bizzat ben ve 2-3 bin kişinin yaşadığı çaresizliktir. dışarı çıkamıyorsun , içerde yemek yok , millet bardakta köfte filan yedi marulla.
ayrıca in flames'i öğlen güneşide çıkaran zihniyeti de ne yapmak lazım bilmiyorum.
ha ıron maideniçin herşeye değdi , o ayrı tabi.
--spoiler--
Bir analiz çöplüğünde yaşıyoruz. Televizyonlardan, gazetelerden üzerimize kanaat yağıyor. Fikri takip yok, hafızalar balık, “Ama sen daha önce de böyle demiştin” diye hatırlatan da olmayınca düşen, yanılan, haksız çıkan, düştüğü yerden yeniden kalkıp yoruma, analize, projeksiyona, stratejiye, büyük büyük konuşmaya devam ediyor.
Bu yazı tamamen memleketin bu çok acil ihtiyacı tesbit edilerek kaleme alındı. Bir daha yapmasınlar, bugün yaparken de gün gelir arşivler açılır diye düşünsünler diye. Yoksa kimseyi mahcup etmek gibi bir derdimiz yok.
Memlekette siyasi körlüğün, anti-AKP’lilikten malul zihnî sefaletin, fikren boşa düşmenin, çuvallamanın bir tarihi yazılacaksa küçük bir giriş olsun bu.
ibret-i âlem için inceleyeceğimiz örnek vaka “12 Eylülcülerin yargılanması”.
Bundan dokuz ay önce 12 Eylül 2010 referandumu öncesine ışınlanıyoruz. Örnek bol. Ama en kibirlilerini, en “Ya enayi misiniz, aptal mısınız, saf mısınız” diye dayılananlarını, en 12 Eylül karşıtlarını, en “Yetmez ama Evet” takıklarını seçtik.
Önce son durumu bir daha hatırlayalım:
Dün sabah Kenan Evren’in kapısı çalındı.
Bu kez gelen sütçü değildi.
31 yıl sonra binlerce 12 Eylül mağduru savcılıklara başvurmuş, darbecilerden şikâyetçi olmuştu. Başvurular kabul edilmiş, soruşturmaya bir savcı atanmıştı. Savcı 12 Eylül’ün Bayrak Harekât Planı’nı istetip, 12 Eylül öncesine ilişkin katliam, suikast soruşturmalarını incelemeye almıştı.
Soruşturmada dün 31 yıldır beklenen oldu ve Kenan Evren’in kapısı çalındı, bir savcı içeri girdi ve ona 12 Eylül’ün hesabını sordu. Beşi bir yerdelerden yaşayan Tahsin Şahinkaya da çarşamba günü savcılığa ifadeye gelecek.
Unutmadan Diyarbakır Cezaevi vahşetine de bir savcı dava açtı.
Ne tesadüf ki bunların hepsi 31 yıl sonra, 12 Eylül 2010 referandumundan “Evet” çıkıp geçici 15. Madde kalktıktan sonra oldu. Hem de onca “Zamanaşımı var, olmaz” yorumuna rağmen. Savcılar 31 yıl sonra 12 Eylül darbesi hakkında bir iddianame yazacak ve dava açacak. Mahkeme de kabul ederse...
Hâlbuki 12 Eylül referandumundan önce şöyle demişlerdi:
– “Siyasal iktidar 12 Eylül darbesiyle ‘hesaplaşmayı’(!) gündemine almış bulunuyor; üstelik yoğun bir duygu sömürüsü eşliğinde şiirlerle ağıtlarla, gözyaşlarıyla birlikte... Burada 12 Eylül’le bir ‘hesaplaşma’ kesinlikle yok. Ama öyle anlaşılıyor ki içten olmayan ve ince bir ‘hesaplama’ sözkonusu...” (DiSK)
– “Anayasa değişikliğine ‘Evet’ dersek...12 Eylül’ü yapanlara yargı yolu açılacakmış. Bunu söyleyenlere sadece şunu demek isterim: Siz kimi kandırıyorsunuz? 12 Eylül’ü yapanları köşklerinde ağırlayanların, işin bu ‘zamanaşımı’na zerre kadar dikkat kesilmediklerini sanacak kadar enayi miyiz biz.” (Ahmet Hakan-Hürriyet)
– “Memleket bildiğin enayi yerine konuyor. 12 Eylül hesaplaşması martavalını alan yürüyor.” (Ece Temelkuran- Habertürk)
– “AKP‘nin bu meseleyi bir demokratikleşme ve 12 Eylül‘le, darbecilikle hesaplaşma gibi yutturmaya çalışmasının, nasıl olup da sol adına savunulabildiğindir. Sanırım ileride insanlar böyle bir budalalığın nasıl yapılabildiğini izah etmekte çok zorlanacaklardır. (Oğuzhan Müftoğlu-Birgün)
– “isteyen, bu Anayasa değişikliği paketinin 12 Eylül ile bir şekilde hesaplaşma olduğu hayaline kendini kaptırabilir.” (Nuray Mert-Hürriyet)
– “Ortada 12 Eylül generallerinden sorulacak bir hesap zırvalığı da kalmadığına göre ne yapacaksınız?” (Sırrı Süreyya Önder)
– “AKP’nin 12 Eylül’le hesaplaşacağız söylemi yalanların en büyüğüdür. AKP, bu söylemiyle 12 Eylül’ün yarattığı mağduriyetleri sömürmekte buradan rant devşirmektedir.” (BDP- Boykot bildirisinden)
– “12 Eylül Anayasası ile hesaplaşma olarak pazarlanmaya çalışılması, daha önce de benzer örneklerini gördüğümüz, halkı aptal yerine koyan, aldatmaya ve kandırmaya dayalı AKP tarzı politik bir hamledir.” (TKP)
– “12 Eylül’de ‘Kenan Evren'i yargılayacağız’ diye bu milletten oy istediler ama kabahat Başbakan’da değil, kabahat o dönek solcuların. ‘Yapmayın, etmeyin’ dedik, ‘Bakın sizi kandırıyorlar’ dedik. ‘Yok. Bu Kenan Evren’i yargılayacaklar, kusura bakmayın biz evet diyeceğiz’ dediler. Bir de ‘Yetmez ama Evet’ dediler. Millet kandırılmıştır.” (Muharrem ince)
Bu kadarı yetmez ama evet sanırım maksat hâsıl olmuştur...
