Atatürk\'ün 7 Şubat 1923 günü öğle vakti Zağnos Paşa Camii'nde okunan mevlidden sonra minbere çıkarak yaptığı konuşmadır. Atatürk hutbesinde Allah\'ın birliğinden, şanının yücelğinden, islam dininin son ve kusursuz din olduğundan bahsetmiştir. Camilerin itaat ve ibadet ile birlikte din ve dünya için ne yapmak gerektiğini düşünmek için yapıldığını belirtmiştir.
Orijinal metin:
\"Ey millet, Allah birdir. Şanı büyüktür. "Allah'ın selâmeti, afiyeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara hakâyik-i diniyyeyi tebliğe me'mur rasûl olmuştur. Kanun-u Esâsîsi, cümlemizce malûmdur ki, Kur'anı Azumissandaki nusustur. insanlara feyz vermiş olan dinimiz, son dindir. Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate tamamen tevâfuk ve tetâbuk ediyor. Eğer akla, mantığa, hakîkate tevâfuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavânin-i tabiiyye-i ilâhiyye beyninde tezad olması icab ederdi. Çünkü bilcümle kavanin-i kevniyyenin menbai Cenab-i Haktır.
Arkadaşlar! Cenab-ı Peygamber mesaisinde iki dâra, iki hâneye mâlik bulunuyordu. Biri kendi ikâmet eylediği hânesi, diğeri din işleriyle iştigal buyurduğu Allah\'in evi idi. Kendi husûsi işlerini kendi evinde görür, âmmenin, ummetin hizmetini de Allah\'ın evi olan câmi-i şerîf'te ru'yet eylerdi. Biz de hazret-i peygamber'in usûlune ikdida ederek, milletimize tealluk eden husus için şu Beytullah'ta toplandık. Şimdi Hazret-i Allah'ın huzurundayız. Bunu bana müyesser eden Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarına arz-i şükran ederim. Çok memnunum ve bu vesile ile büyük bir sevâba nâil olacağımı ümid ediyorum.
Efendiler, câmiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Her şeyden evvel itâat ve inkiyâd-i tâmme ile ibâdet, din ve dünya için neler yapılması lâzım geldiğini düşünmek için yapılmıştır. Millet işlerinde her ferd başlı başına bir hizmet ifa etmelidir. işte biz de burada din ve dünya için istiklâl ve istikbâlimiz için, bilhassa hâkimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşüncelerini anlamak istiyorum. Amal-i milliyye, irâde-i milliyye yalnız bir salisin düşüncesinden değil, bil\'umum efrâd-i milletin arzularının, emellerinin muhassalasından ibârettir.
Binaenaleyh benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim."
Günümüz Türkçesi (O da ne demekse? biz neden 90 yıl önce konuşulanı anlamıyoruz o da ayrı konu ama buyrun)
"Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selâmeti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamber Efendimiz Hazretleri, Cenâb-i Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizami, hepimizin bildiği Kur'ân-ı Azimussan'daki açık ve kesin hükümlerdir.
insanlara maneví mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir. Çünkü dinimiz; akla, mantığa ve gerçeklere tamamen uymakta ve uygun gelmektedir. Eğer akla, mantığa ve gerçeklere uymamış olsa idi bununla diğer ilâhî tabiat kanunları arasında birbirine zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün tabiat kanunlarını yapan Cenab-ı Hak'tır.
Arkadaşlar! Cenab-ı Peygamber çalışmalarında iki yere, iki eve sahipti. Biri kendi evi, diğeri Allah'in evi idi. Millet işlerini Allah'ın evinde yapardı. Hazret-i peygamber'in mübarek yollarını takip ederek bu dakikada milletimize ve milletimizin şimdiki ve geleceğine ait konuları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde, Allah'ın huzurunda bulunuyoruz. Beni bu şerefe kavuşturan Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümit ediyorum.
