performans primi adı altında,
insanlara üç kuruş daha fazla verip, emeklerinin
asıl karşılıklarını sağlamak için insanları maymun eden
zihniyetin yaptığı şerefsizliktir
kapitalist sistemde bunlar artık şerefsizlik değil, ne kadar ekmek o kadar köfte!
olarak adlandırıyor. yazık ki buna adapte olmakta zorlanmadı insanımız.
ne zaman biz bu kadar şerefsiz olmuşuz?
ne zamandır selam verdiğimiz yarenimizi satar olmuşuz?
şerefini iki paralık edenlerin seve seve yaptığı ve yapacağı şeydir.
bunu yapmayıp aç kalanlar da vardır. ister inanın ister inanmayın; isterseniz gerizekalı, mal, dangalak diyin. hala şeref ve onur gibi kavramların varlığına inanan insanların gözünde gerçekten çok farklı bir konumdadır bu insanlar. ayrıca bu entry bir kaybedenin serzenişi değildir, yazar burada sadece çevresinden örnek vermektedir.
siz hala kendi çıkarlarınız için kardeşlerinizi gözünüzü kırpmadan satın. zerre değeriniz yok bazı insanların gözünde, bir avuç çapulcu kara sinekten başka bir şey değilsiniz. **
doğruluğundan zerre şüphe edilmemesi gereken önermedir. mesai arkadaşını ezmek biraz karaktersizce gelebilir ancak buna ekarte etmek denmesi daha hoş olabilir.
şimdi reel şeylerle size sunayım bu gerekçeyi. bir kurumda çalışıyorum. benimle aynı pozisyonda aynı işi yapan bir başka arkadaş daha var. şimdiye kadar hiç ezmedim kendisini, hiç saf dışı bırakma gereksinimi duymadım. sebebi ise tamamen vicdani bişeydi. ulan hiç yakışmaz bana derdim ancak fikirlerim tamamen değişti.
efendiler düşünün ki bu birlikte çalıştığınız arkadaşınız çarpım tablosundan habersiz bir insan olsun. düşünün ki yaptığınız iş aylık yaklaşık 1.5 trilyonluk bir hesap işi olsun. düşünün ki excel'den zerre çakmayan bir insanla çalışın. düşünün ki karar verme yetisine özelliğine sahip olmayan, korkak ve ürkek birisiyle aynı işi yapıyorsunuz. bütün mekanizma sizin üzerinizden yürüyor olsun.
bu arkadaşın tek özelliğinin genel müdür tarafından tanınıyor olduğunu düşünürseniz sinirleriniz bozulabilir. lan bir insan bu kadar aptal olup bu kadar bu kadar önemli bir işte nasıl çalışır anlamıyorum.
şimdi bu arkadaşı ezmesem nasıl yükselir ya da sivrilirim? imkansız birşey. bu zamana kadar yapmadım zira hoş olmazdı ancak özel sektör gerçekten böyle bir yapılanma. bu arkadaşın artık şansı var mı? onu da kimse bilemez.
size nacizane tavsiyem, kesinlikle kimseyi tanımayın. kariyeriniz ve geleceğiniz için karakterinizi ve şerefinizi satmayın ancak kimseye de acıyıp önünüze engel olmasına müsade etmeyin.
ben mi? ben yaptım ve çok pişmanım. şimdi birden silip atamıyorum önümden ancak zamanla olacak.
adamın biri ölmüş ve öte tarafta buna cehennemi gezdirmeye başlamışlar.
bakmış ki cehennemde dev gibi kazanlar var. kazanların altında korlu ateş, kazanların içinde insanlar kaynayıp duruyor.
her kazanın üzerinde bir milletin bayrağı var. ingiltere, almanya, isveç, japonya... tüm dünya milletleinin kendilerin ait kazanları var.
her kazanın başında zebaniler var ve bu zebaniler kazandan çıkmaya çalışanları tekrar kazanın içine atıyorlar.
adam bir bakmış ki, türk bayrağı olan kazanın başında zebani yok!
yanındaki görevli zebaniye sormuş:
_Her milltin kazanının başında zebani var, bizim kazanın başında neden yok?
Zebani gülümseyerek cevap vemiş:
_ Diğer kazanlarda insanlar birbirlerine omuz vererek çıkmaya çalışıyor, bizler onları tekrar içeri atıyoruz. Türkler de durum farklı! Onlarda biri dışarı çıkmaya çalışınca, diğer çıkmaya çalışanın ayağından tutup içeri çekiyor böylece kendisi çıkmaya çalışıyor. Ancak onu da bir başkası ayağından tutup çekiyor içeri. Bu durum böyle devam edince, bizlerin kazanın başında beklememize gerek kalmıyor!
Daha çok holywood filmlerinde rastlanılan olaylar zinciri. Yükselmek için birilerinin ezilmesi gerektiği fikrinin savunucularının gerçekleştirdikleri eylem.
Başarısız olunduğunda yansıtılan kısa filmdeki bir tümce, şöyle ki : " Hayır, şimdiye kadar yaptıklarım. Hilelerim, hurdalarım. Çabalarım, azmim, başarılarım, çaldıklarım çırptıklarım, üstüne bastıklarım, aldattıklarım.." olarak devam eder...