Yahu ben kurtuluş savaşında Fransızlara karşı bu halkla beraber savaştım hep tarih derslerinde. Yüreğimde ayrı bir yerleri vardı. Yazıklar olsun. Türk milliyetçisi bir partinin oyları nasıl yüzde 2'de kalır anlayabilmiş değilim.
Bölücü kürtler urfayı alamadıkları için çıldırmış durumda ve ağızlarından salyalar akıtarak urfalılara hakaretler yağdırıyor. Kimsiniz ulan siz önce evriminizi tamamlayıp insan olun insan.
Beni en çok şaşırtan illerdendir. Yüzde 30 bdp'li olduğunu sanmıyordum. MHP'nin sadece yüzde 2 oy oranı olduğunu bilmiyordum. AKP yüzde 45'ten yukarı çıkmaz sanıyordum. CHP'nin oranı yüzde 10-15 vardır diye tahmin ediyordum.
Fakıbabaya minnetle bağlı urfalılar bu seçimde fakıbaba aday olmadıgından mütevellit oylarını bdp ye yabancı bir isim olmayan baydemire verdiler diye düşünüyorum .
çok güzel olan illerimizdendir*. yemekleri olsun, balıklı gölü olsun, yemekleri olsun, peygamberer şehri olması olsun, yemekleri olsun her şeyi çok güzeldir. yemekleri demiş miydim?
2011 yılında askerdim urfa insanı iyi insandır hoş insandır ama trakyalı olarak yıldızımız barışmadı suruçun köyunden çarşıya gitmek için yola çıktık 20 zırhlı tugaya siahları verdik her neyse arkadas dedi alalım bakkaldan 4 bira gidelim bi tenha bölgeye demlenelim o tekirdağlı bende lüleburgazlıyımdır kötü niyetimiz yok o 2 ben 2 bira alıp demlencez ben gittim bakkala arkadaş dışarda dedim amca bana 4 bira vercenmi o sırada cepten para çıkarıyom adam dedi ne birası dedim bildiğin bira yokmu satılmaz dedi burda bira felen tamam dedim amca çıktık vardık 2 bakkala abla dedim bana 4 bira 2 fıstık yok dedi burda bira felen utanmıyormusunuz gündüz gündüz bira içmeye abla dedim biz kötü bir şey yapmıcazki altı üstü 4 bira alıp gidicez saygısızlık etmedik bide askersini utanmazlar gidin işine dedi bize kadın 3 bakkala gittik onda bulduk orda br genç vardı şansa oda suruçluymuş suruçtan girdik lüleburgazdan çıktık dedim abi böle böle neden bakkaların çoğunda bira yok olum dedi burasını trakyami belledin burda içki satışı azdır dedi bana böle bi urfa hatıram vardır aklıma geldi yazayım dedim uefa insanı sıcak kanlı hoş insandır ama biraz medeniyet içki içen insanlara saygı duysalar çok iyi olucak gibi.
önce bir sergiden tablolar: halilurrahman gölü ve ayn zeliha gölleri, bu göllerin kenarında kendilerine yem atan insanları sürüler halinde takip eden, iştahlı balıklar. Ayn zeliha gölü'nün kenarındaki geniş yapraklı çınar ağaçları. kale'de birinin üzerinde esrarlı yazılar bulunan sevimli iki sütun, halilürrahman gölü'nün yanındaki zarif mimarisiyle zulumiye camii. genel olarak sakinken zaman zaman, yani gözü ''patladığında'' veya ''geldiğinde'' yatağı üzerinde bulunan büyük ağaç. gövdelerini, kocaman kaya parçalarını bir oyuncak gibi önünde sürükleyen boz bulanık sularıyla kara koyun deresi. uzun ve soğuk kış günlerinden sonra doğanın uyandığı ılık bahar mevsiminde kuytu mağaralarında ve yeşil eteklerinde gruplar halinde yatıya çıkılan sevimli dağlar. okuldan kaçan çocukların korkarak içinde yüzdükleri dev teşti. şehrin doğu bölgesindeki düzlükte uzanan meyve ve sebze bahçeleri.
sonra sesler: sarayönü'ndeki yazlık türkmen sineması'nın altındaki bir kahvede ilk defa duyulduğunda derinden etkileyen ve her dinleyişte bu lezzeti yeniden yaşatan Mukim tahir'in içli sesiyle söylediği o inanılmaz güzellikteki kapıyı çalan kimdir türküsü. koyun pazarı'nda manavlık yapan babasının elinden tutarak kendisini götürdüğü sıra gecelerinde hemen her zaman yapılan ve konusu değişmez şekilde peygamberin, sahabenin, 4 halifenin adaletlerine , dürüstlüklerine ilişkin kıssalar, bazen de evliyaların kerametlerine ilişkin hikayeler olan dini sohbetler, koyun pazarı'nda babasının üst dükkan komşusu, bir gözü kör veya şaşı, ama her halükarda kadir ağa'nın boğuk sesiyle söylediği hiçbir estetiğe sığmayan, ama dostlarının gene de büyük bir ilgi ile dinlediği (veya onu kırmamak için dinler göründüğü) hoyrat ve gazeller. çocukluğunda yaz mevsimine tesadüf eden ramazan ayının uzun ve kavurucu sıcak günlerinin akşamları arap meydanı'ndaki evlerinin damına çıkıp ulu cami'nin minaresinden iftar topunun atılmasını beklerken fişeği atan görevlinin minareye çıktığının görüldüğü anda şehirdeki bütün evlerin damlarını saran o neşeli dev uğultu.
