Öyküsünün hayatı karşılayan bir boyutu vardır. insana ve olaya yönelik tanıklık, izlenim ve duygulanışlarla kurduğu öyküleri, çağrışımsal zenginliklerle süslüdür. Öyle bir kez okunup tüketilebilecek öykülerderden değildir.
Yazarın 'ayrı bir ses' olabilme düzeyini sergileyen başlıca öyküleri ise: Yarım Kalmış Bir Flamenko, Karamela Şekerleri ve Kar Yıldızı'dır.
Ayrıca, 'renklerin öykücüsüdür' diyebilirim. Bu zamana dek hiç duymadığım birbirinden garip ve etkileyici renkleri, ilk defa onun öykülerinde gördüm. Hangi renkler mi?
istanbul Esenyurt Üniversitesi'nde Yardımcı Doçent olarak görev yapan şair Cihan Oğuz'un, Şeyma Koç'un öykü kitabı Küllerin Şehveti'ne yönelik Varlık Dergisi'nin aralık sayısında yayımlanan yazısı daha sonra Yeşil Gazete'de yayımlanmıştır.
"Şeyma Koç, öykünün ağlarını örerken, sadece kahramanları ile zaman/mekân boyutunu katmıyor işin içine. Zaten okuyanı şaşırtan üstünlüğü de burada ortaya çıkıyor yazarın: Her birinin hayatını kendisi yaşamışçasına oluşturduğu karakterler, o kısacık öykülerde, hayata ilişkin metaforlarla buluşuyor."
Semih Gümüş'ün başında bulunduğu Oggito Öykü'de "Et" isimli öyküsünü okuyup ürktüğüm yazar.
"Kızıl yas elbiseleri içindeki kadınlar dizlerine vuruyor, kayıp ölüleri için ağıtlar yakıyordu. Saydım. Gözlerindeki her bir yaş, bir kelimeydi. Kelimeler döküp kelimeler yaktılar. Bir zamanlar annemin, “Sulandığında yalnızca çiçekler mi büyür,” diye sorduğunu anımsadım. Şişmiş göz kapaklarının toprağında, kirpiklerini büyüten kadınlar da vardı."
Ödülünü, bizzat sennur sezer'in kalem yoldaşı, sevgilisi, eşi, usta yazar Adnan Özyalçıner'in elinden alan ve sonrasında yaptığı konuşmayla tüm salonu kasıp kavuran öykücü.