletlerine ve ordulara direnmenin mümkün olmadığı.

    vesaire vesaire.

    kısacası saçı sakalı birbirine karışmış berbere uğramayan adam, hayallerin bu dünyada gereğinden fazla kaldı. ve bir alex değilsin belirtmeden geçemeyeceğim.

    ------------------------------- haziran 16, 1938; nescafeyi icat ediyorken; akheramosis

    editovski saat: 3.46: bir ekleme yapmalıyım, umarım posta işleri kabul eder.

    ayrıca şu anki sistem hayallerini afyon olarak kullanıyor. sistemden şikayetçi olanları senin hayallerin çevresinde topluyor, çünkü insanlar hayallerinle vakit kaybediyorken düşünmeyi unutuyor ve ingiliz anahtarıyla kafa yararak sistemi yıkabileceklerine inanmaya devam ediyor. yani şöyle düşün sevgili marx, sisteme çok büyük fayda sağlamış birisin. insanlar seninle uyutuluyor ve bunun farkında bile değiller, arada sırada büyük ekonomik buhranlarda fikirlerini öne süren sistem kendine kolayca alt edeceği isyankarlar yaratıyor. ve şunu da belirtmek isterim, sana en çok liseliler ilgi duyuyor. zamanında bir özel lise mi açsaymışsın ne.

    edit:

    sevgili marx,

    birinci mektuba yazmış olduğun cevap henüz ulaştı elime. bana sistemin çarklarından birisin demişsin. ama önemsemedim sen kimi sevmesen bunu diyorsun.ithamlarına takılmayıp görüşlerini eğerlendirmeye devam edelim.

    sen öldükten sonra çin' de mao diye biri çıkıp kuramsal kurucusu olduğun sistemi oturtma çabasına girdi. bil bakalım özgürlükten bahsedilerek peşine takılmış insanlar ne hale geldi? çin' de milyonlarca kişi açlıktan kıvranarak ölürken, halk karnelerle, kilometrelik kuyruklarla ekmek peşine düştü. hamile olan bir bayan çocuğunu ve hamileliğini gizlemek durumunda kaldı; çünkü proleter diktatörlük o kadar şiddetliydi ki hitler şirin baba gibi kalıyordu.

    her neyse geçmiş geçmiştir, ben biraz daha sisteminden bahsedeyim.

    hayatında berber görmemiş arkadaşım, bilmez misin insan doğası gereği bencil ve açgözlüdür, eline geçen gücü sonuna kadar kullanır. misal rusya' da halkın büyük çoğunluğu 150 ruble ile geçinmeye çalışıyorken, komünist parti üyeleri 25 ila 100.000 ruble arası maaş alıyordu bunun dışında köşk, otomobil gibi ücretsiz imkanları vardı. kişisel özgürlükten bahsetmeye bile gerek duymuyorum, stalin' in keyfiyatı hayatı sibirya' da geçirmek veyahut ölmek için yeterli bir sebepti üstelik "düşünce" yüzünden. ah geçmişi bırakacaktık, her neyse.

    komünizmi dünyanın yüz ölçümü en büyük, en kalabalık bölgeleri denedi. ama yine de dünyanın küçük bir kısmıydı,daha bu kadarlık bir alanda bu kadar vahşete adaletsizliğe sebep olmuşken ya senin dediğin gibi dünyaya yayılsaydı ne olurdu, düşünebiliyor musun?

    " komünistler görüş ve niyetlerini gizlemeyi reddederler. amaçlarına ancak bugüne kadarki tüm toplumsal düzenin zorla yıkılmasıyla ulaşabileceklerini açıkça bildirirler. varsın egemen sınıflar bir komünist devrim ürküntüsüyle tir tir titresinler. proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yok. bir dünya var kazanacakları. "

    demiş idin. hangi zincir arkadaş? senin bana takmak için bin takla attığın zincir mi? her konuda ne yapmamı söylüyor olacağın zincir mi? ben doğar doğmaz alın yazısıymış gibi üretimin bir kademesinde zerre mutluluk yaşamadan yaşayacağım hayatın zinciri mi? senin sistem en başta insan haklarına aykırı, ne yapacağıma karar vermek en doğal hakkım. şöyle bir dönüp yine geçmişe bakarsan benim mesleğimi ilgilendiren müzik sanat alanında komünist sistemde hiç bir gelişme söz konusu değil, çünkü çekiç vurmuyorsun, kolunu yormuyorsun. haliyle kıymeti yok.

    egemen sınıf diyorsun iyi diyorsun hoş diyorsun da bu sınıf kimin sınıfı? e senin mensup olduğun sınıf; sen değil misin babadan torpilli olan. kendin bile inanmıyorsun eminim şu söylediklerine.

    zorla diyorsun, yani kan diyorsun ne için? iktidar için. bundan daha rezil ne var insanlara önerebileceğin. insanlar açlık için öldürebilir bir nebze anlarım; ama bir insanın bir insanı parası var ve bunu korumak istiyor diye öldürmesi?

    bir zamanlar beni de kandırmıştın, orta okulda lisede falan kulağa hoş geliyordu söylediklerin. neyse ben diğerleri gbi sadece sokakta soğuktan it gibi titreyerek dergi satmaya, bağış toplamaya, sokakta amaçsız bağırmaya çalışmanın yanında görüşlerin hakkında elime ne geçtiyse lenin ve mao' nun parti konuşmalarına kadar okudum. aslında sen de din gibisin insan okumadan anlamıyor nasıl bir şey olduğunu. ateistliği sağlayan kuran' ı okumak olmuştu, anti komünizmi sağlayan da seni okumak oldu.

    sen hasta bir toplum arayışındasın. tanrı ile savaştan galip olmakla birlikte yorgun olan bireyleri kendi kamplarına yerleştirmek onlara yeni bir put yaratmak istiyorsun. bu putun adı devlet. devlet sorgulanmaz, baştakiler devamlı adaletlidir başka bir şey yapmaz. herkes eşittir vesaire vesaire yav din işte bu, senin sistemin döneminin modern tanrısını öne sürüyor sen de bu dinin peygamberi oluyorsun sanırım.

    çok şey var aslında bahsedilecek, sisteminin en fazla yararı, bir maske gibi kullanabilecek reformistlere sağladığı gibi veyahut en azından benim kadar okumamış, dünya görüşü benim kadar ilerlememiş hayatında tek düşündüğü bilmediği kelimenin anlamı olanın diktatörlüğünün kabul edilemez olduğu gibi.

    ------------------------------- şubat 13, 1946; nescafeyi icat etmişken; akheramosis

    edit 2:

    sevgili marx,
    sen öldükten baya bir sonra sırasıyla bilgisayar- internet ve en sonunda sözlük bulundu. biz de dedik ki madem bulduk çok dil var; öyleyse kitap, film, insan vesaire gibi özel isme sahip olan adları orjinal dilde muhafaza edelim. her neyse bu başka konu.

    bu sefer lafı uzatmayacağım. uzun zaman geçti seninle konuşmayalı; yeni yeni milliyetçi- sosyalist akımlar filizlenmeye başladı diyecektim haberin olsun, yani senin görüş epey bir boka sardı.
    7 ...
  36. sözlüklerin kendini yinelemesi

    ?.
  37. uzun soluklu açık kalan yani en azından 2 yılını tamamlayan sözlüklerin ana sorunu. sözlük kuran insanlar yakın çevre eş dostla başladıkları işi zamanla kıvırır ve "sözlük yazarlığı" mertebesine 5-6 ay sonunda erişirler. artık biz olduk dendiği vakit birinci nesil yazar alımı son bulur ve diğer nesiller başlar. 2. nesil' de 5-6 ay içinde olayı kıvırdıktan sonra belli bir sayıya göre 3. nesil' e geçilir. bu sırada birinci nesil yazarların çoğu sözlüğü bırakmaya başlar. sözlük artık adı duyulmuş bir sözlük olduğu için 3. nesil 1 ve 2. nesilden çok daha fazla hitap eder. olay böyle devam ede ederek 10 lu nesillere varılabilir.

    fakat tüm bunlar gelişirken fark edilmesi gereken, sözlüğe yazanların büyük çoğunluğunu son nesil ve sırasıyla sondan bir önceki, sondan iki önceki nesil alır.

    peki bunlar olur da ne olur?

    mesela 1. nesilden biri "ulan 300 kişiyiz niye yazmıyorsunuz? " diye bir başlık açar.
    aradan 1 sene geçer. 2. nesil biri "ulan 500 kişiyiz neden yazmıyorsunuz? " diye başlık açar.

    bu her sene içinde 2-3 belki daha fazla kere tekrarlanan başlıklarda kişi sayısı değişirken ana fikir aynı kalır.

    ve aradan 7-8 yıl geçtikten sonra, her sene 100.000 başlık açılıyorsa bunların 50.000' inin aynı doğrultuda olduğu fark edilir.

    çoğunlukla kendini tekrar eden konular: "bu ateistleri neden aramızda tutuyoruz. ", "ne olacak bu memeleketin hali. ", "okan abi büyüksün. ", "bu müslümanlarla başımız dertte. ", "ben zenginim sen fakir. " vs. vs. vs.

    tabi konuyu başlıklarla sınırlandırmamalı, entry' leri incelerseniz de belli bir sayıda entry girilmiş başlıklardaki entry' lerin yüzde on iki oranla aynı şeyi anlattığını görürsünüz. (oranı küsüratlı vereyim inandırıcı olsun. )

    ------

    anlamayanlar ve okumaktan anlamayanlar için konunun ana fikri: sözlük her nesilde kendini sözlük kültürünü benimseme süreci dolayısıyla yeniler ve sözlüğü yoğun olarak kullananlar sondan itibaren 3 nesil aralığında bulunur.

    ------------------------mayıs 1956; hong kong' da "mao niye ben bir ekmek alabiliyorum. " diyorken; akheramosis.
    1 ...
  38. her şeyin hiçten başlayıp hiçe varması

    1.
  39. evrensel döngü.

    insan hayata bir hiç olarak başlar, ve hiçlik noktasında hayatını sonlandırır, tıpkı dünya gibi, bir hiçte gelişen olaylarla var olup, uzun bir yolculuk sonunda tekrar hiç olacak. ve bu hiç konusu sadece bunlarla sınırlı değil elbet, insanlar sistem düşüncelerinde dahi bir şekilde hiçlikten hiçliğe ulaşır misal orta halli bir ailede yetişen, ve sonrasında orta halli bir işe sahip olan insanı ele alalım:

    ----
    0-12 yaş aralığında siyasi görüş: hiç
    12-15 yaş aralığında siyasi görüş: vatan millet sakarya
    15-20 yaş aralığında siyasi görüş: özgürlük için, adalet için sosyalizm, komünizm.
    20-25 yaş aralığında siyasi görüş: düşünüyorum da, mesela komünizmde devletin bana "günde bir tane ekmek hakkın var. " demesinin nesi özgürlük? veyahut 60 senelik hayatımı hiç bir şeyim olmadan tamamlamak nası bir adalet? şu an içinde bulunduğumuz liberal sistem sanırım en özgürlükçü sistem, sadece sosyal reformlarla aşırı zenginlik ve aşırı fakirlik önlenebilir.
    25-30 yaş aralığında siyasi görüş: çok da dertti, herkes ne halt yerse yesin.
    30-35 yaş aralığında siyasi görüş: devletlerin insan üstünde etkisini kırıp, insanlara bir olduklarını hatırlatmalı; sınırları kaldırıp sadece güvenlik ve hukuk teşkilatlanmasıyla bir arada yaşayabileceğimizin farkına varılmalı.
    35-40 yaş aralığında siyasi görüş: bütün siyasi sistemler insanın kısa ömrünü adadığı boş çabalardır, elinde güç bulunduran ne derse o olur.
    40-45 yaş aralığında siyasi görüş: dünyaya hangi sistemin iyi geleceğini bilemiyorum, hepsinin aksayan onlarca yanı var.
    45 ve sonrasında siyasi görüş: hiç
    ----

    ya da başka bir düşünceyi irdeleyelim mesela aşk:

    0-12 yaş: hiç.
    12-15 yaş: ilginç.
    15-20 yaş: hayatın anlamı.
    20-25 yaş: bir tür strateji oyunu.
    25-30 yaş: hayatın anlamı. (bu aralıkta evlenilir. )
    30-35 yaş: ilginç.
    40 ve sonrası: hiç.