Efendiler! Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, söylenenleri dinleme ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılması lazım geldiğini düşünmek, yani birbirimizin görüş ve düşüncelerini almak için yapılmıştır. Millet işlerinde her ferdin zihninin başlı başına faaliyette bulunması lâzımdır. işte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz için her şeyden önce hakimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım.
Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşüncelerini anlamak istiyorum. Millî emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, millet fertlerinin tamamının arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir. Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim."
Herkesten farklı olduğunu, daha zeki olduğunu hissettirme çabasıdır.
Etrafınızda herkesin beğendiği bir filmi, kitabı, elektronik bir aygıtı, arabayı kısacası hemen her şeyi eleştiren, kendince olgunun önemsiz, basit ve iyi olmadığı noktasında delilleri bulunan insanlar görmüşsünüzdür.
Bu tip insanlar, kendisi de bizzat beğense dahi topluluk içinde herkesin beğendiğini şeyleri beğenmeyerek farklı olma ya çalışır. Bu davranışın altında herkesten daha zeki olduğunu hissettirme, daha farklı olduğunu dışa vurmaya çabası yatar. Kolay kolay kimsenin anlayamayacağı şeyleri ancak kendisinin anladığını düşünür. Yeni aldığınız bir saate Kaça aldın? Çok para vermişsin, Eminönünde şu kadara satıyorlar. diyen tipler de bu sınıfta yer alır. Bu tip insanların azınlıkta kalmaktan müthiş bir keyif aldıklarını görürsünüz, onlar için mevcuda muhalif olmaktır farklı olmak. Zekânın göstergesidir. Aklın yolu onlar için bir değildir. Kimsenin beğenmediğini beğenmek, herkesin beğendiğini basit, sıradan görmektir genel davranış eğilimleri.
Bu tip davranışların münferiden sergilenebildiği gibi topluluk halinde de sergilenmesi mümkündür. Bireysel olarak azınlık sendromu eğilimi olmayan insanların kendilerini ait hissettikleri grubun düşünce yapısının azınlıkta kalması sonucu, bir savunma mekanizması olarak kendini çoğunluktan daha akıllı görme eğilimi oluşur. Böylece mevcut düzen içerisinde kendi düşünceleri itibar görmese de zaten çoğunluk kendi düşüncelerini anlayacak kadar zeki (!) olmadığından, düşüncesinin kıymeti anlaşılamamış, yeterince değeri bilinememiştir. Kendini uçtuğu için idam edilen Hezarfen Ahmet Çelebi gibi görür. Zira etrafındakiler ne büyük işleri düşündüğünü yıllar sonra ancak anlayacaklardır.
Özellikle siyaset eksenli ayrışmalarda sıkça karşımıza çıkar bu davranış tipi. Kendi düşünce yapısının ülkenin %20 si tarafından paylaşıldığını görmek seçmeni savunma mekanizması olarak azınlık sendromuna iter. Böylece azınlık olmakla birlikte ülkenin çoğunluğundan daha zeki ve ileri görüşlü olduğu konusunda kendini ikna eder. Bununla da kalmaz, çoğunluk olarak bir partiye oy vermiş insanları ülkesini düşünmemek hatta ülkesini satmakla suçlar. Neticede eğer çoğunlukta olan seçmenler de kendisi gibi düşünecek kadar akıllı olsalardı kendi partisinin birinci gelmesi gerektiğini düşünür.
Ülkemizde özellikle CHP seçmeninin azınlık sendromu eğiliminde olduğunu görürüz. AKPye oy veren insanların da kendi hür iradeleri, kendi zekâları olduğunu kabul etmez, bunun altında kömür, bulgur makarna arar. AKPnin %50 oy almasının hiçbir önemi yoktur. Hatta o %50 içinde kendisinden kat be kat daha zeki insanların, akademik kariyer sahiplerinin, bilim adamlarının, iş adamlarının, sanatçıların olması da sonucu değiştirmez. Bütün o oylar kömür ve makarnadan devşirilir.
hergün ülkemin sırtından dünya para kazanması nedeniyle benim de düşündüğüm olaydır.
microsoftun bu ülkede son kullanıcıdan para kazanamadığı gerçek ancak şirketler ve kamu kurumlarından dünyanın parasını alıyor. zira telif yasaları gereği ne şirketler ne de kamu kurumları korsan yazılım yükleyemiyor.
