eşine aşkla,sevgiyle şefkat ve merhametle bakan erkektir. cinsel bir obje değil de ruhunun öteki yarısı olarak gören erkektir, cinsellik de olacak tabi ama bu bile aşkla olmalı.
1975 yılından itibaren yanlızca ingilizce eğitim veren ender dil okullarındandır. kurumun bazı eğitim kurumlarından farkı kur yerine level sistemini kullanması. kurslar 5 seviyeden oluşmakta;
level 1'de Türk hocalar,
level 2 ve 3'te bir gün Türk bir gün yabancı hocalar,
level 4 ve 5'de ise de her gün yabancı hocalar derse girmektedir.
kur sistemini benimseyen kurumlar gibi 6 kur vermek yerine 5 seviye verip beginner'ı da elemantary'nin içinde ücretsiz olarak vermektedir.
ayrıyetten her level'in sonunda sınav yapılmakta sınavı geçemeyenler yüzde on devamsızlık hakkını aşmamışlarsa, o seviyeyi ücretsiz olarak yeniden almaktadırlar.
bu psikoloji aylar öncesinde başlar er kişide. aylar öncesinde hesaplar yapmaya başlar, anne-baba, sevgili-eş vs. onların hasretine kendini alıştırmaya çalışır ama ne yazık ki gün geçtikçe bu hasret daha askere gitmeden artar da artar. hele ki sevgilinin hasreti! onu belki bir daha göremeyeceğini düşünürekten kendini heba eder durur. sevgiliye daha aylar öncesinde tembihler bak mektup yaz olur mu? der. ben yazacağım, sen yazmasanda diye de zoraki mektup ister orda mektup başkadır, ileride güzel bir anı olarak kalır diye de bir güzel süsler cümlesini. ve sanırım o son gün askeriyenin kapısından içeri girmeden öncesi bir dönüm noktasıdır, çünkü kapının içinden girdiği vakit annesini, babasını, kardeşlerini,sevdiğini herkesi o kapının dışında bırakır. belki her gün telefonla konuşsa bile yine de hasret çeker, özlemeyeceği insanları bile özlemeye başlar. şafak doğan güneş ne zaman olacak diye başlar gitmeden askere, ya da kapıdan içeri girdiği dakikadan itibaren... sanırım olayı çok duygusala bağladım ama gitmeme 40 gün kaldığı halde bunları düşünmeye başladım. yapacağım belki 12 ay paşalar gibi, belki de 6 ay su gibi ama yine de ne bileyim be sözlük hadi anne baba hasretine alıştık üniversite gurbetinde ama yar hasreti bir başka oluyor. hele ki zaten ayrı şehirlerde hasret çekiyorsan askere gideceğin vakit hepten hasretin artıyor ve başlıyorsun şimdiden özlemeye yüzüne, gözlerine bakmaya doyamadığın sevdiceğini...
başlığın aslı (bkz: ölürüm ey yar gözlerin gözlerime son kez değdiği vakit) olacaktı, ama malum 45 harf kotasına takıldık. tanım istenecektir şimdi buna; aşık olan kişinin sevdiği için dile getirdiği cümledir.
yarinin hasretinden yanan yaralı yürek sahibi kişi yanıyordur aşktan, artık o olmuştur. kendini cümlenin birinci tekil şahısından sıyırıp, artık üçüncü tekil şahıs olmuştur. sevdiği kendinden çok uzaktadır, ya da arada ki engeller sevdiğini ondan uzak kılmaktadır.aşık artık türküde geçen ellerin elime değdiği zaman, ister ölüm gelsin,ister ayrılık sözleri gibi der ey yarim! o güzel gözlerini son bir kez göreyim, göreyim de öleyim! çünkü hasret o kadar ağır gelmeye başlamıştır ki ne kalbe göğüs kafesi, ne de ruha beden kafesi yetmektedir... kalp artık sevgiliden başkasını düşündürmüyordur aşığın beynine. gözleri hep dalar aşığın, sevdiğinin hayaliyle yaşamaktadır. kendini hep onun yanında hayal eder onunla geçirdiği günleri, güldüğü, eğlendiği, gezdiği yerleri bir film gibi geçirir gözlerinden...
aşk! sen ne büyük, ne yaman, ne çaresiz bir hasret yumağıymışsın ki sardın sarmaladın beni, ördün kaderi mi harset ipleriyle der aşık elindeki sigarayı yarini öpercesine içerken...