    ---

    tabi dünya da milyonlarca insan tipi var, ve herkes düşüncesinde hiçe ulaşamıyor olabilir. gel gelelim, bu realitede ki hiçliği değiştirmez.
    dünyada, bir şeyler bırakarak hiçlikten ebediliğe uzanabileceğini sananlar var. o da çok büyük bir yalan, dünyada en uzun süre ismi anılanlar savaş galipleridir. misal aynı dönemde yaşamış olan kanuni ve baki' yi ele alalım. baki' nin belki rast gelmiştir de ismini duymuşsunuzdur veyahut bir şiirine denk gelmişsinizdir. ama baki kim? neydi bu adamın derdi? bilen ya birdir ya iki. gel gelelim kanuni deyince donunun rengine kadar sayar çoğu insan. bu örnekleri aynı yıllarda ünlenmiş olan adolf hitler ve dixieland jazz band - 10 yıl sapmayla- ile çoğaltabiliriz. birisi dünyayı yıkmaya kalkmış, diğerleri cazı dünyaya sunmuş.

    gel gelelim hiç kimse sonsuza kadar anılmayacaktır. dünyanın bile hiçe gittiği bir evrende hiçlikten öte bir ebediyetten söz etmek çok ütopik.

    gelelim, madem hiçten geliyoruz, hiçe gidiyoruz ne diye yaşıyoruz birader? sorusuna. buna herkes farklı bir cevap verebilir.

    mesela mutluluk arayan, yaşam mucizesini yapmak istenilen her şeyle taçlandırmaya der.
    hiçliği kabullenemeyen, ölümden sonraki yaşam için yatırıma, der.
    hiçliğinin farkında olan, kendimle beraber insanı aşmaya der.

    yüzlercesi yüzlerce cevap verebilir ama sonuç değişmez. bir hiçsiniz ve hiç olacaksınız. son olarak sözlükten örnek vereyim: bu sabah yazdığınız yazı acaba ne alemdedir şimdi?

    ----------------------------------------1874; nietzsche tanrıyı bıçaklıyorken; mart 27; almanya semaları; akheramosis.
    3 ...
  40. çakma mesihin el kitabı

    1.
  41. çakma mesihlere özgü bir bildiri kitabı.

    1. elif leyla mahmut

    2. ne habersiniz alem- i sakata, yine bir kitapla karşınızdayız, 4 tane yetmedi bir tane daha yazalım dedik, baktık tutuyor kopyalıyorlar falan bu son serisi. şimdi baştan söyleyeyim bu kitap kendisinden şüphe olmayan bir kitap, eğer ki kayıtsız şartsız kabul ediyorsanız okuyun yoksa gözüm görmesin çünkü bu inanmayana kafa atan, çarpan bir kitaptır.

    edit: world' den sözlüğe geçirişin yarattığı kod hataları.
    3. şimdi bu kitaba inananlar böyle hemen belli olur, ne bilelim, yüzü ak pak nur dolu olur, sakalı makalı da vardır kesin güzeldir yani.

    4. ve onlar sana indirilen bu güzide sözlere, hatta ve hatta senden önce indirilen güzide sözlere bile inanırlar ve böyle ne olur? kesin bir bilgi ile ahir yaşamın sonuna giderler.

    5. işte bunlar en büyük hıya.. özür dileriz en büyük erenlerdir, onların üzerinde varsa yoksa nur, hep nur, hep nur vardır.

    6. şüphesiz inanmayanları uyarsan da uyarmasan da fark etmez, onlar yine inanmaz. bunun için hiç onlara bulaşma yoksa sana açıklamalar yapıp foyamızı ortaya çıkarır bu kitabı kafamıza attırırlar.

    7. biz onların kulaklarını , kalbine falan haciz getirdik belediyeye zehirlettik, polise ihbar ettik. ayrıca gözlerine perdeyi kapattık bir şey göremezler. ve ahir zaman sonunda en büyük dayağı onlar yiyecektir, uyma o fena çocuklara.

    8. aranızda öyle hıyarlar var ki; "biz size ve getirdiklerinize inandık." diyorlar, sonra gel zaman geç zaman bakıyoruz elmalı adem ağacının altın da bir ellerinde rakı şişesi bir ellerinde beyaz peynir demleniyorlar. bunlar için "topluca vurun bizden olmayana" adını verdiğimiz bir şeyi düşündük onu uygularsınız sizin için harika, bizim için hayırlı olur.

    9. sonra bunlar sanıyorlar ki "bizi kandırdı" ulan nah kandırdın, sen bizi kandırabilir misin, sen anca kendini kandır.

    10. onların kalpleri hastadır. bizde madem hasta bir tekmede biz vuralım diyerekten hastalıklarını biraz daha arttırdık. onlar yalancıdırlar. bunun içindir ki ahir zaman sonu dayak yiyecekler listesinde ön sıralarda yer alırlar.

    11. kendilerine "fesat fesat işler yapmayın lan yakarım. " dendiğinde; "senden korkan senin gibi olsun, biz sadece muhabbet ederiz" dediler.

    12. evet evet muhtemelen yeryüzünde asıl fesatçılar bunlardır. bir kafa gömün olsun bitsin.

    13. ve (yine) kendilerine; "bazılarının inandığı gibi sizde inanın" dendiğinde; "mal mal inanlar gibi mi inanalım?" derler. biz de hastırı çekerdik ama bize yakışmadığı için çekmezdik. bilmezler ki bunlar asıl mal kendileridir. adamlarımızı toplayıp pataklayacağız onları. ne olacak? yarattığımız halt.

    14. inanlarla karşılaştıkları zaman "merhaba" derler. ama gelin görün ki bulurlar iki kırmızı kuyruklu, boynuzlu,
    eli çatallı otururlar rakı sofrasına "biz onlarla dalga geçiyoruz, biz de sizdeniz. " derler.

    15. bilmezler ki aslında biz onlarla dalga geçiyoruz ama belli edemiyoruz. e tabi bunun belli bir süresi var belki diyoruz belli bir süre böyle taşkın taşkın devam ederlerse yollarına başlarına bir şey gelir sonra da biz üstleniriz sonrada "onlar dolaşsın zamanı gelince sorarız hesabını" deriz.

    16. işte bunlar hidayeti vermiş, sapıklığı almışlardır. aslında karlı bir alış veriştir ama neyse konudan uzaklaşmayalım.

    17. bunların örneği ateş yakan adama benzer, o kim diye sormayın biz de bilmiyoruz, sümer mitolojisinden arakladık, neyse işte onun ateşi etrafı aydınlattığı zaman etraf bizim büyük kudretimiz ile karanlıklar içinde kalır, çünkü bizim kafamız bozulur. yani sanmayın ki rüzgar esti de söndü biz söndürdük. manyağız biz çılgınız hep böyle alangirli şeyler yapıyoruz.

    18. bunlar, kör sağır dilsiz diye tabir ettiğimiz en iyi dilenci tipidir, biz yaptık made in yukarısı.

    19. ya da bunlar gök gürültüsü ve karanlıkta çarpan şimşekte popo korkusu ile kulaklarına parmaklarını tıkayanlardır (yani gürültüden falan değil ölüm korkusu, inandırıcı olmadı ama idare edin işte of). oysa biz inanmayanları çevirdik.

    20. çakan şimşek neredeyse gözlerini kör edecek, neyse her şimşek çaktırdığımızda yani biz çaktırıyoruz bulutların birbiriyle çarpması eksi artı olayıyla falan alakası yok kaba etinizden uydurmayın, biraz yürürler, karanlık olunca dururlar, tabi o zamanlar elektirik, sokak lambası falan yok biz ileride bulduracaktık ama şimdiden söyleyip heyecanının kaçmasını istemedik, ama bir de şöyle bir şey var biz isteseydik, işitmelerini de görmelerini de giderebilirdik ama gidermedik işte manyağız biz.

    21. ey homosafiens... pardon insanlar sizden öncekileri de biz yarattık ailecek, sizi de biz yarattık onun için bize kölelik edin, ki sakının, 9 yıldızlı ahir zaman sonu tesislerinde beyaz butlu hatunları mıncıklayın falan keyfinize bakın.

    22. biz sizin için neler yapmadık ki, yeri geldi ana, yeri geldi baba, her şey olduk biz size, hatta sizin için yer yüzünü döşek, gök yüzünü şey, neydi onun adı dilimin ucunda, ulan neyi yaratmıştık geçen gün heh buldum gök evet gök, gökten yağmur indirerek (tabi buharlaşmaları filan bilmiyordunuz bu kitabı kaleme alırken kandırmak kolay oluyordu neyse) bununla sizin için çeşitli çeşitli kuru bakla olsun ıslak bakla olsun bir sürü baklagil çıkarttırdık (tabi o zamanlar fotosentezi de bilmiyorduınuz yine kandırabiliyorduk şimdi ne halt yiyecez bilmiyoruz. ) öyleyse nankörlüğün alemi yok bunları bile bile bize eş koşmayın. psikolojik baskı değil bu yanlış anlamayın, kızdırmayın kafamızı.

    23. eğer indirdiğimiz bu kitaptan şüphedeyseniz, siz de bunun benzeri bir kitap getirin o zaman görürüz kim ayı kim dayı. ve eğer doğru sözlüyseniz öyle yalanla dolanla işiniz yoksa yanınıza bizden başka tüm şahitlerinizi çağırın.

    24. ama nah yaparsınız. yapamazsınız ki nereye yapıyorsunuz, fikir bizim, bizden çıktı kullandırtmam ki noterden onay aldık. o zaman yakıtı insanlar ve taşlar olan mangal ateşinden kaçının çünkü acayip sıcak adı da şeydi, şey ulan biz başına boynuzlu, kırmızı kuyruklu eli çatallı koymuştuk neydi onun adı. heh budum ahir zaman sonu mangalı.

    25. ey muhabbet! i̇nanıp da mal mal işler... pardon kitaba yazdıracak güzel şeyler yapmakla uğraşanlara haber sal. ham meyvayı kopardı adem dalından düştünüz dünyaya, alacağız sizi tekrar altından ırmaklar akan bahçalara. hem iki üç de hatun ayarladık onlara, ellerimizle yıkadık tertemizler, yeni çıktılar fırından soğurlar zamanla aman siz de idare ediverin, sonsuza kadar buradasınız.

    .................................

    ara ayet: biz şimdi bir çay koyup geliyoruz devam edeceğiz. tamam mı homosafiensler. haydin sağlıcakla. biz dediğime de bakmayın, buralarda çok yalnızım, tek kişiyim aslında ben. neyse.