--spoiler--
imdbpuanı 5.3 olan , başrolünde kevin costner'in oynadığı korku/gerilim filmi.
yaptığım küçük bir araştırmaya göre filmi izlemeniz çok tavsiye edilmiyor , genel olarak yorumlar zaman kaybı olduğu yönünde.
23 nisan da ellerine değişik renkte bayraklar verilen biz erkek çocuklarının yaptığı gösteridir.
o zamanlar bu kadar değişik anlamlara geldiğini bilmiyorduk tabi.
benim numaram 23-n idi.
şuradan ulaşabilirsiniz kaynağa.http://www.ntvmsnbc.com/id/25200568/.
adamın eşcinsel olduğunu anlama şekli çok ilginç geldi bilim adamlarının.
ya bir aksilik olmuşsa ?
sol frame de , fransa'nın türkiye'ye müdahalesi , abd'nin türkiye'ye müdahalesi başlıklarını görünce açmaktan kendimi alamadığım başlık.
belki mümkündür , türkiye'de herşey mümkün .
50 yıl sonra buradan müdahale ederiz abd'ye , sonra abd'den fidye filan alırız, di mi?
bir kitlemiz var ki bizim , kömürle oy alındığını sanır .
biz hep o kitlenin dediklerini dinledik yıllardır , o kitlenin sanatını konuşup , onların oyunculuklarını izlerken aralarda onların reklamlarını izledik.
çünkü onlar okumuş yazmış , feleğin çemberinden geçmese de , rüşvetin çarkını dolanmışlardı memuriyet kariyerlerinde.
onlar da o kadar izlenmekten olacak ki , bizim ne düşündüğümüzü , ne konuştuğumuzu ve nerede yaşadığımızı unutmuşlardı.
biz de onları unuttuk tabii ki , yavaş yavaş sahneden silinirken onlar , giderayak yaptıkları esprilere gülüyoruz acı acı , hökümetin dağıttığı kömürle ısınırken...
az önce karşılaştığım olaydır. ha evet internet kafeden giriyorum nete, o kadar zenginim. neyse konuya geleyim;
elimde nescafe bardağım ve gelen maillere bakarken sol arka tarafda ayakta dikilen ve genelde şu arkadaşlık sitelerinde profiline numarısını yazıp ''olgun bayanlar arasın''
tipinde bi adamdan gayet emin bi ifadeyle şu cümle geldi .
+adam -dayı
+dayı! şu iki masa sınırsız olsun.
-tamam dayım 12 de kapatacaz.
beni tam da bu şekilde aktar
olmak istediğim gibi
hem de büyük ve ufacık iken
dersem inanılmaz sanki
beynim değil , kelepçeli ellerim söylesin
özgürlüğüm deki tutsaklığı
bide bakkal dan 3 kelime alıver gelirken
şiirime karıştırdığım
ve demin, yüksek reyting alan ilişkiler kuracağım
dün çok yeni bir öykü bulurum
geçmişe doğru yönelirken yepyeni dimağım
çok çabuk unutuyorum geleceğimi
farkında mısın bilmem, gençleşerek öleceğimizin
değilsen git biraz da geleceğini oku
her şeyi ellerim mi söylesin sana
ne zaman vazgeçeceksin araştırmaktan
kaybederken zaman algımı
çok bilindik sırlarım da sen de kalsın
anlamımı terkettiğim yalan
keybettiğimi terkettim birtek...
artık bir önyargı aldı başını gidiyor , ve böyle giderse insanların konuşmasına gerek kalmıycak.herkes karşıdakinin düşüncesini tahmin ederek yorumlar'da bulunup hemen yaftalayacak.
herhangi doğru olan bir şeyi savunduğunuz'da yada doğru bildiğiniz bir şeyi savunduğunuz'da direk o doğruyu yapan tarafın aldığı tüm eleştiriler maruz kalıyorsunuz.
mesela anayasa değişikliğini savunduğunuzda direk akp 'ci oluveriyorsunuz.sigara yasağını savunuyorsunuz yine akp cisiniz, hatta ''fetullahcı''sınız.
her yapılan doğru ya'da yanlış şeyin arkasın'dan ''atam, bak vatanı ne hale getirdiler, kurtar bizi'' acizliğine bürünmek gereklimi?yoksa doğruları kim yaparsa yapsın desteklemek mi gerekir?
ve ben her doğruyu, mutlaka tartışmasız birileri yaptığı zaman mı savunacağım?
türkiye ölçeğin'de bırakın ,hatta dünya ölçeğin'de, geçmişi tartışmasız kaç siyasetçi var?