12 aralık 2010 celp döneminde askerliğe alınacak olan lisans mezunlarının gideceği askerlik dönemidir.bunun bir de yedek subaylık sınavı vardır ki dört gözle bekliyoruz gelmesini.*
(bkz: askerim sözlük)
kim tarafından yazıldığını bilmediğim bir mani sözüdür, ve orjinali aşağıdaki gibidir;
A benim bahtiyarım,
Gönülde tahtı yârim,
Yüzünde göz izi var,
Sana kim baktı yârim.
ve bununla ilgili çok güzel bir yazıyı da paylaşmak istedim, yazının tamamı alıntıdır.
''Ben kafiye düşünüyorum oysa sevgilim bana:
''Yüzümden başka bir şey düşünme'' diyor.''
En kalın maske yüzümüzken hangi maskeyle yüzümüzü gölgeleyebiliriz ki?
Zaman, yatağını derinleştiren bir ırmak gibi yüzümüzde akıyor. Debisi yüksek kalplerin yüzleri vaktinden önce düşüyor, debisi düşük olan kalplerin yüzleri ise buz tutuyor, zamanda takılıp kalıyor.
Heykeltıraş: ''Yaptığım her heykel, bir göçmüşün yüzünü karşılıyor.'' dedi. Rodin: ''Taşın fazlasını atıyorum, geriye heykel kalıyor.'' demişti. Biz, vücudun fazlasını atıyoruz ve geriye kalana, ''yüz'' diyoruz.
Hacı Bektaş Makalat''ında yüze, sağdan ve soldan iki kişinin gelip yerleştiğini yazmıştı. Sağdan gelen kişi: Haya, soldan gelen kişi ise: Tam'aydı (açgözlülük). Sağdan ve soldan gelen kişiler, yüz daha kemal bulmamışken yüzü maskelemişlerdi. Utanma da bir maske, açgözlülük de...
Havva, dünyaya henüz inmişti; ama içindeki hasret köpüklenmişti bile. Bir avuç toprak aldı eline: ''Âdem'in yüzüne benziyor ve Âdem gibi kokuyor.'' dedi. Âdem de içindeki hasreti toprağa bakarak dindiriyor, Havva'yı orada arıyordu.
Yüz de hat vardı, satır satır işlenmişti. Kamil insan, insanı yüzünden tanır, okurdu. Yüzümüz, harf harf elimize düşse göreceğiz ki biz o alfabenin çok uzağındayız; oysa yüzünü okuyan bütün sınavlardan geçecek, postun tam ortasına kurulacaktı. Yüzümüzün çok uzağına düştük. Başka yüzlere gömülüp kendi yüzünün yüzeyinde kalanın vay haline! Bilgelik, ''var oluşu değiş, özü okumaktır'' yani yüzleri değil, yüzü okuyabilmektir. Ne zamanki insan, aynada yüzünü gördü, yüz bütün tılsımını yitirdi. Yüz, aynada değil yarin gözlerinden bilinirdi. insanın aynası, sevdalısı olduğu bir çift gözdü. Şimdilerde aynalara bakarak göz izlerini siliyoruz.
''Sana kim baktı yarim
Yüzünde göz izi var''
insanın kaderi, yüzüdür. Bütün inlemeler, bütün kezzaplar, bütün kıskançlıklar yüze dökülür. Kendisini öncelemek isteyen yüzünü erteler, yüzünü önceleyen kendisini. Kazananın yüz olduğunu sanırız; oysa ilk kaybeden hep yüz olmuştur. Sanırım Tolstoy haklıdır: ''Bir insan (yüz) güzelliğe yaklaştıkça iyilikten uzaklaşır.''
Çocuğunun yüzüne ilk kez bakan bir baba ne görür, Kendi kaderini, günahlarını görüp çocuğuna yazıklanır mı, kendisinin ötesinde bir varlığı görüp kendisine acır mı? Çocuğun yüzü kimin yüzüdür, annenin mi babanın mı? Eğer ikisinin de yüzüyse çocuk iki yüzlü mü olur; ama ikiyüzlülük yüz zenginliği değil yüzsüzlüktür.