    26. şüphesiz ki biz bir sivrisinek mahlukatını da ondan daha güzel bir şeyi de misal vermekten çekinmeyiz. niye diye bir sorun. çünkü bu kitabı yazdığımız sırada siz her hayvanı tanımlayamamıştınız daha, biz de bildiklerinizden verelim dedik. böylece siz inananlar bunun bizden gelen bir hakikat olduğunu anlayacaktınız. oysaki nanmayanlar, "bunlar bu örnekle neyi amaçlamış" derler. çünkü onlar sorgulayıcıdır, sizi gibi değildir durup düşünür ve yorumlarlar. oysa ki biz bunu bilerek yapıyoruz, muhakkak ki bu da başka bir çılgınlığımız, böylece sizin bazılarını hidayete erdirmiş, bazılarınızı da saptırmış oluyoruz. ama muhakkak ki biz gereksizlerden başkasını saptırmayız, içimiz temiz bizim. gerçi onları da niye yarattık düşününce bir sonuca varamıyoruz.

    27. ki bunlar var ya bunlar,bizim ahdimizi kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar. bu ne terbiyesizliktir böyle, olmaz böyle şey. bizim kendimizle birleşmesini emrettiğimiz şeyi keserler, anandan babandan yardan ayrı koyarlar, bozguncu olup çıkarlar başımıza, muhakkak ki gökyüzünde yalnız gezen yıldızlardan sonra en büyük kayıp onlaradır gök yüzünde.

    28. nasıl olur da bizi inkar ediyorsunuz? bu ne terbiyesizlik böyle, biz ömrümüz de böyle şey görmedik, allah allah olur mu hiç öyle şey? oysa reelkarnasyon yok derken sizi ölü iken o diriltti, sonra sizi yeniden öldürecek daha sonra yeniden diriltecek, en son ona döndürüleceksiniz. çünkü biz bildiğiniz gibi değil çok sıkılıyoruz burada onun için hep böyle şeyler yapıyoruz, siz de eğlence oluyorsunuz bize.

    29. sizin için yeryüzündeki her şeyi yaratan o' dur, o kim derseniz biziz. hem gök kubbeyi de sizin için yedi kat yapan o' dur. ve o her şeyi bilendir, ama bir şeyi atlamıştır, gök yedi kat değil sürekli genişleyen koni biçiminde acayip bir şeydir, fikir kimden çıktı hatırlamıyoruz ama yaratalım demiştir bir kere işte.

    30. hani o bırakıp giderken seni; "muhakkak ben yer yüzünde bir halife var edeceğim. " demişti.onlarda "biz senin neyine yetmiyoruz, sürekli yüceltiyoruz, şükrediyoruz falan filan, saçlarımızı süpürge ediyoruz, yine yeryüzünü kana bulayacak bir adama ne ihtiyaç var" demişlerdi. biz de o zaman demiştik ki " size fazla yüz verdik, muhakkak ki biz her şeyi bileniz, sizin bilmediğinizi biz biliriz. " demiştik. ama gelin görün ki melekler haklı çıktı oluk oluk kan aktı bu halifeler yüzünde, buradan meleklere özürlerimizi bildiriyoruz, demek ki herkes hata yapabiliyormuş.

    31. ve ademe onların isimlerinin hepsini öğretti, onların ne olduğunu sormayın burada bir şey demek istedik ama biz de bilmiyoruz, sonra onları meleklere yöneltti "söyleyin lan bunların isimlerini, hadi kurudunuz kaldınız hepiniz. " dedi.

    32. melekler apışıp kaldı haliyle, yalakalığa vurup "muhakkak ki sen gerçekten her şeyi bilensiz, bizim ne haddimize bunları saymak, biz saysak saysak ona kadar sayarız, senin bize öğrettiğinden gayrısını bilmeyiz. " dediler.

    33. biz de dedik ki ey adem "şu cahillere onların isimlerini söyle de bilgilensinler. " o bu cahillere hepsinin ismini söyleyince "size demedim mi gizli tuttuklarınızı, yerin göğün her şeyin her şeyini ben bilirim diye, he ne oldu? " dedik. böylece çok güçlü kudretliyiz ya hani melek gibi yarattığımız halta kendimizi kanıtladık, yer yüzündeki en gereksiz mahlukatın bile yapmaktan sıkıldığı kendini kanıtlama çabasına girdik.

    34. biz de meleklere o ünlü sözümüzü söyledik "ademin elini öpün. " herkes sözümüze uydu bir tek o iblis hıyarı karşı çıktı, burnu hava da dangalakın, olmaz öyle şey, yapmam ben dedi. böylece biz de bizim mekanımız da bize artistik mi yapıyorsun lan diyerekten onu zalımlardan ettik.

    35. ve dedik ki " ey adem boş ver sen şunu, üzülme koy arkasına gitsin, sen al karını falan ahir zaman sonu 9 yıldızlı otele yerleş, ikiniz de ahir zaman sonu 9 yıldızlı otelde nerden dilerseniz, istediğiniz kadar yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, o ağacın meyveler daha gök, ham.. ishal olursunuz alim allah. hem ishal hem de inanmaz olursunuz ona göre. "

    36. fakat iblisin aklına iblisce bir fikir geldi ve havanın aşermesi üzerine adem bir telaşla ham meyvayı kopardı dalından. böylece biz de sözümüze uymadı diye kovduk onu, dedik ki; " kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır"

    37. derken adem nerden aldıysa artık, bizden bir takım kelimeler aldı ve bunun üzerine o onun tövbesini kabul etti. şüphesiz ki o her şeyi kabul edendir, ama nedense şeytanınkini kabul etmeyendir, kişisel bir kin mi var ne?

    --

    ara ayet: tabi biz ne bilelim ileride sizin sümer lahitlerini okuyacağınızı, biz bu kitabı yazmadan yaklaşık bir bin yıl öne sümerler yazmışlar bu adem hikayesini, tamam itiraf ediyoruz biz bu adem hikayesini onlardan arakladık, ne yapalım daha yaratıcı bir şey gelmedi aklımıza.

    38. "inin lan ordan aşağı(ahir zaman sonu 5 yıldızlı otelinden) hepiniz, tarafımdan size bir kullanım klavuzu( mesih) gelir de kim bunu kullanırsa bizden size bir yusuflatma, bir zulüm yoktur. " dedik.

    39. inkar edenler ve bizi yalanlayan hıyarlara gelince aha onlar işte varsa yoksa ateş varsa yoksa ateş görecektir. onlar orasının gediklisidir. "bir arkadaşa bakıp gidecektik" ayaklarına yatsalar oranın sonsuz ziyaretçileridir.

    40. bu dünya etme bulma dünyası ey israiloğulları hatırlayın bakalım bir siz verilen nimeti; yüzünüze vurmak gibi olmasın da az bir şey mi bu! siz bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki bende size verdiğimi getireyim. yok öyle sen tanrısın vermek senden ayakları her şey karşılıklı.

    41. şimdi size biz 4 adet kitap gönderdik ama bu serinin son kitabını şimdi yolluyoruz; ellerinizdekileri atın ve an an inmekte olan bu kelimelere bağlılığınızı gösterin. bunu inkar edenlerin en önde bayrak sallayanı olmayın. kelimelerizi ederinin altına satmayın muhakkak ki en çok para din işindedir. ve bize "ne diyorsun lan", hadi oradan gibi laflarla karşı gelmekten sakının.

    42. hak ile batılı çorba edip yok efendim bunun tuzu eksik demeyin. hakkın içinde batıl olmaz. hakka gelin.

    43. din sömürüsü yapın, belli bir yerde ibadet edin bunu elalemin gözüne sokun, zekat verin ki fakirler ulan bu din bizim ne işimize yarıyor demesin. ruku olayına girildiği vakit işte o an sizde ruku edin; çıkışta da iki bira içip dine gelin.

    44. siz aha bu kitapları okuyorsunuz peki okuyalım anlayalım kısmına bakıyor musunuz hiç? kendinizi unutup başkalarına iyi budur iyi şudur demek niye? bu hareketin çirkinliğini anlamıyor musunuz?. tabi bunu biz de yapıyoruz ama biz büyüğüz size ne. haddinizi bilin!

    45. sabırla ve usanmadan ibadet edip bizden yardım dileyin elbet gerekli çalışmalarınızı yerine getirdiğinizde size yardım edip istediğinize ulaştıracağız. siz de biz çalışıp kazanıyoruz sanıyordunuz değil mi? hahaha! sizin çalışmanızı sağlayıp, istediğinizi veriyoruz. ee yukarda işler böyle; ne kadar ekmek o kadar köfte.

    46. onlar (kim ulan bunlar) bize ulaşacaklarını çok iyi bilirler.

    47. ey israiloğulları. ulan nankörler gözünüze dizinize dursun verdiğim nimetler. onları ve sizi cümle alemden üstün tuttuğumu hatırlayın.

    48. öyle bir günden sakının (nasıl bir gün olduğunu henüz aciz diliniz tarif edemediğinden açıklama getirmiyoruz.)
    hiç kimse hiç kimseye borç vermez; bankalar mudilerini evlatlıktan atar. onlardan hiç bir fidye alınmaz (ulan kim bunlar) tövbeleri de kabul edilmez. (bu kelimeleri niye koyduk bizde bilmiyoruz ama bir sayı var kafamızda ona tamamlayacağız ki mucizevi görünsün aah ulan ah biz olmakta zor iş.)

    49. hani bir zamanlar firavun vardı; oğullarınızı öldürüp, kadınlarınızı sağ bırakırdı. bak kafamı kızdırmayın tekrar salarım başınıza; hani biz onun ailesinden kurtarmıştık sizi. siz de biz kurtulduk sanıyorsunuz değil mi nah siz kurtuldunuz, biz kurtardık işte. bunda amacımızda bir imtihan bir sınav yapmaktı. yukarıda işler çok zor rüzgar bile esmiyor öyle sıkılıyoruz ki ne yapacağımızı şaşırıyoruz. bu da o sıralarda çıkmış bir plandı. ne yapalım bizimde sıkıntılarımız oluyor.

    50. hani sizin için denizi yarmış firavun ve sülalesini suda boğmuştuk. hiç hatırlamıyorum ayakları yapmayın hatırlıyorsunuz işte, arkamızdan mı uyduruyoruz efsane mi yaratıyoruz bir bildiğimiz var ki söylüyoruz.

    51. biz musa bey ile 40 gece için sözleşmiştik. ama siz nasıl bu anlaşmayı bozarsınız, nasıl buzağıya taparsınız. buzağıya tapmanın bir mistikliği bir havası mı var. bir de bize bak ortada yokuz, kendimizi öne sürüyoruz, ahir zaman 5 yıldızlı otelimiz, ve insan yakıtlı kazan dairemiz falan var. bizim ondan ne eksiğimiz var.

    52. ama biz yinede sizi affediyoruz büyüklük bizde kalsın belki şükredersiniz. görgüsüz değilsiniz ya.

    53. hani belki aklınız başına gelir diye musa bey' e bir kitap ve furkanı yollamıştık. ah yazık o adama sizin yüzünüzden dert sahibi oldu.