şahısların kullandığı bilgisayarlardaki yazılımın korsan olduğunu anlayıp ekranı karartan microsoft neden yazılımı tamamiyle kullanılamaz hale getirmiyor? pazar payı endişesi yüzünden.
şimdi güzel ülkeme soruyorum:
en azından yalnızca kamu kurumlarında kullanılmak üzere neden pardus veya benzeri yerli bir işletim sistemine ağırlık verilemiyor.
kaldı ki tablet piyasasının en zayıf işletim sistemi olan windowsu fatih projesine dahil etmenin mantığı nedir? yer gök android olmuşken -andorid in de bir çok güvenlik zaafı olduğu gerçeği var ancak- neden windowsta diretilir?
oysa google ile anlaşma yapılarak modifiye bir andorid gayet hoş olurdu.
carrefour denilen fransız şirketin Ataşehir mağaza müdürü Evren Gül'ün gönüllü olarak kızılay standında çalışan üniversite öğrencisi Elif demirci ye sarfettiği sözdür. mağaza müdürcüğü evren gül:
"baş örtülü olarak alışveriş yapabilirsin ama başörtülü olarak çalışmazsın" diyerek taşdığı kafanın kendisine değil sarkozy e ait olduğunu göstermiştir.
carrefour kendi personeli olsa dahi haddi olmayan bu hadsizliği mübarek ayda kızılay standında "gönüllü" olarak çalışan bir insana karşı nasıl savunur orası ayrı konu.
şimdi bu kafa bi zahmet s.ktirsin gitsin fransada sarkozy amcasına şarküteri ürünleri satsın. böyle adama bu memlekette ihtiyaç yok.
arasan sorsan bu tiplerden çok özgürlükçüsünü de bulamazsın iş bira içmeye gelince ortalıkta yavşak yavşak özgürlüğüne sahip çık diye dolanan bünyeler bu kızın özgürlüğüne de sahip çıkacaklar mı?
son günlerde sık sık heykel civarında elinde fotoğraf makinesi ile gördüğüm akp eski (23. dönem bursa) milletvekili.
kimsecikler de yok etrafında. artık siyaset dışı kaldığı için dalkavuklar başka kapılarda sanıyorum. kendisini çok tanımam görünce hüzünleniyorum ne yalan söyleyim.
geç gelen edit:) etrafında kimselerin olmaması durumunu yanlış yorumlamışım. kendisi rahat rahat fotoğraf çekebilmek için yalnız dolaşıyor sanırım.
son zamanlarda sezinlediğim gayrettir. özellikle şike davasının ergenekon davası ile birlikte anılmaya çalışılması çabaları bu düşüncede etkili oldu. fenerbahçe ile ergenekoncular arasında ya da tutuklu askerler arasında inceden inceye bir bağ kurulmaya çalışılıyor. yalnız dikkat edilmesi gereken bir husus var. bir çok ülkede belirli siyasi görüşlerin futbol takımları olsa da ülkemizde hiç bir spor kulubü hiç bir siyasi oluşum ile birlikte anılmaz, anılmamalıdır.
siyaset başka iştir, spor başka iş. karıştırmayın efendiler.
son günlerde sözlükte sıkça rastladığım basitliktir. özellikle ideolojik konularda ortaya atılan bir iddiaya kaynak olarak forum sitelerinde kim olduğu, hangi düzey bilgiye sahip olduğu belli olmayan zevatın yazdığı iki satır yazıyı doğru kabul edip onunla tezini savunmaya çalışan yazarımsılar var.
