şeyh mansuryan efendi

entry1 galeri0
    1.
  1. nihat genç'in memleket hikayeleri isimli kitabından nefis bir öykü.

    Anadolu'nun bilmem neresinde ünü diyardan diyara yayılan bir şeyh efendinin türbesi varmış. Kervanlar, hacılar, yolcular, savaşçılar, meczup dervişler bu türbeye uğramazlarsa işleri rast gitmezmiş. Halk bu türbeye uğrar, şeyhin duasını alırmış.

    Aradan yıllar geçmiş türbeye gelen ziyaretçi akınları gün geçtikçe çoğalmış, türbenin olduğu köy, küçük bir kasabaya dönüşmüş. Türbenin yanıbaşında bir şeyhin dergahı varmış. Bütün geliri-gideri bu şeyh kontrol ediyormuş. Şeyhin hikmetleri, kerametleri halk içinde efsanelere bürünmüş. En uzak diyarlardan dervişler şeyhin hizmetine girip, şeyhin dizi dibinde bir ömür karşılıksız Allah rızası için çalışmak isterlermiş. Gel zaman git zaman şeyhin müridlerinin sayısı binleri geçmiş. Savaşlar başlayıp kıtlıklar girince kervan yollarının yolu değişmiş. Gün geçtikçe şeyhin türbesine, dergaha giden-gelen kalmamış. Şeyh artık etrafında toplaşan müridlerinin karınlarını doyuramaz olmuş. Bu duruma bir son vermek için müridlerinin sayısını azaltmak istemiş. Ve müridlerinin içinde, kırk yıldır kendisine hizmet eden, ak sakallı, zayıf kuru bir ihtiyarı hiçbir işe yaramadığı için kovmuş. Kırk yıl çalıştığı kapıdan kovulan ihtiyar çaresizlikle kapıda ağlamaya koyulmuş. Ağlaması günlerce sürmüş. "Ben bu dağın, taşın ortasında nereye giderim" diye yalvarmaya başlamış. Sabahlara kadar ağlayan ihtiyarın yüzünden şeyhin uykuları kaçmış. Önde gelen müridlerine "Verin şu ihtiyara bir eşek" gitsin, demiş. Zavallı ihtiyar eşeği alıp, yollara düşmüş. Günlerce yol aldıktan sonra, kuş uçmaz kervan geçmez bir dağın başında eşşek ölmüş, kalmış tek başına. Çaresizlikten ağlamaya başlamış. Ben şimdi ne yaparım, diye yana yakıla ağlamaları dağları taşları tutmuş. Bir yandan da eşeğine mezar hazırlıyormuş.

    Çok uzaklardan geçen kervancılar bir ağlama, inilti sesi duyup gelmişler.. Kervancılar "Bu dertli ağlayan kimdir?" diye merak edip, ihtiyara yanaşmışlar. ihtiyara: "Sizi bu kadar ağlatan nedir?" diye sormuşlar. ihtiyar, bir kuru eşek yüzünden ağlıyorum, demeye utanmış. Bir yalan uydurmuş. "Şeyhim Mansuryan efendiyle gidiyorduk, öldü, ona ağlıyorum" demiş. Kervancılar, bu ne sadık bu ne vefalı, bu ne şeyhine düşkün mürid deyip ihtiyarın imanına aşık olmuşlar, taşıdıkları yüklerden eşya, yiyecek, para yardımında bulunmuşlar. ihtiyar aldığı paralarla eşşeğin mezarına bir çit çekmiş. Giden kervancılar gittiği diyarlarda dağ başındaki bu mübarek dervişin ve onun şeyhinin hikayesini anlatmışlar. Anlatılan hikayeler diyar diyar dolaşmış, hikayeler efsanelere masallara dönüşmüş. Artık hangi kervancının yolu oradan geçiyorsa Şeyh Mansuryan'ın türbesine uğrayıp hayır duasını alıyormuş. Gelen-giden kervancıların bıraktığı paralarla zavallı ihtiyar mezara bir duvar örmüş, yanına bir dükkan açmış. Gel zaman git zaman mezarın etrafı bir kasaba kadar büyümüş. Ve Şeyh Mansuryan'ın ünü en uzak diyarlara ulaşmış. Ve bu şöhret eski şeyhinin kulağına gitmiş. Müridleri şeyhe, "Efendim, yakınlarda bir Şeyh Mansuryan türbesi var, ünü o kadar büyük ki mutlaka yanına gidip duasını almak zorundayız" demişler..

    Şeyh sonunda mecbur olup, Şeyh Mansuryan'ın türbesine gelmiş. Bir de ne görsün, dergahından kovduğu zavallı ihtiyar, bu adam. Artık ünlü bir şeyh olan zavallı ihtiyar, eski şeyhini görünce hem memnun, hem de çok tedirgin olmuş.

    Eski şeyhine "Şeyhim, senden Allah razı olsun, bu türbe, Şeyh Mansuryan'ın türbesi değil, senin verdiğin o kuru eşeğin mezarıdır" demiş...

    Eski şeyhi, ihtiyarın kulağına uzanıp: "Üzülme, bizim ordaki de, Şeyh Mansuryan'ın babası olur"..
    3 ...
© 2025 uludağ sözlük