    54. musa bey, şu hıyarlara de ki; "bre mallar, hiç buzağıdan tanrı olur mu? gelin mallığı bırakın, ona dua edin, kendinize çeki düzen verin. o sizi affeder. " böylece bizde onları affettik. o çok merhametli, çok affedicidir.
    bozuntuya vermeyin buralarda bize ne bir mektup yollayan var, ne bir selam yollayan, böyle kendimizi överek tatmin oluyoruz. kendi kendine övünmek iyi bir şey değil tabi siz yapmayın ama ben yaparım hıh.

    55. hani siz musa bey' e "onu görmedikçe inanmayız. " deyip akıllıca bir yola başvurmuştunuz. böylece siz etrafa aval aval bakarken nasıl verdik ama elektiriği, düşürdük yıldırımı. iyi mi oldu böyle, sizin neyinize sorgulamak inanın lan işte.

    56. tabi biz öyle manyak öyle çılgınız ki öldürdükten sonra şükredin diye sizi yine dirilttik, dalgacıyız biz çünkü.

    ara ayet: biz çılgınız manyağız işte böyle siz burdan kısadan hisse çıkara durun bizde kendimize yeni eğlenceler bulalım. ah bak dilime dolandı bu biz biz. yalnızlık öyle zor ki kafayı yememek zor. siz sanıyor musunuz ki bunları bilinçli yapıyorum hayır kafayı yemek üzereyim o yüzden tüm bu çılgınlıklar aah ah.. yukarısı öyle tenha ki.. eleştiriye de açığız biz hem.

    ilk beş word sahifesi ilk inananları getirmekle birlikte; gökten bir kaç sahife daha nail oldu. ayrıca ekşi sözlükte çakma mesihe özenip sureyi düzenlemeye kalkan andavalı esefle kınıyorum, herkesin fikri kendine. 2007' idi, niyetsiz sözlük henüz yeni kurulmuştu ilk 5 word sahifesi nail olduğunda.

    makara suresi bölüm 2:

    57. bulutların üzerine sofra kurduk, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. güncel olmayan bakara versiyonunda size bu sözü, bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. olarak söylemiş idik. gel gelelim zaman değişti, helvanın yerini rakı aldı neyse. neden bıldırcın indirdik, henüz biz de çözemedik. ama kutsal olarak atfettiğimiz bu kitapta bir şeyler yaptığımızı göstermek gerekiyordu. neyse. size rızık olarak gönderdiklerimizi adam gibi temiz temiz yiyin, pisleterek bize zulmettiniz mi sanıyorsunuz? ancak kendinizi ishal ediyorsunuz.

    58. hani: " şuraya gidin, istediğiniz gibi yiyin için eğlenin, kapısından alçak gönüllü, kimseye dayılanmadan girin ve rabbim bizi affet deyin, biz de sizin hatalarınızı gözden geçireceğiz eğer uygun görülürse belki bağışlarız " demiştik.

    59. derken, onların içindeki zalimler, sözü evirip çevirip bize soktular. bizde onları halktan ayırdık, üzerlerine gökten gani gani azap indirdik.

    60. hani musa bey, bize ille de su ver, ille de su ver demişti. biz de, "asanı kayaya vur. " demiştik ve kayadan oniki parmak bağırsağı kıvamında su fışkırmıştı. bayılıyoruz böyle şeyler yapmaya. hani böyle şaşırıyorsunuz ya, ulan nasıl gülüyoruz yukarıda nasıl gülüyoruz hey gidi hey.

    61. hani, "ey musa bey, bu ne böyle her gün kuru fasulye, her gün kuru fasulye biz böyle şey görmedik. o çok övdüğün rabbine yalvar da yanına pilav ile komposto göndersin. " demiştiniz. yav kusura bakmayın, o sıralar cennette fazla stok yoktu, sol el üçüncü parmağımda çok yorgundu ol diyemedik, o yüzden başınıza yoksulluk sefalet sardık bir bahane uydurup; üstüne bir de cebreail hatırlattı sizi lanetlemişiz; ters günümüze denk gelmiş neyse, koca kainat, her şeye yetişemiyoruz ki.

    62. işte bu yüzden bir telafi yolluyoruz, içinizde lanetlenen soylar, hatta hristiyanlar, yahudiler, müslümanlar, sabiiler olarak inançlı kişiler içinden salih amel dediğimiz, (güzel isim mikail buldu. ) amelleri işleyenlere, cennette yedek kontejan açtık.

    63. hani sizden gönderdiğimiz kitaba göre amel edeceğinize dair söz almış idik. ( yav düşünün artık işler o kadar yoğun, yarattığım boktan söz alıyorum ) tur dağını tepenize dikmiş. (jeoloji falan yalan o dönem, biz varız. ) " kitabı sıkı sıkı tutun, içinden bir şey eksilmesin. " demiştik.

    64. bundan sonra yine yüz çevirdiniz, bu kadar olur yav; bir yaratılan bir yaratılana bu kadar çektirir; hiç mi insaf yok kullar, hiç mi. dua edin ki bol merhametim var da ziyan olmadınız.

    65. şüphesiz içinizde cumartesileri izin günü yasağını çiğneyen kapitalistler vardı; "biz onlara maymun olun dedik. " oldular. ya böyle işte, tek sözümle rezil de ederim, vezir de. neyse gel zaman git zaman affettik bunları tekrar insan yaptık, o şerefsiz darwin çıktı ortaya, neymiş insan maymundan gelmiş. ben yarattım ulan ben, ben yaşar usta. çok pardon, burada da iyi gidiyor türk filmleri öyle demek istememiştim.

    66. biz bunu yaptıysak, ibret olsun diye yaptık. ama gören eden yokmuş, ters zamanda yapmışız. yazık oldu.

    67. hani musa bey: "allah sizden bir sığır kesmenizi istiyor, kesin barışın. " demişti. siz de: " ey musa, işin gücün mü yok; karının acıkınca bile tanrı emrediyor demeye başladın, sen bizle testis mi geçiyorsun. " dediler. musa bey: " kendini bilmez, sizin gibi dangalak olmaktan allah' a sığınırım. " demişti.

    68. "rabbin için dua et onun nasıl bir sığır olduğunu açıklasın. " evet, eski bakara versiyonunda böyle demişiz, ama gördük ki bazı ibneler bizimle bu konuda dalga yaptı, bizzat şeytan geldi sen nasıl bir sığırsın açıkla bakalım dedi çok içlendim. öyle değildi, yani istediğimiz sığırın tarifini sordular, neyse. bizde demiştik ki: " ne yaşlı ne körpe, orta yaşlı bir sığıdır. " ( biz değil sığır ulan sığır. )

    69. " rabbine bizim için dua et, rengi neymiş ? açıklasın. " dediler. içte parma sporluluk var tabi, "bakanların rengini açan sapsarı bir sığırdır. " dedik.

    70. onlar: "rabbine bizim için dua et, nasıl bir sığır açıklasın; çünkü bu sığır milletinin hepsi birbirine benziyor. " dedi.

    71. musa bey; "o kusursuz, sol arka lobunda bir beni olan; gözleri hafif şehla bir sığırdır. " dedi. ve böylece sonunda sığır kestiler. neredeyse yapmayacaklardı o kadar sorup sorup adiler.

    72. hani zamanında birini öldürmüştünüz de, sübyan gibi o yaptı der dururdunuz. şüphesiz allah kimin yaptığını ortaya çıkaracaktı.

    73. "sığırın bir parçası ile öldürülene vurun. " dedik. ölü dirildi. inanır mısınız, biz bile hayretler içinde kaldık biz ne yaptık diye. o değil de işte biz buyuz ya, işte düşünesiniz diye mucizelerimizi böyle gösteririz.

    74. bundan sonra kalpleriniz yine oldu taş hatta daha katı beton beton. taş vardır, içinden su akar. taş vardır ayak tırnağı gibi bir yere çarparsın düşer; ona göre.

    75. şimdi bu heykellerin size inanacaklarını mı sanıyorsunuz ? ulan bize bile inanmadılar be, hatta söylediklerimizi tahrif ettiler.

    ---------

    ara ayet: malum 286 ayet şimdilik bu kadar, devamını bir başka mağra günü aktaracağız; oradan kaybolma pir sultan çakma.

    derin bir sevgi dini olan akheramosizm' in macerası gökten inen ilk beş sahife ile başlamış idi, o sahifeler indi indi indi ve sonunda kitap oluşmaya başladı. 286 ayetlik makara suresi ile inmeye başlayan akheramosizm dinin kutsal kitabı. dip not: ibadet gerektirmez.

    makara suresi bölüm 3:

    76. onlar akheralar (inanlar) ile karşılaşınca, " inandık " derler. birbirleriyle baş başa kalmaya görsün hemen başlarlar çekiştirmeye aynen şu kelamları ederler: " bize musa bey belli ki bir din bıraktı, siz onlarla karşılaşınca neden açık ediyorsunuz, tanrının bize gönderdiğini neden paylaşıyorsunuz. aklınız ermiyor mu "

    77. tani onlar bilmiyorlar, biz onların bildiğini zaten biliyoruz açığa vurmuyoruz. çünkü oyunbazız, çılgınız biz.

    78. bunların bir de tecahül kalmış grupları vardır, kitabı bilmezler arka loptan sallarlar. onların bildiği yanlızca kuruntudur, aldanmayın.

    79. vay o kimselerin haline diyoruz tam burada. elleri ile kitabı yazarlar, sonrada allah katından geldi diye satarlar. tamam sevgili akheralar elbette karnınızı doyurmanız lazım, ama bizi alet etmeyin. nasıl bozuluyoruz yukarıda bir bilseniz.

    80. onlar dediler ki: " ateş bizi bir kaç gün dürtecektir. " ey sen akhera onlara de ki: " ondan söz mü aldınız bre deyyuslar, eğer öyle ise o' verdiği sözden dönmez, ama ki uyduruyorsanız vay halinize. "

    81. hani böyle ne bilelim, kötülük işleyip içi dışı kötülük olanlar var ya. aha onlar cehennem de ebedi kalacak olanlardır. saptırmayınız.

    82. imana gelip, salihi sevenler ise cennete ebedi kalacak olanlardır. o karı senin bu karı benim, o fasulye senin, bu nohut benim at koşturacaklardır.

    83. hani biz musa bey' in ümmetinden : " bize inanacaksınız, inanıyormuş gibi yapmak yasak; büyüklerinizi sayacak, küçüklerinizi seveceksiniz, kadınsanız evinizin kadını, adamsanız evinizin adamı olacaksınız. " diye söz almıştık. gerçi buna söz almak denmez emretmiştik ama olsun. sonuçta biz biziz, aslında biz biriz neyse. onların içinden pek azı bizi takıp da bunlara uydular.

    84. hani, "birbirinizi dürtmeyeceksiniz, ayrıca kimseyi evinden tahliye etmeyeceksiniz. " de demiştik. sorsak helal süt emmiş olanlarınıza. (ki biz onların kimler odluğunu bilmekteyiz. ) onlarda şahitlik ederler. ne kadar biz oslak da hala şahide ihtiyaç duymamız da ilginç değil hani biz de çıkamadık işin içinden.

    85. şimdi öncelikle söylemeliyiz ki biz ne yapıp ettiyseniz alayını biliyoruz. dahine bir fikir ile iki omuzunuza iki tane yazman kondurduk, bize kuşlar söylüyor neler olduğunu. siz ki hiç bir sözü tutmadınız. bundan sonra olacaklardan biz sorumlu değiliz.

    86. onlara biz melekler ile aramızda dünyayı aldı ahireti sattı diyoruz. onların sonu pek hayırlı görünmüyor.