bu arada yüzü yaralı bebeğin resmini facebookta paylaşırsan mark zikenberg bebeğin ailesine paylaşım başı 1 tl veriyor.
nedir efenim bu burçlar; işte karakterin özellikleri vs. belirler. yahu akıl var fikir. gen var genetik var. şimdi iskandinavya'da norveçli ana-babadan 29 ocakta doğan çocuk ile güney afrikada afrikalı ana-babadan 29 ocakta doğan çocuğun karakterleri bilmem neleri sırf aynı gün doğdular diye birbirlerine mi benzeyecek. venüs dünyaya daha çok yaklaştı diye bu iki ayrı dünyanın insanı gelecekten aynı şeyleri mi bekleyecek. biraz gerçekçi olun canım. atın şu at gözlüklerini atın. *
arada girip fotoğraflarına baktığın, özleyen diğer arkadaşların, aile fertlerinin yorumlarını okuduğun, girince insanın içine garip bir hüznün çökmesine neden olan profildir.
zordur, girip iki satır bir şey yazayım dersin ama yazsan nolacak yazmasan ne? yazdığını okuyabilecek mi seni duyabilecek mi?
zor be! insan hala inanamıyor hele de yaşıtının öldüğüne. bir türlü kabullenemiyor. genciz olum daha yakışır mı bize ölüm diyesin geliyor ama kime yakışıyor ki bize yakışsın ya da kime yakışmadı ki bize yakışmasın!
uç noktalarda dolaşan entellerin, sanatçıların başarısız olduklarında sıkça sığındıkları limandır.
efenim bunlar işi iyi yapamadıklarında hemen halk anlamıyor olur. la oğlum yaptığın iş bok gibi kimse sallamıyor işte. yok olur mu halk * bunları anlamıyor. zaten halk çok sığ sanattan anlayacak bakış açısına sahip değil.
bu tip insanları görünce "kral çıplak" diye bağıracak bir çocuk arıyorum etrafta ama yok işte masal değil ki kodumun hayatı. ulan adam kargacık bırgacık bir şey yapmış. bi de saatlerce anlatıyor yok burda şunu betimledim yok şurasında şu manalar, bu duygular, öteki mesajlar, beriki göndermeler var. la bi halt yok olum orda. sıçmış batırmışsın. iki tane de hödük bulmuşsun yanına korkmuş bi şeyden anlamıyor demesinler diye sen ne desen kafa sallıyor.
yok azizim yok bu ülkede sanattan anlayan kimse yok.
siktirin gidin lan. asabım bozuldu yine.
cezayir başbakanı Ahmed Uyahya'nın türkiye'ye *sert çıkarak! fransa'nın cezayir katliamını iç siyaset malzemesi yapmamasını belirtmesi üzerine Cezayir'in güçlü muhalif partilerinden En Nahda Partisi lideri Fatih Rebi'nin cezayir başbakanı Ahmed Uyahya'nın istifasını istemesidir.
Rebi'nin "Kardeş ve Müslüman ülke Türkiye Cezayir halkının yanında yer almıştır. Bizim uzun yıllardır süren bir ortak tarihimiz ve din kardeşliğimiz var. Yıllarca beraber yaşadık. Biz tarihimizi çok iyi biliyoruz. Fransızların yazdıkları uydurma tarihe ihtiyacımız yok. Osmanlılar olmasaydı Cezayir ispanyollar tarafından işgal edilir ve Katolikleştirilirdi. Cezayir;in Fransız sömürgesi altına girmesine Osmanlılar yol açmadı. Cezayirli Müslümanların zayıflığı ve Osmanlı;nın emperyalistler tarafından dört bir yandan kuşatılması sonrası ülkemiz sömürgeleştirildi." demesi de hem fransa'ya hem de içimizdeki "fransızlara" ayrı bir kapak olmuştur.
