bir müslüman körü körüne kendisini adayacağı bir fikir edinmemelidir, bunun sebebi insan üretimi olan her yapıda - maddi veya manevi fark etmez- kusur bulunmasıdır, salt mükemmele ulaştıramamasıdır.
tüm örgütlenmeler, o örgütü yukarıya taşıma amacı gütmektedir; insanı değil. amaç bireyin kazanması değil, yüzyıllar boyu yaşatılmak istenen fikri ya da maddi bütünlüğü korumaktır.
bir müslüman ise kendi imanı için kendi mükemmelini oluşturmalıdır. yani 'ben kapitalistim!' ya da 'ben felsefe de şu fikrin adamıyım!' demek yerine her sistemin olumlu yönlerinden ilham almalı ve bununla bir yaşam kurmalıdır.
ülkemizde bunu yapabilen fikir adamlarından birisi de nurettin topçu' dur. kendisi sosyalist ve ahlaklı anadolu adamıdır. anadolu sosyalizmini yaşatan isimdir. ki ayrıca tam bir diktatör olmasına rağmen odasında adolf hitler portresini mehmet akif ersoy portresiyle birlikte bulundurur.
kısacası fenomenlik, müslüman kişinin inancıyla fikrinin arasında sıkışıp kalmasına neden olur. kapitalist musluman da buna örnektir. yaşamında kapitalist düzene mi yoksa inancına mı uyması gerektiğini bilemez ve kendi küçük dünyasında büyük buhranlar yaşatır.
kendi düşüncelerinden korkan insandır. başkasının haklı olmasından korkan ve bu korkuyu saldırıya geçmek için kullanan kişidir.
bu tip kişiler özellikle çocukluk ve gençlik döneminde, yani karakterin şekillendiği zamanlarda, sürekli "sen yanlışsın lafını!" işitmişlerdir. kendi savunma güdüsü üst seviyelere geldikten sonra, yaşı ilerledikten sonra ise bu kişi; fikir ve hareketlerini kendi dünyalarının dogmaları haline getirirler. bu durum insanın düşünce kapasitesinin alçalmasına neden olur.
Zıt fikirlerin bulunduğu ortamda ufak vapli tartışmalardan uzak kalmak, hayata izleyici konumdan devam etmek, sosyal aktiviteleri genellikle sosyal medya üzerinden devam ettirmek, belli bir yaşa geldikten sonra herhangi bir işe girisecek yapıda ve donanımda olmamak, en basitinden iç gudulerini yerine getirecek gücü kendinde bulamayan erkektir.
Ancak bunlar keyfi kedere yapılan davranışlar değilde kişinin elinde olmadan yaptığı, ürkütüğü anlarda gerçekleşen eylemler olduğu zaman özgüvensiz erkek davranışı olacaktır.
Eski kabile dinlerinden, modern çağda oluşmuş yeni akımlara kadar her dinde sekil değiştirerek ortaya çıkan ayine ithaf edilen söz örneğidir. Kimi dinlerde bir insanın kurban edilmesi istenirken; bu şekil değiştirir ve her şeye karşılık bir ruh istenir veya belirlenmis standartlarda ki hayvan kabul edilirken kimi dinlerde; kimisinde sadece kişinin inanması istenir. Her armağan bir fiyata tabi olmalı fikri insanlarda binlerce yıldır hakim oldugu için, dinlerde ve dinsizlikte bile bir karşılık beklenir.
Nabızda ani düşüşe ve şok geçirmeye sebep olduğu için beynin kendini aniden kapatmasına ve halüsinasyon görmeye veya astral seyahat dedikleri olaya benzer bir durum yaşanmasına sebep olabilecek eylemdir. Hep merak ettiğim ama kaba etinin yemedigj olaydır.
Kendi dusuncelerimiz haricinde herhangi bir düşünceyi veya fikri zihnimizde canlandırmak epey tuhaf gibi gözükse de aslında çok ta değişik olmayan durumdur zira biz insanlar empati yapma yeteneğine sahibiz ve bu sebepten dolayı da her empati kurduğumuz anda bir baskasının düşünceleriyle ve zihniyle hayal dünyamızı süsleriz. Bu sebeple de empati gücü yüksek olan insanların zihinleri daha çok çalışır ve daha renklidir. Aynı zamanda kolay bir şekilde manipüle etmeyi de basarabilirler.
Modern yaşama geçildikten ve bu yaşam şartları sıradanlaşmaya başlandıktan sonra köy hayatı elbet popüler olacaktı. Ayriyeten o yaşamın getirisi olan kazançları ve pozitifliği el üstünde tutulur ve şehir yaşamının tüm negatiflikleri de insanların gözüne batmaya başlar. Elde olamayan ve ulaşılamayan veyahut sıradan hale gelmeyen her şey insan için hedef haline gelir.
insan psikolojisinin en büyük açıklarından birisidir aslında bu durum. Özenmek, elde olmayanı elde etmeye çalışmak, ele geçirdikten sonra sıkılmak ve birakmak.. bu bizim için yaşam sürecinde bir kısır döngü olarak karşımıza çıkar.
Kısaca elde olana kadar kıymetli olacak köyde yaşam sürdürme halidir.
Evimin istikametinde mezarlık olduğu için her otobüse bindiğimde önünden geçiyoruz. Yine bir gün geçerken gözüm bir mezarda takılıp kaldı. En tuhaf hissettiğim anlardan biriydi ve o günden sonra her otobüsle geçerken gözüm o mezara buluyor ve ona bakmadığım zaman kendimi kötü hissediyorum. Bu böyle devam etti aylarca ve şimdi yavaştan o mezara bağlı olmaya başladığımı hissediyorum. Çok değişik bir hadise halbuki ama hiç yadırgamıyorum.