    87. and olsun, ( artık kime and oalcaksa, sanki bizden büyük biri var. ) biz musa bey' e bir kitap verdik. ondan sonra ard arda mesih yolladık. niye yaptık biz de bilmiyoruz. aslında musa bey de yeterdi, gücümüz var çünkü. size gönderdiğimiz mesihler hoşunuza gitmeyince onları yalanlayıp öldürmediniz mi?

    88. " kalplerinizde bir sorun var " dediler. ama öyle değil işte, baktık işin içinde hainlik var, biz onları müdürledik, elektirikli bir aletle yaktık gitti.

    89. kendilerine tevratı tasdik eden kuranı yollarınca inkar ettiler neyse dedik, bir şans daha verip aha da bu kitabı yolluyoruz.

    90. bu şansınızı iyi değerlendirin. bu arada inkar edenlere fena şeyler yapacağız söylemesi.

    91. onlara bu yeni indirilene iman edin dedik zamanıda, ille de bize inidirilene iman edeceğiz dediler. ulan dedik o eskidi zamanında gönderdik şimdi vazgeçtik, düşününce kötü bir fikirmiş sonradan anladık yenisi bu inanın. inanmadılar, bir de üstüne fena dalga geçtiler nasıl o' sun diye.

    92. and olsun, (ağız alışkanlığı yoksa insan oldğuğumdan değil ) musa bey size açık mucizeler getirmişti de, siz istemeyiz demiştiniz. (aslında burada and' a gerek de yokmuş. )

    93. hani tur dağını tepinize indirerek sizden söz almış, size kitap yolluyorum ona sarılıp uyuyun demiştik. siz de gidip öküz gibi öküze tapmıştınız. biz size sadece acıyıp güldük.

    94. de ki: " eğer doğru oaln tengrimin söyledikleri değilde, sizin koca öküzün söyledikleri ise haydin ölümü isteyin. "

    95. fakat kendi kendilerine önceden yaptıkları işler için, tabi bizden korkmak da var ortada, ölümü isteyemezler. sonuçta cehennem diye bir şey var. biz yaptık.

    96. and olsun, sen onların yaşamaya bize eş koşanlardan bile düşkün olduğunu gözlemleyebilirsin biraz uğraşsan. ama gel gelelim biz tezgahı fena kurduk, ne kadar yaşarlarsa yaşasınlar, eninde sonunda gelecekler bu ateşi tadacaklar.

    97. de ki : " bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin. "

    98. her kim bizi, meleklerimizi; sevgili mesihimiz akheramosis' i inkar ederse bizim düşmanlarımızdan biridir. söyle canım ne dersin.

    99. and olsun, biz sana bu sefer öyle laf oyunları olmayan direk anlayabileceğin ayetler yolladık. bunları inkar edersen demek ki seni yaratırken elimiz kaymış.

    100. onlardır ki, bir anlaşma yaparlar bir bozarlar. bu duruma hiç şahit olmadın mı?

    101. onlara yolladık kitabı, sonra içlerinden bir kaçı bilmezden geldi kitabı arkalarına attı. sonra onlar öldü, inanır mısınız nasıl yanıyorlar; biz bile bu kadar azap yaratabileceğimizi düşünmemmiştik.

    102. bu ayet eski kitapta süleyman bey ile ilgili olarak gönderilmişti bizim tarafımızdan. eski kitaba şöyle bir göz attık çok uzunmuş, bu ayetin hükmünü kaldırıyoruz fena üşendik.

    103. kim bizim emirlerimize karşı gelmeden uyarsa, biz onun için belki bir iyilik düşünürüz.

    104. bizi gözet değil, bize bak deyin demişiz eski kitapda; ama anlam veremedik bunu da boş verebilirsiniz. laf kalabalığı yapmışız.

    105. iyi dinleyin şimdi, biz aslında iyi tengriyiz, böyle lütufumuz bol, elimiz açık. adam gibi inanana vermediğimizi bırakmıyoruz.

    106. bu arada kaldırdığımız ayetler için eski kitaptan bir alıntı yapıyorum, 106 hala eski 106' dır. 106 numaraları ayetin, bir bentten oluştuğu için bir bendine dayanarak 102 numaraları ayet kaldırılmıştır. ilgili ayetimiz: "biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin? "
    4 ...
  42. sözlük duyarlılığı

    ?.
  43. lûgat- i ehass.

    nokta nokta ele alalım:

    "türkçe olayı"

    bu konuda mahlasını ch, sh gibi dizilimlerle süslemiş insanlara, yabancı dilden kelime devşirilmesine, yabancı kelime kullananlara ayar vermeye uğraşan insanlara değineceğiz.

    gündelik hayatında türkçe ile ilgisi olmayan tarzancayı konuşan bireyler, sözlüksel bir ortama girdiğinde aniden değişir ve bakmışsın türkçemiz turkche olmasın feryatlarına bürünür, zira ne kadar samimidir? türkçe türkçe deyip, iki cümleden oluşan bir entry yazmaz, okullarda okutulacak anlatım bozukluğu örneği kotasında her gün yeni bir çığır açar. am sik göt meme günlük kelime kotasının 4/12' sini oluşturur. ama gel gelelim spekülatif, plasenk, süje... gibi kelimeler gördüğünde türkçeden bahseder, mahlası içerisinde ch,sh gibi bilimum karakterler bulununca türkçe türkçe feryatlarına bürünür, yazarın yazdığına değil mahlasına takılır falan komik. bu günlerin revaçta olan duyarlılıklarından biri bu. komik aynı zamanda, her neyse. bir kere şöyle böyle nick derken komiklik başlıyor oysaki nâm var lâkap var, mahlas var..

    "küfür ettim, değişti dünya"

    bu konuda ise şu terör, tecavüz, ekonomi vesaire alanda ve bunları yapan kişilere edilen küfürsel duyarlılığı ele alacağız.

    hani sanılıyor ki ben bunlara sövünce bir şey oluyor. yok efenim"orospu çocukluğudur. " yok efenim "piçin önde gidenir." var böyle bir çok şey. ama bu sadece görüntüsel kirlilik. kafa tasının içinde bir omlet olmadığını kanıtlamak için bir fırsattır aslında bunlar. hani şu yüzden kaynaklanır de, yapanın bu tür cezaları çarptırılması gerekir de, çözüm yolu için ...... gibi bir değişim gerekir de. üret yani bir fikir üret göstermelik duyarlılık yerine. biliyoruz ki küfür ettikten on dakika sonra gidip başka bir başlık altında geyiğini yapacaksın, ne gerek var böyle bir gereksiz duyarlılık göstermeye.

    "sözlükten kız kaldırmak, sözlüğe kız kaldırmak için giren yazar, sözlükten erkek kaldırmak, sözlüğe erkek kaldırmak için giren yazar"

    evet bu da en janjanlı duyarlılık türü. sözlüklerden kız kaldırılmaz mottosu altında bir sözlük kardeşliği ilan edilir zaman zaman sözlüklerde.

    peki bakalım bu sözleri edenlerin içinde, bir kızdan iki gram ilgi görünce yavşamayacak veyahut bir erkekten iki gram ilgi görünce içinin yağları erimeyecek kaç kişi var. sözlüklerin ilk kurulduğu yandan bu zamana sözlüklerden sevgililer de, evlenen çiftler de çıktı. hatta yamulmuyorsam ekşiden homoseksüel bir çift hollanda da evlenmiş idi.

    sözlüklerden her hangi bir cinsin kaldırılması olağandır, çünkü otonom yazılar yazılmaz, duygu da katılır işin içine, zaman zaman karakter de yansıtılır, tanışıklıklar olur, zirveler olur, bir şekilde bir şeyler olur.

    hani burada bu tür başlıklarda konuşup da, sonra bir zirvede, her hangi bir yerde sevgili olan yazarlarda mevcut. eğer ki konuşup konuşup çakma duyarlılıktan sonra bu tür bir şey görürsem çok fena kalp kırarım bu yüzden yapmayınız, yaptırmayınız.

    tabi biliyorum, zamanla bu ibneliktir, şerefsizliktir cümleleri bir sevgili muhabbetinde "sözlükten kız kaldırmak sanattır aşkım ekiekieki" şekline dönüşür ki karaktersizliktir. bu yüzden tekrar tekrar diyorum arkasında duramayacağınız şeylerle uğraşmayınız.

    --

    ve böylece entry' imi de sonlandııyorum, elbet vardır şu an aklıma gelmeyen duyarlılık türleri başka zaman artık.

    --şubat 14; 1876; boğaz; akheramosis

    oradan geldim: http://www.sozlukeko.com/...rocess=eid&eid=900294
    2 ...
  44. dinlere inanıp evrime aptallık demek

    1.
  45. garip gelmiştir hep bana;

    yani bir insan düşünün;

    ayın ortadan ikiye bölünebileceğine inanıyor.. tamam.
    denizin yarılacağına da inanıyor.. e hadi buna da tamam.
    ölmüş birinin dirilebileceğine de inanıyor.. neyse tamam.
    bir sopanın yılana dönüşebileceğine de inanıyor.. olsun bakalım nereye varacak sonu.
    bunların yanında gökten koç indiğine inanıyor.. hebele hübele.

    ama gel gelelim bu insan maymundan geldiğine inanmıyor. bir de inanmadığıyla kalmayıp, sensin maymun diyor. öyle "mantıksız" şey de mi olurmuş diyor.

    e arkadaşım zaten sana maymunsun demedik, biyolojik olarak maymunla akrabasın, onun bir türevisin dedik. yani ayın ortadan bölünmesi mantıklı ama maymundan gelmek mantıksız..

    her neyse..

    ince gör semih, ince gör alacağız kupayı.
    --21. yüzyıl; akheramosis
    16 ...
  46. kürtajın gerekliliği

    1.
  47. ülkemizde ve dünyanın dört bir yanında karşı çıkılıyor bu kürtaja, ya da yasaklanıyor.

    nasıl kıyıyorsunuz o cana! nasıl bebek katli önlenmez! el kadar bebek daha o !

    slogancılarını çok gördüm tanıdım. burada da her yerde de vardır bu tür insan. kötü bir şey yapıyorsunuz demiyorum ama gereğinden fazla duygusalsınız. eğer ki böyle biri iseniz üşenmeden bu yazıyı sonuna dek okuyunuz.

    bak şimdi sen sanıyorsun ki o el kadar dediğin hep bebek kalacak!
    ama öyle olmuyor o bebek olarak kalmıyor ve büyüyor. şu an sokaklarda insanları tiner için bıçaklayan, gündüz vakti yol kesenler var ya.. heh işte onlar kürtaj uygulanmamış çocuklar. zamanında evet el kadarlarmış sevimli, sümüklü falan ama bak büyüyorlar ve belki de yarın seni bıçaklarlar? hoş olur mu soksunlar mı bıçağı?

    bir de istenmeyen hamilelik var inanlar zorla evleniyorlar kürtaj olamamak yüzünden. kürtaj olamayınca ne oluyor, anne babanın sevgisinden yoksun sorunlu çocuk ortaya çıkıyor. bu kadarla da sınırlı değil bir çocuk için evlenen bireyler zamanla birbirlerinden de çocuktan da iyice kopuyor sonuç yine hüsran.

    ya da genç yaşta baba olan kişi ruhsal yönden çöküyor televizyonda cinnet haberleri olarak seyrediyoruz. olmadı mı? annenin hem fiziksel hem ruhsal yönden çökmesine neden oluyor erken hamilelik. sonuç olarak intahar eden kadınları görebiliriz.