bireysel olarak * mümkün mertebe yerli malı ürünler tercih edilmeli. ürünün yerlisi yok ise türkiyede üretilmiş, barkodu 869 ile başlayan ürünler almaya özen gösterilmeli. yerli ürün tercihi arttıkça cari açığın en büyük kalemi olan ithal ara mallar kalemi de uzun vadede yurt içinden temin edilir hale gelecektir. aksi halde hem ben istediğim gibi ithal ürün kullanayım hem de cari açık yüksek diye avazım çıktığı kadar bağırayım biraz çelişkili oluyor sanırsam.
eğer cari açığı eleştireceksen önce bireysel cari açığını kapatacaksın. amcam ayağında converse, üzerine lacoste takar, cebinde iphone eksik olmaz, bindiği araba ithal, yemeği mcdonalds ta kahveyi star f.cks ta içer sonra da sırf eleştirebilmek için vay efenim ekonomi iyiye gitmiyor da vay cari açık yüksek de bilmem ne.
herkes önce kendinden başlamalı değişime. sen iki gramlık keyfinden vazgeçme fedakarlığını göstereme ama öküzlemesine bütün ekonomik sistemi eleştirme özgürlüğü tepe tepe kullan. yok öyle üç köfte 5 kuruşa.
orta anadoluda başkasının namusunda gözü olan insanların içinde bulunduğu eylemler bütününe verilen ad. tecavüzcüler için de kullanılır. şerefiszliğin en bariz göstergesidir.
sonuna kadar desteklediğim uygulamadır.
bütün ülkelerde hafta tatili kutsal kabul edilen günlerde yapılır. bana ne hristiyanın kutsal gününden? benim için cuma kutsalsa cuma olacak tatil.illa bi gün tatil olacaksa neden hristiyanın kutsalında tatil yapıyorum ben?
şimdi peşin peşin dünyaya entegre olmak, modernlik çağdaşlık vs. diyecekler için israile bakmak yeter. israil ctesi yapıyor. geri mi kaldılar bizden??? yahudulikte cumartesi yani şabatta çalışmak haramdır. o gün hiç bir yahudi çalışmaz. kutsalı o dur ona göre davranır. bizde cuma herkes çalışır. hatta iş yerinde amirin izin vermezse cuma namazına bile gidemezsin. çünkü vakit öğle arasına denk gelse bile ya namaz mesaiden geç biter ya erken başlar. ya 5-10 dakika erken ya da geç olur. bu durumunda amirinin, patronun insafına kalırsın. yahu hani ibadette özgürlük vardı. hani allah ile kul arasına kimse giremezdi. bak giriyorsun işte hem de devlet eliyle giriyorsun. hani din ve devlet işleri ayrıydı. bizim modern yobazların laiklikten anladıkları, din devletin hiç bir işine karışmasın ama devlet dinin her şeyine karışsındır.
devlet bana namazı kimin kıldıracağına karar verir. namaz kıldıran adama da bana namaz kıldırdı maaş verir. kadro verir. sonra bana namaz kıldıracak adamın bana nasıl vaaz vereceğine karar verir. olur ya camide devletin istemediği şeyleri söylemesin diye. devlet hiç bir yerde cami yapmaz, yaptırmaz camiyi cemaat dişinden tırnağından artırır yapar. şak diye oraya imam atar devlet ki din kontrlünde olsun. hadi benim camime imam atadın. peki ortodoksun kilisesine de patrik/rahip atayacak mısın? onların dini törenlerinde hangi vaazları verdiğini merkezden belirleyecek misin? veya alevi bi vatandaş çıktı dedi bizim cemevlerimizde dedelerimiz var. dedeleri de kpss ile atayacak mısın? veya bir sinagoga haham atayacak, maaşını da verecek misin?
an itibariyle din türkiye cumhuriyeti devleti üzerinde hiç bir etkiye sahip değildir. eğer laiklik (ilk okulda bize ezberletildiği gibi) din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ise devlet elini bir an önce dinin üzerinden çekmelidir. yok laiklik başka bir şey ise bir babayiğit çıkıp bunun tanımını bize yapmalıdır.