ya tatlar ? arkadaşlarıyla birlikte stadyumun etrafındaki boş alanlarda saatlerce top oynadıktan sonra yorgunluktan renkleri atmış, susuzluktan dilleri damakları kurumuş bir şekilde koşup kana kana içtikleri bamya suyu'nun unutulmaz tatlılığı.
görüntüler: bey kapısı bölgesinde suları çekilmiş kara koyun deresinin yatağı içinde aşağı ve yukarı mahalleler arasında yapılan ve zaman zaman hayli vukuatlı, hatta kanlı geçen sapan harplerinin görüntüsü. küçüklü büyüklü mahalle sakinlerinin evlerinin bir köşesinde en değerli eşya olarak itinayla sakladığı, çeşitli uzunluk ve büyüklükte, farklı renkteki ipliklerin birbirlerine sarılmalarından meydana gelmiş, içine konan taş mermiler atıldığında fiyakalı bir şekilde ''şıraak'' diye şaklamaları için bir ucuna ipek ilave edilmiş, bu sapanları başarılı bir şekilde kullanan mehmet ali ve yusufbey gibi sapan kahramanlarının görüntüleri. bu kahramanların savaşın başlangıcında ortaya çıkmamaları, ağırdan almaları, kendi mahalleleri için savaş kötüye doğru gittiğinde mahallelerini kurtarmaları için kğıt oynadıkları kahvelerde yanlarına gönderilen ricacılara karşı gösterdikleri ağırbaşlı hoşgörüleri, yerlerinden ağır ağır doğrularak hayranlarının sevinç çığlıkları arasında savaş alanına gelişleri, kendileri için özel olarak imal edilmiş uzun kollu, geniş yuvalı sapanlarını yine ağırbaşlı hareketlerle açmaları, bir ucunu orta parmaklarına geçirmeleri, dere sularının yuvarlaklaştırıp beyazlaştırdığı iri patates büyüklüğündeki taşları yerden alıp sapanlarının yuvalarına yerleştirmeleri vakur hareketlerle nişan alıp düşman saflarının en kritik bölgelerini birbiri ardından ustaca bombardıman etmeleri, bir süre için direnmeye çalışan düşman safları arasında bir noktada başlayan ilk çözülmeler, yavaş yavaş geriye doğru kaçmalar, sonrada bu kaçışmaların bozguna dönüşmesi...
korkular: uzun kış gecelerinde elektriğin henüz olmadığı veya bağlanmadığı, yetersiz lamba ışığının duvarlarda korkunç hayaletler, devler yarattığı mangalla ısınan oturma odalarında anlatılan o korkunç hikayeler. evlerin en esrarlı , en karanlık bölgesi olan tandırlıklardaki karanlık kuyulardan ince ve ayartıcı bir sesle çocukları kendilerine çağıran ve çabuk kandırılabilir dikkatsiz çocuklar kuyunun başına gelip onun üzerine eğildikleri anda onları kuyunun derin karanlığına çeken , çirkin , şişman şubat karısı efsanesi. etrafta şimşeklerin çaktığı , yağmurun bardaktan boşanırcasına yağdığı soğuk bir gecede , arkadaşlarıyla girmiş olduğu lanetli bir iddia sonucu urfa'nın bir kaç kilometre batısındaki dağlık bölgede bulunan derin bir mağaraya (kanlı mağara) ziyaretinin kanıtı niteliğinde bir kazık çakmaya giden , onun en derin noktasına kazığı çakan ancak karanlıkta etrafını göremediğinden ve o kritik anda duyduğu büyük heyecan sonucu farkında olmaksızın söz konusu kazığı kendi zıbınının eteğine de çakan, geriye döneyim derken kendisini arkasından birinin tuttuğunu sanıp, paniğe kapılıp bu panik sonucu dışarı çıkamayarak çırpına çırpına ölen urfalı talihsiz gencin hikayesi.
tablo: yaz gecelerinde vücudu saran yorganın tatlı serinliği altında seyrettiği sayısız yıldızlarla dolu sonsuz gökyüzünün parıltıları altında dalınan derin huzurlu uykular...