    kürtaj ilelebet olmalıdır olacaktır. ben sokakta tinerci, iş yerinde sinir hastası, gözleri şişmiş kadınlar, ultra sorunlu çocuklar görmek istemiyorum.

    o kürtaj olmayanlar hep bebek kalmıyor. bu entry'i tekrar tekrar okuyun, tekrar tekrar düşünün...
    --m.s.24 ekim 16; ebe ocağı; türkiye; akheramosis
    22 ...
  48. zaman makinesi teorisi

    1.
  49. roland mallet adlı amerikalı bir fizikçi bu olayı, büyük yılzdızların bükme özelliğinin ışıkta da olduğunu varsayarak gerçekleştirebileceğini söylüyor, ona göre eğer daire şeklinde bir yapıya lazerler monte edilerek çekimsel bir ışık alanı oluşturulursa zamanı izlemek mümkün diyor, fakat zamanın içinde yolculuktan, çok bunun makine kurulduğu tarihten itibaren olabileceğini söylüyor. yani ileriki bir tarihte makinenin kurulduğu zamana dönülebilecek, bir televizyon ekranı gibi izlenebilecek.

    neyse geçelim elin teorisini bir de başka açıdan yaklaşalım.

    bildiğiniz üzere ışık belli bir hıza sahip saniye de 299.792 kilometre, yılda 9460730472580.800 kilometre yapıyor. ışığın bir yılda kat ettiği yola ışık yılı deniyor. misal bir yıldız bizden 1 ışık yılı uzaktaysa biz o yıldızın bir yıl öncesini görmekteyiz. ışığın bir yıl önce yaydığı görüntüler bize ulaşmakta. gökyüzüne baktığımızda bu yüzden hep evrenin bir geçmiş zamanını görmekteyiz.

    gelelim zaman makinesine. fiziksel olarak bunu bilimkurgusal yöntemlerden kurtaracak olan, bir makine değil araçtır. eğer ışık hızını aşabilecek bir araç geliştirilirse, misal bir saniye de 100 ışık yılı uzaklıkta bir yere varılabilecek bir araç, araç bulunduğu noktadan güçlü radyoaktif teleskoplarla desteklenirse dünyanın yüzyıl öncesi tüm ayrıntılarıyla o noktadan izlenebilir. ışığı bükmeye ihtiyacımız yok, ihtiyacımız olan istediğimiz tarihte yayılan bir görüntünün bizden ne kadar uzakta olduğunu bulup ona yetişmek, misal 1960 yılının dünyasını izlemek istiyoruz, 473036523629040 kilometre uzaklıkta bu tarihin görüntülerini izlemek mümkün şu an için, eğer saniyede 473036523629040 kilometre yapan bir araç geliştirilir ve gerekli görüntüsel ekipman yapılırsa bu uzaklıktan 1960 yılında neler olduğunu rahatlıkla görebiliriz. tabi sunduğum bu teori sadece ışık yayan zamanlar için geçerli, ışık olmadığı taktirde böyle bir olasılıktan söz edemezdik.

    ayrıca bu yol ile galaksilerin oluşum sürecinin nasıl olduğu da kanıtlanabilir. misal on milyar ışık yılı uzaklıktaki bir galaksiden yayılan ışık dalgaları, bunları ayrıştırıp bünyesinde toplayarak bir makine geliştirilerek neler olup bittiği izlenebilir.

    bahsettiğim her şey fizik açısından olanaklı, sadece teknolojik ilerleme gerekmekte. atoma mikroskobik bir kamera yerleştirdiğimizi ve bu kameranın istenilen uzaklığa yaklaşabildiğini düşünün bu durumda büyük bir güçle fırlatılan atom vasıtası ile televizyonlarımızdan atomun gönderdiği görüntüleri izleyebiliriz.

    dip not: muhakkak dünya dönüyor ve yuvarlak diyenler olmuştu, ve muhakkak insanlar onlara deli demişti.

    ayrıca: (bkz: atomsal mükemmelliyet teorisi)
    --haziran 15 1634; newton ile bir ağaç altı: akheramosis
    5 ...
  50. atomsal mükemmelliyet teorisi

    1.
  51. evet yepyeni bir teori ile karşınızdayız.

    teorinin çıkış noktası maddesel olan her şeyin atomlardan oluşuyor olması. bildiğiniz üzere hücrelerde belli atomlardan oluşur. teorimize göre eğer ki insan tek tek atomları yönetecek konuma gelirse birleştirdiğim atomlarla yeni bir insan yaratabilir. mantıken bir engeli yok, 70 kilogram bir insanda yaklaşık her biri 93 trilyon atomdan oluşan 100 trilyon hücre var, bu da şu anlama gelmekte gerekli kimyasal tepkimelerle insan bu trilyonları bir araya getirerek yeni bir insan yaratabilir, imkansız değildir çok zaman alır.

    atomların çözümlenmesi ile, yaşlanma ve yok oluş problemi de çözülebilir hale gelir. bu durumda doğal ölümsüzlükten söz edebiliriz. yani kaza, kan kaybı dışında. durum atomlarla oynanabilir hale geldiğinde kaza, kan kaybı vesaire oluşan hasarlar atomların tekrar bir araya gelmesiyle eski haline döndürülebilir.

    hatta yaşamı sağlayan atomlar ve kimyasal tepkimelerin çözümlenmesiyle bu atomlar mesela bir koltuğa enjekte edilerek onun düşünen bir canlı olması sağlanabilir. hatta gerekli atomsal mükemmelliyet oluşturularak insan kendisinden çok daha üstün bir varlık oluşturabilir. mesela beyindeki zeka olayı atomsal kuram ve yasalarla çözümlendikten sonra en üstün biçimde birleşim yaşattırılarak oluşturulan beyin buna uygun bir atomsal birleşime konulabilir.

    dip not: muhakkak dünya dönüyor ve yuvarlak diyenler olmuştu, ve muhakkak insanlar onlara deli demişti.
    --haziran 15 1634; newton ile bir ağaç altı: akheramosis
    13 ...
  52. sözlük yazarlığıyla vakit geçirmek

    ?.
  53. şimdi egolarımızı şişirmek için yazmayacağım bu yazıyı; zira bu da önemli bir konu değinmemek, değerini, anlamını ifade etmemek olmazdı.

    insan bilgisayarın başına oturduğunda bir çok şey yapabilir. mesela online bir oyuna bağımlı olabilir, msn' de daha sabah gördüğü, devamlı mesajlaştığı insanlarla uzun süren sohbetler edebilir, bilimum boş işle vakit geçirebilir. bu tamamen insanın karakteristik olgusu.

    şu knight online, metin 2 gibi oyunlar ile vakit geçiren insanları ele alalım ki benim de 6 ay kadar sözlükleri bırakıp bu oyunlardan birini oynamışlığım var. bu tür oyunlarda tanıyacağınız insan tiplemeleri genellikle, hayatı boş vermiş, hiç bir amacı gayesi olmayan; psikolojilerini oynadıkları karakterlere kotalandıran cinsten insanlar.

    geneli ya ilkokul öğrencisidir, oynayan herkes ilkokul seviyesi kaprislerine girer 40 yaşında da olsa, olgunluğun zerresi olmaz, sıkı fıkı ilişkilere anında giren insanlardır.
    kavga, dövüş, sigara ve alkol vazgeçilmez muhabbet olup; bu muhabbetler o da bir şey mi ben geçen gün annemin paketinden çaldım havalarına bile dönebilir.

    msn' e gelecek olursak zaten boş bir iş olduğunu anlatmama gerek yok.

    sonuç olarak niteliksiz ortamlardır, hiç bir şey katmazlar, zaman götürür ve anlamsız karakter yitirmelere sürüklerler.

    çoğu sözlük bu ortamlara nazaran çok daha nitelikli bir ortam sunar, bunun sebebi ise sözlük yazarı olmak isteyen birey bu işi beceremese de hiç bir şey yazamasa da, yazılanları okuyarak bir şekilde bireysel gelişim sağlar. tematik entry' ler ile bir şekilde genel kültürünü geliştirir. fikir yazıları ile yeni ufuklar açar. bir süre okuma sürecinden geçtikten sonra nitelikli yazılarla sözlüğe katkıda bulunacaktır elbet.

    sözlük yazarlarının yayıldığı geniş meslek grupları, belirli bir seviyede oluşları kişiye nitelikli bir sohbet kazandıracaktır.

    şu da var, eğer msn geyiği amacı ile sözlükte bulunanlar var ise tüm bu söylediklerimin, söyleyeceklerimin dışında demektir. ne bir şey alır sözlükten ne bir şey verir; burada olup olmaması da fark etmez.

    sözlük yazarlığı insana dil bilgisi yetisi kazandırdığından düzgün bir kompozisyon kabiliyeti elde edersiniz.
    eğer ki kitap, şiir ya da sanatın her hangi bir dalında eleştiri yapan yazarlar var ise, bir kitabın değerini biçmeyi öğrenir; gerçek anlamda sanatsal olana yönelirsiniz.

    eğer ki okuduklarınızı faydalanmak için okuyorsanız bir şekilde hayatınız ve bakış açınız değişecektir.

    sözlük yazarlığıyla vakit geçirmek aslında bireysel gelişim ile vakit geçirmek.

    bir de bahsettiğim yazıları yazan kesim var.
    bu kesimde sözlükten fikirlerini, bilgilerini paylaşma platformu olarak faydalanır. böylece hep kendilerine söylediklerini, hep kendilerinin bildiklerini insanlara yayar. bir çeşit mutluluktur bu.

    sözlük yazarlığıyla vakit geçirmek günümüz şartlarında nitelikli insan olmak bir yandan yukarıda belirttiğim iki amaç için yapılıyorsa. tabi diğer amaçlarla yapılan yazarlıkla gidip knight oynamak, msn' de toplu konuşma yapmak arasında pek fark yok.

    vazgeçmeyiniz ciddiyetten; kimse dünyayı geyik boynuzları ile algılayamadı, değiştiremedi, iz bırakamadı.
    --mart 14; 1948; çöpün etrafındaki kedilerin hayatını düşünürken; akheramosis.
    7 ...
  54. aşkın karanlık yüzü

    1.
  55. insanlar aşkı yüzyıllar boyu bir tansık olarak gördü, en azından çoğunluğu. oysa aşk da bir realitenin bir parçası ve içinde realitenin diğer parçaları olan iyi ve kötüyü de, başka şeyleri mesela; öfke, kıskançlık, tutsaklık, kölelik, sevgi, bağlılık, sadıklık, sabıklık... içinde barındırıyor. bu sefer aşka dair bir ütopyadansa bir dystopia' yı tercih ettim.

    ayı düşünün, her zaman bir parlak yüzü vardır, zira bir de karadır bir yüzü. işte aşıklar buna benzer;
    aşıklar dünyayı temsil eder, ay ise aşkı. aşıklar hep parlaktır aşk sanrısına düşerler, oysa vardır onların dönüşüne ayak uydurup kendini gizleyen aşkın bir karanlık yüzü.