Bıçağın kemiği de delip geçmeye başladığı bu günlerde devlet büyüklerimden bir ricam var. Terör belasını bu memleket üzerinden defetmek için ne fedakarlık yapmak gerekiyorsa bu ülkenin vatandaşı olarak ben bu fedakarlığa hazırım. Gerekirse AB ye, ABD ye BM ye ve bağlı bulunduğumuz bütün uluslar arası kurum/kuruluşlarla ilişkilerimizin dondurulması ve terörü ve uzantılarını bu ülkeden tamamen temizleyene kadar dünyadan izole olarak , terörle mücadele edilmesini öneriyorum. Ülke olarak bu süreçte belki benzin bulamadığımızdan ulaşımda, ilaç bulamadığımızdan sağlıkta, belki gıdada çok büyük zorluklar çekeceğiz, belki şu anda yaşadığımız refah düzeyine uzun süre hasret kalacağız ama hiç olmazsa bizden sonra gelen nesillere temiz bir ülke bırakma şansımız olacak. Ülke genelinde terörün siyasi, askeri her türlü uzantısıyla mücadele için seferberlik ilan edilmesi gerektiğini bunun neticesinde oluşabilecek bütün olumsuzluklara en azından kendi adıma hazır olduğumu beyan ediyorum.
Uydurdukları bu terim gereği sınırsız internet paketi bulunan müşterilerine önceden bildirim yapmadan hız sınırlaması uygularlar. Müşteri hizmetlerini arayınca da ehi ehi ehi bıdı bıdı bıdı bıd bıd bıd. derler.
Reklamlarına baksan yok hız azalmazi net hiç kesilmez. Aha sana kesinti hem de babası.
Sermaye, Banka Kanununun 5. maddesi gereğince her biri 0,10 TL itibari kıymette ve tamamen ödenmiş bulunan 250.000 hisseden oluşan 25.000 TL tutarındaki ödenmiş sermaye ile 30 Aralık 2003 tarih ve 25332 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5024 sayılı Kanun hükümlerince ödenmiş sermaye kaleminde yapılan işlem sonucu 46.208.524 TL tutarındaki enflasyon düzeltmesi farkından oluşmaktadır. Hisse senetlerinin sınıflarına göre dökümü aşağıda yapılmıştır:
Sınıfı yüzdesi
A %54,72
B %25,74
C % 0,02
D (*) %19,52
(*) Medeni Kanun uyarınca Hazine Müsteşarlığına intikal eden 53 adet hisse, D sınıfında izlenmektedir.
A sınıfı hisse senetlerinin tamamı Hazineye aittir. Hazinenin D sınıfında yer alan hisseleri ile birlikte sermaye içindeki payı yüzde 54,74tür. B sınıfı hisse senetlerinin tamamı Türkiyede faaliyette bulunan Milli Bankalara tahsis edilmiştir.
B Sınıfı Hisse Yüzde Dağılımı
T.C. Ziraat Bankası A.Ş. %19,23
T. Garanti Bankası A.Ş. %2,48
T. iş Bankası A.Ş. %2,33
T. Halk Bankası A.Ş. %1,11
Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. %0,55
Akbank T.A.Ş. %0,03
Türk Ekonomi Bankası A.Ş. %0,01
TOPLAM %25,74
Milli Bankalar dışında kalan diğer bankalarla, imtiyazlı şirketlere tahsis edilen, 15.000 adet hisse senedi ile sınırlandırılan ve toplam hisselerin yüzde 0,02 si olan 54 adet C sınıfı hisse senetlerinin tamamı ING Bank A.Ş.ye aittir.
dip not: tamam a sınıfı hazinenin. b sını bankaların. c sınıfı oyak bankındı o da ing nin oldu da bu muhterem "d" sınıfı hisse ne oluyor?