Mesnevi ile yoldaşız: ''Acaba kendi yüzümü nasıl görebilirim? Ben ne renkteyim? Gündüz gibi miyim, yoksa gece gibi mi? Kendi ruhumun nakşını, resmini, bir hayli zamandır aradım, durdum; fakat o nakşı, resmi hiç kimsede göremedim. Sonunda kendi kendime dedim ki, ayna ne içindir? Ayna neye yarar? insan kendini bilsin diye icat edilmemiş midir? Demiri cilalayarak yaptıkları aynalar, görünen yüzleri görmek içindir; ama can yüzünü gösteren aynanın değeri ise çok pahalıdır. Bizim can aynamız ise ancak sevgilimizin yüzüdür.''
Ayıbından utanan bir uçurum gibi yüzünü gizliyor; yüzü, dağların görünmeyen tarafları gibi maskelerin ardında kalıyordu.
Yüzün, gözlerimin önünde bir peçe gibi duruyor, lütfen beni yüzünün karanlığında boğma!
kütüğü diyarbakırda olan insanlardır. ve bu insanlar istanbul gibi büyük şehirlerde iş görüşmelerinde önyargılı kişiler yüzünden uzun süre işsizlik yaşarlar. anlamadığım her diyarbakırlı kürt mü? ya da bölücü mü oluyor? hiç milliyetçi çıkmıyor mu içlerindende böyle önyargılı yaklaşılıyor? ya da şöyle diyeyim elazığ'dan zamanın birinde tunceli'ye verilen (bkz: çemişgezek) adında bir yer var ve burada yaşayanlar alevi değiller sırf kütüğü tunceli gözüküyo diye alevi mezhebinden mi oluyor bu insanlar? elazığ'dan zamanın birinde diyarbakır'a da verilen topraklar var ve buralarda yaşayan insanlar kürt bile değil ya türk ya da zaza bu insanlar sırf kütüğü diyarbakır yazıyor diye yargılanacak mı böyle. ya da ne zamana kadar böyle gidecek???
insanların çoğunun mutluluk anında aklına gelmeyen, ama üzüldüğünde, aşk acısı çektiğinde, ayrıldığında direk kaleme kağıda dert dökmesi işlemidir efenim.
eros'un attığı aşk ok'unu sevgi yerine habire acı çeken aşığın, eros'a al kardeşim ok'unu g.tüne sok. aşk dedin dedin, ağzımıza sıçıldı diye sitemleri sonucu iade etmesidir. *
aşık olunan kişi/kişiler tarafından darbe yemiş kişi söylemidir. acı vericidir, bu sözü sarf eden kişilerde güven kaybı had safhada olduğundan karşı cinsten bir süreliğine nefret etme aşamasına bile gelebilir. nerden mi biliyorum?
(bkz: kendim)
sevgili *gandi kemalcim bu yazıyı evet sana yazdım sen ne kadar namuslu bir adamsın, ne kadar dürüst bir adamsın ki sosyal sigortalar kurumunu felç edip sonra belgeniz varmı diye yüzsüzlük yapıyorsun sonra utanmıyorsun geliyorsun istanbul büyükşehir belediyesine başkan adayı oluyorsun istanbulu mu biliyorsun sen kağıttepeli dostum.* sonra gittin ben aday olmam dedin birde baktık genel başkan olmuşsun cehapeye. ama sende haklısın sevgili deniz abin ergenekonu kurtaramadı,avukatlığını yapamadı. sevgili haberal abin senden denizden daha iyi muhalefet olmanı bekliyor. yoksa biliyorsun saadet partisini başa getirecekmiş senin partin yerine. *
muhasebe,sigortacılık,bankacılık gibi sektörlerde bayan alınması durumu sonucu işsiz kalan/işsizlikle karşı karşıya kalan yurdumun genç erkeklerinin isyanıdır.
adı huzurevi olan aslında gerçekten huzurlu bir yaşam yaşaması gereken yaştaki ebevenylerin evlet ve torun hasretiyle evden ruhsuzca uzaklaştırılıp huzur yüzü görmeden ölmelerine sebebiyet veren hadisedir.
google'da bir kaç gündür arama yaparken aranılan kelimeyle ilgili başlıkların çıkmaması ve google'nin eskiye dönmesi. çok acayip moral bozucu bir durumdur.