    mesela bir başlıkta incelemiştim; " kıskançlık ve türevleri " adı altında uç kıskançlıkları. aşk dediğin olgu, peşinden iflah olmaz bir tapulama getirir. sanki tüm hücreleriyle efendisidir hissiyatını sardığı bedenin. ve bu efendinin sözleri bir buyruktur. kıskançlık batağına saplandığında aşk, ne kişilik bırakmak ister geride, ne de kendisinden başka bir şey. bencildir kendileri hep ben der, bir ben olayım. sadece benle konuşsun, ne aile bıraksın, ne arkadaş ne dost, bir ben. bu bencilliği pranga gibidir vurulur ha vurulur aklın odalarına. giyme der, onunla konuşma der, gitme der, yapma der, dur der, gel buraya der; bitmez sözleri her zaman bir zincir bulur hapsedecek. aşk böylesine bencildir işte, tıpkı yerin dibindeki mezar hapsi gibi; ölmeni ve sadece kendisine karışmanı ister.

    oysa aşk amca yanılıyor burada..

    mesela bir başlıkta incelemiştim: " aşkın ömrü " adı altında en büyük aşkların sonunu. aşk dediğin bir kelebektir. başlamasıyla bitmesi arasında bir izafiyet vardır. (bkz: zaman geçişinin neden anlaşılır olmadığı sorunsalı)

    sanır ki aşık hep böyle devam edecek, aklıma ihanet edip sadece kendisini dinlediğim sıcak duygu ısıtacak beni bir ömür. pek de böyle gelişmez olaylar. aşk dediğin anlık bir görüşün dile gelişidir, tanıdığın biri aşık olduğun değildir. yapısı böylesine bozuktur işte aşkın. insanlar değişkendir, dünyanın diyalektiği ile değişirler, farklılaşırlar. aşk ister ki hep ilk sefer ki gibi kalsın, ilk merhaba gibi kalsın ama kalmaz. aşkın gücü buna yetmez. aşk sadece saplantılı bir görüşün sıkıntılı sürecidir ve hepsi biter. bittiğinde geriye öfkeyi bırakır, kabullenmemeyi bırakır, kırgınlıkları bırakır, entrika bırakır, insan üstüne kötü olan ne varsa bırakır.

    bir gezgine soracaksın aşkı aslında anlatır sana;

    der ki:

    " ey genç aşık!

    evet seveceksin ama sıkmadan, evet bir kuş gibi elinde tutacaksın ama şevkatle. eğer elinin ayarını bilmeyen biriysen hiç avuçlarına almayacaksın o kuşu. eğer avuçlarını bu denli açık tutarsan uçup gidecek ve gagasının açtığı bir kaç sıyrığa bakı dertlenmek kalacak sana, eğer sıkarsan bu denli, boğulacak ve son nefesini verecektir ellerinde; kuşla birlikte mezara girmek kalacaktır sana da. öyle bir tutacaksın ki tutacaksan, avuçların yeni bir dünyaya açılacak, avuçlarının içi dünyadan geniş olacak, hem uçacak dilediğince, hem hiç usanmayacaksın, eğer böyle tutamayacaksan; bırak dilediğince uçsun uğraşma yakalamaya, ne gem vur kuşun kanadına, ne karalar bağla bağrına.

    ey genç aşık!

    sanıyorsun ki hep iyidir aşk!

    değildir! aşk dediğin yalanlar toplamı, aşk dediğin yok oluşun başlangıcıdır.

    sen birine aşığım diyeceksin bir gün. ve bir gün o aşk bitecek, biliyorum diyorsun ki içinden, diyorsun ki 'sen öyle san sonsuzdur aşk' boşuna debelenme bitecek. eğer gitme vakti geldiğinde ardına bakmadan gidemiyor, eğer gidiş vakti geleni prangalara vuruyorsan kalbinin tek kişilik hücrelerinde, bil ki aldanmışlıktır cezan. vakti geldiğinde gidemiyorsan, vakti geleni göndermiyorsan, varlığın aldanışına sebebiyet verecektir. o an suçlama kimseyi. her aldatılış bitmiş bir aşkın sürdürülmesidir. her aldatılış, aldatış ısrarın bebeğidir. aşkın bir karanlık yüzü de budur işte, hiç bir zaman iki kişide aynı anda bitmez, illa çeker birini peşinden.

    ey genç aşık!

    bu yüzden öldüreceksin kalbini, gitme vaktin geldiyse aldatmadan öldürecek kalbini ve gideceksin. eğer birinin gitme vakti gelmişse öldüreceksin kalbini ve kal demeyeceksin. aldatılmadan özgürlüğünü vereceksin gönüllü kölenin. "

    ya da bir filozofa soracaksın;

    der ki:

    " aşkın çetrefilli yoluna ömrünü koymuş kurban,

    birinci kural, bağlanmayacaksın.
    ikinci kural, merkezinde kendin oturacaksın.
    üçüncü kural, bu kurallardan çıktığında sorumluluğu yüklenecek cesarete sahip olacaksın.

    bağlanmayacaksın, bağlılık aşkın karanlık tuzağının diyalektik bir sonucudur. aşk ister ki; diğeri gittiğinde acı çek, saplan bir başka bedene. inanmayacak ve bağlanmayacaksın, ne insana, ne toprağa, ne bedenine, ne işine; bağlılığın olacaksa aklında olacak sadece.

    merkezine koymayacaksın, merkezine koymanı ister aşk, ister ki karanlık bastırdığında derin bir boşluk oluştursun sende. işte bu yüzden izin vermeyeceksin. hiç bir aşk dolduramaz merkezini, sadece içi boş bir gaz gibi çevreler. sen bunun gaz olduğunu bilecek ve merkezini alabildiğine dolduracaksın. dolduracaksın ki, kalbinin odaları bu havayı saldığında soluksuz kalmasın.

    bu kurallardan çıktığında tek sorumlunun sen olduğunu bileceksin. yalancıdır aşk, yalan söyletir, tutulamayacak sözler verdirir.

    öldürmeyeceksin! kimseyi aşka inanıp öldürmeyeceksin! eğer bu kurallardan çıkıp, aşk bitip diğeri gittiğinde sorumluluğu ona yüklüyorsan adi bir sabıksın sadece. belki de bir meczup.

    aşk yalan söyletir dedim, çok yalan söyleyecek; çok yalan işiteceksin. aşkın doğasıdır bu! aşkın karanlığı senden kötülük bekleyecek, gideni vur diyecek, gideni süründür diyecek, gideni parçala diyecek. dinlemeyeceksin sorumluluğunu yüklenecek ve kendi içinde bitireceksin; aşkın karanlığına izin vermeyeceksin. "

    şarkılara da sormalı;

    " sevda kuşun kanadında, ürkütürsen tutamazsın
    ökse ile sapanla vurursun da saramazsın "

    bir de bilgine sormalı aşkı.

    der ki:

    " aşk değildir mühim olan, aşk yanar döner bir karanlık geçici bir alevdir. eğer istiyorsan birini sonuna dek, sadece çok seveceksin. mühim olan sonsuz olan, aydınlık olan bu! çok seveceksin aşık dostum, aşkın tuzaklarına düşmeden çok seveceksin. "

    kendinize sorun bir de, sonu lanetlenmemiş bir aşk var mıdır?

    ama karıştırmayacaksın çok sevmekle aşkı, birini tanır ve kabul edersen bu çok sevmektir; birini hiç tanımadan belirsiz bir duyguyla ister, görmezden gelerek istemediklerini, yok etmeye çalışarak istemediklerini, devam edersen; işte bu da aşktır.

    buradan geldim: http://www.murtecisozluk.com/post.php?eid=264703
    --m.ö. 1014 eylül 21; venüs tapınağında bir keşiş odası; akheramosis
    7 ...
  56. boşlukları dolduran insan

    1.
  57. ölümle alay etmek gibi bir şey.

    ey acemi serüvenci, senin olmadı hiç o yer. hiç bir zaman kendinden başkası olmadın. geldin, eğretiydin her zaman;
    istesen de kalamazdın vakti gelince.. büyük bir yolculuk beklerdi seni o zaman.

    o; kentleri, büyük aşkları, tarihini, kimliğini bırakıp gidebilirdi belki; fakat bırakıp gidemedi hiç benim sandığı o yeri. kaybetmesini öğrendi, hiç bir zaman kendisini bir kalıba oturtamayacağını öğrendi. şikayetsizdi belki, belki bir hüzün doldurmuştu için. yine de büyük bir yolculuk beklerdi, vakti geldiğinde.

    insanlar alışır, birilerini içlerinde bir yere koymaya. kaybettiklerinde ise iç mekanlarındaki boşluktur arta kalan. arar, biri olsun der; biri olsun doldursun, rüzgar bile sızamasın. zira o iç mekan tek kişi için yaratılmıştır her zaman, olması gereken doldurmak değil; yıkmaktır gidenle yeni kurulacak mekanlara yer açmak için. yazılmaz her insanın serüveni, her insan konu olmaz kitaplara; her iç alem bir roman olamaz belki; ama tek biri dahi yeter hepsini anlatmaya.

    giderken tüm köprüleri yıkıp gitmeli insan, eğer gidecekse dönüş yolu bırakmamalıdır hiç. ne bir veda sözcüğü dökülmelidir ağzından, ne bakışları anlatmalıdır vedayı. eğer gidecekse ölüm gibi gitmelidir, arkasına bakmadan; veda etmeden, aniden, kararlı ve dönüşsüz. böylece umut bırakmaz geride doldurulmasını bekleyen.

    sığınma isteği hisseder insan, koruganlar arar kendine. yüzün düştüğünde saklanacağı bir yer. koruganına aşk derler kimileri, kimileri bağlılık. oysa korugan ihtiyacı hissetmiyordu bir zaman, bir zaman koruganı kendi içindeydi. kaybetmişti kimliğini ve benliğini. korugan yapacak bir serüvenci arar, bulur da belki.

    ey acemi serüvenci, yatkınsın büyük yolculuklara; ve her serüven büyük bir yolculuktur belki. ölümdür, ölmektir çıkmaktan korkulan bir serüven. eğer varsa o güç içinde, eğer ki aşabilirsen acemiliği, yıkarsın o iç mekanı; kendi mekanını kurarsın yerine. yolculuk mecburi değildir bu kez. ey acemi serüvenci, adımını atma yükünü kaldıramayacağı yolculuklara.

    farkında değilsin belki, o yer benim diyorsun; gör; evet sana layıktır ancak büyük aşklar da, gidişlerde.. ama gör, gör kendini ve olduğun yeri; yargıla, korkma yargılamaktan kendini ve olduğun yeri. bu yol benim deyip devam ettiğin bu yol, önünde açabilir büyük uçurumlar. kendinden başka kimsenin yolunu izleme serüvenci, sana yakışır düşeceğin yolu yapmakta, seçmekte.

    senin olmayan yollarda kaybolmayı mı seviyorsun?

    kaybol öyleyse, devam et; ama bağlanma senin olmayan hiç bir yola ve mekana. bir kavga gibi ilerle yolunu, madem yürüyeceksin bu yolu, atlaman gerekir o uçurumlardan düşmek pahasına. korkun? korkun kaybetmek olmasın bu yolu; korkman gerekir sadece kendini kaybetmekten.

    ey acemi serüvenci!

    kaçınılmaz olmuşsa artık uçurumu atlamak
    ne bir heyecan olmalı içinde ne de aşk
    hiç ölmeyecek gibi düşmeli yollara
    hiç düşmeyecek gibi atlamalı
    sislenmeyecek gibi sevmeli
    dağın zirvesini
    günlüğünü tutmayacak kendinden başkası
    serüvenini bilmeyecek senden başkası
    yalnızsın, düştüğün her yolculuk gibi
    düştüğün bu büyük yolculukta da
    sen yine de tut kendi elinden
    ve güven gücüne

    ey acemi serüvenci!

    boşlukları doldurmaksa sana düşen, reddet sana verilen bu kimliği. eğer boşluk doldurmaksa istediğin, yık boşluğu ve yarat kendi dünyanı.