tcmb ye yaptığım yazılı başvuru sonucu çok şaşırdığım bir bilgiye ulaştım. kim olduklarını bilmiyorum ama d sınıfı hisselerin "bazı" gerçek ve tüzel kişilere ait olduğunu öğrendim. kimdir bu gerçek kişiler? cevap yok. kimdir bu tüzel kişiler ona da cevap yok. peki dedim ben de merkez bankasına ortak olmak istiyorum. sonuçta bu ülkenin vatandaşıyım kendi öz bankama ortak olayım. 25.000 TL değil mi kardeşim sermayeniz. vereyim 3-5 bin lira ortak olayım tüm bankaların başına.
olmuyor tabi. neymiş efendim. merkez bankası hisseleri ikincil piyasada işlem görmediğinden alınıp satılamazmış. "çok özel durumlar"da alınıp satılmasına da banka yönetim kurulu karar verirmiş. bu arada merkez bankası a.ş. nin 2010 yılı net karı 857.137.889 tl yani 857 trilyon.
ayrıca 2010 yılı nakit akım tablosunda 1.841.125.000 TL temettü ödemesi yaptığı belirtilmiştir. bunun tamamını 2010 yılı karından yapmadığı açık.
hadi şimdi çıkalım bu işin içinden. tüm piyasayı regüle etme gücüne sahip bir kuruluşta gerçek kişi ortakların ne işi vardır? bu gerçek kişiler merkez bankasından kar payı alır mı? alırsa yılda ne kadar kar payı alırlar? neden sadece "bazı" kişilerin kar payı alma hakkı vardır?
Kuruluşundan beri halka açık bir şirket olan iş Bankası, bugün Munzam Sandığı aracılığı ile çalışanlarının ve emeklilerin % 39,29'una ortak olduğu ve ülkemizde benzeri olmayan bir ortaklık yapısına sahip. (demiş ama benzeri vardır. üfürmüş biraz)
Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre, 30 Haziran 2011 tarihi itibarıyla iş Bankası'nın ortaklık yapısı aşağıdaki gibidir:
iş Bankası Munzam Sandık Vakfı: % 39,29
Atatürk Hisseleri (Cumhuriyet Halk Partisi)*: % 28,09
Halka açık pay: % 32,62
Mayıs 1998'de T.C. Hazinesi'nin iş Bankası'ndaki % 12.3 oranındaki payı, başarılı bir halka arz işlemi ile yerli ve yabancı yatırımcılara sunuldu. Bu hisseler bugün iMKB'de ve Londra Borsası'nda işlem görüyor.
*Atatürk'ün vasiyeti çerçevesinde mülkiyeti Cumhuriyet Halk Partisi'ne ait olan söz konusu hisselere ilişkin temettü geliri, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu'na bırakılmıştır.
bugün akşam iş çıkışı radyoda da dinlediğim, bir taraftan destek verip ümitlendiğim, öbür taraftan yüzümde hafif bir gülümsemeye neden olan haberdir.
yüzümde hafif gülümsemenin nedeni: chp nin referanduma bakış açısı ve inadına hayır propaganda yapması idi. o zaman meydan meydan dolaşıp bangır bangır bağırıp hayır demesi için insanları ikna etmeye çalışcaksın sonra da çıkıp bakın 12 eylülün mağdurları var bunların sorumluları yargılansın diye siyasi rant elde etmeye çalışcaksın. hangi yüzle?
yahu sen daha 12 eylülcülerin yargılanması için evet bile diyememişken şimdi ben senin hangi samiyetinin neresine inanayım.
son günlerde tv de sıkça reklamı dönen, insanın yattığı yerden para kazanma şansı varmış hissine kapılmasına neden olna reklam. sonunda ne çıkacak merakla bekliyoruz. tüm ülke halkı olarak zengin olamazsak görüşürüz ali beyle.