    --bir gündüz düşü; m.s. 876 ağustos 4; akheramosis
    6 ...
  58. allah ın karakteri

    1.
  59. [BAŞ NOT(Önemlidir) : ssg' nin kafasında sözlük düşüncesi yüklü elektromanyetik dalgalanmanın ortaya çıkalı tam 11 sene oldu, bu zaman içinde dünya ilerledi, sözlükler daha özgür ortamlar haline gelmeye başladı. zamanının en tutucu sözlüklerinden biri olan uludağ küfür gibi şeylere göz yumar oldu bu sansürsüz gelişim ışığında. artık sözlüklerde bu gibi konular konuşulabiliyor ve tartışılabiliyor. beğenirsin beğenmezsin o kadar ırgalamıyor artık kimseyi.

    muhakkak ki sözlüğe üye olur iken kuran hükümlerine uyacağımıza, şeriat usulü entry gireceğimize and içmedik. bizi ırgalayan tek şey türkiye cumhuriyeti anayasası hükümleri ve bu entry' de onun dahilinde olacak. aynı zamanda formatın ırzına geçmek gibi bir derdim de yok ona da gayet uyumlu olacak. bu baş notta bunları belirtiyorum ki sözlük olayını henüz kavrayamamış, farklı seslere kulak tıkamayı onur sayan adamlarla uğraşmayayım. istemezük istemezük olayları ilkokul sıralarının bir güzel hatırası olarak kaldı, canlandırmayalım. ha bir de saygı olayı var tabi, kimse kimseye saygı duymak zorunda değil. hani şimdi biri çıkar "sen nasıl benim allah'ımın karakterine yorum yaparsın." der ise baştan söyleyeyim; benim diyorsun işte, senin, benim değil; sen istersen yapma. benim bu konuda konuşma hakkım anayasa ve formata göre var ne ise entry' e geçelim. ]

    sinirli bir yapıya sahip kendisi; kızıyor, yok ediyor, sövüyor falan.
    aynı zamanda kabadayılıkta var kendisinden biz olarak bahsediyor; yakarım, yıkarım, kral da biziz sultan da biziz...
    arada unutkanlıklar yaşar, bir söylediğinin başka bir yerde tam tersini söyler.

    neyse kısa kısa ele alıp temellendirmeden bildiğimi okuyacağıma açayım biraz herkes anlasın.

    öncelikle şundan bahsedeyim, allah bol bol and içen birisi; öyle ki ayetlerinin yarısı and içmekle geçiyor. ama and kavramını düşünelim bir and kutsal sayılan ilahlar, kendinden güçlü varlıklar adına içilir. tanrı ne adına and içiyor? yani ondan üstün olan ne var da and içerim diyor. ayriyetten bir tanrı nasıl and içme gereği duyar? tanrı' nın söylediği zaten doğru değil midir? and içme gereği duyuyor; hemde biz aciz kullarına kaşı? and içmedikçe allah' ın söylediklerinden şüphe mi etmeliyiz? neden bize söylediğini kanıtlama gereği duyuyor and içerek?

    söyledikleri ile yaptıkları da birbirini tutmuyor. mesela mütavazi olun diyor. başlıyor biz şöyle, biz böyle yapanız, biz şöyleyiz, biz böyleyiz. gına getirene kadar kendini övüyor.

    benim hiç bir şeye ihtiyacım yok diyor. melekleri, insanları vesaire yaratıyor. hadi insanları eğlence için yarattı diyelim çünkü ihtiyacı yoksa bir tek canının sıkılıp eğlenmek istediği ihtimali kalıyor. fakat ya melekler? onların belli bir iradesi de yok? varsa yoksa secde etmek, allah' ı yüceltmek. melekler allah' ın hiç ihtiyacı olmamasına karşın neden var? onlar da mı sınava tabi tutuluyor? meleklerin iradesi yok demiştik; eğer meleklerin iradesi yok ise şeytan nasıl allah' ın buyruğuna karşı gelebiliyor?

    kendisinin her şeyi bildiğini iddaa ediyor. her şeyi biliyorsa eğer incil tevrat gibi diğer dinsel kitapların tutmayacağını da biliyordu. buna rağmen neden gönderdi? gönderdiklerinin tutmayacağını biliyordu, buna rağmen yahudileri neden lanetledi?

    lut kavminin, sodom ve gommore' nin nasıl kentler olacağını biliyordu. buna rağmen neden felaket gönderdi? yarattığı seneryonun birer parçası olan insanlara neden zulmetti? kaderi çizilmiş olan halka yazık değil mi?

    burdan allah' ın kan ve vahşeti seven birisi olduğunu anlıyoruz. hem inanmayacaklarını bile bile kitap gönderiyor hem de lanetliyor. hem sonlarının ne olacağını bile bile kavim yaratıp gönderiyor, sonra yok sular altında bırakmalar, yok gök taşı yağdırmalar bilimum fantastik öldürme şekli..

    ayrıca bunlar birer alzaimer belirtisidir. olacağını bildiğin bir şeyi yapıyorsun, sonra onu bilerek yaptığını unutup kızıyorsun. garip.

    kan düşkünlüğü bununla da sınırlı kalmıyor. semavi dinler öncesinde de gördüğümüz, nerdeyse tüm dinlerin ortak özelliği olan kurbanı kulundan istiyor. kimse yardımlaşmadan bahsetmeye kalkmasın. kurban bayramı diye yardımlaşanın iyiliği onun olsun bu herhangi bir günde de yapılabilir.

    neymiş efendim, peygamber ille de çocuk ille de çocuk diye tutturuyor. çocuk büyüyünce de tanrı onu öldürmesini istiyor. bakıyor çok üzülüyor kulu allah' ın yüreği parçalanıyor. tamam lan tamam bırak onu al şu koçu kes diyor. bunun yerine tamam ben bağışladım bir şey kesmene gerek yok bu da sana ders olsun diyebilirdi. bir şeye ihtiyaç duymayan allah neden kendi adına kan ister. anlaşılmaz bir şahıs.

    canilikte var ayrıca kendisinde. hadi sodom ve gommore halkı, lut kavmi dengesizdi bre o köylerdeki çoluk çocuktan günahsızdan ne istedin. yaşı görünce kuru dinlemeden hepsini biçtin. biz insanlar bile çocuklara kıyamıyoruz. savaşa hayır diyoruz utanmıyor musun yarattığının bu örnek hareketinden.

    ayrıca şu sözleri söylemiş;

    "allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı; fakat o, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız." nahl 93

    madem allah kişisi dilediğini saptırıyor, dilediğini doğru yola iletiyor. demek ki benim sapmamı dilemiş. buna rağmen beni ne ile sorumlu tutuyor. işte burda da açık açık bir şizofrenialzaimer belirtisi görmekteyiz. bu nasıl bir adalet anlayışı? hem beni yoldan saptıracaksın hem de sonra cehenneme atacaksın yok yaa.. elalemin sümüklü çocuklarını doğru yola iletiyorsun da benim eksiğim ne? beni neden yakmak istiyorsun.

    hem kaderimi de çizmişsin. kalbimi mühürlemişsin, gözlerime perdeler indirmişsin falan. bunları yapan sen üstüne üstlük nasıl bana sen cehennemliksin diyebilirsin ki? sen zaten beni öyle yaratmamış mıydın? madem kaldırsaydın perdeyi, açsaydın mühürü, hatalı üretim mi yapmışsın, defolu mu çıkmışım da beni yakmak istiyorsun. yakmak için beni yaratıyorsun.

    benim kaderimde allah' ı reddetmek var. böyle yaratılmışım kaderim bu. öyleyse benim yaptıklarımdan sorumlu olmam ne kadar mantıklı? kader kavramını insanlara irade verilmişe indirgemeyen çok kötü kalbinizi kırarım eğer sonuç bu ise allah her şeyi bilen falan değildir. benim bir saniye sonraki hiç bir hareketimi bilemez. eğer ki allah bir saniye sonrayı bilemez görüşünü kabul ediyor ve dinden çıkıyorsanız o zaman tabi kader kavramının insanın elinde olduğunu konuşabiliriz. her neyse dağıtmadan. benim kaderim bu ise beni ateşte yakmak canilik değil mi? yazık değil mi bana?

    bir de hakaret eder, küfreder kendisi. sonrada size küfretmeyin der;

    "onların, allah'ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce allah'a söverler. böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. sonra dönüşleri ancak rablerinedir. o, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir. " enam 108

    "ey iman edenler! allah'a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. artık bu yıllarından sonra, mescid-i haram'a yaklaşmasınlar. eğer yoksulluktan korkarsanız, allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. süphesiz allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. " tevbe 28

    çok garip narsistlik belirtileri gösterir. sövmeyi yasaklar kendi söver. imam osurursa cemmat sıçar sözünü ele alırsak;

    imamın osurması ...................cemaatin sıçması
    allahın küfretmesi...................cemaatin x

    ...................................... allahın küfretmesi . cemmatin sıçması
    ......................cemaatin x= ___________________________________

    . .............................................. imamın osurması

    denklemini elde ederiz. burdan çıkaracağımız sonuç ise çok vahimdir.

    ayriyetten insanları ele alalım. insanlar ne için küfür eder?
    mesela iddaa kuponu son maçta yattığında,
    yanındaki osurduğunda,
    tuttuğu takım kaybedince,
    ...

    yani sinirlendiklerinde küfrederler. peki yüce allah' ı ne sinirlendirdi acaba. hem yaratıyor hem küfrediyor, şaka gibi. mesela siz kendi yaptığınız besteye küfür eder misiniz? aha o yapıyor işte. kendi yarattığına küfrediyor. üstüne üstlük ama siz etmeyin diyor.

    merak ettiğim asıl şey, allah için her şey bir 'ol' kadar kolay iken, neden bu kadar sinirlendiği. sinirlenmek insana özgü değil midir? eğer allah da sinirleniyorsa yoksa o da psişik güçleri olan bir insan mıdır? bir de sinirlenince kentleri kasabaları, çoluğu çocuğu çeşitli fantazilerle öldüren birisi demiştik. e madem böyle bir sihirli kelimesi var bu kadar attırmışım tepesinin tasını benim üstümde bu kelimeyi neden kullanmıyor? yani beni helak edebilecek güce sahip değil mi? yoksa ben üstün bir varlık mıyım, bana gücü yetmiyor mu? benimle uğraşmak zor mu geliyor?

    ayrıca çok yalnız birisi. yalnızlık onda derin yaralar oluşturuyor olmalı. kendisinden biz diye bahsediyor. ya da kendisinden bahsederken 3. tekil kişi zannı veriyor. diğer bir ihtimal ise kabadayılık asarız keseriz güruhu.

    son olarak ise şuna değineceğim; insanları inandırmak için, cehennemi cenneti önümüze koyuyor. kendisi bir dizide yer alan dayı karakter gibidir. dayı direk öldürmek yerine nasıl alengirli oyunlar kuruyorsa, allah' da alangirden hoşlanan biridir. ol gücü elindeyken böyle alengirli işlerle uğraşır. ölümsüzlük zor zanaat tabi zaman geçmek bilmiyor.

    --kıyamet sonrası; cennet; akheramosis
    10 ...
  60. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük